{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1658 Esas<br>KARAR NO: 2024/49 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2018/183 Esas - 2021/161 Karar<br>TARİHİ: 24/02/2021<br>DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 25/01/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı ile davalılar arasında 03.04.2014 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığını, aracılık ilişkisinin devamı sırasında 27.04.2015 ve 13.07.2016 tarihlerinde de aracılık sözleşmeleri imzalandığını, işlemin fesih tarihine kadar taraflar arasındaki ilişkinin fasılasız olarak devam ettiğini, davalı tarafından 03.10.2017 tarihinde Beşiktaş ... Noterliğinden keşide ettiği ihtarname ile herhangi bir neden göstermeden sözleşmeyi feshettiğini, sözleşmenin feshinin haksız oluşundan ötürü TTK md.122 ye istinaden denkleştirme tazminatı talep etme hakkının doğduğunu beyanla şimdilik 50.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; taraflar arasında 13.07.2016 tarihinde imza altına alınan süresiz bir acentelik sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin 12. maddesine göre taraflardan herhangi birinin 3 ay önceden haber vermek suretiyle sözleşmenin feshini talep edebileceğini, müvekkilinin de bu şekilde yaparak Beşiktaş ... Noterliğinden 03.10.2017 tarihinde, ... yevmiye no ile ihtarname keşide ederek sözleşmeyi feshettiğini, sözleşme feshinin sözleşmeye uygun olarak yapıldığını, herhangi bir haksızlığın bulunmadığını, davacının tazminat talebinin olamayacağını, davanın haksız açıldığını beyanla reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 24/02/2021 tarih ve 2018/183 Esas - 2021/161 Karar  sayılı kararında;\"Dava; acentelik sözleşmesinden kaynaklanan denkleştirme tazminatı talebine ilişkin alacak davasıdır. ...Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde ve değerlendirildiğinde;Taraflar arasında 03/04/2014 tarihli Sigorta Aracılık Sözleşmesi, akabinde 27/04/2015 tarihli ve 13/07/2016 tarihli acentelik sözleşmelerinin imzalandığı,  bu sözleşme ile davacının 03/04/2014 tarihinden başlamak üzere, sözleşmenin davalı tarafından keşide edilen  Beşiktaş ... Noterliğinin 03/10/2017 tarih ... yevmiye numaralı ihtarname ile feshedildiği tarihe kadar acentelik hizmeti yerine getirdiği görülmüştür. Davacı taraf sözleşmenin feshinin haksız olduğundan bahisle TTK122.maddeye dayalı olarak şimdilik 50.000,00-TL denkleştirme tazminatı talep etmiş olup, davalı taraf sözleşme feshinin sözleşmeye uygun olarak yapıldığı ve herhangi bir haksızlığın bulunmadığı, bu nedenle davacının tazminat talebinin olamayacağı savunmasıyla davanın reddini talep etmiştir. Dosya kapsamı ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde;  davalının dayandığı fesih sebebi, acentelik sözleşmesinde Derhal (haklı) fesih nedenleri arasında sayılmadığından davalı sigorta şirketinin feshinin haklı nedene dayanmadığı, davalı Sigorta Şirketinin Davacının sigorta acenteliğini haklı neden göstermeksizin feshettiği anlaşılmakta, ayrıca 3 aylık ihbar süresi ile ilgili olarak TTK. md. 121 /I hükmünde bulunan düzenleme denkleştirme isteminde bulunmasına engel teşkil etmediğinden, davalının haksız feshinden dolayı davacının tazminat talep etme hakkı olduğu değerlendirilmiştir. Portföy tazminatı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16 maddesinde düzenlenmiş olup, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi acentesinin portföyü sayesinde önemli çıkarlar elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa acente sigorta şirketinden tazminat isteyebilir. Somut olayda, sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanmadığı tespit edildiğinden ve sözleşmenin davacının kusuru ile sona erdirildiği ispatlanamadığından davacının denkleştirme tazminatına hak kazandığı kabul edilmiş ve bilirkişi heyetinin 07/09/2020 tarihli ikinci ek raporunda denkleştirme tazminatı  172.925,67-TL olarak hesaplandığından davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.\"gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 22. maddesinde bir delil şartı düzenlemesi bulunmakla işbu delil şartına göre müvekkili şirketin defter, kayıt ve dökümanlarının münhasır delil olarak kabul edildiğini, taraflarınca karşı tarafın defterlerinin incelenmesine muvafakatleri olmadığı hususunun gerek yazılı gerek sözlü beyanları ile defaatle mahkemeye bildirilmesine ve yalnızca müvekkili şirket defter ve kayıtlarının incelenmesi talep edilmesine rağmen mahkemece bu talepleri de karara bağlanmayarak her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine karar verildiğini, davacı tarafça sunulan kayıtlar incelenerek oluşturulan raporun hükme esas alındığını ve kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında akdedilen sözleşme içerisinde delil şartı getirildiğini, sözleşmenin ilgili maddesinde açıkça müvekkili şirketin defter ve kayıt ve bilgisayar kayıtlarının münhasır delil olarak kabul edileceğinin  hüküm altına alındığını;Mahkemenin hangi gerekçe ile tarafların serbest iradeleri ile akdetmiş oldukları sözleşme hükmüne aykırı olarak delil şartını göz ardı etmiş olduğu hususunun taraflarınca anlamlandırılamadığını, karşı yanın defterleri incelenmek suretiyle rapor tanzim edilmesinin ve raporun hükme esas alınmasının taraflar arasında akdedilen sözleşmeye açıkça aykırılık teşkil ettiğini, akdedilen sözleşmelerde delil şartı, yetki şartı gibi sözleşmenin dava ayağındaki önemli unsurları dikkate alınmayacak ise, tarafların zaman zaman başkaca maddeler üzerinden taviz vererek elde ettikleri ve sair mevzuatlar içerisinde de korunan bu hakların sözleşmeler içerisine eklenmesinin öneminin kalmayacağını düşündüklerini, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olan davacının kendi iradesi ile imzalamış olduğu sözleşme maddelerinin sonuçlarına katlamak zorunda olduğunun kabulü gerektiğini, aksi durumun kabulünün kanunu dolanma niteliğinde olduğunu ve tarafların iradelerinin yanı sıra hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, istinafa konu kararın salt bu yönden dahi esasa girmeden usulden bozulması gerektiğini ve ispatlanamayan davanın reddinin gerektiğini;Gerek delil şartı gereği, gerek ise de yargılamada gelinen aşama nedeniyle davacının delil sunmasına muvafakatleri olmadığının defaatle belirtildiğini, bu nedenle davacının davasını ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine yönelik karar verilmesi gerekirken Mahkemece salt davacının sunduğu kayıtlara dayalı olarak tanzim edilen rapor esas alınarak hüküm cihetine gidildiğini, kararın bu yönüyle kabulünün mümkün olmadığını, davacının müvekkili şirket tarafından acentecilik sözleşmesinin haklı sebep olmadan feshedildiğini,  şirkete yeni müşteriler kazandırdığını iddia ile portföy tazminatı talepli huzurdaki davayı ikame ettiğini ancak iddialarını ispata yarar hiçbir delil ileri süremediğini, Mahkemece de takdir edileceği üzere genel ispat kuralı uyarınca davacının ispat yükü altında olduğunu, yine Yargıtay kararları uyarınca davacının müvekkili şirkete kazandırdığı müşteriler nedeni ile müvekkili şirketin önemli menfaat elde ettiğini ve hakkaniyet gerektirdiği şartlarını ispatla yükümlü olduğunu, (Yargıtay 11.H.D. 2016/2170 E. 2017/2780 K. sayılı kararının ve Yargıtay 11.H.D. 2018/3414E. 2019/4977 K. sayılı kararı);Acentelerin Denkleştirme (Portföy) tazminatına hak kazanabilmeleri için öncelikle ispat kaideleri gereği iddialarını ispatlamakla mükellef olduklarını ancak davacının ilgili bedellere hak kazanmasının hakkaniyet gereği olduğunu yada davacının portföyü sayesinde müvekkilinin önemli menfaatleri olduğunu ispata yarar herhangi bilgi ve belge sunulamadığını, bu hususu ispatla mükellef olan davacının bugüne kadar iddialarını ispatlayamamış olması hasebiyle davanın reddi gerektiğini, bilirkişi raporlarında davalı portföyüne kazandırılmış ve ilişki devam ederken poliçe kesilmiş müşterilerle ilişkisinin daha sonraki poliçe yenileme döneminde devam edip etmediğine dair kayıtların dosyada bulunmadığının tespit edildiğini, ilgili kayıtlar müvekkili şirket açısından önemli menfaat elde edilip edilmediğini değerlendirme noktasında önem arz etmekte olup, bu hususlara ilişkin ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu ancak davacı tarafından bu hususa ilişkin neredeyse yargılamanın son aşamasına değin somut hiçbir delil sunulmadığını, bu kapsamda davacının iddiasını ispat edememesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekmekteyken Mahkemece davacı yanca sunulan kayıtların değerlendirilmesi nedeniyle dosyanın tekrar bilirkişi heyetine gönderildiğini;Taraflarının muvafakati bulunmaksızın bilirkişi raporunda belirtilen kayıtların davacı yanca dosyaya sunulmasının ve hükme esas alınmasının kabulünün mümkün olmadığını, 6100 sayılı HMK’nın 140./5 maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere tarafların, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorunda olduklarını, şayet taraflar bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa tahkikata başlamadan önce taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamalarının kanun koyucu tarafından düşünüldüğünü ve düzenlemenin bu gerekçeye dayalı olarak oluşturulduğunu, Mahkemece takdir edileceği üzere tarafların bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikatın mevcut delillerle yürütüleceğini ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtiklerinin kabul edileceğini, tahkikatın amacının, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmek olduğunu, aksi halde tahkikatın tamamlanamayacağının ve yargılamanın uzayacağının açık olduğunu, Mahkeme tarafından yapılan ön inceleme duruşmasında 1 numaralı ara karar ile taraflara henüz sunulmayan belgeleri mahkemeye sunmak veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirilmesi amacıyla kesin süre verildiğini ve bu süre içerisinde eksiklik giderilmezse delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağının açıkça ihtar edildiğini;Davacı yanca delillerin dosyaya sunulmadığını, eksikliğin giderilmediğini ve kanun hükmü uyarınca delile dayanmaktan vazgeçildiğini, bu kapsamda bilirkişi raporunda belirtilen kayıtların dosyaya sunulmasının kanunen mümkün olmamakla birlikte taraflarının da bu hususa ilişkin muvafakati bulunmadığını belirtmeleri gerektiğini, nitekim bilirkişi raporlarında bu eksikliğin; \"Davacı acenteliğinin fesihten sonra hangi müşterilerini kaybettiği ve hangi müşterilerinin davalı sigorta şirketinde kalarak sigorta yaptırmaya devam ettiği ve  bu nedenle de davalı sigorta şirketinin bu sayede menfaat elde ettiği yönünde delil sunulması gerektiği tespit edilmiştir.\" şeklinde belirtildiğini, bilirkişilerce her ne kadar bu eksiklik tespit edilse de ilgili eksikliğin tazminat tutarının hesaplanması için gerekli olduğunun belirtildiğini, taraflarınca izah edilen ve bilirkişilerce de tespit edilen eksik hususların açık kanun hükmü gereği tutara ilişkin değil tazminata hak kazanmanın şartlarına ilişkin olduğunu, müvekkili şirketin menfaat elde ettiği veya davacının müşteri kaybı yaşadığına ilişkin herhangi bir delil ileri süremediği bilirkişi raporu ile tespit edilmesi ve açık kanun hükmü karşısında davacının davasını ispat edemediğinin kabulü gerektiğini; Yerel mahkemece gerekçeli kararda her ne kadar davacı ve davalı yanın dilekçeleri özetlenmiş olsa da, ne taraflarınca cevap dilekçesinde açıkça belirttikleri, ne de rapora beyan ve sair dilekçeler ile belirttikleri fesih nedenlerine ilişkin herhangi bir tespit yahut değerlendirme içerisinde bulunulmadığını, aynı şekilde Mahkemece tek cümle ile sözleşmede yer almaması sebebiyle feshin haklı nedene dayalı olmadığı belirtilmekle yetinilmiş olup feshin haksız olduğunu açıklar başkaca hiçbir izahata ihtiyaç duyulmadığını, fesih hususunun yanı sıra tazminat için aranan diğer şartların da hiçbir şekilde gerekçeli kararda incelenmediğini, gerekçeli kararda feshin haklı nedene dayandığı ispat edilemediğinden davacının denkleştirme tazminatına hak kazanacağının belirtildiğini, kanunen aranan diğer şartların yok sayıldığını, kararın bu haliyle kabulünün mümkün olmadığını, bu durumun dahi eksik incelemeyle davanın kabul edildiğini gösterdiğini;Hukukumuzda gerekçeli karar hakkının Anayasal düzeyde korunduğunu, gerekçeli karar hakkının bir unsuru olduğundan şüphe olmayan adil yargılanma hakkı kapsamında kararların gerekçeli olması gerektiğinin vurgulandığını, gerek ulusal gerek uluslararası düzenlemelerde gerekçeli karar hakkının tüm mahkemelere yüklenmiş bir zorunluluk olarak tezahür ettiğini, Yerel mahkemece verilen kararın hukuken doyurucu bir karar olmamakla birlikte kararın neden, nasıl, hangi hukuki gerekçeyle ve hangi delillere dayanıldığının belirtilmediğini, aynı doğrultuda, Yargıtay içtihatlarında, mahkemelerin kararlarını verirlerken bağımsız ve serbest olsalar da, kararlarının hangi temel ya da temellere dayandığını yeterli açıklıkta belirtme yükümlülüğü altında olduklarının altı çizildiğini, Yargıtay kararlarına göre, gerekçenin hükümle sebep sonuç ilişkisinin kurulmasını sağlayacak yeterlilikte, açık, anlaşılabilir ve tatmin edici olması gerektiğini ve ayrıca hüküm kurulurken neden, nasıl, hangi yasal gerekçeleri ve hangi kanıtların değerlendirildiğini içermek zorunda olduğunu;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, hukuka uygunluk denetiminin yapılabilmesi için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş ve hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren bir gerekçelendirmenin bulunmasının zorunlu olduğunu, karar gerekçesinde feshin haklı olmadığına dayanak gösterilen bilirkişi raporlarının somut olmayan, hukuki irdeleme içermeyen raporlar olup; taraflarınca dosyaya sunulu tüm dilekçelerde ayrıntılı olarak bu raporlara itiraz edilmesine rağmen hükme esas alındığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece komisyon oranları üzerinden hesaplama yapıldığını, denkleştirme tazminatına hak kazanabilmek için aranan diğer şartların hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, adeta davacının tazminata hak kazandığı varsayımı ile hareket edilerek sadece rakamsal değerler üzerinden inceleme yapıldığını, portföy tazminatı ve hesabının somut olaya göre değerlendirilmesi gerektiği hususunun Yargıtay kararları ile sabit bir husus olduğunu, salt rakamsal bir değerlendirmeyle doğrudan karar verilmemesi gerektiğini, feshin haklı ya da haksız fesih olup olmadığı değerlendirilerek haksız fesih var ise kanunda aranan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilip akabinde hüküm cihetine gidilmesi gerektiğini, Yerel mahkemece varılan kanaatin aksine davacı yan ile müvekkili şirket arasında akdedilen sözleşmenin sözleşme hükümlerine ve kanuna uygun olarak haklı sebeple feshedildiğini, aksi hususun kabulünün hukuk nezdinde mümkün olmadığını;Davacı tarafından acentelik faaliyetinin gereği gibi yapılmadığından bahisle müvekkili şirket tarafından Beşiktaş ... Noterliği'nin 3.10.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile  davacının acenteliğinin mevzuata ve sözleşmeye uygun olarak feshedildiğini, taraflar arasındaki sözleşme müvekkili şirket tarafından haklı sebeple feshedilmiş olmakla sözleşmenin feshi sebebiyle davacının denkleştirme tazminatı hakkının oluşmadığını, TTK madde 122/3'ün; \"Müvekkilin feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.\" şeklinde olduğunu, gerekçeli kararda tarafların iddia ve savunmaları bilirkişi raporlarında yer verilen tespitler ve itirazlara yer verilmişken kararın gerekçesinin yalnızca tek cümle ile açıklandığını, ilgili gerekçenin davalının dayandığı fesih sebebinin acentelik sözleşmesindeki fesih nedenleri arasında sayılmadığından bahisle feshin haklı nedene dayanmadığı çıkarımından oluştuğunu;Taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesinde haklı fesih hallerinin sınırlı sayıda sayılmadığını, birçok sebebe yer verildikten sonra gibi ifadesi ile benzer hallerin de madde kapsamına dahil edildiğini, acentenin özensiz poliçe tanzim etmesi halinin haklı fesih sebebi kabul edildiğini, davacı acente tarafından hasar prim oranı yüksek ve riskli üretimler yapıldığını, aynı şekilde üretimin neredeyse %80'inin oto ağırlıklı branşlardan oluştuğunu, bu branşta müşteri kazanımı için acentenin ekstra çaba sarf etmesine gerek bulunmadığını, oto branşının toplam üretim içerisindeki oranı ve yine üretim genelinde hasar prim oranına bakıldığında davacı acentenin özensiz davranışlarla müvekkilinin menfaatini zedelediğinin görüleceğini, değinilen ve aşağıda detaylıca izah edilecek nedenlerle feshin haklı nedene dayalı olduğunun kabulü gerektiğini;Dava konusu somut olayda acentelik sözleşmesinin davacının kusuru ile feshedildiğini, davacı tarafından acentelik faaliyeti gereği gibi yapılmadığından bahisle müvekkili şirket açısından haklı fesih şartlarının oluştuğunu, basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğü altında bulunan davacının müvekkili şirketin menfaatlerini göz önünde tutarak poliçe üretmesinin istendiğini ve beklendiğini, bilindiği üzere sigorta şirketlerinin ticari şirketler olduğu için kazanç kaygısı taşıdıklarını, bu sebeple bahsedilen durumun acentelik sözleşmesinin feshi için haklı sebep oluşturduğunu, müvekkili şirketin acentelik sözleşmesini haklı sebeple feshettiğinden bahisle acentenin denkleştirme tazminatı talebinin mesnetsiz olduğunu, davaya konu somut olay için yol gösterici nitelik arz eden Yargıtay kararlarında açıkça acentenin hasar durumunu bilmesi düşünülemeyecek olsa da bu durumun süregelmesi halinde acentenin müşteri seçiminde özenli davranmadığı ve dolayısıyla müvekkili şirketin menfaatlerini zedelediğini gösterdiğini, işbu durumun dahi kendi başına davacı acentenin kusurlu davranışının tezahürü niteliğinde olduğunu, buna binaen bilirkişi raporu uyarınca davacı lehine portföy tazminatına hükmedilmesinin hukuka olduğu kadar hakkaniyete de aykırılık teşkil ettiğinin açık olduğunu;TTK madde 122/3 gereğince haklı sebeple fesih hallerinde denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, kaldı ki kabul anlamına gelmemekle birlikte feshin haklı nedene  dayanmaması halinde dahi kanunen aranan amir şartların dava konusu somut olay açısından oluşmaması nedeniyle portföy tazminatına hak kazanılmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirketin acentelik sözleşmesini haklı sebeple feshettiğinden bahisle Mahkemece hükmedilen denkleştirme tazminatının haksız ve yersiz olup kaldırılması gerektiğini, sözleşme feshinin yanı sıra sözleşme ilişkisinin sona ermesinin ardından, acentenin denkleştirme isteminde bulunabilmesi için kümülatif nitelikteki üç şartın gerçekleşmesi gerektiğini, acentelik sözleşmesinin haklı sebeple sona erdirildiğini tekrar ile denkleştirme tazminatı için gerekli olan, diğer şartların da somut olay açısından söz konusu olmadığını;TTK' nın 122. maddesinde bunların;a) Müvekkilin, acentenin getirdiği yeni müşteriler sayesinde sözleşmenin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi,b) Acentenin, sözleşmenin sona ermesi sebebiyle, onun getirdiği yeni müşterilerle yapılan ve kısa süre içerisinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etseydi elde edebileceği ücret istee hakkını kaybetmesi,c) Somut olayın özellik ve şartlarında denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi olarak sıralandığını;Kanun koyucunun sadece hakkaniyet denetimini yeterli görmediğini, tazminata hak kazanabilmek için önemli menfaat kıstasını getirerek acentenin ileriye yönelik ve varsayımsal hesaplarla bulunacak bir bedeli gerçekten hak ediyor olduğunun ispatlanmasını arzu ettiğini, burada ispat yükü genel ispat kuralı uyarınca davacı acente üzerinde olmakla birlikte davacı acentenin iddialarını temellendiremediğini, somut deliller ileri süremediğini, görüldüğü üzere acentenin yeni müşteri çevresi oluşturmuş olmasının denkleştirme istemi bakımından tek başına yeterli olmamakla aynı zamanda müvekkilinin bu müşteri çevresinden önemli ölçüde menfaat elde etmesi de gerektiğini, bu noktada müvekkilinin önemli bir menfaat elde ettiğinin bilirkişilerce tespit edilemediğini, yine Mahkemece bu hususta hiçbir inceleme yapılmadığını tekrar etmekte fayda gördüklerini, öğreti ve doktrinde kabul edildiği üzere sigorta acentelerinin faaliyetleri sırasında dengeli bir portföy yapmaya özen göstermekle yükümlü olduklarını, hep aynı sigorta branşında sigorta poliçesi düzenlemenin sigorta tekniği açısından son derece olumsuz bir durum olduğunu, sigorta acentelerinin her türlü sigortayı yaparak riskin dağılımına yardımcı olmaları gerektiğini;Davacı yanın poliçe oranlarına bakıldığında tanzim etmiş olduğu poliçelerin %80’inin oto branşına ait olduğunu, davacı yanın üretim dağılımına ilişkin kayıtların dosyada mübrez olduğunu, bu kapsamda bu branşlarda sigorta hizmeti alan müşterilerin genel olarak sektörde sigorta firmasına sadakatinin, ana sigorta firmasının müşterilere sunduğu sigorta olanaklarının fiyatlandırması ve müşterilere sunulan taksit imkanlarının müşteriler tarafından değerlendirilerek ana sigorta firmasının sunduğu olanaklara göre değişen, ana sigorta firmasının sunduğu imkanlara göre karar veren müşteri portföyünden oluştuğunun kabulünün elzem bir durum olduğunu, üretiminin çoğunu Trafik Poliçe ve Trafik Poliçesi ile birlikte satılan ürünlerden oluşturan davacının TTK 122. maddesine göre denkleştirme tazminatı isteme hakkı bulunmadığını, kök bilirkişi raporunda açıkça;\"Sigorta acenteleri faaliyetleri sırasında dengeli bir portföy yapmaya özen göstermekle yükümlüdürler, hep aynı sigorta branşında sigorta poliçesi düzenlemek sigorta tekniği açısından son derece olumsuz bir durumdur. Sigorta acenteleri her türlü sigortayı yaparak riskin dağılımına yardımcı olmaları gerekmektedir.... Sigorta sektöründe en önemli kural dengeli portföy dağılımıdır. ... Son yıllarda sigorta acentelerince trafik sigorta poliçesi düzenlemeye ağırlık verilmiş olup neredeyse tüm portföyünü trafik sigorta poliçesinden oluşturan acenteler de bulunmaktadır.  Bu en kolay sigorta temini olup zorunlu bir sigprta türü olduğundan dolayı çok büyük bir emek sarfetmeden müşteri temini yapılabilmektedir. Sigorta sektöründe en çok aranan ve en başarılı kabul edilen acente türü kaza branşı denilen kasko ve trafik poliçesi dışında sigorta poliçesi temin eden acentedir. Bunun için de acentelerin portföylerini sadece oto sigortaları ile değil oto dışı sigortalarından da oluturmaları gerekmektedir.  Bunun yanı sıra oto sigortaları hasar frekansı ve hasar yapıları yüksek ürünlerdir. Bu durumsa teknik zarara yol açmaktadır...\" şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğunu ancak davacı yanın üretiminin %80'lik kısmının trafik poliçesinden oluştuğunun göz ardı edildiğini, bu hususun ne acentelik sözleşmesinin feshi için haklı sebep teşkil edip etmeyeceği, ne de tazminata hak kazanım koşulu olan hakkaniyet gereğine uygun düşüp düşmediği açısından irdelemeye tabi tutulmadığını, kanunda ve Yargıtay kararlarında açıkça portföy tazminatı şartlarının somut olaya göre değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmasına rağmen bilirkişilerce hazırlanan raporda kanun maddelerine ve uygulama problemlerine lafzi olarak değinildiğini, dava konusu somut olay açısından kanaat oluştururken dikkate alınmadığını;Önemli menfaatin yanı sıra hakkaniyete uygun düşme şartının hangi gerekçe ile kabul edildiğinin de izah edilmediğini, hakkaniyet ve önemli menfaat şartına ilişkin tek cümlelik gerekçeye dahi yer verilmediğini, bu hususun kabulünün mümkün olmadığını, bu hususların tazminata hak kazanmanın şartları olmakla kümülatif şart niteliğinde düzenlendiğinden bahisle bir arada bulunması gerektiğini, tazminata hak kazanmak için aranan bu şartlar hiçbir şekilde irdelenmeden, somut olaya göre değerlendirilmeden farazi olarak tazminata hak kazanmanın hakkaniyet gereği olduğu varsayımı ile rapor tanzim edilmesinin kanunda düzenlenen şartın açıkça yok sayılması olduğunu, bu hususun hukuk nezdinde kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirket aleyhine açılan İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1151 E. sayılı dosyasında açıklanan gerekçelere dayanılarak ret kararı verildiğini, portföy tazminatına hak kazanabilmenin diğer şartlarının oluşmaması nedeni ile tazminata hak kazanılamayacağına ilişkin bir çok bilirkişi raporunun mevcut olduğunu, emsal teşkil etmesi açısından ekte bazı bilirkişi raporlarını sunduklarını;Hükme esas alınan bilirkişi raporunda salt rakamsal değerlendirmelerle raporun tanzim edildiğinin görüldüğünü, ilgili acentenin sigorta yaptırmış olduğu kişilerin yüzde kaçının bir sonraki sene tekrardan sigorta yaptırdığı hususu da dikkate alınarak rapor tanzim edildiğinde, davacı yanın gerçekten de müvekkili şirkete müşteri kazandırıp kazandırmadığı hususlarının açıklığa kavuşacağını, sigorta yaptıranların verilen hizmet ve bedel sebebiyle mi müvekkili şirkete sigorta yaptırdıkları yoksa acentenin çabası hasebiyle mi sigorta yaptırdıkların tespiti bakımından önem arz ettiğini, ezcümle sigorta yaptıran kişilerin ne kadarının bir sonraki sene sigorta yaptırdığı hususunun davacı yanın gerçekten müşteri portföyü kazandırıp kazandırmadığının anlaşılması açısından irdelenmesi gerektiğini ve bu irdeleme neticesinde  somut olaya göre değerlendirilmeliyken salt rakamsal incelemelerle oluşturulan raporun hükme esas alınmasının kabul edilemez nitelikte olduğunu;Portföy Tazminatının; acente bayilik sözleşmesi benzeri bir sözleşmenin sona erdirilmesi halinde; ana firmanın, bayi veya acentenin sağladığı müşteri çevresi nedeniyle elde ettiği kazancın bir miktarını, bayi veya acenteye ödemesi olduğunu, bilindiği üzere müşterilerin ilgili acentelere, acenteler sebebiyle değil, acentelerin temsil ettiği ana şirketler için gittiğini, bu noktada müşterilerin yapılan sigortalara ilişkin sunulan bedeller, sigortasal hizmetler, kapsamları Serbest Piyasa Koşulları gereği, kanun ve yönetmelikler kapsamında Ana şirketlerce belirlendiğini, müşterilerin işbu hizmet ve bedelleri hasebiyle o ana şirketleri seçtiğini, bu kapsamda portföy tazminatı iddiasında acentenin, müvekkili şirketin marka değeri ve sunmuş oldukları  dışında portföy oluşturabilmek için müşteriler nezdinde yapmış olduklarını ispatlaması gerektiğini, davacı yanca yargılama kapsamında bu hususa ilişkin hiçbir delil ileri sürülmediğini, talep edilen alacak kaleminin reddi gerektiğini;Davacının tazminata hak kazandığının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla bilirkişilerce yıllık komisyon ortalaması esas alınarak portföy tazminatı olarak hesaplanan ve hükme esas alınan bedelin azami tutar olduğunu, nitekim kanunun ilgili maddesinde açıkça tazminatın komisyon ortalamasını geçemeyeceğinin belirtildiğini, Mahkemece müvekkilinin menfaati ve acente kaybının hesaplanması akabinde ortaya çıkan değerlerin, hakkaniyet denetiminden geçirilmesi ve somut olayın kendine özgü şartlarına göre gereken indirimin veya artırımın değerlendirilerek tazminatın hesaplanması gerektiğini, TTK'nın 122.maddesinde öngörülen komisyon ortalamasının üst sınır denetimi mahiyetinde olmakla nihai tutarın azami sınırı aşmaması gerektiğini, bu nedenle davacının tazminata hak kazandığının kabulü anlamına gelmediğini yinelemekle hükmolunan tutarın fahiş olduğunu;Bilirkişi raporlarında hakkaniyet indirimi uygulanmadığı gibi Mahkemece de hesaplanan tazminat miktarında herhangi bir hakkaniyet indirimi uygulanmadığını, davacı yanca üretilen poliçelere ilişkin gerek poliçe iptal oranları, gerekse de acentenin çoklu acente olarak faaliyet göstermesi nedeniyle hakkaniyet indirimi uygulanmasının hukuk ve hakkaniyet adına zaruret kesbettiğini, yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporlarında komisyon oranları üzerinden hesaplama yapılarak herhangi bir hakkaniyet indirimi uygulanmadan tazminat tutarının tespit edildiğini, Yerel mahkemece tespit edilen en yüksek tazminat tutarına hükmedildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla hesaplanan tazminat tutarından Mahkemece hakkaniyet indirimi uygulanması gerektiğini, bu noktada davacı acentenin müvekkili şirketin yanında birçok şirketin acenteliğini yapmakla gelir kaybına uğramasının mevzu bahis olmadığını, karara bu yönüyle de itiraz ettiklerini beyanla; Yerel mahkemece verilen kararın tehiri icra talepli olarak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırı olması nedeniyle kaldırılmasını, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesini, davacının taleplerinin reddiyle yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmilini, bahsi geçen kararın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değilse, hükmün kaldırılarak dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesi uyarınca acentelik sözleşmesinin haksız şekilde feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı talebine ilişkindir. Davacı, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin, davalı yanca haksız şekilde feshedildiğini iddia ederek sözleşmenin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, davalı taraf sözleşmenin 3 aylık fesih ihbar süresine uyularak ve davacıdan istenilen verimin alınamaması, davacının prim üretimini azaltması, yeterli performans göstermemesi nedeniyle feshedildiğini, tazminat talep edilemeyeceğini, tazminatın diğer koşullarının da oluşmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.HMK'nın 193. maddesinde delil sözleşmesi düzenlenmiş olup, ikinci fıkrasında taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Somut dosyada, niteliği itibariyle davayı aydınlatacak en önemli delilin ticari defter ve kayıtlar olması ve bu noktada her iki tarafın ticari defterleri ile kayıtlarının birlikte incelenmesi gerektiğinden Mahkemece, acentelik sözleşmesinin 22. maddesinde yer alan delil anlaşması dikkate alınmaksızın inceleme yapılmış olması açıklanan yasal düzenlemeye uygundur. Davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir.HMK'nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında, uyuşmazlığın aydınlatılması için zorunlu olması halinde Mahkemenin taraflardan delil göstermesini istemesi mümkündür. Bu kapsamda Mahkemece davacı tarafa, bilirkişi raporunda uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için incelenmesi gerektiği belirtilen ve dosya kapsamında bulunmayan ancak ticari defterlerle bağlantılı olan kayıtların sunulması için süre verilmesi ve bu sunulan kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Acentelik sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak 6207 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 121/1. maddesi \"Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir.\" düzenlemesini haizdir. Buna göre, taraflardan birinin üç aylık ihbar süresine riayet ederek sözleşmeyi feshetmesi halinde acentenin denkleştirme tazminatı talep hakkı düşmez ancak sigortacı haklı nedenle sözleşmeyi feshetmiş ve haklı neden teşkil eden durum acentenin kusurundan kaynaklanmış ise, acentenin tazminat talep hakkı düşer.  TTK'nın 122. maddesinde;\" sigortacının acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi\", denkleştirme tazminatı şartı olarak kabul edilmiş ve hükmedilecek tazminatın üst sınırı, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalaması olarak belirlenmiştir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesi hükmüne göre ise, sigorta acentesinin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için; \"sigorta acenteliği ilişkisinin sona ermesinden sonra sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması yada kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması\" gerekir. Bu noktada Sigortacılık Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan yasal düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, acentenin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için sözleşmesinin haksız şekilde feshedilmiş olması yeterli olmayıp, acente tarafından kazandırılan yeni müşteriler( portföy) sayesinde sigorta şirketinin fesihten sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, kendisi tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi ve somut olayın özelliklerine göre hakkaniyetin acenteye tazminat ödenmesini gerektirmesi aranacak diğer koşullardır. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; taraflar arasında 13.07.2016 tarihli acentelik sözleşmesinin imzalandığı ve sözleşmenin davalı tarafça 03.10.2017 tarihli Noter ihtarnamesi ile herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin üç ay sonra hüküm ifade etmek üzere feshedildiği anlaşılmıştır. Davalı taraf cevap dilekçesinde davacı acentenin sözleşmesinin istenilen performansı göstermemesi, prim üretimini azaltması nedeniyle haklı olarak feshedildiğini iddia etmiş ise de, davacı acente ile aralarında yıllık veya sözleşme süresi itibariyle belirlenmiş bir üretim hedefi olduğuna ve davacı acentenin bu hedeflere uymadığına dair bir delil sunmamıştır. Sözleşmenin haklı sebeple feshini düzenleyen maddesinde de bu durum bir fesih sebebi olarak sayılmamıştır. Dolayısıyla sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini ispat yükü kendisinde olan ve bu durumu ispat edemeyen davalı tarafın bu hususa yönelik istinaf sebepleri yerinde değildir. Bununla birlikte, Mahkemece sözleşmenin feshinin haksız olduğu kabulünden sonra, denkleştirme tazminatı talebinin kabulü yönünden yapılan değerlendirmeye bilirkişi 2. ek raporunun esas alındığı, bilirkişi 2. ek raporunda davacı acentenin, sözleşmenin başından feshine kadar geçen sürede gerçekleştirdiği üretim ve kazandığı komisyon tutarının ortalamasının belirlendiği, bunun dışında raporda denkleştirme tazminatının diğer şartları yönünden yapılacak değerlendirmeye esas olarak; davacının hangi branşlarda üretim yaptığı, müşterilerinin kim olduğu, sözleşmenin başlangıcından itibaren tespit edilen branşlardaki üretiminin davalı açısından yeni bir müşteri portföyü olup olmadığı, sözleşmenin feshinden sonra poliçesini yenileyen müşterilerin hangi müşteriler olduğu, davacının portföyünde sayılıp sayılmayacakları, yenilenen poliçelerin hangi branşlarda olduğuna yönelik bir incelemenin bulunmadığı, Mahkemece de kararda denkleştirme tazminatının yukarıda sayılan diğer koşulları yönünden bir değerlendirme yapılmadığı gibi, acentenin son beş yıllık üretimi sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalaması hükmedilecek tazminatın üst sınırı iken, ne sebeple üst sınırdan tazminata hükmedildiğinin de açıklanmadığı, bu şekilde eksik inceleme ve araştırma neticesinde usul ve yasaya aykırı şekilde karar verildiği, davalı vekilinin bu husustaki istinaf sebeplerinin haklı olduğu anlaşılmıştır.Bu durumda Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarını düzenleyen heyetten veya yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosya kapsamı üzerinde yapılacak incelemeye göre; davacı acentenin, acentelik süresince davalı adına düzenlediği poliçelerin türlerinin, sürelerinin, hangi müşteriler ile yapıldıklarının ve bu minvalde davacı acentenin kendi gayreti ile davalıya kazandırdığı müşteri portföyünün, davalının acentelik ilişkisinin sona erdiği tarihten dava tarihine kadar davacı acentenin kazandırdığı hangi müşterilerin, hangi türde poliçelerinin yenilenmesi nedeniyle ne kadar net prim elde ettiğinin, önemli bir menfaat elde edip etmediğinin, davacı acentenin sözleşmenin feshinden sonra bu müşteriler nedeniyle uğradığı ücret kaybının tespiti ve davacı acentenin talep edebileceği tazminatın üst sınırının belirlenmesi konusunda rapor alınması, alınacak rapor ile birlikte denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için gereken diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, davacı acentenin tek firma-çok firma acentesi olup olmadığı, ücret kaybı, yenilenen poliçelerin süresi, türü, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin süresi gibi hususlar tartışılarak tazminat ödenmesinin hakkaniyet gereği olup olmadığının ve davacının talep edebileceği tazminat miktarının hangi bedelden oluştuğunun tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. HMK'nın (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a-6 maddesinde; \"Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması\" hali kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/02/2021 tarih ve 2018/183 Esas ve 2021/161 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte İlk Derece Mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran tarafa iadesine,5-Artan gider avansı olması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/01/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dd17f1ff4b256570","SID":"c4a6fcf767a543ee"}}