{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2209 <br>KARAR NO: 2023/1159<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 05/10/2020<br>NUMARASI: 2018/18 Esas -  2020/583 Karar<br>DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİH: 02/11/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Ltd. Şti.'den alacakları hizmet bedeli karşılığı olarak 120.000,00 TL tutarlı altı tane çeki kendilerine verdiklerini, ancak hizmet alamadıklarını, çeklerinde kendilerine iade edilmediğini, çeklerin tamamının ödendiğini, çek bedellerinin taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın zaman aşımı nedeniyle reddini talep etmiştir. Davanın esasına ilişkin olarak da dava dışı ...'nun ... Sigortaya olan acentelik borcunu ödeyememesi üzerine bu kişinin borçlarının ödenmesi karşılığında ...'nun müşteri portföyünün kendilerine aktarılması konusunda anlaşma yaptıklarını, bu anlaşma kapsamında dava dışı ...  borçlarını ödediklerini, ödemenin dört tane çek keşide edilerek ve ciro edilerek ...'ya verilmek suretiyle yapıldığını, ... da bu çekleri ... Sigortaya bu çekleri verdiğini, kendilerinin de kayıtlarına ... hesabına borç olarak kaydettiklerini, ...'nun müşterilerini de devraldıklarını, daha sonra dava dışı ...  kendilerine olan borcuna karşılık olarak 23.09.2014 tarihinde altı tane çek verdiğini, kendilerinin de bu çeklere karşılık ...'nun borçlarına mahsuben makbuz keserek çeklerin girişini ... hesabına alacak kaydettiklerini, davacı şirket ile aralarında ticari ilişki olmadığını, Sigortacılık Kanunu gereği başka bir iş yapmalarının hukuken mümkün olmadığını, davacı şirkete yönelik sigorta hizmeti verilmesi için teklif verilmediğini ve sigorta poliçesi de düzenlenmediğini, davacı şirket ortaklarının ... A.Ş. adında sigorta şirketi kurduklarını, dava dışı ...'nun da kendilerine devrettiği müşteri portföyünü bu şirkete götürmek istediğini, davanın da bu amaçla açıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Dava konusu uyuşmazlıkta davacı şirket, davalı şirkete sigorta hizmeti alabilmek için hizmet bedeli karşılığı olarak 120.000,00 TL tutarlı altı tane çek verdiklerini, ancak hizmet alamadıklarını, çeklerinde kendilerine iade edilmediğini, çeklerin tamamının ödendiğini, çek bedellerinin taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yukarıda açıklandığı gibi 6102 sayılı TTK m. 1405'e göre sigorta sözleşmesinin kurulabilmesi için teklifnamenin kabul edilmesi ya da verilmesinden itibaren otuz gün geçmesi gerekmektedir. Dava konusu olayda davalı tarafından verilmiş bir teklifname bulunmamaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında sigorta sözleşmesi kurulmuş değildir. Bu durumda dava konusu olaya 6102 sayılı TTK m. 1420'de ki zaman aşımı süresinin mi uygulanacağı yoksa 6098 sayılı TBK m. 82'de ki zaman aşımı süresinin mi uygulanacağının tartışılması gerekmektedir. 6102 sayılı TTK m. 1420'ye göre; \"Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482'nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.\" Dava konusu olayda sigorta sözleşmesi henüz kurulmamış olduğundan sigorta ile güvence altına alınan rizikonun gerçekleşmesi de söz konusu değildir. Bu nedenle altı yıllık zaman aşımı süresi dava konusu olaya uygulanamaz. Taraflar arasında TTK m. 1405'e uygun şekilde gerçekleşmiş bir sigorta sözleşmesi de bulunmadığından bu maddedeki iki yıllık sürenin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda sigorta sözleşmesi için verildiği anlaşılan çek bedellerinin davalıda kalması ve iade edilmemesi sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirilmek zorundadır. 6098 sayılı TBK m. 77'ye göre; \"Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.\" Davalı ... yukarıda açıkladığımız gibi sigorta sözleşmesi yapmanın dışında başka bir işle uğraşamayacağından almış olduğu paranın sigorta sözleşmesi yapmak için olduğu açıktır. Bu nedenle aldığı paranın karşılığında sigorta sözleşmesinin yapılmamış olması nedeniyle davacıya karşı haklı bir sebep olmaksızın zenginleşmiştir. Bu durumda dava konusu olaya sebepsiz zenginleşmeye ilişkin zaman aşımı sürelerinin uygulanması gerekmektedir. 6098 sayılı TBK m. 82'ye göre; \"Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrar.\" Bu maddeye göre tartışılması gereken konu davacının geri isteme hakkının ne zaman başladığıdır. 6098 sayılı TBK m. 117'ye göre; \"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüte düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüte düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyi niyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.\" Davalı ... şirketinin sigorta poliçesi düzenlemek için aldığı anlaşılan dava konusu çekler için teklifname hazırlayarak davacı tarafa vermemesi ve bunu da açıkça kabul etmesi karşısında davalı şirketin 4721 sayılı TMK m. 3'e göre iyi niyetli davrandığı kabul edilemeyeceğinden davacının geri isteme hakkı zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte yani dava konusu çeklerin davalı tarafından tahsil edildiği tarihte işlemeye başlamıştır. Zaman aşımı süresinin işlemeye başladığı tarihlerin tespiti için çeklerin verildiği ... Bankasına yazı yazılmış ve çeklerin bankaya ibraz tarihleri sorulmuştur. Gelen yazı cevabında ... sayılı çekin 30.10.2014, ... sayılı çekin 27.11.2014, ... sayılı çekin 02.01.2015, ... sayılı çekin 29.01.2015, ... sayılı çekin 03.03.2015 ve ... sayılı çekin 01.04.2015 tarihinde bankaya ibraz edildiği ve tahsil edildiği bildirilmiştir. Çeklerin bankaya ibraz edilerek tahsil edildikleri tarihlerden itibaren iki yıllık zaman aşımı sürelerinin ... sayılı çek için 30.10.2016 tarihinde, ... sayılı çek için 27.11.2016 tarihinde, ... sayılı çek için 02.01.2017 tarihinde, ... sayılı çek için 29.01.2017 tarihinde, ... sayılı çek için 03.03.2017 tarihinde ve ... sayılı çek için 01.04.2017 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Dava tarihi ise 08.01.2018 olup bu gerekçelerle davanın zaman aşımı nedeniyle reddine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Kararın verildiği son duruşmada zaman aşımı süresinin uygulandığı kanun hükmü  6098 sayılı TBK m. 82 yazılacakken yanlışlıkla 6102 sayılı TTK m. 1420 yazılmış olup kısa kararla gerekçeli kararın çelişmemesi için gerekçeli kararın hüküm fıkrasında değişikliğe gidilmemiştir. Har iki kanun hükmünde de zaman aşımı süresi iki yıl olarak düzenlenmiştir. Davanın 6102 sayılı TTK madde 1420'ye göre zaman aşımı nedeniyle reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararında müvekkilinin esas yönünden davalıdan alacaklı olduğunun tespit edildiğini, müvekkili şirket tarafından davalıya verilen çeklerin sigorta hizmeti alımı için verildiğinin hüküm altına alındığını, yerel mahkeme gerekçesinde çeklerin keşidecisinin müvekkili şirket, lehtarının davalı şirket olduğunu, davalının savunmasının aksine dava dışı ...'nun keşideci ya da ciranta olarak ismi ve imzası bulunmadığını, bunun neticesi olarak ...'nun yetkili hamil olmasının mümkün olmadığının belirtildiğini, yerel mahkemece esas yönünden davalıdan alacaklı olduklarının kabul edildiğini, ancak alacağın 6098 sayıl Türk Borçlar Kanunu madde 82'ye göre zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, bu kararın usul ve yasaya uygun olmadığını, yerel mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere hizmet bedelinin karşılığı olan dava konusu çeklerin düzenlenip davalıya verilmesi ile taraflar arasında ticari ilişki - temel ilişkinin kurulduğunu, taraflar arasında böyle bir ticari ilişkinin kurulması ile artık alacağa ilişkin genel kural olan 6098 sayılı TBK madde 146'da düzenlenen on yıllık zaman aşımı süresinin uygulanmasının gerektiğini, aksi halde her tacirin tahsil edemediği alacaklarının sebepsiz zenginleşme kuralları içerisinde iki yıllık zaman aşımına tabi olacağını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkemesine sundukları dilekçelerden de görüleceği üzere davacı taraf ile müvekkili şirket arasında herhangi bir sigorta anlaşmasının tanzim edildiğini, davacı şirket ile dava dışı şahıs arasında yaşanan problemler nedeniyle mesnetsiz ve kötü niyetli bu davanın açıldığını, dava dışı kişi ile davacı arasındaki ilişkiler bozulması idi dava dışı kişinin borcu için müvekkiline yapılan ödeme hakkında işbu davanın açılması yönünde davacı tarafın bir iradelerinin bulunmadığını, ayrıca ilk derece mahkemesine sunulan cevap dilekçesinde de belirttikleri üzere davacı şirket ile ortaklarının aynı olan ...  A.Ş. Varken, davacının aynı hizmet için öncesinde hiçbir irtibatı olmayan müvekkili şirketten sigorta hizmeti alma talebinde bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından da belirlendiği gibi davacının iddiaları doğrultusunda uygulanması gereken maddenin TBK madde 82 olduğunu, anlaşılacağı üzere kanunda aksi hüküm bulunduğundan genel zaman aşımı süresinin uygulanmasının mümkün olamayacağını, belirtilen sebepler neticesinde yerel davacı tarafın mesnetsiz ve haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini, yerel mahkeme kararının onanmasını ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, davalıya keşide edilip verilen altı adet çekin tahsil edildiği ancak davalının çek bedeli karşılığı vereceği hizmeti yerine getirmemiş olması nedeniyle ödenen çek bedellerinin iadesi istemine ilişkindir.  İlk derece mahkemesince;  davanın TBK 82 maddesinde düzenlenen zaman aşımı süreside açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, zaman aşımı süresinin geçip geçmediği, davanın ispat edilip edilemediği noktasındadır.Davacı tarafça davalıya içeriği açıklanmayan  hizmet karşılığı 6 adet toplam değeri 120.000 TL olan 6 adet çek verildiği, çek bedellerinin  ödendiği ancak hizmetin alınamadığı ileri sürülerek çek bedellerinin müvekkiline ödenmesi talebinde bulunmuştur.  Davalı taraf ise dava konusu çeklerin dava dışı ... ile olan ilişkisinden dolayı onun tarafından düzenlenmiş olarak kendisine teslim edildiğini savunmaktadır. ...'nun sigorta acentesi olup ... Sigorta'ya olan borçlarını ödeyemediğini, kendisinden yardım talep edildiğini, kendisinin ...'nun borcunun zamana yayılması ve kendisinin  keşide ettiği çeklerin ... cirosu ile ...'ya  verilerek onun ticari durumunun düzeltildiğini ve ...  portföyünün kendisine devredildiğini, ...'nun borçlarına karşılık olarak da akrabası olan davacıya keşide ettirdiği çekleri kendisine teslim ettiğini, çeklerin tahsilinden 3 yıl 10 ay geçtikten sonra böyle dava açılmasının yerinde olmadığını, zaman aşımı süresinin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince davacının talebinin dayanağı sebepsiz zenginleşme olarak nitelenmiş ve TBK 82. maddesinde sebepsiz zenginleşme davaları için öngörülen zaman aşımı süresi geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.Mevcut haliyle uyuşmazlık; dava zaman aşımı süresinin sözleşme hukuku çerçevesinde mi, yoksa sebepsiz zenginleşme kurallarına göre mi belirleneceği, dava açma süresi ve bu sürenin başlangıç tarihinin ne olduğu; sonuçta eldeki davanın yasal sürede açılıp açılmadığı noktalarında toplanmaktadır. Öncelikle sebepsiz zenginleşme kavramı ve hukuki işlemlerden doğan borçlardan farkının açıklanması gerekmektedir. Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.6098 sayılı TBK'nun konuya ilişkin 77. ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük Özellikle zenginleşmenin  geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş, ya da sona ermiş bir sebebe dayanması ya da borçlanılmamış edimin kendisini borçlu sanarak yerine getirilmesine  dayalı olarak gerçekleşebilir. Zaman aşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Hukuka ya da ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır.Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında mal varlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir. Bunun sonucu olarak, taraflar arasında mal varlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Sebepsiz zenginleşmede ise, sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede (tali nitelikte) bir dava hakkı temin eder. Mal varlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Aynı ilkenin bir sonucu olarak, sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde tarafların sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunması olanaklı değildir.Yukarıda değinilen ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 13/06/2007 gün ve 2007/18-330 E.-350 K. sayılı kararında da benimsenmiş olup, sözleşme niteliğindeki yüklenme senedinden kaynaklanan uyuşmazlıkta, fazla ödenen paranın geri alınmasının sözleşme  hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yine Hukuk Genel Kurulu'nun 6.1.1968 gün ve E:1966/T-1728, K:6 sayılı kararında da, feshedildiği ileri sürülen bir sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın, sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi ve zaman aşımının da buna göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.Somut olayda; davacının iddiası davalıdan alacağı \"hizmet bedeli\" nedeniyle çek verildiğini iddia etmekle taraflar arasında bir hukuki ilişkiye dayanmaktadır. Davalı taraf da çeklerin kendisine ... tarafından kendi borcuna karşılık düzenlettirilip teslim edildiğini savunmakla ayrıca davaya dayanak çekler incelendiğinde keşidecinin davacı, lehtarın davalı olduğu belirlenmekle  taraflar arasında kambiyo hukukuna dayanan hukuki ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır. İddia edilen sözleşmelerin kurulup kurulmadığı, geçerli olup olmadığın sonuca bir etkisi yoktur. Uyuşmazlık sözleşme ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla, hukuki ilişkiden ve irade açıklaması mahiyetindeki sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın; sebepsiz zenginleşme kurallarına göre değil, sözleşme  hukuku çerçevesinde çözümlenmesi  gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, eldeki davada 6098 sayılı Türk  Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde öngörülen on yıllık zaman aşımı süresinin uygulanması gerekirken ilk derece mahkemesince hatalı değerlendirme yapılarak TBK 82. maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmeye ilişkin 2 yıllık zaman aşımı süresinin uygulanarak davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi isabetli görülmemiştir. ( Emsal Yargıtay HGK'nın  1966/T-1728 E. - 6 K.,  2007/18-330 E. - 2007/350 K.,  2010/13-93 E,  2010/88 K.,  2020/3-338 E. 2022/1194 K. sayılı  ilamları)Ancak toplanan deliller ile yargılamanın karara bağlanabileceği anlaşılmakla davanın esasına yönelik inceleme yapılmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Kambiyo senetleri kıymetli evrak niteliğinde olup, illetten mücerretlik ilkesi kambiyo senetleri için de geçerlidir. Buna göre, kıymetli evrak, doğumuna sebep olan ilişkiden bağımsız ve soyuttur. Kıymetli evrak bir defa doğduktan sonra, doğumuna sebep olan ilişkideki bir aksaklık veya bozukluk kıymetli evrakın geçerliliğine etkili olmaz. Senet temel borç ilişkisinden soyutlanarak, bağımsız bir varlık kazanmaktadır.Senede dayalı borç ilişkilerinde ise  menfi tespit davalarındaki genel kuralın aksine ispat yükü senet borçlusundadır. Kambiyo senetleri ve dolayısıyla çek illetten mücerret olup davalı lehtarın çekleri edinme sebebini açıklama yükümlülüğü yoktur. Kural olarak çek ödeme aracı olup, çeklerin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolunda yasal karine mevcuttur. Yasal karinenin aksini yani çekin borç ödenmesinden başka bir amaçla verildiğini, bedelsiz bir avans çeki olduğunu iddia eden davacı tarafın bunu kesin delillerle ispatlaması gerekir. Davacının kendi ticari defterlerinde alacaklı gözükmesi veya davalı ticari defterlerinde mal teslimine ilişkin bir kayıt bulunmaması tek başına ispata yeterli değildir. Davalının başka bir ticari ilişki kapsamında çeklerin alındığını savunması ispat yükünü değiştirir nitelikte değildir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191) Bu halde davacı iddialarını ispatla yükümlüdür.Dosyaya sunulan bilirkişi  raporunda davacı ticari defterlerinin sahibi lehine delil olma niteliğinde olduğu belirlenmiş dava konusu çeklerin bu defterlere 01/07/2014 tarihinde çek çıkış açıklaması ile \"diğer ticari borçlar hesabına\" kaydedildiği, bundan sonraki tüm işlemlerin hesaplar arası virman şeklinde davacının kendi iç muhasebesine ilişkin kayıtlar olduğu görülmektedir.  çek; bir ödeme vasıtası olup  alınan mal veya hizmet bedeline karşılık avans çeki olarak verildiği ve hizmetin teslim edilmemesi nedeniyle  bedelsiz kaldığı iddiasını yazılı belge ile ispatlaması gerekir. Dosyaya bu hususu ispata yarar bir delil ibraz etmemiştir. Bilirkişi raporunda \"davacının 120.000 TL alacaklı olduğu görünmektedir\" şeklinde görüş bildirmiş ise de çekler hakkında ilk yapılan kayıtta \"ticari borçlar hesabına\" kayıt yapılması, bundan sonraki tüm kayıtların davacının kendi kendine yaptığı herhangi bir  belgeye dayanmayan nizam kayıtları olduğu anlaşılmakla davacı ticari defterlerinin davalıdan alacaklı olduğunu ispatlamaya elverişli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davalı ticari defterlerinde ise 2014 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdikinin bulunmaması nedeniyle sahibi lehine delil niteliği bulunmadığı belirlenmiştir. Delil niteliği olmayan davalı defterlerinin ise davalı iddialarını doğrular mahiyette kayıtlar içerdiği de belirlenmiştir. Bu durumda ispat edilmeyen davanın esastan reddine karar verilmesi gerekmekte olup ilk derece mahkemesince sonucu itibarıyla davanın reddine karar verilmesi doğrudur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının sonucu itibarıyla doğru olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 269,85 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 215,45‬ TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.02/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f84c41fa39e304bc","SID":"3cb8f2b28b52f300"}}