{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1787 <br>KARAR NO: 2023/1415<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 12/03/2020<br>NUMARASI: 2015/952 Esas -  2020/302 Karar<br>DAVA: Tazminat (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/12/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında bayilik sözleşmesi bulunduğunu, davacı, bunun süresinin dolması neticesinde bunu uzatmayacak olmasını karşı tarafa 07/08/2015 tarihli ihtarname ile bildirdiğini, buna karşılık davalı tarafça 10/08/2015 tarihinde gönderilen yazıda, taraflar arasındaki protokol gereği davacının %50 karlılık oranı ile 650m3 akaryakıt alım taahhüdü bulunduğu, 01/09/2014-05/08/2015 tarihleri arasında 328 m3 akaryakıt alımı yapıldığı, ayrıca yapılan alımlarda protokolde  belirlenenden daha fazla kar payı verildiği, bu nedenle eksik alımın tamamlanması ve hataen %70 üzerinden hesaplanan kar payı nedeniyle eksik tahsil edilen bedelin iadesi talep edildiği davacının iddiasına göre davalıdan gelen bu yazı üzerine, davacı personeli ... tarafından davalı çalışanı ...'ya bir e-mail gönderilerek, borç-alacak mutabakatın yapılması için ekstre gönderilmesi talep edildiği bunun üzerine davalı taraf herhangi bir cevap vermemiş, teminat mektubunun son günü olan 31/08/2015 tarihine kadar herhangi bir borç bildirimi yapılmadığını,  davacının iddiasına göre son günde teminat mektubu nakde çevrildiğini teminat mektubunu düzenleyen bankanın 01/09/2015 tarihli duruma dair bildirimine binaen, davacı taraf ertesi günü teminat mektubu tazmin bedelini üçüncü bir kişiden borç alarak bankaya ödediğini, sonraki süreçte davalı taraf, 52.125,12 TL'yi davacıya iade ettiğini, davacının iddiasına göre teminat mektubu cezai şart ve hatalı olarak fazla orandan uygulandığı belirtilen iskontodan  doğan alacak için nakde  çevrilmiş gözüktüğünü, ancak davacının iddiasına göre teminat mektubunun nakde çevrilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi TMK m 2 hükmüne de aykırı olduğunu, bu açıdan davacının dayandığı hukuki gerekçe ve temeller kısaca şu şekilde sıralanabileceğini, Öncelikle önceki tarihli protokol bayilik sözleşmesinin imzalanması ile birlikte sona erdiğini, bu nedenle protokole dayalı olarak tasfiye yapılması mümkün olmadığı, ayrıca olayların gelişimi sürecinde davalı taraf, önceki yıllarda herhangi bir cezai şart talebinde bulunmadığı gibi, bunu uygulayacağına dair bir bildirim vs de yapmadığını, bu durum TMK m. 2  hükmünde dayanağı bulun güven ilkesine aykırı olduğunu,  ayrıca taraflar arasındaki uygulama ile sözleşmenin örtülü bir şekilde değiştirildiği değerlendirme yapılabileceğini, davacının iddiasına göre davacı zaten sözleşme ile kararlaştırılan 650 m3 alım taahhüdünü de gerçekleştirdiğini, hatta bunu daha protokol tarihinde dahi, aştığı için kendisine yüksek oranda indirim uygulandığını, davacının iddiasına göre eldeki verilere göre faturaları düzenleyen zaten bizatihi davalı taraf olduğunu, bu nedenle bunca uzun süre ve çok sayıda uygulama için hata iddiasında bulunması dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu, ayrıca teminat mektubundan anlaşıldığı üzere hata iskonto uygulandığı gerekçesiyle teminat mektubunun nakde çevrilmesi mümkün olmadığını, teminat mektubu davacının sözleşmeye aykırı davranması ihtimaline göre düzenlendiğini, hatalı iskonto yapıldığı kabul edilse bile bu durum davalının sözleşmeye aykırı davrandığı anlamına gelmeyeceğinden teminat mektubunun hedefi niteliğinde olmadığını, mektup veriliş amacı dışında kullanılamayacağını, bizzat davacı tarafça ekstre talep edildiği üzere herhangi bir bilgi gönderilmeden hedefi dışında teminat mektubunun nakde çevrilmesi hukuka aykırı olduğunu, davalının elinde başka güvence olarak ipotek de bulunması davacının dayandığı diğer bir gerekçe olduğunu,  bu nedenlerle davacı, davalının haksız şekilde teminat mektubunun nakde çevrilmesi nedeniyle sebepsiz bir şekilde zenginleştiği 97.874,88 TL'yi tahsil tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte iade etmeye; Başkasından borç alarak teminat mektubu bedelini bankaya ödemek durumunda kaldığı için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL maddi tazminatı ödemeye ve haksız şekilde teminat mektubunun nakde çevrilmesi nedeniyle ticari itibari zedelediği için 50.000 TL manevi tazminat ödemesine yönelik hüküm kurulmasını talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddiasına göre ise protokol tam tersine geçerliliğini koruduğunu, tam tersine davacının sebepsiz şekilde zenginleştiğini, 2013 yılında her şey sözleşmeye göre yürürken 2014 yılında sistem hatasından dolayı davacının 650 m3 üzeri tüm alımlarına %90 kar payı uygulanmış, bu hatalı uygulamanın farkına sonradan varıldığı 2015 yılında da bu uygulama devam ettiğini, böylece 2014 yılında 24.073,83 TL;2015 yılında ise 26.612 TL toplamda 58.998,72 TL) Eksik tahsilat yapıldığı sözleşmenin sona erecek olması nedeniyle alacak borç ilişkisinin tasfiyesi gündeme geldiğinde bu hatanın farkına varılmış ve 10/08/2015 tarihinde gönderilen yazı ile davacı durumdan haberdar edilerek \"kendi kayıtlarının incelenmesi ve inceleme sonucu belirlenecek eksik ödemenin tamamlanması\" talep edildiği, davacı taraf ise borcu olmadığını iddia ederek, ayrıca teminat mektubunun süresini uzatmaya da yanaşmadığını, bu nedenle teminat mektubunun nakde çevrilmesi  tamamen hukuki çerçeve içinde gerçekleştiğini, dayanak Protokolün 7 ve 8. Maddeleri olduğunu, ceza şart açısından ise bunun önceki dönemlere değil, davacının son ödeme (01/09/2014-01/09/2015) ait olarak alması gereken oranın daha altında kalmasının (Eksik olan tutar 222.59m3) etken olduğu bunun tamamlamasının istendiği, protokolün 6. Maddesi eksik kalan her bir m3 için 50 USD cezai şart öngördüğü, bunun karşılığının da 32.386,26 TL olduğu savunması yapıldığı,  uyarılara rağmen davacı işbirliği yapmadığından ve teminat mektubunun süresini de uzatmadığından, bunun nakde çevrilmesi hukuki olduğunu ve tazminatı gerektirecek bir durum söz konusu olmadığını, haksız davanın reddini, dava masrafları ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Saptanan ve hukuksal durum karşısında; davalının akaryakıt bayilik sözleşmesi gereği tarafına davacı tarafından verilen teminat mektubunun nakde çevrilmesini talep etmesi karşısında borcu bulunmamasına rağmen ihtirazi kayıtla davacının bu bedeli ödediği, davalının daha sonradan 52.125,12 TL'lik kısmı davacıya iade ettiği anlaşılmaktadır. Bu konuda taraflar arasında çekişme bulunmamakla, teminat mektubunun nakde çevrilmesinin şartlarının oluşup oluşmadığı çekişmeli bulunmuş ve teknik raporlardan da anlaşılacağı üzere şartları oluşmadan nakde çevirme işleminin yapıldığı anlaşılmıştır. Borcun bulunmaması karşısında dürüstlük ilkesi- iyi niyet kuralı gereğince ve dosyaya mübrez belgeler, hesap hareketleri ve ticari kayıtlar uyarınca delillerin değerlendirilmesi sonucunda davalının teminat mektubunun nakde çevrilmesini istemesinin dürüstlük ilkesi ile bağdaşmadığına ve taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olmadığına kanaat getirilmiştir. Sözleşme gereğince davacı tarafın davalı tarafa borcu bulunmadığı halde, davalı tarafın teminat mektubunu nakde çevirmek istemesi karşısında ödemede bulunduğu anlaşılmıştır. Davalının dava konusu 97.874,88 TL miktar kadar davacıya borçlu olduğu, sebepsiz zenginleştiği bu nedenle ödenen miktarın davacıya istirdadının gerektiği anlaşılmaktadır. Bu miktar kadar davacının alacaklı olduğu, davalının hak etmediği alacağın davacıya henüz iade edilmediği, tarafların tacir olması ve sebepsiz zenginleşilen tarih dikkate alındığında talep edilen faizin istenebileceği,  davacının davasında kararda belirtilen şekilde haklı olduğu ve davasını ispat ettiği davalıdan alacaklı olduğu değerlendirilmekle davalının dürüst- basiretli tacir gibi davranmadığına da kanaat getirilmiştir. Her ne kadar davacı, bu dava konusu bedelin dava dışı kişilerden borç alınarak ödendiği bu nedenle faiz zararının bulunduğunu ileri sürmüş ise de; dosya kapsamı incelendiğinde yasaya uygun usulüne uygun olarak süresinde iddiasını ispata yarar bilgi ve belge sunmadığı anlaşılmakla maddi zarar tazmini davasını ispatlayamadığına kanaat getirilmiştir. Yine aynı şekilde davacı ticari itibarının zedelendiğinden bahisle manevi zararının tazminini talep etmiştir ancak dosya kapsamı incelendiğinde; yasaya uygun usulüne uygun olarak süresinde iddiasını ispata yarar bilgi ve belge sunmadığı anlaşılmakla manevi zarar tazmini davasını da ispatlayamadığına kanaat getirilmiştir. Maddi ve manevi zarar tazmini koşulları oluşmadığından ispatın da yokluğu dikkate alınarak bu talep kalemleri yönünden dava red olunmuştur. Bu gerekçelerle aşağıdaki şekilde kanunen, taktiren ve vicdanen karar vermek gerekmiştir. Davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddine\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkili şirket arasında davalıya akaryakıt bayiliği verilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını, varılan bu anlaşma çerçevesinde de taraflar arasında protokolün imzalandığını, protokolün davalıya verilecek bayiliğin işleyiş usul ve esaslarını belirlediğini, protokolün 5. maddesine göre bayinin her yıl için 650 m3 akaryakıt alımı taahhüt ettiğini, protokolün 7. ve 8. maddelerinin akaryakıt satışlarında uygulanacak fiyat politikasını belirlediğini, buna göre müvekkili şirketin yıllık 650 m3'e kadar olan alımlarında kar marjının %50'sini davacıya vereceğini, davacının daha fazla alım yapmasını teşvik amacıyla ise 650 m3 üzeri alımlarda bu oranın %70 olarak uygulanacağını, 651 m3'ten itibaren karın %70'inin davacıya verileceğini, uygulamanın bu şekilde devam ettiğini, fakat yapılan incelemede 53 faturada %70 kuralından sapma olduğunun tespit edildiğini, bu 53 faturada alt limiti %90 olmak üzere %98'e varan oranlarda davacı lehine marj uygulandığının görüldüğünü, bilirkişi heyetinin çok kolay bir şekilde ve sadece 53 faturayı incelemek sureti ile bu yanlışlığı tespit edebilecekken olaya nüfuz edemediğini ve bu suretle mahkemeyi de yanılttıklarını, bilirkişilerin bu tespitinin yapılabileceği faturaları incelemediklerini, ne kök raporda ne ek raporda faturalara ilişkin tek bir cümlenin bulunmadığını, davacı tarafın toptan ve dökme olarak ek protokol kapsamında yaptığı alımları bilirkişilerin 650 m3'lük alım taahhüdü kapsamında değerlendirdiğini, davacının taahhüdünü gerçekleştirdiğini yazdıklarını, bu yanılgının ek protokole itibar edilmemiş olmasından kaynaklandığını, 2 tacirin ticari ilişkilerinde hiç etki yaratmayacak bir şekilde imzalayabileceklerini kabul ve ilan ettiklerini, bu rapora güven sorununun takdirinin yüksek mahkemeye ait olduğunu, davacı tarafın bu davanın hiçbir yerinde ek protokol kapsamında alım yapılmadığına ilişkin bir tek cümle sarf etmediğini, demek ki alındığını, öyleyse yapılan bu alımların toplam alımdan düşülmesi gerektiğini, taahhüt altı alım söz konusu olduğunu, cezai şartın tahakkuk ettiğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın tümüyle reddine karar verilmesini ve icranın durdurulmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davalı tarafın fazla oranda iskonto uygulanmış diyerek teminat mektubunu nakde çevirmesinin hatalı olduğunu, hatalı düzenlendiği iddia edilen faturalar için tespit edilen alacak iddiasıyla teminat mektubunun nakde çevrilemeyeceğini, davalı şirketin 01/09/2010 tarihinde başlayan 5 yıllık ticari ilişkisinin son ayına kadar müvekkiline tonaj taahhüdünü tamamlaması aksi halde cezai şart talep edeceği ihtarında bulunmadığını, önceki yıllarda da cezai şart talep etmediğini, bu konuda ihtirazı kayıt da ileri sürmediğini, davalının iddialarının değerlendirilmediğine ilişkin iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkili şirketin sözleşme ile üstlendiği alım taahhüdünü yerine getirdiğinden davalının müvekkilinden cezai şart talep etmesinin mümkün olmadığını, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava; davacı tarafın davalıya vermiş olduğu teminat mektubunun haksız olarak nakde çevirmesi nedeniyle; davacının teminat mektup bedelinin iadesi, uğranılan maddi ve manevi zararın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve bilirkişi raporu  esas alınarak dmaddi tazimnat talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş,bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalının kendisinin düzenleyip bedellerini tahsil ettiği faturalara konu bedeli kabul etmiş sayılıp sayılamayacağı, 01/09/2014- 01/09/2015 son döneme  ilişkin  cezai şart alacağının bulunup bulunmadığı ve teminat mektubunun her iki alacağı teminat altına alıp olmadığı noktasındadır.Taraflar arasında  01/09/2010 tarihli 5 yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesi,  09/08/2010 tarihli  bayilik protokolü ve 08/09/2014 tarihli tek maddeden ibaret ek protokol  imzalanmıştır.Öncelikle davacı tarafça davalı tarafa verilen ...  bankasının 07/07/2015 tarihli kesin teminat mektubunda; \"davacının imzaladığı ve imzalayacağı tüm bayilik sözleşmesi ve eki protokollerden kaynaklanan tüm borç ve taahhütlerinin , cari hesabının, sözleşmenin ihlali halinde doğacak cezai şartların ... Teminatı olmak üzere verildiği anlaşılmakla  davalının teminat mektubunu nakde çevrilmesine gerekçe yaptığı cezai şart ve hataen eksik tahsil edilen bedel talebini kapsadığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafça davalıya yeni dönem için akaryakıt bayilik sözleşmesinin yenilenmeyeceğine dair Polatlı ... Noterliğini 07/08/2015 tarihli ihtarnamesi ile bildirim yapıldığı, davalı tarafça 10/08/2015 tarihli yazı ile taahhütten eksik alım yapıldığı ve protokolde belirlenen oranın üstünde kar payı verildiği belirtilerek yıllık alım taahhüdünün tamamlanması ve hataen %70 oranın üzerinde hesaplanan kar payı nedeniyle eksik tahsil edilen bedelin iadesi talep edilen yazının davacıya iletildiği, ayrıca davalı tarafça 02/09/2015 tarihinde Beyoğlu ... Noterliğinden davalıya keşide edilen ihtarname ile \"hataen  sözleşmeye aykırı olarak uygulanan kar payından kaynaklı fiyat farkının mahsubu sonucu oluşan teminat mektup bakiyesinin hesaba havale edileceği hususlarının bildirildiği görülmektedir. Taraflar arasında düzenlenen protokolün 4. Maddesi ile davacı 5 yılık süre boyunca her yıl 650 metre küp akaryakıt ürünü ve 1 ton madeni ve sentetik yağ satın almayı taahhüt etmiştir. Protokolün 6. Maddesi ile alım taahhüdünü  ihlali halinde her metre küp akaryakıt  için 50 USD cezai şart ödeneceği kararlaştırılmıştır.  Sözleşmenin 7 ve 8. Maddesi ile ürün fiyatının ve iskonto oranları kademeli olarak nasıl belirleneceği hüküm altına alınmıştır.  Ek protokolde ise \"bayiin işbu  protokol'de uygulanan cari fiyatları dışında, ...'dan indirimli fiyatla satın aldığı ve toptan veya  dökme olarak  yapacağı satışlara toplam satış taahhüdün içinde değerlendirilmeyecektir\" düzenlemesi bulunduğu görülmektedir. Ancak ek protokolde bahsi geçen toptan ve dökme olarak yapılacak satışların nasıl izleneceği veya kayıtlara alınacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Davacının ticari defterleri  üzende yapılan inceleme  sonucu hazırlanan 15/05/2017 tarihli bilirkişi raporuna göre; davacı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davalının düzenlediği tüm faturaların ticari defterlere kaydedilmiş olduğu ve yıllık 650 metre küp alım taahhüdünün yerine getirildiği belirtilmiştir. İtiraz üzerine oluşturulan bilirkişi heyetince 03/10/2018 tarihine mahkemeye sunulan kök raporda 2014-2015 döneminde davacının satın aldığı motorinin  750,61 ton olduğu, sadece motorinin bile taahhüt edilen 650 tonluk taahhüdün üstünde kaldığı görüşü bildirilmiştir. Yine davalı defterlerine davacı adına düzenlenen tüm faturaların kaydedildiği, 31/08/2015 tarihi itibarıyla borç alacak bakiyesinin sıfır olarak görüldüğü raporda belirtilmiştir. İtiraz üzerine aynı  heyetten alınan 26 kasım 2019 tarihli ek bilirkişi raporda; davalının son döneme eksik alım olduğuna ilişkin iddiasını ispatlar mahiyette bir belge veya delil sunmadığı, davalı kayıtlarında davacıya düzenlenen faturalarda  alımın  dökme yada toptan  olduğu yada hangisinin hangi kategoriye girdiğinin anlaşılamadığı, yine mahasip bilirkişinin 2014 ve 2015 yılındaki en yüksek motorin ve benzin fiyatları baz alındığında davacı adına düzenlenen 4.506,011,80 TL'lik faturanın 906.064 tona tekabül ettiği, sözleşmede belirlenen 650 metre küp taahhüdün çok üzerinde alım gerçekleştiği dosyadaki belgelerden tespit edildiği rapor edilmiştir. Kural olarak akaryakıt alımında tonaj ihlali nedeniyle talep edilen  ifaya eklenen cezai şart niteliğindedir. YHGK.’nun 20.01.2013 tarih 2012/19-670 E. ve 2013/171 K., 2013/19 - 690 Esas ve 2014/507 K.. kararında ve sonraki kararları uyarınca ; (Y. 19. HD. 07.04.2014 tarih 2014/4694 E. ve 2014/6585 K.,kararları),  bayiiden  cezai şart talep edilebilmesi için takip eden yılda henüz mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili \"çekince\" (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Fesih tarihine kadar davalı şirket alımlarına  çekince konmadan ifaya devam edilmiş ve borçluda, “ceza koşulu istenmeyeceği” ne dair haklı bir güven oluşturulmuş ve oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşulları talep edilemeyecektir. Bayiiden, önceki yıllara ilişkin olarak ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş ise eksik alımda ancak son yılın cezai şart tutarı talep edilebilecektir.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Somut olayda davalı taraf davacıya satışını yaptığı ürünlerin ek protokol kapsamında kalıp asıl protokol ile taahhüt edilen 650 metre küp miktarın dışında kaldığını ispata yarar belge ve veri sunmadığından bu yöne ilişkin savunmasını ispat etmemiştir. Bu durumda  son döneme ait alım taahhüdünün karşılandığı hatta  aşıldığı anlaşılmakla davalının cezai şartın tahsilini hak etmediği sonucuna ulaşılmakla davalının bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir.   Davalının düzenlediği tüm faturalar davacı ve davalının ticari defterlerine işlenmiş, sözleşmenin yürürlükte kaldığı 5 yıl boyunca davalı taraf düzenlediği  herhangi bir faturaya itiraz etmemiş ve meblağın tahsili aşamasında ihtirazı kayıt da konulmamış ve fatura bedelleri davalı tarafa ödenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. Maddesine göre;  bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.  Fatura düzenlenebilmesi için taraflar arasında bir akdi ilişkinin bulunması gereklidir. Bunun yanı sıra fatura tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı kabul edilmekte ve faturada yer alması olağan sayılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü ve bedeli gibi fatura mündericatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenen aleyhine karine teşkil etmektedir. Ancak bu karinenin aksi elbetteki her türlü delil ile ispatlanabilir.Davacı adına düzenlenen faturaların  itiraz edilmeden davalı ticari defterlerine kaydederek karşılığında bedelinin tahsil edilmesi karşısında tacir olan davalının TTK'nın 18/2. maddesi uyarınca, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği,  TTK 21/2 maddesi uyarınca, faturalara 8 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde faturadaki gösterilen içeriğin ve iskontonun kabul edilmiş sayılması gerektiği,  fatura içeriğine itiraz etmeyip bedelini çekincesiz tahsil edilmiş olmakla davacıdan fatura bedelinden kaynaklı eksik bedelin tahsilini isteyemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. (Emsal Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2016 Tarih 2015/10737 Esas ve 2016/7621 Karar sayılı ilamı). Ticarî defterlerin delil niteliği HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 2. fıkrasında ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir. Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4). Davalı tarafça, kendisinin düzenlediği tüm faturaları ticari defterine kaydedildiğine göre, davacı tarafça fatura  bedeli ödenmiş olmakla davacıya fatura edilen tüm ürün bedellerini ödendiği ispatlanmış durumdadır.Sözleşmede belirlenen ürün bedeline itiraz etmeden  sözleşmenin başından sözleşme sonuna kadar satıma devam eden davalı, kendi düzenlediği faturaları ticari defterine kaydedip, bedelini  çekincesiz  tahsil etmek suretiyle sözleşmenin ürün bedeline ilişkin hükmünün fiili uygulama ile davacı yararına değiştirmiştir. Bu durumda davalının davacıdan fatura ve cezai şart alacağı bulunmadığı halde teminat mektubunun paraya çevrilmesi nedeniyle davacının ödemek zorunda olduğu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 6.685,83‬ TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 1.617,05 TL nispi ve 54,40 maktu olmak üzere toplam 1.671,45‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 5.014,38 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,  Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.14/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d5d165a467d43579","SID":"511e67b9b0bd2969"}}