{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: ALANYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 13/11/2023<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ: 28/12/2023<br><br>İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde  istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>Davacı vekili, keşidecisi davacı borçlu ..., lehtarı ve ilk cirocusu davalı ..., ikinci cirocusu takip alacaklısı davalı ... olarak bulunan, 15/07/2021 düzenleme tarihli, 30/12/2022 ödeme tarihli 430.000,00 USD bedelli senede dayalı olarak Alanya İcra Dairesi'nin .... Esas sayılı dosyası ile 16/01/2023 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, davacı ile davalılar arasında hiçbir zaman ticari ilişki olmadığını, icra takibine konu senet ile ilgili olarak Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... sayılı soruşturmasında İstanbul ATK tarafından düzenlenen raporda senedin sahte olduğunun, boş A4 kağıdının senet haline getirildiğinin, borçlu imzasının senet mahiyetinde atılmamış olduğunun, evvelce imzalanan belgeden yararlanmak suretiyle senet haline getirilmiş olduğunun belirtildiğini, davalılar hakkında resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan dava açıldığını, Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin .... Esas sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiğini belirterek, davaya konu edilen keşidecisi davacı borçlu ..., lehtarı ve ilk cirocusu davalı ..., ikinci cirocusu takip alacaklısı davalı ... olarak bulunan, 15/07/2021 düzenleme, 30/12/2022 ödeme tarihli 430.000 USD  bedelli senedin sahte olduğunun ve müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve icra takibinin iptaline, ekte sunulan fakirlik belgesi gereğince adli yardım taleplerinin kabulüne, senede ilişkin yapılan icra takip dosyasından haciz işlemlerinin devam etmesi ve davacının tek geliri bulunan maaşından her ay maaş kesintisi yapılmasının önüne geçilmesi ve davacı asilin daha fazla hak kaybına uğramaması adına teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilerek Alanya İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı icra takip dosyasının durdurulmasına, dava konusu takibin kötü niyetli başlatılması söz konusu olduğunun tespit edilerek; asıl alacak miktarı üzerinden %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı davalılardan alınarak davacıya verilmesine, dava konusu takibin kötü niyetli başlatılması söz konusu olduğunun tespit edilerek; asıl alacak miktarı üzerinden %10 dan aşağı olmamak üzere idari para cezasına hükmedilerek Hazine'ye verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>Davalı vekili, Aydın Jandarma Kriminal Laboratuvarı'ndan alınan rapor neticesinde takibe dayanak senet altındaki imzanın, davacının eli ürünü olduğu yönünde hüküm kurmaya elverişli, kesin kanaat içeren bir rapor tanzim edildiğini, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu, davacı tarafın iddialarının tamamen soyut iddialar olduğunu, hiçbir yasal dayanağı bulunmadığını, takibin yargılama sonuna kadar durdurulmasına yönelik herhangi bir hukuki yarar elde edilemediğini  belirterek;  mahkemenin ara kararı ile, Alanya İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı dosyasındaki  takibin yargılama sonuna kadar durdurulmasına yönelik itirazlarının kabulün karar verilerek ara karardan dönülmesini talep etmiştir. <br>Mahkemece, \"...davacı takip sonrası menfi tespit istemli açmış olduğu davada, ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasını talep etmiş, mahkememizin 30/10/2023 tarihli ara kararı ile ihtiyati tedbir kararı verilmiş, davalı karara itiraz etmiştir. Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte, takibe konu kambiyo senedi altındaki imzaya itiraz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 170. maddesinde özel olarak düzenlendiğinden, imza inkarı nedenine dayalı sahtelik iddiası hakkında, sonraki genel kanun olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 209. maddesi uygulanamaz ise de takibe konu senedin sahte olduğunun ceza mahkemesi yargılaması ile ortaya çıkması veya savcılık soruşturması sırasında bu yönde önemli bir delile ulaşılması halinde sahtecilik iddiasının soyut bir iddia olmaktan çıktığı kabul edilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 389., 209/1. ve  2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 72/2. maddeleri nazara alınarak takip durdurulabilecek olması, Alanya İcra Müdürlüğü'nün .... E. sayılı takip dosyasına dayanak bonoya ilişkin olarak Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... Soruşturma Sayılı  dosyasında senedin sahte olduğuna dair rapor aldırılmış olması, davacının sahtecilik iddiasının soyut bir iddia olmaktan çıkıp somut bir hal aldığı, ileride telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasına yol açabilecek olması, davacı tarafından ortaya konulan delillerle geçici hukuki koruma için yaklaşık ispata yeter mahiyette olması gecikmesinde sakınca görülmesi nedeniyle, davacının adli yardım talebinin kabul edildiği de nazara  alınarak menfaatler dengesi de göz önünde bulundurularak, ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ve aynı nedenlerle itirazın reddine ...\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Karara karşı, davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... Soruşturma sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunun icra takibini durdurabilecek nitelikte olmadığını, ortada kesin ve somut bir delil olmadan takibin teminatsız durdurulamayacağını, Yargıtay yerleşik içtihatlarında görüleceği üzere  Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi'nin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilinin iyi niyetli 3. kişi konumunda bulunduğunu, bu durumun davalı ...'ın müvekkiline borçlu olduğuna dair beyanları ile sabit olduğunu, İİK'nın 72/3. maddesi gereğince icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilmesi gerekirken icra takibini durdurulmasına karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin hak kaybına uğramasına neden olduğunu, İİK'nın 72/3. maddesi gereğince teminat karşılığı icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.<br>İstinafa konu ara karar, 13/10/2023 tarihli tedbir talebinin kaldırılmasına ilişkindir. <br>Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, Alanya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... soruşturma sayılı dosyası bu dosya kapsamında aldırılan ATK Fizik İhtisas Dairesi'nin Raporu .... tarihli iddianamenin bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalı ... vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalı ... vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,<br>2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 269,85 TL maktu istinaf karar harcının peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, <br>3-Davalının  istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, <br>4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince talebi halinde ilgilisine İADESİNE, <br>5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, <br>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oyçokluğuyla, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-f. maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.28/12/2023     <br>   <br> ...<br><br>\t\t                  MUHALEFET ŞERHİ<br><br>Davacı vekili, müvekkilinin hakkındaki takibe dayanak bononun keşidecisi olarak gözükmekle birlikte, bononun başka amaçla düzenlenmiş belgenin tahrif edilip bonoya dönüştürülmesi suretiyle oluşturulduğu, konunun ceza yargılamasına da taşındığını belirterek borçlu olmadığının tespitine ve hakkındaki takibin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasına karar verilmesini talep etmiş; davalı vekili Aydın Jandarma Kriminal Laboratuvarından alınan rapordan senet altındaki imzanın davacı eli ürünü olduğunun anlaşıldığını, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu, verilen tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>Mahkemece, imzaya itirazın İcra ve İflas Kanunun 170. Maddesinde düzenlenmiş olması sebebiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 209. maddesi uygulanamayacağını ancak takibe dayanak senedin sahte olduğu yönünde önemli delillere ulaşılması halinde takip durdurulabileceği, ortaya konulan delillerin geçici hukuki koruma için yaklaşık ispata yeter mahiyette olduğu, davacının adli yardım talebinin de kabul edildiği gerekçesi ile davalının ihtiyati tedbir kararına yaptığı itirazın iptaline karar vermiş, dairemiz ise aynı gerekçe ile davalının istinafının reddine karar vermiştir. <br>Uyuşmazlık, takipten sonra açılan menfi tespit davası üzerine takibin ihtiyati tedbir yolu ile durdurulup durdurulamayacağı hakkındadır. Yargıtay, takipten sonra açılan menfi tespit davası üzerine ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulamayacağı görüşündedir.  Gerekçesi ise imzaya itirazın ayrıca İİİK'da düzenlenmiş olması ve İİK nın 72/3 maddesinin böyle bir tedbir kararı verilmesine imkan vermemesidir. İcra iflas kanunu çerçevesinde Yargıtay'ın bu değerlendirmesi doğru ise de, kanun hükmü, hak arama hürriyetini, mahkemeye erişim hakkını kısıtlaması ve dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edilebilmesine sebebiyet verebilmesi sebebiyle Anayasaya aykırıdır. Öte yandan Anayasanın 90. Maddesi gereğince usulüne uygun olarak onaylanmış uluslar arası sözleşmelerin kanuna aykırı hükümlerinin varlığı halinde (ve aynı bağlamda Anayasaya aykırı olması halinde) bu kanun hükümlerinin ihmal edilerek sözleşme (ve Anayasa hükümlerinin) uygulanması gerekir.  Ancak durumun bu şekilde değerlendirilmesi halinde mahkemece aynı zamanda kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine de gidilmelidir. <br>Şöyle ki; <br>Mahkemeye erişim hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ve 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36, 40/2 ve 125/I maddelerinde düzenlenmiştir. Anayasanın 36. Maddesine göre “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”<br>Mahkemeye erişim hakkının temin edilebildiğinden söz edilebilmesi için ilgili tarafa, uyuşmazlık konusu hususla ilgili taleplerini mahkeme önüne getirebilme ve mahkemenin de getirilen uyuşmazlığa bağlı taleple ilgili gereken kararı verebilme yetkisinin olması gerekir. Bu da ancak ilgili talebin etkili bir şekilde kullanılabilmesinin sağlanmısı ve kanunların da ilginin mahkemeye başvuru hakkını kısıtlayan fiili (öngörülen harç ve masraflar gibi) ve hukuki engelleri kaldırmasını hatta hakkın etkin bir şekilde kullanılabilmesi için yasal yolların oluşturulmasını gerektirir. Bu anlamda kanunların etkili başvuru hakkını da temin etmesi gerekir. Sözleşmenin 13. Maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı, mahkemeler bağlamında da geçerli olup temini, geniş bir koruma sistemi gerektirir. <br>Mahkemeye erişim hakkı, o hususun dava konusu edilebilmesi yanında dava konusu edilen hususla ilgili ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz gibi geçici hukuki korumaların da etkili kullanılmasının sağlanmasını, bu geçici hukuki korumaların kullanılmasının hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlanmamasını gerektirir. <br>AYM ve AİHM çeşitli kararlarında, mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlamaların, “söz konusu hakkın özünü bozacak bir biçimde veya kapsamda bireyin mahkemeye erişimini kısıtlamaması gerektiğini, sınırlamanın meşru bir amaca hizmet etmediği ve kullanılan araçlar ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisinin bulunmadığı durumların Sözleşme’nin 6. maddesiyle bağdaşmayacağını” belirtmiştir.<br>AYM. çeşitli kararlarında, Anayasanın 36. Maddesinde belirtilen “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü ile mahkemeye erişim hakkının güvence altına alındığını, bu hakkın, “bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına” gelip mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, önemli ölçüde etkisizleştiren, aşırı derecede zorlaştıran, sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edeceğini ifade etmiştir.<br>Sumut uyuşmazlığa gelince, davacı İİK’nın 72. Maddesi kapsamında hakkındaki icra takibine geçilmesinden sonra açtığı menfi tespit davasında, ….. hile, tehdit, bedelsizlik, imza inkarı, tahrifat …. gibi sebeplerle borçlu olmadığının tespitini istemektedir. Davacı aynı zamanda hakkında yürüyen bir icra takibi ile de karşı karşıyadır. Bunlardan, hile, tehdit, bedelsizlik, sahtecilik iddiaları ceza yargılamasını da gerektirmektedir. Davacının bu gibi durumlarda hakkında bir icra takibine girişilmeden alacak iddiasında bulunan kişiyi tespitle İİK’nun 72/2. Maddesinde düzenlenen takip öncesi menfi tespit davasını açması da fiilen mümkün olmamaktadır.<br>Mahkemeye erişim ve etkili başvuru hakkını kısıtlayan İİK’nın 72/3. Maddesi hükmü ise “İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.” şeklindedir. Görüldüğü gibi,  takip sonrası açılan menfi tespit davasında davacı mahkemeden yanlızca teminat karşılığı icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilecektir. Mahkemenin bu yönde vereceği tedbir kararı üzerine davacı mahkeme veznesine gereken teminatı yatırdıktan sonra, takibe konu alacak miktarı kadar parayı da icra veznesine yatıramaz ise alacaklının borçluya ait malları sattırması mümkün hale gelmektedir. Bu ise davacının mahkemeden etkili bir şekilde korunmasını isteme hakkını, yani erişim hakkını kısıtlamaktadır.<br>Öyle ki, kimi durumlarda menfi tespit davasına konu husus aynı zamanda ceza yargılamasına da konu olmaktadır. Bu durumda hukuk mahkemesi hakiminin ceza mahkemesinde yapılan yargılamanın sonucunu beklemesi gerekir. Bu bekleme dosya için periyodik duruşma tarihleri verilmesi veya dosyanın ceza davası sonuçlanıncaya kadar bekletilmesine ilişkin bir ara kararı verilmesi suretiyle yapılır. İşte bu durumda ceza mahkemesinde davalı hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşleştiği halde hukuk mahkemesindeki duruşma gününün gelmemesi veya taraflardan birinin meşru bir mazereti sebebiyle duruşmanın ertelenmesini istemesi halinde mahkeme bu mahkumiyet kararına rağmen kanunun bu hükmü gereğince satış işlemlerini durduramayacağı gibi hacizleri de kaldıramayacağından davacının mülkiyet hakkının ihlal edilmesi söz konusu olmaktadır.<br>Bir diğer sorun da, davalının yargılandığı ceza mahkemesinde duruşmalardan kaçması ve hatta yargılamayı akamete uğratmak için kendisi yurt dışına çıktıktan sonra takibe geçilmesini sağlayarak ceza zamanaşımı süresinin dolmasını sağladığı durumlarda da kanunun belirtilen hükmü karşısında mahkeme takibi durduramadığından davacının mülkiyet hakkının ihlaline yol açmaktadır.<br>Kanun, iyi niyetli alacaklının mülkiyet hakkını da ihlal eder niteliktedir. Zira İİK’nın 72/3 maddesi uyarınca verilen ihtiyati tedbir kararı, adli yardım talebinin kabul edildiği durumlarda teminat alınmasa, teminatın yatırıldığı durumlarda ise paranın icra veznesine girmesine rağmen bu kararla alacağını alamayacaktır. Bu durum özellikle satış sonucu paranın yaplaştırılması aşamısında aynı zamanda sıra cetvelinin düzenlenmesinin gerektiği durumlarda kendisine pay ayrılan ve sırası itiraza uğrayan alacaklının İİK’nun 142/a maddesi gereğince göstereceği uygun teminat karşılığında alacağını tahsil etme hakkını da ortadan kaldırdığından da etkili başvuru hakkını ortadan kaldırıcı niteliktedir.<br>Belirtilen tüm bu sebeplerle, öncelikle kanun hükmünün anayasaya aykırılığı sebebiyle somut norm denetimine gidilmesi gerektiğinden, çoğunluğun takibin durdurulmasına ilişkin kararına Anayasanın 90. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında katılmakla birlikte gerekçemin farklı olması sebebiyle muhalefet ettim.    <br><br>....<br>\t\t\t\t       <br>\t\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"59ed46ca0f21eada","SID":"20c229b568ea11e6"}}