{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2246 <br>KARAR NO: 2023/1320<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET<br>MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/09/2020<br>NUMARASI: 2015/1000 Esas -  2020/437 Karar<br>DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/11/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 30/07/2012 tarihinde Hizmet Tedariki Çerçeve Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 15/04/2014 tarihine kadar yürürlükte kaldığını, davalının sözleşme gereğince mülkiyeti müvekkiline ait olan malların depolanması, kayıtlarının maximo sistemine girilmesi, sevkiyata hazırlanması, depolanan ürünlerin güvenliğinin sağlanması, depo envanterinin doğru şekilde tutulması ve zaman zaman sayım yapılması, tutulan stok kayıtlarının her ay müvekkili şirkete gönderilmesi ile yükümlü olduğunu, davalıya ait depolarda tutulan müvekkiline ait malların sorumluluğunun tamamen davalı yana ait olduğunu, malların kaybolması halinde davalının yerine koyma bedeli ödeyeceğini kabul ettiğini, imzalanan sözleşmenin 15/04/2014 tarihinde itibaren geçerli olmak üzere feshedildiğini, taraflar arasında 31/03/2015 tarihli Depolama Hizmetleri Fesih ve Depo Tahliye Protokolü imzalandığını, protokole göre davalının deposunda bulunan ve müvekkiline ait malların eksiksiz şekilde teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, malların taşınması sonrasında yapılan sayımlarda eksik mal olduğunun anlaşıldığını, davalı ile görüşülmesine rağmen malların halen bulunamadığını, müvekkilinin zararının da giderilmediğini, müvekkili tarafından Beşiktaş ... Noterliği'nin 21/05/2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalıya uğranılan zararın tazmini için ihtarname gönderildiğini, buna rağmen müvekkilinin zararının giderilmediğini belirterek; şimdilik 10.000,00 TL'nin ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 21/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının söz konusu malların müvekkili elinde iken kaybolduğunu ispatla yükümlü olduğunu, müvekkili şirkete hurdaya ayrılacak ürünlerin listesinin talep edilmesine rağmen verilmediğini, bu sefer davacı çalışanı ... tarafından fiziki adres gösterilerek hurda ürünlerin toplatıldığını, bu işlemin müvekkilinin bilgisi dışında ve izni alınmaksızın yapıldığını, ... sistemi üzerinden hurdacıya teslim edilmiş malların listesinin davacı tarafından silindiğini, müvekkiline bildirilen ürünlerin tamamının hurdaya ayrılmış ürünler, maximo sistemine sanal kayıt olarak kayda alınmış ürünler, depoya girmemiş ancak davacı bayileri tarafından sisteme girişi yapılmış ürünlerden oluştuğunu, müvekkiline bildirilen listenin davacı tarafından 7 kez revize edildiğini, 2.643 adet ürünün 2.558 adedinin ... tarafından kabul edilerek listeden silindiğini, dava dilekçesi ekinde bulunan listedeki ürünlerin hatalı olduğunu, listenin gayri ciddi olduğunu, kayıp olarak bildirilen listede geçen ürünlerin sahadan toplandığını ve 2. El olarak kullanılmayacak ürünler olmadığını, müvekkili şirketin tamamen kusursuz olduğunu, deposundaki tüm malları taşınması sırasında tam ve noksansız olarak ...'na teslim edildiğini savunarak; haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesinde; davacı tarafça, davalı ile imzalanan sözleşme gereği davalı deposunda saklanan ve davacıya ait olan ürünlerin kaybolması nedeniyle uğranılan zararın tazmininin talep edildiği; davalı tarafça, davanın reddinin savunulduğu anlaşılmıştır. TBK'nun 561. Ve devamı maddelerinde saklama (vedia) sözleşmesi düzenlemiştir. Buna göre; saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir. Açıkça öngörüldüğü hallerde veya durum ve koşulların gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir. Sözleşmede bir süre belirlenmemiş olsa bile saklayan, saklatanın her zaman ileri sürebileceği istemi üzerine, saklayanı bütün çoğalmaları ile birlikte geri vermekle yükümlüdür. Taraflar arasında imzalanan 20/07/2012 tarihli sözleşme de niteliği itibari ile bir saklama sözleşmesidir. Sözleşmenin 29. Maddesine göre; taraflar, bu sözleşmeden doğabilecek ihtilaflarda davacı ... A.Ş'nin ticari defter kayıtları ile microfilm, mikrogis ve bilgisayar kayıtlarının ve elektronik ortamdaki yazışmalar ve bildirimlerinin, HUMK md. 237 (HMK md. 193) anlamında muteber, bağlayıcı, kesin ve münhasır delil teşkil edeceğini ve bu maddenin delil sözleşmesi niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Anılan madde ile ile taraflarca HMK md. 193 kapsamında delil sözleşmesi imzalanmıştır. Dolayısıyla davalı taraf, davacının kayıtlarının aksini kesin deliller ile ispat etmekle yükümlüdür. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin eki niteliğinde olan Teknik Şartname uyarınca; davalı, davacıya ait malları depolama, malların kayıtlarını ... sistemine girme, depolanan ürünleri özenli şekilde saklama, depo envanterini doğru şekilde tutma yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğe aykırı hareket edildiği takdirde, davacının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Yapılan delil sözleşmesine göre hangi ürünün davalıya ait depoya girdiği ... sistemi kayıtlarına göre tespit olunması gerekir. Dosya kapsamında alınan ve mahkememizce de benimsenen bilirkişi raporuna göre; mülkiyeti davacıya ait olan ve davalı tarafından saklanan 67 adet ürünün, davalı şirket nezdinde iken kaybolduğu, yapılan delil sözleşmesine göre ... kayıtlarının kesin ve münhasır delil olduğu, davalı tarafça anılan ürünlerin kendi elinde iken kaybolmadığına ilişkin herhangi kesin delilin dosyaya ibraz edilmediği, kaybolduğu belirlenen ürünlerin ikinci el rayiç değerinin KDV dahil 143.438,77 TL olarak tespit edildiği, davacının zararının edimini gereği gibi yerine getirmeyen davalı şirket tarafından tazmin edilmesi gerekiği kanaatine varılarak davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davalı yanın ıslaha karşı zaman aşımı itirazı bakımından; ıslah tarihi itibari ile 10 yıllık zaman aşımı süresi dolmadığından, davalının zaman aşımına yönelik itiraz dikkate alınmamıştır. Davacı tarafça, davalı yana Beşiktaş ... Noterliği'nin 21/05/2015 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, kaybolunan ürünler sebebiyle uğranılan zararın, ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 7 gün içerisinde tazmininin talep edildiği, ihtarnamenin davalı yana 25/05/2015 tarihinde tebliğ edildiği, verilen sürenin bitimi olan 03/06/2015 tarihinde davalı yanın temerrüte düştüğü anlaşılmıştır. Dosya kapsamından tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda açıklandığı üzere Yasa ve Yargıtay İçtihatları gereğince ayrıntılı, detaylı inceleme yapılmış olup, yukarıda gerekçesi de yazılı olduğu üzere davanın bu gerekçe ile davanın kabulüne\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinin HMK madde 119/1-ğ'ye aykırı olduğunu, bu nedenle kendilerince davacı tarafa bu eksikliğin giderilmesi için 1 haftalık kesin süre verildiğini, bu eksikliğin giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin talep edildiğini, ancak yerel mahkemenin bu talepleri ile ilgili hiçbir değerlendirme yapmadığını, talebin açıkça yok sayıldığını, bu hususun yerel mahkemece resen dikkate alınması gerektiğini, yerel mahkemenin davacı tarafın 76 kalem ürün eksikliği üzerinden ikame etmiş olduğu davasını 67 kalem ürün eksikliği tespit edilmesine rağmen kısmen değil tamamen kabul ettiğini, HMK madde 119/1-ğ gereğince davacıya talep sonucunun açıklattırılması gerektiğini ve kısmen kabul, kısmen red şeklinde karar tesis ederek red edilen miktar yönünden müvekkili şirket lehine vekalet ücreti ve giderine hükmedilmemesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 29. maddesinde düzenlenen delil sözleşmesinin HMK madde 193/2 gereğince geçersiz olduğunun kabulü gerekirken delil sözleşmesine itibar edilerek davanın kabulü yönünde karar tesis eden yerel mahkeme kararının kabulü edilemeyeceğini, ortada geçerli bir delil sözleşmesi yok iken var sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, geçerli bir sözleşmenin var olduğunun kabulü halinde ise delil sözleşmesinde yer almayan ... sisteminin davacı lehine delil olarak kabulünün de mümkün olamayacağını, davacı tarafın sözleşmenin sonlanması ile ürünleri ihtirazı kayıtsız teslim aldığını, bu nedenle ürünlerin davalı müvekkili şirketin elinde iken kaybolduğunun ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, taraflar arasında akdedilen ve bir örneği dosyaya sunulan 31/03/2014 tarihli \"depolama hizmetleri fesih ve depo tahliye protokolü\" başlıklı protokolün 2. maddesinde yer alan düzenleme ile de ürünlerin tam, hasarsız, noksansız, şekilde teslim edildiğinin kabul edilmesi gerektiğini, ürünlerin davacıya sözleşmenin feshi ile eksiksiz teslim edildiğinin kabul edilmesi halinde ise davacı tarafça yapılması gerekenin TTK madde 23 gereğince ürünlerin sayımını yapmak ve 8 gün içerisinde eksik/ayıp iddiasını müvekkili şirkete yazılı olarak bildirmek olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın çözümü için \"stok ve depo yönetimi\" konusunda uzman bir bilirkişinin heyete eklenmesi gerektiği ve bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu yönündeki itirazlarının yerel mahkemece değerlendirilmediğini, gerekçeli kararda ürünlerin 2. el piyasa değerlerinin hesaplandığına ilişkin bir ifadenin yer aldığını, yerel mahkemenin bu noktada da hataya düştüğünü, ürünlerin 2.el piyasa değerleri değil sıfır değerleri üzerinden hesaplama yapıldığını, imha amacı ile depoda olduğu tespit edilen 21 adet ürün için değer tespitinin yapılmış olmasını anlayabilmenin mümkün olamayacağını, hurdaya ayrılan ürünler olduğunun açık olduğunu, davacı şirket tarafından da kabul edilen bu hurdaya ayrılan ürünlerin listelerinin ısrarla mahkeme dosyasına sunulmadığını, müterafik kusur ve en yüksek oranda hakkaniyet indirimi yapılması taleplerinin kabul edilmemesi nedeni ile yerel mahkeme kararının kabulünün mümkün olamayacağını, ayrıca davacının dava konusu faturayı ekine liste dahi eklemeden, denetime elverişsiz şekilde müvekkili şirkete ihtarname eşliğinde göndermesinin müvekkili şirketin 03/06/2015 tarihi itibarı ile temerrüte düşürüldüğünün ispatı için yeterli olamayacağını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçelerinde karşı tarafın sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle uğramış oldukları zararın tazminini talep ettiklerini, dava dilekçesinde usul ve yasaya aykırılığın bulunmadığını, taraflar arasında imzalanan delil sözleşmesinin geçerli olduğunu, davalı tarafın ispat hakkını kullanımını imkansız kıldığı yönündeki iddianın dinlenebilirliğinin bulunulmadığını, taraflar arasındaki envanter yönetiminin gerek sözleşme hükümleri ve gerekse ticari ilişkinin niteliği gereği ... sistemi üzerinden yürütülmekte olduğunu, davalı tarafa ait depoda bulunan ürünlerin tespiti için ... sistemi üzerinde inceleme yapılmasının usul ve yasaya uygun olduğunu, taraflar arasında imzalanan 31/03/2014 tarihli protokolde davalı tarafın envanterlerinin eksiksiz olarak teslim etmeyi kabul ettiğini, faturaların ödenmiş olmasının envanterin teslim edildiği anlamına gelmediğini, yerel mahkemece envanterin sıfır fiyatı üzerinden hüküm kurulduğu yönündeki iddianın hatalı olduğunu, kaldı ki taraflar arasındaki sözleşme gereğince davalı tarafın ürünlerin sıfır ürün bedelini ödemekle yükümlü olduğunu, hurdaya ayrılacak ürün listesine ilişkin olarak bilirkişilerce değerlendirme yapıldığını, söz konusu ürünlerin dava konusu ürünler ile aynı olmadığının bilirkişilerce tespit edildiğini, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava; saklama sözleşmesine konu emtianın saklatana iade edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tahsili davasıdır.Mahkemece dosyaya toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davacının davasını ispat edip etmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin 29. Maddesi ile düzenlenen delil sözleşmesi şartının geçerli olup olmadığı, davalı tarafın yemin deliline dayanıp dayanamayacağı noktalarında toplanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 561/1. Maddesinde; saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. TBK'nın 564. maddesine göre, saklayan, saklatanın her zaman ileri sürebileceği istemi üzerine, saklananı bütün çoğalmalarıyla birlikte geri vermekle yükümlüdür. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Davacı taraf davalıya sözleşme hükümleri gereği saklanmak üzere teslim ettiği bir kısım emtianın kendisine iade edilmediğini ileri sürmekte davalı taraf ise bir kısım emtianın davacı elamanına teslim edildiğini, bir kısım emtianın hurdacıya verildiğini, tüm ürünlerin iade edildiğini savunmaktadır. Bu durumda davacı taraf kendisine iade edilmediğini iddia ettiği emtiayı davalıya teslim ettiğini, davalı tarafta kendisine saklanmak üzere teslim edilen emtiayı davacıya teslim ettiği hususlarını ispatla yükümlüdürler. Bu genel açıklamalardan sonra davalı istinaf talepleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Dava dilekçesi incelendiğinde talep sonucunun sözleşme gereği davalıya teslim edilip iade edilmeyen saklanandan kaynaklanan tazminat istemine ilişkin kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmakla bu yöne ilişkin istinaf istemleri yerinde değildir. Hukuk Genel Kurulunun  2021/208 E., 2023/822 K sayılı ilamında belirtildiği gibi;  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil sözleşmesi” başlıklı 193 üncü maddesinde; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler. (2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümde düzenlenen delil sözleşmesi, ispat yükünün kimde olduğuna ilişkin değil, ispatın nasıl yapılacağı hakkındadır. Maddede belirtilen şekil koşuluna uyulmak suretiyle ispat konusunda tarafların anlaşması ile delil sözleşmesi kurulmuş olur. Delil sözleşmesinin geçerli olması için yazılı olarak yapılması veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarla olması gerekmektedir. Delil sözleşmesi, belli bir vakıanın, belli bir delille veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usulî bir sözleşmedir. Delil sözleşmesi etkisini doğrudan yargılama hukukunda gösterir. Delil sözleşmesiyle birlikte taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741). Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2 nci maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz hâlinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur (Muammer Öztürk, Zeki Gözütok, Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi Uygulaması, Ankara 2023, s. 1098). Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 21.06.2022 tarihli ve  2020/(15)6-610 Esas, 2022/976 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu açıdan taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 29. Maddesinin değerlendirilmesi gerekmektedir.; Taraflar, bu sözleşmeden doğabilecek ihtilaflarda ...'un ticari defter ve  kayıtları ile mikrofilm, mikrofis ve bilgisayar kayıtlarının ve elektronik ortamdaki yazışmalar ve bildirimlerinin, HUMK 287. Madde anlamında muteber, bağlayıcı, kesin ve münhasır delil teşkil edeceğini ve bu maddenin delil sözleşmesi niteliğinde olduğunu, ...'un kayıtlarına karşı her türlü itiraz etme  ve bunların usulüne uygun tutulduğu, hususunda yemin teklif hakkından peşinen feragat ettiğini kabul, beyan ve taahhüt eder.\" düzenlemesini içermektedir.Somut olayda; Anılan düzenleme ile taraflar arasındaki uyuşmalıklarda davacını ticari belge ve evraklarının münhasır delil olacağı, bu kayıtlara karşı her türlü itiraz etme ve usulüne uygun tutulduğu hususunda yemin teklif etme hakkından dahi feragat edildiği görülmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmedeki münhasır delil hükmü ile uyuşmazlık halinde davacı defter ve kayıtlarının esas alınacağı düzenlenmiş ise de, HMK'nın 193/2. maddesi hükmü uyarınca, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesine rağmen bu delilin aksi, yine aynı kuvvetteki başka bir delille ispatlanabileceği gibi, taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya büyük ölçüde güçleştiren ve anayasa ile güvence altına alan '' hak arama özgürlüğünü ''  ve “adil yargılama hakkının” unsurlarından biri olan” silahların eşitliği” ilkesini ihlal eder nitelikteki delil sözleşmeleri geçersizdir. Esasen taraflardan birinin yargı yoluna başvuramayacağına dair sözleşmesi ile yargı yoluna başvurmuş olsa dahi yaptığı iş ve imalatı ispatlama ve buna ilişkin delil ve belgelerini sunma olanağı tanımayan delil sözleşmelerinin sonuç bakımından birbirinden bir farkı bulunmamaktadır. (emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2021 tarih 2017/(13-3-691) Esas, 2021/534) somut uyuşmazlıkta delil sözleşmesi davalı tarafın savunma hakkını kısıtlar mahiyette ve hmk 193/2 maddesi düzenlemesi kapsamında kaldığından geçerli kabul edilemez.  Dolayısıyla eldeki uyuşmazlıkta delil sözleşmesinin varlığı, karşı tarafın yasal delillerini sunma olanağını ortadan kaldırmayacağı gibi, ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine de engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca Davacı tarafça dava dilekçesinde tanık ve bilirkişi incelemesi gibi başkaca delillere de dayanılmıştır. Bu duruma taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin münhasır delil sözleşmesine ilişkin 29. Maddesi davalının kesin deliller ile davacı iddialarının aksini ispatlamasına engel değildir. Yine bu kapsamda davalı tarafın dayandığı yemin delilini kullanmasına olanak sağlanmadan karar verilmesi de isabetli olmamıştır. Davacı tarafça taraflar arasında düzenlenen sözleşme üzerindeki imza istinaf aşamasında inkar edilmiş ise de davacı taraf yetki şartı dışındaki sözleşme hükümlerinin inkar etmediği, taraflar arasında bir ticari ilişki bulunduğu doğruladığı anlaşılmakla davacının imza inkarının sonuca etkili olmadığı anlaşılmakla kaldırma sebebi yapılmamıştır.  HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.30/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5229d4e4e2b275b6","SID":"38d3fa3dfb0b9c76"}}