{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1461 Esas<br>KARAR NO: 2024/52<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 28/09/2023<br>NUMARASI: 2015/183 Esas, 2023/869 Karar<br>DAVA: İFLAS (İflasın Açılması)<br>KARAR TARİHİ: 11/01/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, muhtelif bankalardan davalı şirket hesaplarına gönderdiği 210.295,00 TL tutarında alacaklı olduğunu, ...'ın 14/07/2014 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçısı olarak davalı ...'ın kaldığını ve ...-... Lokantası olarak firmanın faaliyetine devam ettiğini, alacaklarının tahsili için Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı  dosyası ile başlatılan takibin, davalının itirazı üzerine durdurulduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile davalının iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, müvekkilinin mirasbırakanı ...'ın yıllarca vekilliğini yaptığını ve bu dönemde gerçekte borç olmadığı halde bilanço oyunları ile kendisine alacaklı gösterdiği gibi ayrıca işletmenin kazancını da kendi zimmetine geçirdiğini, muvazaalı işlemleri sebebiyle davacı aleyhine açılan Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/553 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele sayılmasını, müvekkilinin, davacıya borcunun bulunmadığını, mirasbırakan ...'ın son yıllarda hayatını tek başına idame ettirememesi sebebiyle işlerini vekil olarak davacının idare ettiğini, davacının hem işleri idare ettiğini hem de vekaletlerle, mirasbırakan adına tasarruflarda bulunarak malvarlığının bir kısmını abisi ...'a devir ettiğini, bir kısmını ise doğrudan kendi adına kaçırdığını, mirasbırakanın, seneler içerisinde pek çok varlığa sahip olmasına rağmen ölümünden sonra miras olarak geriye hiçbir malvarlığının kalmadığını, sadece faaliyeti devam eden ve borca batık hale getirilmiş ... Et Lokantasının kaldığını, mirasbırakanın ihdas ederek tescil ettirdiği marka hakkının, mirasbırakanın ... Gıda San. ve Tic. AŞ'de ki hissesinin ve Küçükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/553 Esas sayılı dosyasına konu şimdilik tespit edilebilen 15 adet gayrimenkulün muvazaalı işlemlerle davacı ve abisi ... üzerine devredildiğini, bu şekilde mirasbırakan ve ... Et Lokantasının aktiflerinin devir işlemleri ile kaçırıldığını ve işletmenin borca batık duruma getirildiğini, davacının gelirinin, mirasbırakanın vekllik görevini üstlendikten sonra yaşam tarzı, edindiği taşınır ve taşınmaz mallar ile harcamalara göre aşırı orantısız bir hal aldığını, davacının vekillik görevinin başlamasına kadar hiçbir borcu bulunmayan işletmenin davacının vekilliğe başlamasından sonra fahiş zarar ettiğini ve davacının da çok manidar bir şekilde aşırı bir zenginliğe eriştiğini, davacının, vekillik dönemine ilişkin hiçbir rapor tutmadığı gibi birçok resmi evrakı da mirası reddetmesi ile beraber yok ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davalı şirketin 31/12/2015 tarihli mizan kayıtlarına göre, davacının, davalı şirketten 210.295,00 TL tutarında alacaklı olduğuna yönelik bilirkişi raporundaki tespitlerin gerekçeli olduğu ve hüküm vermeye elverişli bulunduğu dikkate alındığında davacının takip tarihi itibariyle davalıdan alacaklı olduğunun anlaşıldığı, İİK'nun 158. maddesine göre güncel kapak hesabı doğrultusunda tanzim edilen depo emrinin davalı tarafa tebliğ edildiği, gerekli ihtaratın yapıldığı, davalının depo emrine esas miktarı yasal süresi içerisinde Mahkeme veznesine depo ettiği gerekçelerine istinaden davanın reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; yerel Mahkemenin, davacının alacak iddiasının, salt vergi dairesi kayıtlarına istinaden gerçekmiş varsayımı ile depo kararı verdiğini, dosyada sunulan deliller ve özellikle Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/496 Esas Sayılı dosyasının beklenilmemesinin neticesi itibarı ile hatalı bir karar verilmesine neden olduğunu, mirasbırakan ...'ın son yıllarda hayatını tek başına idame ettirememesi sebebiyle işlerini vekil olarak davacının idare ettiğini, davacının hem işleri idare ettiğini hem de vekaletlerle, mirasbırakan adına tasarruflarda bulunarak malvarlığının bir kısmını abisi ...'a devir ettiğini, bir kısmını ise doğrudan kendi adına kaçırdığını, mirasbırakanın, seneler içerisinde pek çok varlığa sahip olmasına rağmen davacı ve abisi ...'ın, mirasbırakanın malvarlığının aktif kısmını yıllar içerisinde muvazaalı olarak satış işlemi gibi göstererek kendilerine devir yaptıklarının anlaşıldığını, mirasbırakanın ölümü ile de borca batık hale getirdikleri mirası reddettiklerini, davacının gelirinin, mirasbırakanın vekllik görevini üstlendikten sonra yaşam tarzı, edindiği taşınır ve taşınmaz mallar ile harcamalara göre aşırı orantısız bir hal aldığını, davacının vekillik görevinin başlamasına kadar hiçbir borcu bulunmayan işletmenin, davacının vekilliğe başlamasından sonra fahiş zarar ettiğini ve davacının da çok manidar bir şekilde davacının açık bir zenginliğe eriştiğini, nitekim bütün bu hususların, Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/496 Esas sayılı dosyası ile de sabit hale geldiğini, yerel Mahkemece, söz konusu dosyanın, daha önceleri hukuka uygun bir şekilde beklenilmesine karar verilmişken gerekçesiz bir şekilde bu karardan geri dönülerek davaya devam edildiğini, bu durumda müvekkilinin, davacıdan zimmetine geçirdiği para olarak 3.000.000,00 TL alacaklı iken ve bu parayı da tahsil etme imkanı yokken davacıya borçlu olduğu gibi mantıksız ve dayanaksız bir karar oluşturulduğunu belirterek ilk  derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, takibe itirazın kaldırılması ve iflas talebine ilişkindir. Davacının, davalı hakkında Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 210.295,00 TL asıl alacak ve 5.807,60 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 216.102,60 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, takibin itiraz edilmeksizin kesinleşmesinin akabinde davacı vekilinin 16/01/2015 tarihli dilekçesi ile, takibin, İİK'nun 43. maddesi uyarınca iflas yolu ile takip olarak değiştirilmesin talep edilmesi üzerine 210.295,00 TL asıl alacak ve 9.592,91 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 219.887,91 TL yönünden düzenlenip tebliğ edilen ödeme emrine karşı davalının yasal süresinde itirazda bulunduğu ve bunun üzerine icra takibinin durdurulduğu, davacı tarafından ise itirazın iptali ile iflas talebine ilişkin işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. 2004 Sayılı İİK'nun 154 vd maddelerinde iflas yoluyla takip düzenlenmiştir. 156/4 fıkrasında, iflas istemek hakkının ödeme emrinin tebliğ tarihinden bir sene sonra düşeceğine yer verilmiş olup buna göre davanın,  ödeme emrinin tebliğ tarihi olan 27/01/2015 tarihinden itibaren hak düşürücü süre içerisinde 24/02/2015 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca dosya kapsamında yer alan belgelere göre, iflas davası, İİK 154/3 fıkrası gereğince mutlak yetkili yer olan davalının muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılmıştır. Ayrıca yargılama aşamasında, İİK'nun 160. maddesi gereğince masrafların ve iflas avansının depo ettirildiği anlaşılmakla işin esasının incelenmesi gerekmiştir. Bilirkişi tarafından sunulan 28/04/2022 tarihli raporda; tarafların iddia ve savunmaları, sundukları deliller, 08/04/2022 tarihinde davalı şirket adresinde yerinde yapılan incelemeler kapsamında davalıdan temin edilen ticari defter ve kayıtlar ile dosyadaki diğer bilgi ve belgeler üzerinde yapılan incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde, davalının 2015, 2016 ve 2017 yılları ticari defterlerinin, açılış ve kapanış tasdiklerine ilişkin noter onaylarının yasal süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak yaptırıldığı, davalının 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defterlerin delil niteliği taşıması konusunda takdir Mahkemeye ait olmak üzere, bu defterlerin HMK md. 222 uyarınca kendi lehlerine ve aleyhlerine delil teşkil eder nitelikte olduğu, şirketin 2012, 2013 ve 2014 yılları ticari defterlerinin, şirket merkezinde bulunmadığından bahisle inceleme için ibraz edilmediği, bu nedenle davacı tarafından takibe konu edilen 210.295,00 TL'nin hangi işlemlerden kaynaklandığına ilişkin muhasebe kayıt ve belgelere ulaşılamadığı, davalının, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünde \"... Lokantası, ...\" unvanı ile kayıtlı olduğu, ... Cad. No:... Florya-Bakırköy/İstanbul adresinde faal olarak lokantacılık ve kafeterya işletmeciliği faaliyetinde bulunduğu, 31/03/2022 tarihi itibariyle 46 çalışanının bulunduğu, şirkete ait vergi beyannamelerinin serbest muhasebeci mali müşavir tarafından bağlı bulunulan Küçükçekmece Vergi Dairesine verildiği, dava dilekçesinde 2012, 2013 ve 2014 yıllarına ait ... nolu hesabın muavin dökümleri yer almakta ise de, belirtilen yılların ticari defterleri incelenmek üzere ibraz edilemediğinden bahse konu alacak tutarının ticari defterlerdeki varlığı konusunda bilirkişi olarak bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, öte yandan, davalı şirketin 2015 yılı mizanına ve ... nolu hesabın 2015 yılı muavin kayıtlarına göre,  ... hesabında 210.295,00 TL bakiye bulunduğu, başka bir ifade ile davalı şirketin 31/12/2015 tarihli mizan kayıtlarına göre davacının, davalı şirketten 210.295,00 TL tutarında alacaklı olduğu, davalı şirketin özkaynak büyüklüğü incelendiğinde, davalı şirketin kaydi değerlere göre 2015-2018 arası borca batık olmadığı, 2019, 2020 ve 2021 yıl sonu itibariyle borca batık durumda olduğu, şirketlerin borca batıklık tespitinde şirketlerin tüm varlıklarının ve borçlarının rayiç değerlerinin tespit edilerek rayiç değerlere göre oluşturulmuş bilanço üzerinden borca batıklığın tespit edilmesi gerektiği, bu kapsamda şirketin başta duran varlık kalemleri ile marka değeri olmak üzere tüm varlık ve borç kalemlerinin gerçek değerinin tespitinin yapılarak şirketin borca batık durumda olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmasının önem arz ettiği, Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/496 Esas 2020/352 Karar sayılı kararı kapsamında, davalı adına taşınmaz kaydının yapılması durumunda davalı şirketin kaydi değerlere göre borca batık olmayabileceği, bu nedenle belirtilen tespit ve değerlendirmeler kapsamında davalı şirketin 31/12/2021 yıl sonu itibariyle borca batık olup olmadığına ilişkin net bir değerlendirme yapılamadığı, davalı şirketin 31/03/2022 tarihli ara dönem kaydi bilançosuna göre (+) 1.400.139,22 TL özkaynağa sahip olduğu ve şirketin borca batık durumda olmadığı bildirilmiştir. Farklı bilirkişi tarafından sunulan 04/11/2022 tarihli raporda; davalı şirket ticari defterleri üzerinde inceleme yapılamadığından dosyada mübrez belgeler ile davacının takip tarihi itibariyle davalıdan cari alacağının olup olmadığı, cari alacağı var ise ne tutarda olduğuna ilişkin kanaat oluşturacak tespit ve değerlendirme yapılamadığı, davalının ticari defter ve belgelerinin sunulması halinde davacının alacağına ilişkin kanaat oluşturabilecek denetime elverişli rapor hazırlanabileceği bildirilmiştir. Mahkemenin 13/04/2023 tarihli celsesinde, dosyanın, ilk raporu düzenleyen bilirkişiye tevdi ile, depo emrine esas olacak borç miktarının tespiti ve gelecek duruşma tarihi itibari ile depo emrine esas olmak üzere asıl alacak, işlemiş faiz, icra harç ve masrafları, icra vekalet ücreti hesabının takip tarihinden itibaren ve 1 günlük faiz miktarının hesabının da yapılarak  bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş olup bilirkişi tarafından sunulan 05/06/2023 tarihli ek raporda; davacının takip tarihi itibariyle kesinleşen alacak miktarının 210.295,00 TL olarak dikkate alındığı, 08/06/2023 duruşma tarihi itibariyle asıl alacak miktarının 210.295,00 TL ve işlemiş faiz tutarının ise 244.374,47 TL olarak hesaplandığı, ayrıca takipte kesinleşen miktar üzerinden %4,55 oranında 9.568,42 TL tahsil harcı ve 17.815,90 TL tutarında vekalet ücreti hesaplandığı, gelecek duruşma tarihi olan 08/06/2023 tarihi itibariyle depo emrine esas miktarın toplam 482.053,80 TL olduğu bildirilmiştir. Her ne kadar itirazın kaldırılıp iflas ilanları yapılarak depo emrine esas miktarın tespiti amacıyla rapor alındıktan sonra depo emri tebliğ edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir ise de, somut olayda, davalı tarafından depo emrine konu tutarın yatırıldığı görülmüştür. Ayrıca esas bakımından ise, mizan ve muavin kayıtlarına göre davalının borçlu olduğu, kaldı ki davalının, istinaf başvurusunda alacağının olmadığına dair bir istinafının bulunmadığı, iflas ilanlarının yapılmasının, verilen kararın niteliği itibariyle sonuca etkili olmayacağı anlaşıldığından Mahkemece tesis edilen karara yönelik davalının istinaf başvurusunun yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/183 Esas, 2023/869 Karar ve 28/09/2023 tarihli kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı davalı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA 3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, İİK'nun 164/2 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on günlük süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere hakim ...'in karşı oyu ile oyçokluğuyla karar verildi.11/01/2024<br>MUHALEFET ŞERHİ İİK 154. maddesi gereğince, iflas yolu ile başlatılan takibe karşı borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, takibin duracağı, alacaklının bu İtirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebileceği İİK'nun 156/3. fıkrasında düzenlenmiştir. İflas davası basit yargılama usulüne göre incelenir. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, mahkemece ilk önce davacı alacaklının itirazın kaldırılması hakkındaki talebi incelenir. Bu itirazın kaldırılması talebinin incelenmesi, genel haciz yolundaki itirazın kaldırılması talebinin incelenmesinden ( m.68-70) tamamen farklıdır. Genel haciz yolunda tetkik merciinin incelemesi yalnız belgelere göre ve ilamsız icra kuralları çerçevesinde yapıldığı halde, buradaki ticaret mahkemesinin incelemesi genel hükümlere (yani HMK'daki hükümlere) göre olur. Bu nedenle borçlu, ticaret mahkemesindeki savunması sırasında ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri ile bağlı değildir. Davalı borçlu, iflas davasına karşı vereceği cevap layihalarında bütün savunma vasıtalarını ileri sürebilir. Ticaret mahkemesi normal bir alacak davasında olduğu gibi, tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borçlunun gerçekten borçlu olup olmadığını araştırır. İflas davasında alacaklı, alacağını ispat bakımından m.68.'de olduğu gibi tahdidi olarak sayılmış olan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi, alacağının varlığını HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir. Burada alacaklının alacaklı olup olmadığı maddi hukuk kurallarına göre esastan incelendiğinden ticaret mahkemesi borçlunun itirazının ya kesin olarak kaldırılmasına veya kesin kaldırma talebinin ( bununla iflas davasının ) reddine karar verir. Burada, borçlunun itirazı esastan karara bağlanmakta ve alacağın esası hakkında hüküm verilmektedir. Bu hüküm normal bir alacak davasında olduğu gibi kesin hüküm oluşturur. Mahkeme, genel hükümlere göre yapacağı inceleme sonucunda, davacının alacağının mevcut olduğunu tespit eder ve borçlunun itiraz ve defilerini yerinde bulmazsa, yani borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verir. Buradaki itirazın kaldırılması kararı bir ara karardır. (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Cilt 3. sayfa, 2672 vd, 1993 baskı). Bu nedenle yalnız başına istinaf edilemez. Mahkemenin, 13/04/2023 tarihli celsesinde, depo emrine esas borç miktarının tespiti için bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş ise de, önce depo emrine esas teşkil eden davacı alacağı tespit edilerek bunun neticesine göre borçlunun itirazının kaldırılması yönünden ara karar oluşturulmasının akabinde -az sonra değinileceği üzere iflas ilanları da yapılarak- depo emrine esas miktarın tespiti bakımından rapor alınarak buna göre depo emrinin tebliğ edilmesi gerekirdi. Bir başka anlatımla ilk önce davacı alacaklının, itirazın kaldırılması hakkındaki talebinin incelenip bu hususta bir karar verilmesi gerekirken bu yönde bir işlem yapılmadan Mahkemece, hatalı şekilde, depo emrine esas borç miktarının tespiti yönünden rapor alınması yoluna gidilmiştir. Ayrıca Mahkemenin 08/06/2023 tarihli celsesinde, davalının rapora karşı beyan ve itiraz süresi dolduktan sonra celse arasında gün beklenmeksizin itirazın kaldırılması, depo emri hususunda ara karar kurulup kurulmayacağı hususunda dosyanın incelemeye alınmasına karar verilmiş olup 10/07/2023 tarihli kararda, sadece depo emri yönünden ara karar oluşturulduğu anlaşılmıştır. Kaldı ki, bu aşamada itirazın kaldırılması yönünden karar verilseydi bile, yasaya aykırı durumun ortadan kalkmayacağı da izahtan varestedir. Öte yandan İİK'nun 158. maddesi gereğince borçlu şirketin, iflas yoluyla başlatılan takibe itirazının kaldırılması neticesinde takibin kesinleşmesi ile aynı yasanın 166. maddesi gereğince ilan yapılması gerekirken bu hususta Mahkemece herhangi bir karar alınmadığı gibi işlem de tesis edilmemiştir. Kaldı ki, zaten Mahkemece itirazın kaldırılması hususunda bir karar verilmediği de bir üst paragrafta açıklanmıştır. Yine Mahkemenin 26/05/2022 tarihli celsesinde, dosyaya sunulan ilk bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı kanaati ile yeniden bilirkişiden rapor alınması yönünden ara karar oluşturulmuş olup bunun üzerine bilirkişiden alınan 04/11/2022 tarihli raporda, davalı şirket ticari defterleri üzerinde inceleme yapılamadığından dosyada mübrez belgeler ile davacının takip tarihi itibariyle davalıdan cari alacağının olup olmadığı, cari alacağı var ise ne tutarda olduğuna ilişkin kanaat oluşturacak tespit ve değerlendirme yapılamadığı belirtilmesine rağmen davacının alacaklı olduğu tutar bakımından, Mahkemece hüküm vermeye elverişli olmadığı kabul edilen ilk bilirkişi raporu hükme esas alınarak çelişkili bir durum yaratılmıştır. Gerekçeli kararda, Mahkemenin, neden sonrasında ilk bilirkişi raporuna itibar edilerek hükme esas alındığı konusunda yeterli bir açıklama da bulunmamaktadır. Sonuç olarak, davalının borçlu olup olmadığı ve borcun miktarı, duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmemiş olup ayrıca yukarıda belirtildiği üzere borçlunun itirazının kaldırılmasına karar verilmeden ve iflas ilanları yapılmadan kanun hükümlerine aykırı olarak Mahkemece tesis edilen hükmün hatalı olduğu anlaşılmakla gerekli araştırma ve incelemenin yapılması ile kanun gereğince yapılması emredilen zorunlu işlemlerin yerine getirilmesi amacıyla ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılması  gerekirken istinaf başvurusunun reddine yönelik sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.11/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e28ed33a16fdea1e","SID":"fc4ff7fed95b421e"}}