{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1504 Esas <br>KARAR NO: 2024/33 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/636 Esas - 2021/323 Karar<br>TARİH  15/04/2021 (Gerekçeli Karar) - 05/07/2021 (Ek Karar) <br>DAVA: Genel Kurul Kararı İptali, Butlanı, Alacak<br>KARAR TARİHİ:  25/01/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin, davalı şirketin borsada işlem gören 1 adet iş kurucu (... - ... Bankası Kurucu) ve 20 adet imtiyazlı olan ... Bankası A.Ş. - B grubu (...) hissesi sahibi olduğunu, banka esas sözleşmesinde temettü ödemesi ile ilgili olarak yedek akçe ayrıldıktan sonra kuruculara %10 kar ödenmesi şartının bulunduğunu, fakat bankanın 31/05/1991 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında ödenmiş sermayenin 250.000,00 TL sınırlı olarak ifadesinin maddeye eklediğini ve dağıtılacak kar payını Atatürk dönemindeki ilk kuruluş sermaye tutarı ile sınırlandırdığını, 2018 ve 2019 yıllarında kar payının ise hiç ödenmediğini, temettü kısıtlamalarının ilgili kanunlara ve Atatürk'ün vasiyetine aykırı olduğunu, kurucu intifa senetlerinin kurucuların ortaklığı kurdukları sırada gösterdikleri önemli hizmetlere karşılık olarak veya sermaye olarak koydukları malın ya da hakkın gerçek değerinin kuruluş aşamasında tanı olarak ölçülememesi gibi nedenlerle verildiğini, senet sahiplerinin ortaklık karına katılma hakkı bulunduğunu, kurucu intifa senedi sahiplerine tanınan hakların anonim ortaklık esas sözleşmesinin bir hükmü niteliğinde ve söz konusu senetleri sonradan iktisap eden kişilerin de anonim ortaklık ile senetlerin ilk müktesepleri arasında yapılan sözleşme ile bağlı olduklarını, pay sahibinin anonim ortaklığın kar elde etmek ve paylaştırmak amacını izlemesi gerekliliğinden doğan hakkının sınırlandırılması veya tümüyle elinden alınmasının mümkün olmadığını, kurucu intifa senedi sahipleri bir sözleşme ile anonim ortaklığın mal varlığına katılanlar durumunda olduğundan, ana sözleşmede aksi açıkça öngörülmediği sürece bu mal varlığına katılmanın ilk esas sermaye tutarı ile sınırlandırılamayacağını, yönetim kurulunun sermayenin arttırılmasına ilişkin kararının imtiyazlı pay sahiplerince toplantıda onanmadıkça uygulanamayacağını, aynı şekilde kurucu intifa sahiplerinin şirkete karşı bir sözleşmenin tarafı olmaları durumunda bu sözleşmenin şirket genel kurulu veya yönetim kurulu tarafından değiştirilemeyeceğini, bankanın %40,12'lik payının ... Bankası  ... Vakfı'na, %31,79 payının halka açık olduğunu, %28,09 payının ise Atatürk hisselerine ait olduğunu ve Atatürk'ün vasiyeti gereğince hisselerinin ... tarafından temsil edildiğini ve temettü gelirlerinin ise Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'na ait olduğunu, 2012 yılından itibaren TDK ve TTK'nun Atatürk hisselerinden elde ettiği gelirin kamu bankalarındaki hesaplara aktarılmaya başlandığını, Temmuz 2020 itibarıyla TTK'ya aktarılan toplam temettü gelirinin 1.706.032.928,00-TL, 01/04/2020 tarihi itibarıyla TDK'ya aktarılan toplam temettü gelirinin ise 1.980.965.653,00-TL olduğunu, söz konusu bu hisselerin müvekkilinin sahip olduğu hisselerle aynı olduğunu, fakat şahıslara ödenen temettü tutarının bugünün parasıyla yaklaşık olarak 2,00-3,00-TL olduğunu, aynı hisselere farklı şekilde ve tutarda kişi ve kurumlar nezdinde ayrım yapıldığını, müvekkilinin 31/03/2020 tarihinde davalı bankanın genel kurul toplantısına katıldığını, kar payı ödenmemesi ve eksik ödenmesi hususlarına ilişkin olarak itirazda bulunduğunu, bu itirazlarını toplantı tutanağına şerh ettirdiğini ancak itirazlarının davalı tarafça dikkate alınmadığını, ayrıca müvekkili tarafından bu hususta, Adana ... Noterliği'nin 12/03/2020 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesini de davalıya göndermiş olduğunu, bu ihtarnamenin de davalı tarafından dikkate alınmadığını, ... Bankası A.Ş.'nin 1991 yılından itibaren kurucu hisse paylarına ilişkin kar payı hakkını şirketin kuruluş sermayesi ile sınırlayan uygulamasının ve zaman zaman şirketin yıllık karının dağıtılmamasının gerek TTK'nın 348 ve 502 ve 519 maddeleri, gerekse Yargıtay'ın 2000'li yılların başından bu yana temsil ettiği görüşe ve gerekse de doktrinde büyük çoğunluk tarafından savunulan görüşler ile Atatürk'ün vasiyetine ters düştüğünü beyanla TTK'ya aykırı olan ve yoklukla batıl olan 31/05/1991 yılında alınan temettü(nakit kar payı)nün ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00-TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve sözleşme değişikliğinin iptal edilmesine, alınan karar ve sözleşme değişikliğinin yoklukla butlan ve batıl olduğunun tespitine, 31/03/2020 tarihli olağan Genel Kurul kararında alınan Kurucu hisse (...) sahiplerine temettü dağıtılmaması kararının kanunlara aykırı olması nedeniyle iptal edilmesine, hak edilen temettünün verilmesine, Borsada halka açık olan ... ve ... hisseleri üzerindeki nakit kar payı ödenmesinin, ilk sermaye ile kısıtlı olarak ödeme kararının hem vasiyete hem de TTK'na aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kaldırılmasına ve bilançoda kar elde edilen yılın mevcut sermayesi ile ödenmesine, 1991 yılından dava tarihine kadar olan söz konusu hisselerin üzerindeki temettülerin bilirkişice tespit edilerek faiziyle ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile, Atatürk hisseleri bakımından hiç bir ehliyeti/sıfatı bulunmayan davacının, Atatürk hisselerinin nemalandırılması ve de üstüne üstlük Atatürk'ün mirasına göre gelir elde eden kurumlara yapılan ödemelerin tespitine/durumuna ilişkin bulunmuş olduğu taleplerin yersiz olmasından ötürü öncelikle bu talepler yönünden davanın reddi gerektiğini, müvekkili banka nezdinde kurucu intifa senedi sahipliği iddiasında bulunan davacının bu hak sahipliğine ilişkin açıklayıcı/bildirici hiç bir delil ve emareye davayı açarken yer vermediğinden ve  ispatlayamadığından bu yönden de davanın ehliyet yönünden reddi gerektiğini, iptali talep edilen müvekkili banka genel kurulunun aldığı 31/03/2020 tarihli kararın iptal talebi yönünden 3 aylık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davacı tarafından, dava tarihinden 30 yıl önce mevzuata uygun olarak alınan genel kurul kararı ile yapılan ana sözleşme değişikliğinin iptalinin/butlanının istenebilmesinin de söz konusu olamayacağını, davacı, değeri belirli bir kurucu intifa senedi edinmiş olup senedin mevcut durumu dışında zorlama ve dayanaksız yorumlarla hak sahipliği iddiasında bulunamayacağını ve o dönemde yürürlükteki 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na, yine hem o dönemdeki yargı kararlarına ve içtihatlarına, hem bugünün mevzuatına ve içtihatlarına uygun yapılan bir esas sözleşme değişikliğinin iptalinin aradan geçen 30 yıl sonra isteyemeyeceğini, müvekkili bankanın ana sözleşmesi madde 22’de, çıkarılacak hisse senetlerinden en az yüz hisse alanların kurucu sayılacağı ve beher yüz hisse için kendilerine bir adet kurucu hissesi verileceğinin hükme bağlandığını, aynı maddenin ikinci bendi ile de 4 milyon sermaye tutarının kurucu hisse sınırı olarak belirlendiğini, ortaklığı kurdukları sırada harcadıkları emeğe karşılık olarak kuruculara, para ve bedelsiz pay senedi vermek gibi ortaklık sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek bir menfaat tanınamayacağını, bu hükme aykırı ana sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunu, ancak, dağıtılabilir kârdan kanuni yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın en çok onda biri oranında intifa senetleri bağlamında kuruculara ödeme yapılabileceğini, kurucu intifa senedi sahiplerine sağlanacak menfaatlerin sınırlandırılabilmesinin yeni ve önceki kanunda açıkça korunduğunu, yeni kanun ile anonim şirketlerin pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini herhangi bir bedel ödemeden iptal edecekleri; aksi hâlde intifa senetlerinin kendiliğinden geçersiz sayılacağı yönünde düzenlemeye gidilerek, yalnızca atıfete göre bir karşılık olmaksızın çıkarılan intifa senetleri ile halka arz etmiş anonim şirketlerin sermaye güvenliğine aykırılığın önüne geçildiğini, davacının tüm sermaye üzerinden haksız bir talepte bulunduğunu, zaten müvekkili banka tarafından kurucu intifa senetlerinin ilk sermaye ile sınırlı olarak da değil, irade beyanlarının eşleştiği /tamamlandığı koşullardan 250.000 kez daha fazla olarak davacıyı yararlandırdığını, buna rağmen davacı tarafından diğer hissedarlarının parasal değerleri ile artırılan sermaye üzerinden hiç bir hizmet ve katkısı bulunmaksızın ek kurucu hakkı talep edildiğini ve diğer paydaşların haklarına da el atacak şekilde hukuka aykırı talepte bulunulduğunu, kurucu senetlerine tanınan hakların genel kurul kararıyla ihlal edilemeyeceğini ancak ana sözleşme ile tanınan hakkın bu ana sözleşme sermayesiyle sınırlı müktesep hak olduğunu, ana sözleşme ile söz konusu haklar için sınırlama getirilebileceğini, müvekkili Bankanın 6362 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde kamuyu aydınlatma yükümlülüğü altında bulunduğunu, Atatürk mülkiyetindeki hisseler de dahil olmak üzere tüm hisselerin gruplarına ve niteliklerine göre eşit işleme tabi tutulduğunu, tüm bu iş ve işlemlerin zaten hem Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu hem de Sermaye Piyasası Kurumlu denetimi altında olduğunu, BDDK tarafından bankaların sermayelerinin korunması tedbirleri kapsamında olduğu kar payı ödenmesinin yapılmamasına ilişkin 14/11/2018 tarihli ve 12/12/2019  tarihli kararları gereğince 2018 ve 2019 yılı kar payı ödemesi yapılamadığını, tüm bu nedenlerle davacının Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hisseleri ve mirasına göre gelir elde eden kurumlara ilişkin tüm tespit ve diğer taleplerin yerinde olmadığını, dava konusu talepler yönünden de davacının hak sahipliği, dava ehliyeti/sıfatı ispatlanmadan açılan davanın usulden reddi gerektiğini, 31/05/1991 tarihli ana sözleşme değişikliğinin iptali talebinin de hem hak düşürücü süre geçtikten sonra, hem de yasaya göre hiç bir iptal edilebilirlik şartı bulunmadığından reddi gerektiğini, 31/05/1991 tarihli ana sözleşme değişikliğine ilişkin müvekkili banka genel kurul kararının butlan ile batıl olduğuna ilişkin iddiaların da hem süre/zamanaşımı yönünden hem de esas yönünden reddi gerektiğini, 31.03.2020 tarihli müvekkili Banka genel kurul kararının iptaline ilişkin  hak düşürücü süre geçtikten sonra ikame edilen davanın bu talep yönünden de reddi gerektiğini, kurucu intifa senetlerine ana sözleşme hükümlerine aykırı olarak kar payı ödemesi yapılması talebinin de reddi gerektiğini, geçmiş tarihe ilişkin kurucu intifa senetlerine ve diğer pay senetlerine ilişkin davacıya kar payı/fark ödemesi yapılmasına ilişkin talebin de reddi gerektiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 15/04/2021 tarih 2020/636 Esas 2021/323 Karar sayılı kararında; \"Dava; davalı bankanın 31/05/1991 yılında alınan temettü(nakit kar payı) ödenmesinin ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00-TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve esas sözleşme değişikliğinin iptal edilmesine karar verilmesi, alınan karar ve ana sözleşme değişikliğinin yoklukla batıl olduğunun tespitine karar verilmesi, 31/03/2020 tarihli davalı banka olağan Genel Kurul kararında alınan Kurucu hisse (...) sahiplerine temettü dağıtılmaması kararının kanunlara aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi, söz konusu iptal ve butlan kararları verilmesi sonrasında ... ve ... hisseleri üzerinden nakit kar payı ödenmesi talebine ilişkin bulunmaktadır. Mahkememizce, davalı bankanın 31/05/1991 tarihli esas sözleşme değişikliğine ilişkin kararı, davalı bankanın 31/03/2020 tarihli genel kurul toplantı tutanağı dosyamız arasına alınmış, tarafların talepleri doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşlara müzekkereler yazılarak gönderilen müzekkere cevapları dosyamız arasına alınmış, taraflarca sunulan beyan ve bilgiler değerlendirilmiştir. Dosyanın incelenmesinden dava dilekçesinin davalı tarafa tebliğinden sonra davalı vekilince süresi içinde 30/11/2020 tarihinde cevap süresinin 1 ay uzatılması talebinde bulunulduğu, Mahkememizin 02/12/2020 tarihli ara kararı ile; \"1- Davalı vekilinin talebi süresinde olduğu anlaşılmakla,  cevap süresinin HMK'nun 127. maddesi uyarınca davaya cevap verme süresi bitiminden itibaren 1 aylık ek süre VERİLMESİNE, 2-Talep süresinde  değil ise süre uzatım  talebin reddine, bu hususun tebligat döndükten sonra düşünülmesine,\" şeklinde ara kararı oluşturularak davalı vekilinin süre uzatım talebinin kabulüne karar verildiği, davalı vekili tarafından kendisine verilen süre içinde 06/01/2021 tarihinde davaya cevap dilekçesinin sunulmuş olduğu anlaşılmıştır. Açılan dava, Mahkememizin 20/11/2020 tensip zaptının \"1\" nolu bendinde de belirtildiği üzere basit yargılama usulüne tabi bulunmaktadır. 6100 Sayılı HMK'nun 317/2. maddesi gereğince basit yargılama usulüne tabi davalarda cevap verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta olup, mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak üzere ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilecektir. Yine  6100 sayılı HMK'nın 94/1. maddesi gereğince  kanunda belirlenen sürelerin kesin olması nedeni ile bu sürelerin arttırılması ya da azaltılması mümkün değildir. Fakat kanunda basit yargılama usulüne tabi davalarda ek cevap süresinin en fazla iki hafta olduğu belirlenmiş olsa da mahkememizce davalıya açıkça bir aylık ek cevap süresi verilmesi nedeni ile davalının hakim tarafından bir aylık süre verilerek yanıltılmış olacağı ve bu durumun hak ihlali sonucunu doğurabileceği dikkate alındığında davalı tarafa 1 aylık ek cevap süresi verilmiş olduğunun kabulü gerekmektedir(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 18/04/2019 tarih ve 2018/3892 E., 2019/1890 K. sayılı kararı). Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesinin süresi içinde olduğu kabul edilerek yargılamaya devam olunmuştur.Davacı tarafça açılan davada talebin ileri sürülüş şekli dikkate alındığında, davacının, davalı bankanın ... ve ... hisselerine sahip olduğunu, davalı bankanın esas sözleşme değişikliği ile 31/05/1991 yılında alınan temettü(nakit kar payı) ödenmesinin ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00-TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının mevzuata aykırı olduğunu, kararın batıl olduğunu, bu karar nedeniyle temettü alamadığını ileri sürdüğü, yine kendisinin de katılmış olduğu davalı bankanın 31/03/2020 tarihli olağan Genel Kurul toplantısında alınan karar ile Kurucu hisse (...) sahiplerine temettü dağıtılmaması yönünde karar alındığını, kararının kanunlara aykırı olduğunu, kendisinin söz konusu genel kurul toplantısında alınan kararlara itiraz ettiğini, itirazlarını şerh ettirdiğini belirterek, bu genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline karar verilmesini istediği, ayrıca gerek 31/05/1991 tarihli esas sözleşme değişikliğinin iptal/butlanı, gerek 31/03/2020 tarihli genel kurul kararının iptali sonrasında kendisine kar payı ödenmesini istediği anlaşılmaktadır. 6102 Sayılı TTK'nun 445. maddesi \"446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.\" hükmünü içermektedir. Davacı tarafça davalı bankanın 31/03/2020 tarihinde yapılan olağan genel kurul kararlarının iptali talep edilmektedir. Eldeki davanın açılış tarihi 13/11/2020 tarihidir. Pandemi nedeniyle sürelerin 30/06/200 tarihine kadar durması/işlememesi dikkate alındığında dahi 31/03/2020 tarihli genel kurul kararlarının iptali talebiyle açılan davanın 6102 Sayılı TTK'nun 445. maddesinde öngörülen 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olduğu anlaşıldığından Davacı tarafça 31/03/2020 tarihli davalı banka genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacının diğer talebi ise davalı bankanın esas sözleşme değişikliği ile 31/05/1991 yılında alınan temettü(nakit kar payı) ödenmesinin ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00-TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının mevzuata aykırı olması nedeniyle iptali/butlanına yöneliktir. Davacının iptal/butlan talebine konu ettiği esas sözleşme değişiklik tarihi 31/05/1991'dir. Davanın açılış tarihi ise sözleşme değişiklik tarihinden yaklaşık 30 yıl sonra  olup, 13/11/2020 tarihidir. Davacı asil Mahkememizin 15/04/2021 tarihli duruşmasındaki beyanında dava konusu ... ve ... hisselerini bankanın 31/03/2020 tarihli genel kurul toplantısından kısa bir süre önce aldığını belirtmiştir. Davacının 31/03/2020 tarihli genel kurul toplantısından kısa bir süre önce dava konusu hisseleri satın almış olduğu da gözönüne alındığında, davacının hisseleri satın almasından 30 yıl kadar önce yapılmış olan esas sözleşme değişikliğinin ilk ana sözleşmeye aykırı olduğunun 30 yıl sonra ileri sürülmesi de 4721 Sayılı TMK’nın 2 ve 3. maddeleri kapsamında hakkın kötüye kullanımı niteliğinde bulunmaktadır(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07/01/2019 tarih ve 2017/2761 E., 2019/57 K. sayılı kararı). Kaldı ki hisseleri satın alan davacı, hisselerin özelliklerini, üzerinde sermaye kısıtı bulunup bulunmadığı, kar payı verilip verilmediğini bilerek hisseleri satın almış bulunmaktadır. Davacının hisseleri satın aldıktan kısa bir süre sonra bankanın 31/03/2020 tarihli genel kurul toplantısına katılarak hisse üzerindeki sermaye kısıtının kaldırılması ve kar payı talep etmesi dikkate alındığında davacının satın aldığı hisselerin tüm özelliklerini bildiği anlaşılmaktadır. Üzerinde sermaye kısıtı bulunduğu halde söz konusu hisseyi satın alan davacının bunun sonuçlarına katlanması gerektiği bariz olduğu gibi, hisseleri elde ettiği tarihten 30 yıl önce alınan esas sözleşme değişikliği kararının iptali/butlanına karar verilmesi ve kar payı talep etmesinin haksız olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davacı tarafın 30/05/1991 tarihli davalı banka genel kurul kararlarının butlanı talebiyle açılan davanın esas yönünden reddine karar verilmiştir. Davacının  31/03/2020 tarihli davalı banka genel kurul kararının iptali talebiyle açtığı davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, 30/05/1991 tarihli davalı banka genel kurul kararlarının butlanı talebiyle açtığı davanın esas yönünden reddine karar verilmesi nedeniyle kendisine sahip olduğu hisseler nedeniyle kar payı ödenmesi yönündeki talebinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile davanın reddine, karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Davacı vekili 19/04/2021 tarihli dilekçesi ile; Mahkemece 15/04/2021 tarihli duruşmada davanın reddine karar verildiğini, ancak verilen hükmün yeterince açık olmadığını, infazında tereddüt yarattığını ve birbirine aykırı fıkralar içerdiğini, Mahkemece gerekçe olarak iki hususa dayanıldığını, bunlardan birincisinin hak düşürücü süreden dolayı ret kararı verilmesi,  ikincisinin ise esas yönünden butlan talebinin reddine karar verilmesi olduğunu, bu iki hüküm arasında çelişki olduğunu, tereddüt yarattığını, bu nedenle hükmün HMK 305/1. maddesi gereğince tavzih edilmesi gerektiğini, taraflarınca sundukları dilekçede ileri sürülen iddialarda ve talep kısmında, iki farklı hisse ile ilgili talepte bulunulduğunu, bunlardan  birincisinin ... (Kurucu Hisse seneti), ikincisinin ise ... (... Bankası B Grubu imtiyazlı hisse senedi) olduğunu, ... Kurucu hisseler için talep konularıyla ilgili, herhangi bir hak düşürü süre ve zamanaşımı süresinin sözkonusu olmadığını, ... hissesinin kurucu hisse senedi olduğunu,  kurucu hisse senetlerinin sadece kârdan pay alma hakları olduğunu, banka ile bağının pay sahipliği olmayıp sözleşme ilişkisi olduğunu,  genel kurula katılma, itirazda bulunma, şerh düşme ve 3 aylık hakdüşürücü süre içerisinde dava açma zorunluluğu olmadığını, bu hususun ... hissesi için sözkonusu olabileceğini, hak düşürücü süre söz konusu ise esasa girilmeden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, fakat hak düşürücü süreden dolayı red kararı verildiği halde esasa girilip butlan talebinin esastan reddine karar verildiğini, bu hususun hükümler arasında çelişki yaratmakta olduğunu, tereddüt yaratan bu çelişkinin giderilmesi gerektiğini, butlan talebinin hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerine tabi olmaksızın talep haricinde mahkemece de resen dikkate alınması gereken bir husus olduğunu, hak düşürücü süre nedeniyle ret kararı verilmesinin ...(Kurucu Hisse) ile ilgili talebi kapsayıp kapsamadığı hususundaki tereddütün açıklığa kavuşturulmasına, hak düşürücü  süreden ret kararı verilmesi neticesinde, esastan da butlan talebi hakkında ret kararı verilmesinin, hak düşürücü süre varsa, esasa girilemeyeceği gerekçelerine aykırı olduğunu, ikinci esasla ilgili hükmün, birinci hükme aykırı olup olmadığı hususunda yaşanılan tereddütün açıklığa kavuşturulmasına ve tereddütün giderilmesine, Atatürk'ün vasiyetine aykırı işlem yapıldığına dair, davalının mahkeme içi yazılı ikrarı olmasına, bu ikranın kesin delil olmasına ve ikrarda sermaye kısıtının olduğu ve bu sermaye kısıtının, Atatürk'ün vasiyetine, Atatürk'ün iradesine, Anayasaya, mülkiyet hakkının kullanılmasına, miras hukukuna aykırı olduğu kabulünü de içerisinde barındırdığından, butlan tespitinin ret edilmesinin, kabul etmemekle beraber sadece ... hissesini kapsadığının anlaşıldığını, hükmün ...-Kurucu  hisselerini kapsayıp kapsamadığı hususunda, kamu düzeniyle ilgili olan, Anayasaya ve vasiyete aykırı olan hususlar ikrar edildiği halde, resen yapılması gerekenlerin hükümde yer almaması hususundaki çelişki ve tereddütlerin giderilmesine, gerekçeli karar ile tefhim edilen kısa kararda çelişki olup olmadığı hususunda yaşanabilecek tereddüt ve şüphelerin giderilmesi için, batıl tespit talebinin reddedilmesi nedeninin tefhimdeki kısa gerekçesinin de açıklanmasına karar verilmek suretiyle hükmün tavzihine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 19/04/2021 tarihli hükmün tamamlanması talepli dilekçesi ile; dava dilekçesi içerisinde ileri sürülen ve talepte yer alan bazı hususların 15/04/2021 tarihli kararda karşılanmadığından ve hükümde yer almadığından HMK 305/A maddesi gereğince hükmün tamamlanması gerektiğini, dava dilekçesi içeriğinde ve özellikle talep kısmında ve sonrasında verilen beyanlar içerisinde de yeraldığı halde ve üstelik davalı tarafın müzekkereye verdiği cevap içeriğindeki ikrar ile ortaya çıkan, Atatürk'ün vasiyeti ile CHP'ye bırakılan ...-Kurucu hisselere de sermaye kısıtı konularak eksik nema ödenmesi, Atatürk'ün vasiyetine, Atatürk'ün iradesine, Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına aykırılık teşkil etmesine ve nema ödemelerinin Atatürk'ün vasiyetine uygun hale getirilmesi ve sermaye kısıtının kaldırılması talebine hükümde yer verilmediğinden, bu hususun HMK m.297(2)'ye aykırı olmasından dolayı, HMK m.305/A hükmü gereğince ek karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinin 11. sayfası sonuç ve talep kısmı m.4te borsada halka açık olan, ...(... Bankası Kurucu Hissesi) ve ... hisseleri üzerindeki nakit kar payı ödemesinin, ilk sermaye ile kısıtlı olarak ödeme kararının hem vasiyete hemde TTK'na aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kaldırılması, TTK ilgili maddeleri ile Atatürk'ün vasiyetine uygun hale getirilerek, bilançoda kar elde edilen yılın mevcut sermayesi ile ödenmesi ve 1991 yılından dava tarihine kadar olan, sözkonusu hisselerin üzerlerindeki temettülerinin (ödenmesi gereken nakit kar paylarının)bilirkişice tespit edilerek faiziyle ödenmesi, şeklinde ileri sürülmüş ve talepte bulunulmuş olmasına rağmen, tefhim ile verilen nihai kararda, bu taleple ilgili herhangi bir karar verilmemiş olduğunu, davalı tarafından verilen cevap dilekçesi ve müzekkere cevapları ile iddialarının ikrar edilmesine rağmen bu hususlarda karar verilmediğini, hükümde hak düşürücü sürenin hangi hisse senetlerine ait olduğuna dair açıklama olmadığını, dava dilekçesinde 2 farklı hisse senedi ile ilgili talepte bulunulduğunu, bunların ...(Oy hakkına sahip olmayan ve Genel Kurula katılma zorunluğu olmayan, dolayısıyla 3 aylık hak düşürücü süreye tabi olmayan kurucu hisseler) ve ...(Oy hakkına sahip İmtiyazlı hisseler) olduğunu, bu durumda, hükümde sadece ... açısından hüküm verilmiş olduğunun anlaşılmakta olduğunu, bu sebeple hükmün tereddüt yaratmakta olduğunu, hükümde davalı tarafın yasal süre içerisinde cevap dilekçesi vermemesinden dolayı cevap dilekçesinin reddedilmesi ve davayı inkar etmiş sayılmasına karar verilmesi ve davanın dava dilekçesi ile ekleri doğrultusunda görülmesi talepleri ile ilgili karar verilmemiş olduğunu belirterek;-İkrar neticesinde ortaya çıkan ve mahkemece doğruluğu kabul edilmek zorunda olan, vasiyete aykırı şekilde Kurucu hisselere sermaye kısıtı konulmasında, Atatürk'ün vasiyetine, Atatürk'ün iradesine aykırılık hususunda, sermaye kısıtının uygun olup olmadığı ve nema ödenmesinin, sermaye kısıtının kaldırılarak, Atatürkün vasiyetine uygun hale getirilmesi talebi konusunda hükmün tamamlanması amacıyla ek karar verilmesine,-Bu ikrar, kamu düzeninden olduğundan, mülkiyet hakkının kullanılmasına, miras hukukuna, Anayasa'ya, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 1. Ek Protokolünün \"Mülkiyetin korunması\" başlıklı 1. maddesi, ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının kullanılmasına aykırı olmasından dolayı, kurucu hisselere sermaye kısıtı konulmasının vasiyete aykırılığından dolayı, hükmün tamamlanması amacıyla resen gereğinin yapılması hususunda ek karar alınmasına,-... kurucu hissesi hakkında, hak düşürücü süre olmadığından hükümde, sermaye kısıtının kaldırılması ve Atatürk'ün vasiyetine uygun hale getirilmesi hususundaki taleple ilgili hükmün tamamlanması amacıyla ek karar alınmasına,-Anayasayaya aykırılık iddiası olması ve bu iddianın davalı tarafın yazılı beyanı ile mahkemede ikrar etmesi neticesinde, mahkemece resen dikkate alınması gerektiği ve bekletici mesele yapılması gerektiği halde, 15/04/2021 tarihli duruşmada bekletici mesele yapılması hakkında hükümde herhangi bir karar yer almaması, bu haliyle de, Anayasaya aykırılık iddiasının davalı tarafça ikrar ve kabul  edilmesi sonucu, bu hususta bekletici mesele yapılıp yapılmaması hususunda hükmün tamamlanması amacıyla, HMK m.305/A, HMK m.33(1), HMK m.46(1)(e), HMK m.46(1)(c), Anayasa m.152/1 hükümleri gereğince,   bekletici mesele yapılıp yapılmama hususu ile ilgili hükmün tamamlanması amacıyla, ek karar alınmasına,-Basit yargılama usulüne göre dava dilekçesine yasal süreler aşıldıktan sonra, davalı tarafın geç cevap vermesi nedeniyle, davayı inkar etmiş sayılıp sayılmaması hususunda hükmün tamamlanmasına ve ek karar verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 05/07/2021 tarih ve 2020/636 Esas - 2021/323 Karar sayılı ek kararında; \"Talep; 6100 Sayılı HMK 305/1. maddesi gereğince, hükmün tavzihi, aynı kanunun 305/A maddesi gereğince hükmün tamamlanması talebine ilişkindir.6100 Sayılı HMK'nun 305. maddesi; \"(1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.(2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.\" hükmünü içermektedir.Yine 6100 Sayılı HMK'ya 22/07/2020 tarih ve 7251 Sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen 305/A maddesi \"(1) Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.\" hükmünü içermektedir.Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı tarafın talebinin davalı bankanın 31/05/1991 yılında alınan temettü(nakit kar payı) ödenmesinin ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00-TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve esas sözleşme değişikliğinin iptal edilmesine karar verilmesi, alınan karar ve ana sözleşme değişikliğinin yoklukla batıl olduğunun tespitine karar verilmesi, 31/03/2020 tarihli davalı banka olağan Genel Kurul kararında alınan Kurucu hisse (....) sahiplerine temettü dağıtılmaması kararının kanunlara aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi, söz konusu iptal ve butlan kararları verilmesi sonrasında ... ve ... hisseleri üzerinden nakit kar payı ödenmesi talebine ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkememizce, davacı tarafça 31/03/2020 tarihli davalı banka genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olduğu tespit edildiğinden bu yöndeki talebin usul yönünden reddine karar verilmiş, yine davacının diğer talebi olan davalı bankanın esas sözleşme değişikliği ile 31/05/1991 yılında alınan temettü(nakit kar payı) ödenmesinin ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00-TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının mevzuata aykırı olması nedeniyle iptali/butlanı yönünden yapılan değerlendirme sonucunda da gerekçeli kararda nedenleri gösterildiği üzere bu yöndeki talebin de esas yönünden reddine karar verilmiştir. Söz konusu hususlar dikkate alındığında Mahkememizce davacı tarafın talep sonuçlarına göre hüküm oluşturulmuş olduğu anlaşılmakla ortada HMK 305. maddesi anlamında, açık olmayan, icrasında tereddüt uyandıran veya birbirine aykırı fıkralar  içeren bir hüküm söz konusu bulunmamaktadır. Kaldı ki Mahkememizce davacı tarafça açılan davanın bir kısmı usul yönünden, bir kısmı esas yönünden reddedilmiş olup, ortada icra edilecek bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu itibarla davacı tarafın HMK 305/1. maddesi gereğince hükmün tavzihi talebinin reddine karar verilmiştir. Yine, davacı tarafça açılan davanın, öncelikle, davalı bankanın 31/05/1991 tarihli genel kurul kararının iptali/butlanı, 31/03/2020 tarihli genel kurul kararının iptali talebine ilişkin olması, doğrudan bir alacak talebinin bulunmaması, dava dilekçesinde ve hükmün tamamlanması talepli dilekçede hakkında hüküm kurulmadığı belirtilen hususların (davanın tarafları da dikkate alındığında) dava konusu yapılan genel kurul kararlarının iptali/butlanını gerektirir nedenler olarak ileri sürüldüğünün anlaşılması, bu talepler ile ilgili olarak hüküm kısmında ayrıca hüküm kurulmasına gerek bulunmaması, T. C. Anayasası 152. maddesi gereğince Mahkememizce somut norm denetimi amacıyla Anayasa Mahkemesi'ne yapılmış herhangi bir başvurunun bulunmaması nedeniyle bekletici mesele yapılması gereken ve hükme eklenecek bir hususun bulunmaması,  davacı tarafın hükmün tamamlanması talebine konu yaptığı bir kısım taleplerinin istinaf nedeni olarak ileri sürülebilecek nitelikte oldukları dikkate alındığında, davacı vekilinin hükmün tamamlanmasına konu yaptığı taleplerinin 6100 Sayılı HMK'ya 22/07/2020 tarih ve 7251 Sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen 305/A maddesindeki hükmün tamamlanması şartlarını taşımadığı anlaşıldığından, davacı tarafın  hükmün tamamlanması talebinin de reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile, davacı vekilinin hükmün tavzihi ve hükmün tamamlanması taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiş ve verilen ek karara karşı da davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili asıl karara karşı sunduğu istinaf dilekçesi ile, Yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun vasiyet ile bırakılan hisselere ait alacak haklarını da etkileyecek emsal nitelikte karar olacak olması bakımından ve karar bu kurumların haklarını da etkileyeceğinden bu kurumların mülkiyet hakkı ve miras hukuku ile Anayasa m.134’ten kaynaklı hakları gözetilmeden verilen kararın Anayasa’ya, AİHS ek protokol 1’e ve Atatürk’ün vasiyetine aykırı olacağı hususunun kararın kaldırılma nedenlerinden biri olduğunu;  Karar ve ileri sürülen gerekçelerin sadece müvekkili ...’i değil aynı zamanda Atatürk’ün vasiyet alacaklısı olan kurumları da doğrudan ilgilendirdiğini, sermaye kısıtının kaldırılmaması ve eksik nema ödenmesine karar verilmesi ve bu karara dair  gerekçelerin bu kurum alacaklarını da bağladığını, bu kurumların alacaklarını vasiyete uygun ve eksiksiz olarak almalarının zaten Anayasa Mahkemesi'nin 11.10.1963 tarihli, 1963 E. ve 1963/243 K. Kararı, Yargıtay 2.HD., E.1970/5509 K.1970/6637 T.15.12.1970 kararı Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.04.1971 tarihli 1768E., 2124 K. sayılı kararları ile kesin hüküm altına alınmış olduğunu;Anayasa’ya, Anayasa Mahkemesi'nin 11.10.1963 tarihli, 1963 E. ve 1963/243 K.  kararına, Yargıtay 2.HD., E.1970/5509 K.1970/6637 T.15.12.1970 kararı, Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 01.04.1971 tarihli 1768E., 2124 K. sayılı kararına, AİHS ek 1 Protokole, İHEB m.17(1)(2)’e, vasiyete ve miras hukukuna aykırı karar verildiğini; Dava dilekçesi içerisinde ileri sürülen konular hakkında davalı tarafın mahkeme içi ikrarı olduğunu, Yerel mahkemenin bu ikrarın gereğini HMK m.188’e uygun şekilde yerine getirmemesi, ikrarı dikkate almaması, eksik inceleme ve değerlendirme ile karar vermesi açıkça kanun maddesine aykırı karar vermek mahiyetinde olduğundan kararın kaldırılmasını gerektirdiğini;Davalı taraf ... Bankası A.Ş’nin mahkeme müzekkeresine verdiği cevaptan, davada iddia edilen 3 hususun davalı tarafça da kabul ve beyan edildiğinin görüldüğünü, cevap mahkeme içi ikrar olup kesin delil sayıldığını, Mahkemenin ikrar edilen ve kesin delil sayılan bu hususları hiç değerlendirmeden, gözetmeden karar verdiği gerekçeli karardan ve dosya kapsamından anlaşıldığını, (YHGK. 9.11.1955 gün E:4-79 K:78; YHGK. 25.6.1975 gün E:4/681 K:879, )  (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2007/14-289 Karar No: 2007/291 Karar Tarihi: 23.5.2007); Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2015 tarihli bir kararında; “…İkrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmayacağından, ayrıca ispat için delil gösterme zorunluluğu yoktur. (6100 sayılı HMK m.187)” şeklinde hüküm kurduğunu;Somut olayda, davalı ... Bankası'nın müzekkereye verdiği cevabın; \"Bankamız kurucu intifa senetleri 1924 tarihinden 1987 tarihine kadar yapılan tüm sermaye artırımlarına göre nemalandırılmış olup, 30.05.1991 tarihli ana sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerine yapılacak kar payı ödemelerinin artık ödenmiş sermayenin 250.000TL lik kısmı ile sınırlı tutulacağına o dönemdeki mevzuata ve yargı uygulamalarına uygun olarak karar verilmiştir. Bu çerçevede Bankamız ana sözleşmesinin 58’inci maddesinin ‘’a’’ bendinde düzenlenen birinci temettü payının ayrılmasından sonra kalan dağıtıma esas bakiyenin öncelikle %10’una denk gelen tutar belirlenerek, belirlenen bu tutar üzerinden de ödenmiş sermayenin 250.000TL’lik bölümü oranında hesaplanan kar payı kurucu hisselere ayrılmaktadır.’’ ve devamında ‘’Bankamız nezdinde 2.458 adet kurucu intifa senedi bulunmaktadır. Bu intifa senetleri, senet sahibinin kim olduğu önemli olmaksızın 5411 sayılı Bankacılık Kanunu hem de 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında BDDK ve SPK denetiminde nemalandırılmaktadır. Bankamız nezdinde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün mülkiyetinde ...-...-... hisse senedi sahipliği olduğu gibi; ... yani kurucu intifa senedi sahipliği de bulunmaktadır. Buna göre aynı diğer hissedarlarımıza ait hisse senetleri ve kurucu intifa senetlerinde olduğu gibi; ATATÜRK hisseleri de hisse grubuna ve kurucu hisse senedi sayısına göre (kurucu intifa senetleri için madde 1 de detaylı olarak açıklanan Bankamız ana sözleşmesi kuralları, sermaye sınırlaması ve idari otorite BDDK kararlarına uygun olarak) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, hem de 6362 Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında BDDK ve SPK denetiminde nemalandırılmaktadır. Buna ilişkin kar payı ödemeleri de Mustafa Kemal ATATÜRK’ün vasiyetine istinaden vasiyet alacaklısı Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun ... ve ... Bankası nezdinde açılmış olan hesaplarına yatırılmak suretiyle ödenmektedir.Özetle bankamızın, nemalandırma işlemlerinde kişiye/sahipliğe göre farklı bir uygulaması bulunmamakta, mevzuat hükümleri ve otorite kararları her hissedarımız açısından aynı şekilde uygulanmaktadır.\" şeklinde olduğunu, mahkeme içi bu ikrar ve sermaye kısıtının Anayasa’ya aykırı olduğu hususunun gözardı edilemeyeceğini, hakimin bu belgeleri değerlendirmeme hakkına ve bu kesin delile rağmen takdir yetkisine sahip olmadığını, bu delillere aykırı karar verilmesinin kararın kaldırılması nedeni olduğunu; Dava dilekçesinde ileri sürülen ve davalı tarafça mahkeme içi ikrar ile kabul edilen Atatürk hisselerinden olan kurucu hisseye sermaye kısıtı konulmasının ve ... de dahil olmak üzere eksik nema ödenmesinin, Anayasa’ya aykırı işlem ve uygulama olduğunun Mahkemece dikkate alınmamasının kararın kaldırılma nedeni olduğunu; ATATÜRK’ün vasiyetinde yer alan; \"Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi'ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum: 1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, ... Bankası tarafından nemalandırılacaktır.\" kısmının dava konusuyla ilgili olan m.1’deki \"şimdiki gibi\" ifadesinden; Atatürk sağ iken hisseler nasıl nemalandırılıyor ve kar payı veriliyorsa değiştirilmeksizin aynı şekilde, o dönemdeki gibi nemalandırılıp aynı şekilde kar paylarının verilmesi gerektiğinin anlaşıldığını; Hisse senetlerinin nemalarının Atatürk’ün sağ olduğu dönemdeki gibi nemalandırılıp yine nemalarının sermaye kısıtı olmaksızın eksiksiz, tam olarak Atatürk’e veriliyormuş gibi, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumu’na yarı yarıya verilmesinin gerektiğini, davalı bankanın mahkeme içi ikrar ile kabul ettiği işlem ve uygulama nemaların vasiyetteki kurumlara Atatürk’ün sağ olduğu dönemdeki gibi ödenmediği, eksik ödendiği şeklinde olduğunu, 05.09.1938 tarihli Atatürk’ün vasiyetnamesi tüm hükümleri ile geçerli olup, Anayasanın 2, 13, 35 ve 134. maddeleri ile Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerinin koruması altında olduğunu, ayrıca; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 1. ek protokolü’nün “mülkiyetin korunması” başlıklı 1. maddesinin mülkiyet hakkını güvence altına alındığını; Geçmiş dönemde CHP’nin Banka hisselerinin mülkiyetinin Hazine’ye aktarılmasını da kapsayan 6195 sayılı Haksız İktisapların İadesi Kanunu'nun, Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.1963 tarihli, 1963 E. ve 1963/243 K. sayılı kararı ile Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiğini, iptal kararında iki sebep gösterildiğini, Yüksek Mahkeme'nin; somut, kabul edilebilir üstün bir kamu yararının gösterilmediğini ve miras ile mülkiyet haklarının özüne dokunulduğunu tespit ettiğini, hisseleri de kapsayan CHP’nin malvarlığına elkoymaya ilişkin Kanunun hem kamu yararı olmadığı ve Atatürk’ün El Yazılı Vasiyetnamesinin özüne dokunulamayacağından bahisle iptal edildiğini; Kurucu hisselerin nemalarına sermaye kısıtı konularak vasiyet alacaklısı olan TTK ve TDK'ya eksik nema ödenmesinin de aynı gerekçelerle vasiyete aykırı olduğunu, dava dilekçesinde ileri sürülen ve davalı tarafça mahkeme içi ikrar ile kabul edilen Atatürk hisselerinden olan kurucu hisseye sermaye kısıtı konulmasının, AİHS Ek  Protokol 1’e,  miras hukukuna, Atatürk’ün vasiyetine, Atatürk’ün vasiyetteki iradesine, vasiyetin özüne aykırı işlem ve uygulama olduğunun Mahkemece dikkate alınmamasının kararın kaldırılması nedeni olduğunu; Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.1963 tarihli, 1963 E. ve 1963/243 K. sayılı kararı, Yargıtay 2.HD., E.1970/5509 K.1970/6637 T.15.12.1970 kararı, Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 01.04.1971 tarihli 1768E., 2124 K. sayılı kararının, dava konusu olayla(... Bankasının Atatürk hisselerinin nemaları hakkında) birebir ilgili bir karar olduğunu ve tüm itirazlar karşılanmış olup kesinleştiğini; Davalı bankanın vasiyette yazılı \"şimdiki gibi\" yani Atatürk’ün yaşadığı dönemdeki gibi nemalandırma yapmamakla, hayatta iken yapamayacağı şeyi yaptığını, vasiyete aykırı olarak 1991 yılında kurucu hisselere sermaye kısıtı getirerek, Atatürk’ün yaşadığı dönemdeki gibi nemalandırma yapmayarak, kurumlara ve diğer kurucu hisse sahiplerine ve B grubu hisse sahiplerine eksik kar payı ödediğini, davalının sermaye kısıtı konulmasına dair gerekçelerinin kesin hükmün varlığı nedeniyle reddedilmesi ve 1991 yılında konulan sermaye kısıtının yok hükmünde olduğunun kabulünün zorunlu olduğunu; İrade serbestliğinin (istenç özgürlüğü) kişinin hukuksal ilişkilerini kendi iradesi ile belirtme hakkı ve özgürlüğü olduğunu, kişinin işlem zamanındaki yasaya uyarak, yaşamında ya da ölümünden sonra sonuç doğurmak üzere, kendi mallarının yazgısını belirleme hakkı olduğunu, bu özgürlük uyarınca kişinin, mallarının kendisinden sonra ne olacağını belirlemiş ise ve bunu yaptığı zamanda yürürlükte olan yasa da onun bu istencine uygun sonuçların doğmasına elverişliyse, devletin artık bu sonuçları ortadan kaldırma yetkisinin olmadığını, (Prof.İsmet.SUNGURBEY, Medeni Hukukun temel sorunları,sf:176); TTK VE TDK'ya verilen nemalara sermaye kısıtı getirilmesinin, sözü edilen miras hukuku güvencesini de yok eden bir tasarruf işlemi olup, bir bireysel (sübjektif) olayda, miras bırakanın, evvelce sağlıklı sonuçlar doğuran istenci, bir kalemde yok sayılmış ve bu istence kesinkes dahil olmayan aykırı bir sonuç çıkarılmış olduğunu, alınan sözleşme değişikliği kararının Yargıtay 2.HD., E.1970/5509 K.1970/6637 T.15.12.1970 kararına, Yargıtay 11.HD., E.2001/3163 K.2001/4878 T.31.05.2001 tarihli kararına, Yargıtay 11.HD., E.2008/9248 K.2010/4881 T.04.05.2010 kararına aykırı olduğunu;Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 01.04.1993 tarih ve E.1992/7645 K.1993/2018 sayılı kararının; \"… İlke olarak, kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr paylarının ilk kuruluş sermayesi miktarı ile sınırlı olarak ödenmesi gerekliyse de, davalı şirket anılan ilkeyi uygulamamış ve anasözleşme hükmünü kurucular lehine yorumlayarak bu kimselere en son sermaye artırımına kadar- artırılan sermaye ile sağlanan kârdan kâr payı ödemesi yapmıştır. O halde, artık bu uygulama bakımından taraflar arasında akdi bir bağ oluşmuştur. Hal böyle iken, davalı şirketin son sermaye artırımından sonra bu uygulamayı ve oluşan zımni anlaşmayı dikkate almaksızın, esas sözleşme değişikliği yapmak suretiyle kuruculara dağıtılacak kâr payının tespitinde sermaye olarak kuruluş sermayesi miktarı olan 2.500.000 TL ile oranlı sınırlandırma yapması, TTK m.381’de belirtilen objektif iyi niyet kurallarına aykırıdır. Zira davalı şirketin, ancak en son defa artırdığı sermaye bakımından kurucu intifa haklarına sınırlandırma getirmesi mümkündür. Yoksa kurucu intifa haklarının yararına olan önceki uygulamasından tek taraflı dönerek, söz konusu senet sahiplerinin haklarını azaltacak bir tasarrufta bulunması iyi niyet kuralları ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir davranıştır…\" şeklinde olduğunu;Davalı bankanın 1924-1938 yılları arasında 14 yıl boyunca Atatürk hayatta iken sermaye kısıtı olmadan tam ödeme yaptığını, 1938 yılında Atatürk’ün vefatından sonra 1991 yılına kadar kuruluşundan bu yana toplam 67 yıl boyunca sermaye kısıtı koymadan eksiksiz nema ödemesine devam ettiğini, 1991-2021 yılları arasında ise sermaye kısıtı koyarak eksik nema ödemesi yapmaya başladığını ve eksik ödeme yapmaya da devam ettiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 31.05.2001 tarih ve E.2001/3163 K. 2001/4878 sayılı kararına konu oluşturan olayda, aynı konuda alacak davası açtığı anlaşılan davacı kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payı alacaklarının 1992 yılı sermayesi esas alınarak sınırlandırılmasına ilişkin 20.11.1998 tarihli şirket genel kurulu kararının iptalini kurucu pay sahibi sıfatıyla dava ettiklerini, Yargıtay'ın; \"… Kurucular ve bunların halefleri ile anonim şirket arasındaki ilişki ortaklık bağı olmaksızın bir sözleşme ilişkisidir. Kurucu intifa senedi sahiplerinin ortaklığa karşı bir sözleşme tarafı bulunmaları nedeniyle, anasözleşmede aksine bir hüküm veya kurucu intifa senedi sahiplerinden her birinin rızası bulunmadıkça ortaklık anasözleşmeyi tek taraflı olarak değiştirerek, söz konusu senet sahiplerinin haklarını onların aleyhine değiştiremez…’’ ve devamında ‘’… Somut olayda, davalı ortaklık genel kurulu tarafından alınan, anasözleşme değişikliği niteliğinde olmamak koşuluyla kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payına esas olacak sermaye miktarının 1992 yılı şirket sermayesi ile sınırlandırılmasına yönelik kararın, şirketle arasında sözleşme ilişkisi bulunan davacı bakımından herhangi bir hukuki sonuç doğurması mümkün değildir. Sözleşmenin taraflarından birinin sözleşmenin âkidi sıfatıyla kendi iç yapısı içinde aldığı bir kararla diğer tarafın haklarını etkileyebileceği düşünülemeyeceğinden, davacı SÖZ KONUSU GENEL KURUL KARARININ İPTALİNİ İSTEMEDEN, VAROLAN SÖZLEŞME GEREĞİNCE KÂR PAYI ALACAĞININ TAHSİLİNİ HER ZAMAN TALEP EDİLEBİLİR…\" gerekçeleriyle kabul edilen davayı onadığını;Yargıtay 11. H.D.’nin, 31.05.2001 tarih ve E: 2001/3163, K: 2001/4878 sayılı ilamında; \"…ana sözleşmede aksine bir hüküm veya kurucu intifa hakkı sahiplerinden her birinin muvafakati bulunmadıkça ve karşılıklı anlaşma sağlanmadıkça, şirket genel kurulu ana sözleşmeyi tek taraflı değiştirerek, kurucu intifa senedi sahiplerinin haklarını onların aleyhine değiştiremez bir başka ifadeyle, kurucu intifa senetlerinin sahiplerine sağladığı haklar, şirket genel kurulunun alacağı kararlarla ihlal edilemez; bunlara tanınan haklar, rızaları olmadıkça ellerinden geri alınamaz, sınırlandırılamaz ve kaldırılamaz. kurucu intifa senedi sahiplerinin onayı alınmadan bahsi geçen senetlerle ilgili olarak yapılan her türlü engelleme, sınırlandırma ya da kaldırma yoklukla butlandır…\" şeklinde, sermaye kısıtı konulmasının yoklukla butlan olduğuna karar verildiğini;Yargıtay 11.HD.’nin, E: 2008/9248, K: 2010/4881 sayı ve 04.05.2010 tarihli ilamında”…kurucular ve bunların halefleri ile ortaklık arasındaki ilişki ortaklık bağı içermeyen bir sözleşme ilişkisi olduğundan genel kurul kararı veya tek taraflı anasözleşme değişikliği ile kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün olmadığından genel kurulca kârın dağıtılmaması yönünde karar alınması ve bu genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmaması bu açıdan neticeye müessir değildir. zira, sözleşmenin taraflarından birinin alacağı tek taraflı bir kararla diğer tarafın haklarını ortadan kaldırması mümkün değildir…” şeklinde, genel kurul kararı ile kar payı ödemesinin ilk sermaye kısıtlanması kararı alınması ve kurucu hisse sahiplerinin bulunulan yıl karından kar almasının ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı yönünde karar verildiğini;Yasaların kamu yararını korumak amacıyla yapılmasını buyurduğu işlemlerin hiç yapılmaması ya da aynı amaçla konulmuş hükümlerin ağır biçimde çiğnenmesi durumlarında yapılan işlemlerin kamu düzenine aykırı sayıldıklarını, davalı bankanın vasiyeti tenfiz memuru olarak Atatürk’ün vasiyet ile bıraktığı kurucu hisselere sermaye kısıtı koyduğunu ve vasiyete aykırı olarak eksik nema ödemesi yaptığını kabul ettiğini, dava dilekçesinde ileri sürülen ve dosya ekinde sunulan uzman görüşünün değerlendirmeye alınmaması adil yargılanma hakkının, hukuki dinlenilme hakkının ihlali olup HMK m.293’e aykırı olduğunu; Tensip tutanağında yargılamanın basit yargılama usulünde olacağının yazdığını, HMK m.317’de ek süre en fazla 2 hafta olduğu halde Mahkemece davalı tarafın ek süre talebine itiraz edilmiş olmasına rağmen ilave fazladan 1 ay süre verilmesinin kararın kaldırılması nedeni olduğunu;  6100 sayılı HMK hükümlerine göre; taraflarca getirilme ilkesinin düzenlendiği HMK 25. maddeye göre kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkimin, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağını ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamayacağını, kanunla belirtilen durumlar dışında hâkimin, kendiliğinden delil toplayamayacağını, (Yargıtay 12. HD., E. 2016/29181 K. 2018/2389 T. 12.3.2018, Yargıtay 15. HD., E. 2016/6164 K. 2018/1239 T. 29.3.2018, Yargıtay HGK., E. 2015/3348 K. 2019/429 T. 9.4.2019 kararları); Mahkemenin davalı tarafın istemiş olduğu ek 1 aylık süreyi verdiğini, ek sürenin basit yargılama usulüne ve HMK m.317/2 amir hükmüne aykırı olduğu ve iptal edilmesi talepli dilekçe yasal dayanaklarıyla ve kesin delilleriyle beraber verilmiş olunmasına rağmen Mahkemece dikkate alınmadığını, ilave olarak da davalı tarafın bu konuyla ilgili hiçbir ek savunma yapmadığını, 15.04.2021 tarihli tefhimde ret kararına gerekçe olan herhangi bir açıklama yok iken gerekçeli kararda bir çok neden bulunduğunu, tefhim ile gerekçeli karar arasında çelişki olup olmadığı kararın neye göre verildiği, sonradan kararın değiştirilip değiştirilmediği, yeniden dosya üzerinden yargılama yapılıp yapılmadığının anlaşılamadığını, alenilik ve  kararın gerekçeli olması ilkelerinin ihlal edilmesinin kararın kaldırılması nedeni olduğunu;Dava dilekçesinde ileri sürülen iddialara yönelik delillerin davalı taraf ve başka kurumlarda bulunmasından dolayı bu kurumlara ve davalılara müzekkere yazılarak bilgi ve belge talep edildiğini, gönderilen cevaplar eksik ve hatalı olmasına rağmen talep edildiği halde Mahkemece tekit yazıları yazılmadığını, hükme ve esasa etki edecek çok önemli olan bilgi ve belgelerin yargılama sona erdikten sonra ancak dava dosyasına eklendiğini, sonradan eklenen bilgi ve belgeler incelenip değerlendirilmeden yargılamanın sona erdirilmesinin adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarının ihlali olduğunu;Davalı tarafın Mahkemenin müzekkeresine cevaben; \"Bankamızın A Grubu payları ... sembolü ile Alt Pazar’da, B Gurubu payları ... sembolü ile Ana Pazar’da, C Grubu payları ise ... sembolü ile Borsa İstanbul Yıldız Pazar’da işlem görmektedir. Bununla birlikte, BANKAMIZ ANA SÖZLEŞMESİ İLE KURUCULARIN SARFETTİKLERİ EMEK-ÇABAYI ÖDÜLLENDİRMEK AMACIYLA KURUCU İNTİFA SENETLERİ İHRAÇ EDİLMİŞTİR.\" şeklinde beyanda bulunduğunu, açık ve net olarak bu beyan lafzından davalı bankanın kurucu hisselerin, kuruluş aşamasında kurucuların gösterdiği emek ve çaba karşılığında verildiğini kabul ve beyan ettiğini; Müvekkilinin sahip olduğu kurucu hisse ile vasiyet ile bırakılan Atatürk’ün kurucu hisselerinin aynı olduğunu ve bu sebeple aralarında sıkı bağ bulunduğunu, Atatürk hisseleri olarak adlandırılan bu hisselere yapılan her türlü uygulamanın müvekkilini de ilgilendirdiğini ve bu nedenle vasiyet ve nemaların ne şekilde aktarıldığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini, vasiyetnamenin 5. maddesinde belirtilen kimseler için açıklandığı üzere Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu vasiyet alacaklısı olmayıp eski Medeni Kanunda “mükellefiyet” veya Türk Medeni Kanunu’nun 515. maddesinde düzenlenen “Koşullar ve Yükleme” müessesesinin uygulanması gerektiğini; Dava dilekçesinde ileri sürülen, davalı tarafın Atatürk’ün vasiyetine aykırı olarak Atatürk’ün nemalarının ödenmesini yarı yarıya Türk Tarih Kurumu'na ve Türk Dil Kurumu'na vasiyet ile bıraktığı kurucu hisselere sermaye kısıtı koyduğu ve eksik nema ödediği iddiasının mahkeme içi ikrar ile kabul edildiğini, bu ikrar ile artık bu hususun çekişmeli olmaktan çıkmış ve çekişmesiz hale geldiğini, mahkemece artık bu hususta tartışma yapılması ve delil gösterilmesinin istenmesi yasal olarak mümkün değilken ve tartışmasız bu konunun doğru olduğu kabul edilmek ve bu doğruya göre karar verilmesi gerekirken, Mahkemece bu husus gözetilmeden eksik değerlendirme ve inceleme ile karar vermesinin adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkı, kanunlara uygun yargılama yapılması hakkına ve silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğundan kararın kaldırılması nedeni olduğunu; Dava dosyasında ileri sürülen iddiaları kanıtlamak amacıyla dava dosyası ekinde sunulan uzman mütaalası ilmi görüş olarak Mahkemeye sunulduğu halde, yargılama sırasında dikkate alınmadığını ve gerekçede tartışılıp çürütülmediğini, HMK maddelerine ve  yerleşik Yargıtay kararlarına göre uzman görüşünün değerlendirmeye alınmaması ve gerekçede tartışılıp çürütülmemesi hukuki dinlenilme hakkının ihlali olup kararın kaldırılması nedeni olduğunu; Dava dilekçesinde ileri sürülmesine ve duruşma sırasında da tekrar söylenmesine ve talepte bulunulmasına rağmen, 67 yıl boyunca sermaye kısıtı olmadan tam nema ödenmesi ve sonrasında tek taraflı olarak sözleşmeden dönülerek 67 yılın sonunda sermaye kısıtı getirilerek eksik nema ödenmeye başlanmasının objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, bu hususta davalı tarafın Mahkemeye verdiği yazılı cevap ile bu iddiaları kabul ve beyan ettiğini, bu belgenin Mahkeme içi ikrar ve kesin delil olduğunu, Mahkemece bu iddia ve davalı tarafın ikrar ile kabulünün dikkate alınmaması, kesin delil ve ikrar olan bir konuda yasal olarak yapılması gerekenin yapılmaması, kanunun açık emredici maddelerine aykırı olarak eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verilmesinin adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkının ihlali olduğunu;Atatürk’ün işbu hisse senetlerine isabet eden temettülerin, vasiyetnamede adları geçen kişilere tahsis edilen paralar ayrıldıktan sonra mütebakisi, yarı yarıya TDK ve TTK’na davalı ... Bankası tarafından ödendiğini, davalı bankanın birikmiş ve dağıtılmamış karlardan meydana gelen olağanüstü yedek akçaları sermayeye çevirerek; 1956 yılında Bankanın sermayesini 10 milyon Liraya, 1964 yılında Bankanın sermayesini 20milyon Liraya,1966 yılında Bankanın sermayesini 40milyon Liraya çıkardığını, olağanüstü yedek akçaların sermayeye çevrilmesi sonucunda, artan sermaye karşılığında davalı ... Bankası tarafından bedava yeni hisse senetleri çıkarıldığını, bu bedava yeni hisse senetlerinin banka hissedarlarına parasız olarak hisseleri oranında dağıtıldığını ve böylece Atatürk’ün Bankanın 5 milyon Liralık sermayesi üzerinden sahip olduğu %27,5 hissenin, 40 milyon Liraya çıkarılmış bulunan sermayenin %27,5’nu meydana getirmeye devam ettiğini;Vasiyeti tenfiz memuru durumunda olan davalı bankanın sermaye arttırımlarından sonra da, yeni bedava hisse senetlerine isabet eden temettüleri de TDK ve TTK’ya ödediğini, davalı bankanın 1991 yılına kadarda 67 yıl boyunca bu ödeme şekline bir itirazı olmadığını fakat 1991 yılında 67 sonra bu hisselere sermaye kısıtı getirdiğini ve nemaları eksik ödemeye başladığını, bu hususun objektif iyi niyet kurallarına, doğruluk ve dürüstlük ilkelerine aykırı olduğunu, hakkın kötüye ve Anayasal haklara aykırı kullanım olduğunu; TTK m. 456’da öngörülen kâr payının hesaplanmasına ilişkin kural uyarınca, pay sahibi pay bedeline mahsuben ne miktarda ödemede bulunmuşsa, kâr payının da bu tutara göre hesaplanacağını ancak bu kuralın tamamen pay sahipleri için getirildiğini, pay sahiplerinin anonim ortaklık sermayesine katılan kişiler olduğu dikkate alınacak olursa, bunların ortaklığa sağladıkları katkı oranında hak sahibi olabilmesinin yerinde olan bir uygulama olabileceğini fakat kurucu intifa senedi sahipleri, pay sahiplerinden farklı olarak ortaklığın dışında yer aldığı ve ortaklığa karşı üçüncü kişi konumunda bulunduklarından, farklı statüdeki bu kişilere, pay sahiplerine özgü bir kural olan “sermayeye göre kâr ilkesi” nin uygulanmasının hukuken mümkün olmadığını;Davalı tarafın davanın ret edilmesi talebinin; vasiyete göre ödenen nemanın eksik ödenmesine devam edilmesi, Anayasa’ya aykırılığın devam edilmesi, miras hukukuna aykırılığın devam edilmesi, vasiyete aykırılığın devam edilmesi, mülkiyet hakkının ihlaline devam edilmesinin Mahkemeden istemesi manasına geldiğini, bu husus yukarıda defaatle zikredilen, arz ve izah edilen Anayasa ve diğer kararlara alenen aykırı bir talep olduğunu, bu sebeple Anayasa’ya, AİHS’ne, miras hukukuna, vasiyete ve vasiyeti tenfiz memurluğu görev ve sorumluluğuna aykırı bir talebi, yine vasiyeti tenfiz memurunun Mahkemeden istemesi ve bu istemin Mahkemece yerine getirilmesinin, vasiyetteki kurucu hisselere konulan sermaye kısıtının kaldırılmaması ve vasiyetteki kurumlara eksik nema ödenmesine karar verilmesinin, açıkça Anayasa’ya ve diğer miras hukukuna aykırı karar verilmesi mahiyetinde olduğunu; Dava konusunun eksik ve hatalı tanımlandığını, hükme ve esasa etki edecek çok önemli husus olan sermaye kısıtı konulmasının Anayasa’ya, miras hukukuna, mülkiyet hakkına ve Atatürk’ün vasiyetine aykırılık halinin kararda değerlendirilmemesi ve çürütülmemesinin gerekçeli kararın yasaların öngördüğü şekilde olmamasına neden olduğunu, gerekçeli kararda dava konusunun; \"Dava, davalı bankanın 31/05/1991 yılında alınan temettü(nakit kar payı) ödenmesinin ilk kuruluş sermayesi olan 250.000,00-TL ile kısıtlı olarak ödenmesi kararının ve esas sözleşme değişikliğinin iptal edilmesine karar verilmesi, alınan karar ve ana sözleşme değişikliğinin yoklukla batıl olduğunun tespitine karar verilmesi, 31/03/2020 tarihli davalı banka olağan Genel Kurul kararında alınan Kurucu hisse (...) sahiplerine temettü dağıtılmaması kararının kanunlara aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi, söz konusu iptal ve butlan kararları verilmesi sonrasında ... ve ... hisseleri üzerinden nakit kar payı ödenmesi talebine ilişkin bulunmaktadır.\" şeklinde kabul edildiğini;Esasa ve hükme tesir edecek olan ve dava içerisinde de ileri sürülmesine, dilekçe talep kısmında istemde bulunulmasına ve davalı tarafçada bu husus mahkeme içi ikrar ile beyan ve kabul edilmesine rağmen kurucu hisseye 1991 yılında konan sermaye kısıtının Atatürk’ün vasiyetine, Anayasa’ya, miras hukukuna aykırı olduğu ve mülkiyet hakkının ihlali olduğu konusu ile Atatürk’ün vasiyetinin Anayasa ile koruma altında olduğu, vasiyetin özüne, Atatürk’ün vasiyetteki iradesine dokunulamayacağı hususunun Mahkemece gerekçeli kararda dikkate alınmadığını, tartışılıp çürütülmediğini;Müvekkili ...'in kurucu intifa hissesine sahip olmakla, sadece 30 yıl önceki değil 1924 yılındaki kuruluş aşamasındaki tüm haklara sahip olduğunu, bu hakların hisse üzerinde bulunan mülkiyet hakkı ile korunan haklar olduğunu ve Anayasa ile koruma altına alındığını, mahkeme kararıyla dahi bu hakların engellenemeyeceğini, aksi yöndeki alınan mahkeme kararlarının yok hükmünde, Anayasa’ya aykırı, mülkiyet hakkının ihlali olduğunu, bu hisselerin diğer anonim şirket yada banka kurucu hisse senetleri gibi olmadığını, bu hisselerin Atatürk’ün vasiyeti ile kurumlara bıraktığı kurucu hisseler olduğunu, bu hisseler ile ilgili her işlemin sadece hisse sahiplerini ilgilendirmediğini, ilave olarak mansup mirasçı olan CHP'li, vasiyet alacaklısı olan Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nu ve vasiyeti tenfiz memuru olan davalı bankayı ilgilendirdiğini;Bu hisselerin sadece TTK'yı, SPK'yı ve BDDK'yı ilgilendirmediğini, bu hisselerin aynı zamanda Anayasa ve AİHS ek protokol 1 ile koruma altına alınan mülkiyet hakkını, Anayasa’yı, AİHS ni, İHEB’ni, miras hukukunu ve vasiyeti de ilgilendirdiğini, bu gerekçenin vasiyet alacaklısı olan Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'nu da çok yakından ilgilendirdiğini, CHP, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'na verilecek olan nemaları vermediğinde ve bu kurumlar alacak davası açtıklarında bu gerekçeye dayanılarak alacaklarını alamama olasılığının doğmuş olacağını, fakat bu karar dava konusuyla birebir ilgili kesin hüküm olan Yargıtay 2. HD., E. 1970/5509 K.1970/6637 T. 15.12.1970 kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.04.1971 tarihli 1768 E., 2124 K. sayılı kararlarına ve Anayasa Mahkemesi'nin 11.10.1963 tarihli, 1963 E. ve 1963/243 K. sayılı kararına aykırı olduğundan yine Atatürk’ün vasiyetine ve özüne dokunulamayacağı gerekçesi ile dikkate alınmayacağını, bu halde bu gerekçenin Anayasa’ya, Anayasa Mahkemesi kararına, Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, bu çok büyük ve önemli olan aykırılıkların söz konusu gerekçenin yok hükmünde sayılmasını ve kararın kaldırılmasını gerektirir mahiyette olduğunu;Davalı bankanın kurucu hisselerine sermaye kısıtı konulmasının sadece kurucu hisse sahiplerini ilgilendiren bir husus olmadığını, davalı bankanın kurucu hisselerine sermaye kısıtı konulmasının aynı zamanda Atatürk’ün vasiyetini ve Anayasa’yı ilgilendirdiğini, bu sebeple mülkiyet hakkının ihlal edilmiş olmasından ve Anayasa’ya aykırılıktan dolayı sermaye kısıtı kararının yok hükmünde olduğunun tespitinin her zaman talep edilebileceğini, her hangi bir süreye tabi olmadığını, hak düşürücü süre ve zaman aşımı bulunmadığını, (Yargıtay 11.HD., E.2019/1941 K.2020/435/435 T.15.01.2020; Yargıtay 11.HD., E.2008/9248 K.2010/4881 T.04.05.2010 tarihli kararı);Gerekçede yer alan, müvekkilinin hisse üzerinde sermaye kısıtı konulduğunu bilerek aldığ, bu sebeple müvekkilinin bunun sonuçlarına katlanması ve bu nedenden dolayı da butlanın tespitini isteyemeceği ve sermaye kısıtının kaldırılması talebinde bulunamayacağı şeklinde ileri sürülen gerekçenin doğru ve  yasal olmadığını, ret kararında ’’…Kaldı ki hisseleri satın alan davacı, hisselerin özelliklerini, üzerinde sermaye kısıtı bulunup bulunmadığı, kar payı verilip verilmediğini bilerek hisseleri satın almış bulunmaktadır. Davacının hisseleri satın aldıktan kısa bir süre sonra bankanın 31/03/2020 tarihli genel kurul toplantısına katılarak hisse üzerindeki sermaye kısıtının kaldırılması ve kar payı talep etmesi dikkate alındığında davacının satın aldığı hisselerin tüm özelliklerini bildiği anlaşılmaktadır. Üzerinde sermaye kısıtı bulunduğu halde söz konusu hisseyi satın alan davacının bunun sonuçlarına katlanması gerektiği bariz olduğu gibi, hisseleri elde ettiği tarihten 30 yıl önce alınan esas sözleşme değişikliği kararının iptali/butlanına karar verilmesi ve kar payı talep etmesinin haksız olduğu sonucuna varılmıştır…’’şeklinde gerekçenin dikkate alındığını; Müvekkilinin konulmuş olan sermaye kısıtının Anayasa’ya, Anayasa m.134’e ,AİHS ek 1 Protokolüne, mülkiyet hakkına, miras hukukuna, Atatürk’ün vasiyetine, Atatürk’ün vasiyetteki iradesine, vasiyetin özüne, Anayasa Mahkemesi kararına, vasiyeti tenfiz memurluğu görev ve sorumluluğuna aykırılığın yargı kararıyla kaldırılacağı inancı ve güvenciyle hisseleri satın aldığını, Yerel mahkemece yapılan yargılamada dilekçede ileri sürülen bu hususların değerlendirmeye alınmaması ihtimalinin akla dahi getirilmediğini, davalı taraf aleyhine bu kadar güçlü iddia ve bu iddiaları kanıtlayan davalı tarafın mahkeme içi ikrarı ve yargı kararları, olayla ilgili kesin hükümler olduğu halde bunlara hiç değinmeden, incelemeden sadece 30 yıl önceki bir kararı  iptal ettirme hakkına sahip değilsin diyerek karar verilmesinin, dosyanın hakkı ile incelenmediği ve gereği gibi değerlendirilmediği düşüncesini akla getirdiğini, Mahkemenin verdiği ret kararıyla aslında, Anayasa’yı ve Anayasa kararlarını ret ettiğini, Anayasa’ya, AİHS’ne, miras hukukuna, vasiyete aykırılığı ve mülkiyet hakkı ihlalini onadığını;Kararda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, Mahkemenin kısa karar tefhiminde karara dair hiçbir gerekçe ileri sürmediğini, fakat gerekçeli kararda birçok karar bulunduğunu, bu hususun gerekçeli karar hakkının ihlali ve gerekçeli kararın çelişkisiz olması ilkesine de aykırı olduğundan kararın kaldırılması nedeni olduğunu, içtihat birliği, belirlilik, öngörülebilirlik ilkelerinin ihlal edildiğini, kararda silahların eşitliğinin ilkesi ihlal edildiğini beyanla Yerel Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili ek karara karşı sunduğu istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğununu, davacının birden fazla talebi varsa bunlardan her biri hakkında hüküm kurulması gerektiğini, asli taleplerden birinin unutulması halinde hükmün tamamlanmasının istenebileceğini, dava dilekçesi sayfa 11, sonuç ve talep kısmı m.4’te \"Borsada halka açık olan, ...(... Bankası Kurucu Hissesi) ve ISBTR hisseleri üzerindeki nakit kar payı ödemesinin, ilk sermaye ile kısıtlı olarak ödeme kararının hem vasiyete, hem de TTK'ya aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kaldırılmasını, TTK ilgili maddeler ile Atatürk'ün vasiyetine uygun hale getirilerek bilançoda kar elde edilen yılın mevcut sermayesi ile ödenmesini ve 1991 yılından dava tarihine kadar olan, sözkonusu hisselerin üzerlerindeki temettülerinin (ödenmesi gereken nakit kar paylarının) bilirkişice tespit edilerek faiziyle ödenmesini,\" talep ettiklerini, tefhim ile verilen nihai kararda ve ek kararda bu taleple ilgili herhangi bir karar verilmediğini, bu husus hakkında, dava dilekçesi sayfa 6, m.4 ‘’C’’ bendi, (1),(2),(3),(4),(5),(6) da ileri sürülmüş olmasına rağmen, bu hususun Mahkemece hiçbir şekilde nihai ve ek karar hükmünde dikkate alınmadığını, Yerel mahkemenin dilekçede her bir talep hakkında karar vermediğini, özellikle en önemli taleple ilgili olarak verilmeyen karar için ek karar verilmesi talebinin de reddedilmesi ve delillerin ek kararda da tartışılmaması, değerlendirilmemesi ve çürütülmemesinin açıkça HMK’nın 297’inci maddesine ve 305/a maddesine aykırı olduğunu, bu hususun hukuki dinlenilme hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlali mahiyetinde olduğunu ve 25/05/2021 tarihindeki istinaf dilekçesini aynen tekrarla Yerel Mahkemenin ek kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalı banka tarafından kurucu intifa senetlerine yapılacak kar payı ödemelerinin, ödenmiş sermayenin 250.000 TL'lik kısmı ile sınırlandırılmasına dair yapılan 30.05.1991 tarihli ana sözleşme değişikliğinin batıl olduğunun tespiti ve iptali, davalı bankanın genel kurulunda kurucu hisse sahiplerine kar payı dağıtılmamasına ilişkin olarak alınan kararın iptali, sermaye sınırlandırılması olmaksızın 1991 yılından itibaren hesaplanacak kar payının davalıdan tahsili taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı banka nezdinde kurucu intifa senedi ile B grubu hisse sahibi olduğunu, davalı banka tarafından 31.05.1991 yılında yapılan ana sözleşme değişikliğine kadar kurucu intifa senedi sahiplerine ödenmiş sermaye üzerinden ve herhangi bir sınırlandırma olmaksızın kar payı ödemesi yapıldığını, anılan tarihteki sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kar payının ödenmiş sermayenin 250.000 TL'lik kısmı ile sınırlandırıldığını, kurucu intifa senedi sahipleri ile davalı banka arasında sözleşmesel bir ilişki olduğunu, ana sözleşme ile kurucu intifa senedi sahiplerine tanınan hakların davalı tarafından tek taraflı olarak değiştirilemeyeceğini, yapılan değişikliğin TTK ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, Atatürk'ün vasiyetnamesinde davalı banka nezdinde sahip olduğu kurucu intifa senetlerinin nemalandırılmasını ve bu senetlere düşen kar payının yarı yarıya dava dışı Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'na ödenmesini vasiyet ettiğini, yapılan incelemelerde TDK ve TTK'na yapılan kar payı ödemelerinin daha fazla olduğunun tespit edildiğini, tüm kurucu intifa senetlerinin aynı nitelikte olduğunu ve buna rağmen bu kurumlara kar payının ödeneceği yıla ait sermaye tutarı üzerinden kar payı ödenmesinin yasalara aykırı olduğunu beyan ederek 31.05.1991 tarihli ana sözleşme değişikliğinin batıl olduğunun tespitini ve iptalini, 31.03.2020 tarihli genel kurulda alınan kararın iptalini, 1991 yılından itibaren eksik ödenen kar paylarının tespiti ile davalı bankadan tahsilini talep etmiş, davalı banka, davacının 31.03.2020 tarihli genel kurulda alınan kararın iptaline ilişkin talebinin hak düşürücü süreye uğradığını, ana sözleşme değişikliğine ilişkin kararın alındığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 6267 Sayılı TTK ve 6102 sayılı TTK'na uygun olduğunu, kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kar payları yönünden sınırlandırma getirilmesine engel bir yasal düzenlemenin bulunmadığını, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, ayrıca davacının 30 yıl önce alınmış bir kararın iptalini talep edemeyeceğini, tüm kurucu intifa senedi sahiplerine aynı şekilde kar payı ödemesi yapıldığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından kararın tavzihi ve tamamlanması talep edilmiş, Mahkemece  05.07.2021 tarihli ek karar ile bu taleplerin de reddine karar verilmiş, verilen gerekçeli karar ile ek karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davacının davalı banka nezdinde 1 adet kurucu intifa senedi ile B grubu hisse sahibi olduğu, davalı bankanın ana sözleşmesinin 22. maddesi ile kurucu intifa senedi çıkarılmasının kabul edildiği, kuruluş tarihindeki ana sermayesinin 1.000.000 TL olduğu, 31.05.1991 yılında yapılan ana sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerine ödenecek kar payının 250.000.000 TL sermaye ile sınırlandırılmasına karar verildiği, davacının ana sözleşme değişikliği tarihinde kurucu intifa senedi sahibi olmadığı, 2020 yılında yapılan olağan genel kurul toplantısından kısa bir süre önce söz konusu intifa senedini edindiği, kurucu intifa senedinin mülga 6762 Sayılı TTK'nın 402/2. maddesinde düzenlendiği, anılan maddede kurucu intifa senedi sahiplerine ödenecek kar paylarının sınırlandırılmayacağına dair bir düzenleme olmadığı, davacının kurucu hisse senedi sahibi olarak davalı bankanın sermaye artırımlarına katılmadığı ve kurucu intifa senedini edindiği tarih itibariyle, davalı banka tarafından hak sahiplerine 30 yıldır aynı sermaye miktarı ile sınırlı şekilde kar payı ödemesi yapıldığı, her ne kadar davacı tarafından kurucu intifa senedi sahipleri ile davalı banka arasındaki ilişkinin sözleşmeye dayandığı ve davalının tek taraflı olarak sözleşme hükmünü değiştiremeyeceği iddia edilmiş ise de, davalı bankanın 30 yıldır uyguladığı ana sözleşme değişikliğine karşı ne davacının kurucu intifa senedini devraldığı hak sahibi tarafından, ne de istinaf başvurusunda ileri sürdüğü Atatürk'ün hak sahibi olduğu kurucu intifa senetlerine ödenecek kar payının varisleri olan Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu tarafından açılmış herhangi bir iptal davası olmadığı, davacı tarafından dava dilekçesinde, anılan kurumlara yapılan kar payı ödemesinin daha fazla olduğu iddia edilmiş ve davalı banka tarafından Mahkemece yazılan yazıya cevaben, kurucu intifa senedi sahipleri arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın ana sözleşme değişikliği ile getirilen sermaye sınırlandırmasına göre kar payı ödemesi yapıldığı bildirilmişken, istinaf başvuru dilekçesinde bu kez bu kurumlara 250.000 TL sermaye miktarı ile sınırlı şekilde kar payı ödemesi yapılmasının Atatürk'ün vasiyetnamesine, Anayasa'ya, AİHS'e, miras hukukuna, Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, Atatürk'e ait kurucu intifa senetleri ile ilgili hak sahipliğinin davacıya ait olmadığı, davacının ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin vasiyetname ile hak sahibi kılınan kurumlar tarafından açılacak bir davada ileri sürülebileceği, davalı bankanın kar payı ödemesinin 250.000 TL ile sınırlandırılmasına yönelik ana sözleşme değişikliğinin batıl olmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gibi, davacı tarafından davadan kısa bir süre önce edinilen, 30 yıldır aynı şekilde kar payı ödemesi yapılan ve bu uygulamaya karşı önceki hak sahibi tarafından hiçbir itiraz ileri sürülmeyerek zımni olarak kabul edilen bir ana sözleşme değişikliğinin batıl olduğu iddiasının ileri sürülmesinin  TMK’nın 2 ve 3. maddeleri kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, Mahkemece davacı tarafından dayanılan delillerin toplandığı, yapılan yargılamada adil yargılanma ve hukuki dinlenme hakkının ihlal edilmediği, tefhim edilen kısa kararda davacının tüm taleplerinin karşılandığı, gerekçeli karar ile hüküm fıkrası arasında herhangi bir çelişkinin bulunmadığı, her ne kadar davalı tarafın cevap dilekçesi sunma süresinin 1 ay süre ile uzatılmasına dair verilen ara karar HMK'nın 317. maddesine aykırı ise de, bu aykırılığın sonuca ve nihai olarak verilen karara bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmakla Mahkemece usul ve yasaya uygun şekilde verilen gerekçeli ve ek karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının gerekçeli karara ve ek karara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından gerekçeli karara ve ek karara yönelik olarak yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince gerekçeli karara yönelik olarak davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince ek karara yönelik olarak davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 25/01/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dc81f4815b7c9b20","SID":"cb304a0347db9c82"}}