{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>                       T.C.<br>                  SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/2475 <br>KARAR NO\t: 2023/2206<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t:21/08/2023 ve 27/09/2023 tarihli ara kararlar<br>NUMARASI\t:2023/418 Esas (derdest dosya)<br><br>DAVACI\t:... (T.C.No:...) - ...İ<br>VEKİLİ\t:Av. ... - ...<br>DAVALILAR\t:1-ES GROUP DENİZCİLİK SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ...<br>VEKİLLERİ\t:Av. ... - ...<br>\t:Av. ... - ...<br>\t:2-... (T.C.No:...) - ...<br>VEKİLİ\t:Av. ... - ...<br>DAVA\t:Şirket Hissesinin Tespiti ve Devri<br>DAVA TARİHİ\t:18/08/2023<br><br>KARAR TARİHİ\t:26/12/2023<br>KR. YAZIM TARİHİ\t:19/01/2024<br>\tİstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, davacının ağabeyi olduğunu ve birlikte kurdukları Es Endüstriyel Yapı Malzemeleri ve İnşaat Turizm Madencilik Sanayi ve Ticaret Limited şirketi ortağı olduğunu, Es İnşaat şirketinin ve dava konusu dahil tüm bağlı şirketlerin aile şirketi olduğunu, davalı şirketin de aile şirketi olduğunu, davalı şirkette müvekkilinin %40 hisse hakkı bulunduğu halde inançlı işlem kapsamında bir süreliğine davacının hisseleri dahil tüm şirket  hisselerini 25/11/2014 tarihinde davalının üzerine aldığını, davacının çok güvendiği abisinin kendi hakların zeval vermeyeceği düşüncesi ile inançlı işlem kapsamında davalı şirket hisselerinin bir süre davalının uhdesinde kalmasına rıza gösterdiğini ancak hisselerinin devredilmediğini beyan ederek davalı şirkete ait hisse senetlerine kötüniyetli olarak işlem yapılmasının, üçüncü kişilere devredilmesini, satılmasının ve rehin konulmasının engellenmesi için ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalılar vekili 05/09/2023 tarihli itiraz dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir kararının ölçüsüz, haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davaya konu edilen şirketin kayıtlı sermayesi yaklaşık 25 milyon TL olduğunu, tedbire konu hisselerinin karşılığının ise 10 milyon TL olduğunu, davacının iddiası ile bile şirketin kayıtlı sermayeden fazla olduğunu, mahkememizce milyonlar üzerinden hesaplanan hisseye dayalı olarak cüzi miktarda teminat alınmasının hukuka aykırı olduğunu, somut uyuşmazlıkta HMK'da düzenlenen ihtiyati tedbir koşullarının bulunmadığını, tedbir kararının gerekçesiz olduğunu ve müvekkilinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini beyan ederek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, aksi kanaatte ise teminat miktarının şirket değeri gözetilerek en 77.257.000,00-TL'ye arttırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince 21/08/2023 tarihli ara karar ile; \"...Davacı vekilinin tedbir talebinin KABULÜ ile;<br>-10.000,00-TL teminat karşılığında davacının, davalı şirkette %40 oranındaki sahip olduğu ve devredilmediğini iddia ettiği %40 oranındaki hisselerin davalılar adına kayıtlı olması halinde üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesine,<br>-Teminat yatırıldığında Kocaeli Ticaret Sicil Müdürlüğüne tedbirin bildirilmesine...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince 27/09/2023 tarihli ara karar ile; \"...İhtiyati Tedbir Kararına Yapılan itirazın KISMEN KABULÜ ile; <br>-Teminat miktarının 1.000.000,00-TL'ye çıkartılmasına, <br>-Teminat miktarının mahkememiz veznesine 1 haftalık kesin süre içerisinde ödenmediği takdirde tedbirin kaldırılmasına...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen ara kararlara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı Es Group Denizcilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbirin dayanakları ile hukuki gerekçelerine dahi yer verilmeksizin son derece ölçüsüz, haksız ve hukuka aykırı bir karar verildiğini, davaya dayanak olarak ibraz edilen protokollerde davalı şirketin taraf sıfatı bulunmadığını, bu çerçevede davalı şirket aleyhine husumet yöneltilebilmesine de imkan bulunmadığını, işbu davada “tahkim şartı” itirazları gözetilmek suretiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken ihtiyati tedbir kararı tesis edilmesinin doğru olmadığını, huzurdaki davanın bir eda davası olup, nispi harca tabi iken davacının maktu harç ödemek suretiyle davayı ikame etmesinin usule aykırı olduğunu, davacının iddiasının aksine ortada “inançlı işlem” olarak nitelendirilebilecek bir belge / anlaşma bulunmadığını, davaya dayanak olarak ibraz edilen belgenin tarafların aile ilişkilerine bağlı “centilmenlik anlaşması” / “iyiniyet protokolü” olarak nitelendirilebileceğini ki böylesi bir ihtimalde dahi anılan protokol hükümleri incelendiğinde protokolün davalı şirket açısından hukuken “borç doğurucu” - “bağlayıcı” bir niteliği bulunmadığını, davacının, davalı şirket nezdindeki hak iddialarının gerçek dışı olup mevcut olmayan bir hakkın güvence altına alınmasının hukuken mümkün olmadığını, davalı şirketin devralınması sırasında taraflar arasında herhangi bir inançlı işlem tesis edilmediğini, davacıya hisse devri taahhüdünde bulunulmadığını, şirket hisselerine dair ödemelerin tamamının davalı ...’ın şahsi banka hesabından, ...’in banka hesabına yatırıldığını, davalı şirket nezdindeki payların hiçbir zaman ...’a ait olmadığını, kendisine ait olmayan bir malvarlığının diğer davalı ...’a “inançlı” şekilde “devredilmesi” gibi bir durumun da sözkonusu olmadığını, davalı şirket tarafından ihraç edilmiş “nama yazılı pay senetleri” ancak ve ancak TTK’da öngörülen emredici (özel) devir koşulları sonucunda elden çıkarılabilecek olup, bu yönüyle de somut uyuşmazlıkta “inançlı işlem” koşullarının uygulanmasına imkan bulunmadığını, davacının “inançlı işlem” ile alakalı iddiasını “yazılı delil” ile ispat etmek zorunda olduğunu, somut uyuşmazlıkta 6100 s. HMK’da düzenlenmiş bulunan ihtiyati tedbirin koşullarının bulunmadığını, ihtiyati tedbir karşılığında öngörülen teminat tutarının ilk derece mahkemesince güncellense de dava değerine nazaran son derece düşük olup, olası zararların tazminini sağlama niteliği / niceliği bulunmadığını,  davacının, davalı şirketin faaliyetlerini engellemek, ihalelerde zor durumda bırakmak kastı ile ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Tahkim şartı nedeniyle uyuşmazlığa yerel mahkemece tarafından bakılamayacağını, huzurdaki davanın bir eda davası olup, nispi harca tabi iken davacının maktu harç ödemek suretiyle davayı ikame etmesinin usule aykırı olduğunu, somut olayda ihtiyati tedbir şartları oluşmamasına rağmen yerel mahkemece davacının soyut beyanları doğrultusunda hüküm kurulduğunu, davacı tarafından zikredilen tedbir sebepleri zaten mevcut olmamakla birlikte bu yönde güçlü göstergeler olduğuna dair hiçbir emare de sunamadığını, iddiaların soyut ve birbiri ile çelişen ibareler olmaktan öteye geçemediğini, ilgili protokollere dayanılarak somut olayda \"inançlı temlik\" unsurlarının oluştuğundan bahsedilemeyeceğini, somut olay bakımından \"inançlı işlem\" unsurları oluştuğundan söz edilemeyeceği gibi hukuken geçerli bir \"inanç sözleşmesinin\" varlığından da bahsedilemeyeceğini, somut olay bakımından davacı yanca \"inanç sözleşmesi\" olarak nitelendirilen \"sulh ve ibraya ilişkin 08.01.2021 tarihli çerçeve protokol” aslında bir \"centilmenlik anlaşması” / “iyi niyet protokolü” olup ilgili protokolün hukuki açıdan bir bağlayıcılığı bulunmadığını, yerel mahkemece yalnızca davacının soyut tedbir talebine dayanılarak şartları bakımından oluşmadığı halde davalı aleyhinde ihtiyati tedbir kararı verildiğini, davacının, davalı Es Group Denizcilik A.Ş. nezdindeki hak iddialarının gerçek dışı olup mevcut olmayan bir hakkın güvence alıntına alınmasının hukuken mümkün olmadığını, davalı Es Group Denizcilik A.Ş.'nin devralınması sırasında taraflar arasında herhangi bir inançlı işlem tesis edilmediğini, davalı tarafından davacıya hisse devri taahhüdünde bulunulmadığını, taraflar arasında tanzim edilen protokollerin inançlı işlem niteliğinde olmayıp, işbu protokollerde davalı tarafından davacı yana, davalı Es Group Denizcilik San. ve Tic. A.Ş.'nin %40 hissesinin devredileceğine yönelik bir taahhüt içermediğini, yerel mahkemece ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak takdir edilen teminat bedelinin hukuka uygun olmadığını, davacının, davalının faaliyetlerini engellemek, ihalelerde zor durumda bırakmak kastı ile ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşmede açıkça ve net bir şekilde tahkim şartı bulunmadığından bu yöndeki beyanların reddini talep etiğini, davanın davalı şirketin %40 hissesinin davacıya ait olduğunun tespiti ve davacı adına tescil talepli olup, davalının harca yönelik iddilarının yersiz olduğunu, inançlı işleme konu edilen, gerçekte davacıya ait olan davalı şirketin %40 hissesinin, davalı şirket kurulduğu ve davalı ... adına tescil edildiği ilk andan itibaren davacıya ait olup, inançlı işlem kapsamında hisselerinin kendisine devredilmek üzere, bir süreliğine davalı uhdesinde bıraktığını, davalıların davacının bugüne kadar davalı şirkette herhangi bir hisse payına ilişkin talebi olmadığı beyanları tamamen yanıltıcı ve asılsız olup itibar edilmemesi gerektiğini, taraflar arasında imzalanan protokollerde açıkça ortaklık yapısında belirtilen şirketlerde davacının %40 oranında hisse sahibi olduğunun belirtildiğini, davalıların iş bu protokolleri centilmenlik sözleşmesi olarak tanımlamalarının açıkça hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin aile şirketlerine dair hisselerin en baştan devredilmemesi üzerine taraflar arası yapılmış olup, inanç sözleşmesinin yazılı olarak delili olduğunu, davalı şirketin kurulduğu/devralındığı anda davacının şirkette %40 hissesi olmasına rağmen inançlı işlem ile davalı ... uhdesinde bırakıldığını, davacıya hisse devri taahhüdünde bulunmasına rağmen yıllardır hisseleri davacıya devretmediğini, ...'ın tüm şirketler üzerinde hak sahibi olduğunu, protokolün uygulamaya konduğunu, zira ...'ın protokoldeki ayrılma karşılığı tüm alacağı olan nakit, araç, taşınmaz vs. dâhil tüm alacağını aldığını, davalının en büyük ağabey ... ise konumunu ve tüm şirketlerdeki münferiden temsil yetkisini kötüye kullanarak ödeme yapmama tehdidi ile dava dışı en küçük kardeşin elindeki Es Group hisselerini protokole aykırı şekilde kendi üzerine geçirdiğini, diğer bir ifadeyle protokolün kendi işine gelen kısımlarını yerine getirdiğini, buraya kadar protokol uygulandığını ancak hisse devri aşamasında davacının haklarını gasp ederek hisselerini bir türlü devretmediğini ve kendi uhdesinde bıraktığını, üstelik tüm ödemelerin ve devirlerin protokolde belirtilen davacının da ortağı olduğu şirketler tarafından yapıldığını, davalı vekilinin ödemelerin davalı tarafından yapıldığı iddiasının ise mesnetsiz olmaktan öte açıkça kötünyetli, olup mahkemeyi yanılma amacında olduğunu, ihtiyati tedbir kararının, davalı şirketi kısıtlayıcı ve zararlandırıcı bir işlem içermediğini, dava konusu hisse oranının devrinin önlenmesine ilişkin olduğunu, bu nedenle davalıların dilekçelerinde şirketin zarara uğradığı yönündeki beyanlarının gerçek dışı olduğunu, %40 oranındaki hisselerin 3. kişilere devir ve temlikine ilişkin işlemler haricinde tüm işlemleri yapabileceklerini, şirketin değerinin ancak bilirkişilerce yapılacak inceleme ile tespit edilebileceğini, bu aşamada şirket değeri tam olarak tespit edilmeden teminat miktarının davalıların talep ettiği şekilde artırılmasının hukuka aykırılık yaratacağını belirterek; haksız istinaf başvurularının reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/08/2023 ve 27/09/2023 tarih, 2023/418 Esas sayılı ara kararları ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; şirket hissesinin tespiti ve devri istemine ilişkindir.<br>Talepler; ihtiyati tedbir istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince ; 21/08/2023 tarihli ara karar ile; \"...Davacı vekilinin tedbir talebinin KABULÜ ile;<br>-10.000,00-TL teminat karşılığında davacının, davalı şirkette %40 oranındaki sahip olduğu ve devredilmediğini iddia ettiği %40 oranındaki hisselerin davalılar adına kayıtlı olması halinde üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesine,<br>-Teminat yatırıldığında Kocaeli Ticaret Sicil Müdürlüğüne tedbirin bildirilmesine...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince 27/09/2023 tarihli ara karar ile; \"...İhtiyati Tedbir Kararına Yapılan itirazın KISMEN KABULÜ ile; <br>-Teminat miktarının 1.000.000,00-TL'ye çıkartılmasına, <br>-Teminat miktarının mahkememiz veznesine 1 haftalık kesin süre içerisinde ödenmediği takdirde tedbirin kaldırılmasına...\" karar verilmiş, ara  kararlara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>6100 sayılı HMK'nın \"ihtiyati tedbirin şartları\"na ilişkin 389-(2) maddesinde; \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir\" düzenlemesi bulunmaktadır.<br> Aynı Kanunun 390-(3) maddesinde ise; \"Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır\" hükmü bulunmaktadır.<br>Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. HMK'nın ihtiyati tedbirle ilgili 390. maddesinin gerekçesinde geçici hukuki korumalarda ispat hususu üzerinde durulmuştur. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez.<br>Ancak kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez.<br>Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir.<br>Tam ispatın arandığı durumlarda bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu göz ardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özel de ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür.<br>Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür; bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından HMK'da bir yenilik getirilmemekle birlikte, “yaklaşık ispat” kavramı kullanılarak doktrinde kabul gören ifade tasarıya alınmış, ayrıca burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.<br>Somut olayda, incelenen dosya kapsamına göre; dava dosyasına sunulan kanıtlara, ihtiyati tedbir talep eden tarafından ileri sürülen dava konusu olaylara ve iddialara, sunulan 08/01/2021 tarihli protokole göre, davacı tarafından talep edilen ihtiyati tedbir yönünden tedbire konu şirket hisselerinin uyuşmazlık konusu olduğu  ve bu hisselerin yargılamanın devamı sırasında devrinin gerçekleşebileceği anlaşılmakla, bu aşamada ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir için gerekli yaklaşık ispat koşulunun da somut davada gerçekleştiği gözetilerek  %40 oranındaki hisselerin 3. kişilere devrinin önlenmesine karar verilmesinde, yine teminat miktarının belirlenmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı ,davalının tahkim şartına itirazlarının ise yargılama sırasında incelenip değerlendirilebileceği anlaşılmıştır.<br> Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalıların istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; davalıların istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,<br>3-Alınması gereken harç peşin alındığından, yeniden harç alınmasına yer olmadığına,<br>4-İstinaf edenler tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerlerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edenlere iadesine,<br>6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br>8-Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/12/2023<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2ea82671036d29ad","SID":"064f9a45a2dc7279"}}