{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2021/1291 <br>KARAR NO: 2023/2024 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 03/02/2021 <br>DOSYA NUMARASI: 2019/532 Esas-2021/108 Karar <br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) <br>BİRLEŞEN (BAKIRKÖY 3. ATM 2019/333 E ) DAVADA <br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) <br>KARAR TARİHİ: 21/12/2023 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı asıl davada ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>ASIL DAVADA;  Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin aile şirketi niteliğinde bulunan davalı şirketin ortaklarından olduğunu, davalı şirketin 07/02/2019 tarihinde genel kurul toplantısı yaptığını, bu genel kurulda gündemin 2. maddesiyle alınan şirketin  1.500.000,00TL olan sermayesinin 10.500.000,00 TL artırılarak 12.000.000,00 TL’ye çıkarılmasına  oy çokluğu ile karar verildiğini, müvekkilinin bu maddeye muhalefet şerhi koyduğunu, alınan sermaye artış kararının TTK 457/2. maddeside öngörülen iç kaynağın varlığına ilişkin  yönetici ortaklarının garanti verilmemesinin iptal nedeni olduğunu, ayrıca alınan kararının dilekçede belirtilen nedenlerle  TTK 445. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu ileri sürerek dava konusu genel kurulda 2 nolu gündem maddesiyle alınan sermayenin artırılmasına ilişkin kararın iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının yerinde olmadığını, toplantı için usulüne uygun çağrı yapıldığını ve toplantının usulüne uygun yapıdığını, sermaye artışına davacının  gerekçe bildirmeksizin muhalif kaldığını, ortaklara rüçhan haklarını kullanmaları için gerekli bildirimlerin yapıldığını, sermaye artış kararının usulüne göre alınıp tescil ettirildiğini, yönetim kurulunun TTK 457. madde beyanının bulunduğunu, gerekli görülmesi halinde İTSM’den istenebileceğini, yedek akçede bulunan hiç bir kalemin sermaye artışına konu edilmediğini, şirketin sermaye artırmaya ihtiyacının bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>BİRLEŞEN DAVADA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 02/05/2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların 6102 saydı TTK'nm 447nci maddesi 1.nci fıkrasında düzenlenen hüküm çerçevesinde batıl ve geçersiz olduğunun tespiti, iptalini, taleplerinin kabul görmezse, gündemin 2, 3,4,5, 6,7, 8 ve 9 numaralı maddeleriyle alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve afaki iyiniyet kurallarına aykırı olmaları nedeniyle ayrı ayrı iptalini, 02/05/2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısı sonucunda alınan genel kurul kararlarının yürütmesinin geri bırakılmasını ve yargılama giderleri ve avukatlık parasının davalı şirkete yüklenmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, dava konusu edilen Olağan Genel Kurul Toplantısının, 02.05.2019 tarihinde saat 14:00'de şirket merkezinde yapılmış olup, toplantıya ait çağrının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK”) ve Şirket esas sözleşmesinde öngörüldüğü gibi ve gündemi de ihtiva edecek şekilde, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 17.04.2019 tarih ve 9811 sayılı nüshasında ilan edilmek suretiyle ve ayrıca tüm pay sahiplerine iadeli taahhütlü mektupla, toplantı gün ve gündeminin bildirilmesi suretiyle süresi içinde yapılmış olduğunu, ( Ek-1:Olağan Genel Kurul Toplantı Tutanağı), ( Ek- 2 Olağan Genel Kurul Toplandı Gündemi), (Ek-:Olağan Genel Kurul Toplantısına ait çağrının ilan edildiği ilgili ticaret sicil gazetesi) (Ek-4: Olağan Genel Kurul Toplantısına ait Hazirun Cetveli) Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda alınan kararların, 22.05.2019 tarihinde tescil edilmiş olup, 28.05.2019 tarih ve 9838 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmiş olduğunu (Ek-5: Olağan Genel Kurul'da alınan kararların tescil edildiği ilgili ticaret sicil gazetesi) Olağan Genel Kurul Toplantısı'nın yapıldığı 02.05.2019 tarihinde, şirket pay sahiplerinin sermaye tutarları ve Şirkette sahip oldukları pay adetlerinin aşağıdaki şekilde olduğunu: Pay Sahibi Pay Adedi Sermaye ( TL )  ... 717.817 7.178.170 ... 288.286 2.882.860 ... 39.363 393.630 ... 154.534 1.545.340 TOPLAM 1.200.000 12.000.000 Pay sahiplerinin şirkette sahip oldukları güncel sermaye tutarları ve pay adetlerinin, TTK ve şirket esas sözleşmesi hükümlerine uygun olarak toplanan ve 13.03.2019 tarihinde tescil edilen Olağanüstü Genel Kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararı neticesinde şekillenmiş olduğunu, Olağanüstü Genel Kurul toplantısına ilişkin davacı yanın iddialarına, dilekçelerinde ayrı bir başlık altında cevap verileceğini, Olağan Genel Kurul toplantı gününde, pay sahiplerinden ..., ... ve ...'nın, toplantıya asaleten katılmış olup, ...'nın ise kendisini vekili aracılığı ile temsil ettirme niyetinde olduğunun anlaşılmış olduğunu, toplantı açılmadan önce ...'nın vekili Av. ...'in ibraz ettiği vekaletnamenin Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri ve pay sahipleri (..., ... ve ...) tarafından incelenmiş olup, söz konusu vekaletnamede ...'nın şirkette sahip olduğu sermaye tutarı ve pay adetlerinin güncel durumu yansıtmadığının anlaşılmış olduğunu (Ek-6: Olağan Genel Kurul'da ibraz edilen vekaletname) Bunun üzerine ...'nın temsilcisi Av. ...'e toplantıya katılmaya yetkili olmadığı hususunun izah edilmiş olup, söz konusu durumun Av. ...'in şerhini de içerecek şekilde bir tutanak ile kayıt altına alındığını ve bir nüshasının kendilerine teslim edilmiş olduğunu (Ek-7:Tutanak) 28.11.2012 tarihli ve 28481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin (“Yönetmelik\") 21. maddesinde vekaletnamenin unsurlarının hüküm altına alındığını, söz konusu madde hükmünün şu şekilde olduğunu; \" Vekaletnamenin unsurları ve geçerlilik süresi MADDE 21 — (1) Vekaletnamede; şirketin unvanı, ait olduğu genel kurul toplantısının tarihi, vekilin adı ve soyadı, pay sahibinin pay adedi ile adı ve soyadı veya unvanı ve imzasının bulunması şarttır. Bu bilgilerden herhangi — biri bulunmayanözel veya genel vekâletnameler geçersizdir....” Söz konusu maddede açıkça düzenlendiği gibi, pay adedinin, vekaletnamede bulunması gereken zorunlu unsurlardan olup, söz konusu unsurun bulunmamasının vekaletnamenin geçersizliği sonucunu doğurmakta olduğunu, pay adedinin, vekaletnameye mevcut durumu yansıtmayan şekilde hatalı yazılmış olmasının, söz konusu hükmün genel hukuk kaideleri doğrultusunda yorumlanması neticesinde; vekaletnamenin geçersiz olacağı sonucunu doğuracağı hususunun açık olduğunu, Davacı vekilinin, dava dilekçesinde, vekaletnamede yer alan pay adedinde maddi hata yapılmış olmasını önemsiz olarak addetmiş olması ve bu hususa rağmen kendisinin toplantıya alınması gerektiğine kanaat etmiş olmasının, gerek ortaklık hukukunun ruhuna, gerekse genel hukuk prensiplerine son derece aykırı ve anlaşılmaz olduğunu, 07.02.2019 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında da, yine aynı temsilcinin, aynı pay sahibini temsil etmek üzere ibraz ettiği vekaletnamede, aynı hatayı yaptığını ve diğer pay sahiplerinin insiyatifi ve iyi niyetleri ile toplantıya katılmasının sağlandığını, bu hususa davacı yanın dava dilekçesinde “o toplantıda da aynı hatayı yapmıştık ama toplantıya katılmama izin verilmişti” şeklindeki beyan ve savunmasının son derece yersiz olduğunu, bu konuya ayrıca Olağanüstü Genel Kurul toplantısı ile ilgili hususlara yer verdikleri kısımda ayrıntılı şekilde değinileceğini, Davacı yanın Olağan Genel Kurul' da alınan tüm kararlara ilişkin öne sürdüğü detaylı iddia ve taleplerine sağlıklı bir şekilde cevap verebilmek adına, davalı yanın her bir iddiasına karşın verdikleri cevapların şöyle olduğunu: a. Dava Dilekçesi'nin 8.2.maddesinde yer alan TTK 446/ da genel kurul toplantısına haksız olarak katılmasına izin verilmeyen pay sahiplerinin dava hakkı olduğu düzenlenmesi uyarınca yapılan talep ve iddialarına ilişkin olarak; Yönetmeliğin 21. maddesi uyarınca, geçersiz vekaletname ile genel kurul toplantısına katılma talebi bulunan temsilcinin, genel kurul toplantısına alınmamasının, genel kurul toplantısına haksız olarak katılmasına izin verilmeyen pay sahipleri kapsamında değerlendirilemeyeceği hususunun izahtan vareste olduğunu, b. Dava Dilekçesi'nin 8.3. maddesinde yer alan; müvekkili şirketin dürüstlük kuralına aykırı davrandığına ilişkin iddiaya ilişkin olarak; Söz konusu iddiaya dair davacı yan tarafından herhangi bir gerekçe ve somut fiil beyan edilmemekle beraber, müvekkili şirketin hangi eylemlerinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunun anlaşılamadığını, gerek ve esas sözleşmeye uygun olarak yapılmış, davacı yanın bu hususta usulüne uygun olarak bilgilendirildiğini, Olağan Genel Kurul toplantısı gününden önce, şirketin bilanço ve kar/ zarar cetvellerinin, Yönetim Kurulu faaliyet raporları ve toplantıya dair her türlü belge şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır şekilde muhafaza edildiğini, yine sermaye artışından önce şirket finansal tabloları, bilanço ve kar- zarar cetvellerinin şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulduğuna ve talep etmeleri halinde kendilerine e-posta aracılığı ile de gönderilebileceğine dair kendilerine bilgi verildiğini ve noter kanalıyla ihtarname gönderildiğini ( Ek-8: 28/12/2018 tarihli ve 22256 yevmiye numaralı ihtarname ) ve süreç ile ilgili yapılması gereken her türlü iş ve işlemin hukuka uygun ve kendilerinin bilgisi dahilinde yapılmış olmasına rağmen, şirket tarafından alınan bütün kararlara istisnasız muhalefet edilmesi ve bütün bunlara rağmen müvekkili şirketin \" dürüstlük kuralına aykırı \" davrandığının iddia edilmesinin; ne yazık ki dayanaktan ve iyi niyetten yoksun bir iddia olmasının ötesine geçemediğini, c. Dava Dilekçesi'nin 8.4. maddesinde yer alan aile içi anlaşmazlıklara ve davacı yanın haklarının kullanılmasına engel olunduğuna dair iddialara ilişkin olarak; Müvekkili şirket tarafından, davacı yanın haklarının kullanılmasına engel olmak için türlü yöntemler denendiği iddiasının, dayanaktan yoksun ve gerçekten uzak olduğunu, genel kurulu toplantıya çağırmaya yetkili organın yönetim kurulu olup, davacı yanın, yönetim kurulu üyesi bulunduğu dönemde, Olağanüstü Genel Kurul'un toplantıya çağrılmasına ilişkin yönetim kurulu toplantısına dahi katılmaktan imtina etmiş olup, kendilerine bu hususta noter kanalıyla çağrı gönderilmiş olmasına rağmen (Ek-9: 14.12.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı İhtarname), ne Yönetim Kurulu Toplantısı'na katıldığını ne de bu hususta alınan Yönetim Kurulu Kararı'nı imzalamış olduğunu, Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında da, şirket'in finansal durumunu iyileştirmek amacıyla alınması zaruri olan sermaye artırım kararına dahi, katılıp katılmama konusunda görüş bildirmediğini, bu hususta Olağanüstü Genel Kurul toplantısını takiben; TTK'nın 461. maddesi uyarınca yapılan “Rüçhan Hakkını Kullanmaya Davet” ilanına (Ek-10: Rüçhan Hakkı Kullanımına İlişkin Davetin Yayımlandığı Ticaret Sicil Gazetesi) dahi süresi içerisinde olumlu-olumsuz hiçbir yanıt vermediğini ve bunun doğal sonucu olarak da sermaye artırımının, diğer pay sahiplerinin katılımıyla hukuka uygun şekilde yapıldığını ve tescil edildiğini, bütün bu açıklamalar ışığında davacı yanın haklarının bizzat kendisi tarafından kullanılmadığı hususunun son derece açık olup, bu hususta müvekkili şirketin üzerine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirmiş olduğunu, d. Dava Dilekçesi'nin 8.5. maddesinde yer alan pay sahiplerinin keyfi ve şüpheli işlemlerinin denetlenmesine engel olunduğu iddiasına ilişkin olarak; Yukarıda ( c ) maddesinde izah edildiği üzere; davacı yana ortaklık hukukundan kaynaklanan haklarını kullanması için müvekkili şirket tarafından defalarca çağrı yapıldığını ve süre tanındığını, yönetim kurulu karar defterinin, Genel Kurul Toplantı ve Müzakere defteri ve diğer şirket defterlerinin, ayrıca şirket finansallarının, şirket merkezinde tüm pay sahiplerinin incelemesine hazır ve güncel olarak kayıt ve muhafaza altında tutulmakta olup, davacı yan tarafından bugüne kadar bu hususta herhangi bir talepte ve girişimde bulunulmadığını, buna rağmen pay sahiplerinin keyfi ve şüpheli işlemlerinin denetlenmesine engel olunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığı hususunun son derece açık olduğunu, e. Dava Dilekçesi'nin 8.6. maddesinde yer alan; davacı yanın temsilcisinin Genel Kurula alınmaması sebebiyle, gündemde yer alan i) Şirketin faaliyet raporlarının okunarak onaylanmasına, ii) bilanço ve iii ) Yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine dair maddelere ilişkin görüşmelerin bir ay sonraya ertelenmesi taleplerini dile getirme hakkının ellerinden alındığına dair iddialara ilişkin olarak; Davacı yanın temsilcisinin neden toplantıya alınmadığı hususunda yeterli açıklama yapılmış olup, burada tekrar değinmeye gerek olmadığı kanaatinde olduklarını, ancak toplantıya katılım sağlanmış olsaydı dahi, davacı yanın da dava dilekçesinde belirttiği üzere; TTK'nın 420. maddesinde, finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların bir ay sonraya ertelenmesi talebinin, ancak sermayenin onda birine sahip pay sahiplerinin istemi üzerine yapılabileceği hususunun hüküm altına alınmış olup, somut olayda davacı pay sahibinin, Olağan Genel Kurul tarihinde şirket'teki mevcut sermayesinin 393.630.- TL olup, şirket'in toplam sermayesinin ise 12.000.000.-TL olduğunu, basit bir matematik hesabıyla, davacı pay sahibinin şirket sermayesinin onda birine sahip olmadığı hususunun açık ve net olduğunu, f. Dava Dilekçesi'nin 8.7. maddesinde yer alan; davacı yanın temsilcisinin Genel Kurula alınmaması sebebiyle dile getirilemeyen, finansal tabloların ve çalışma raporlarının kendilerine gönderilmediğinin ya da nerede ve nasıl inceleneceğinin bildirilmemesinin, bu sebeple ibra etme niyetiyle yapılan çağrının hukuksal dayanağı olmadığına ilişkin iddialara ilişkin olarak; TTK'nın \" Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı \" başlıklı 437. maddesinin 1. fıkrasının; ” Finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, genel kurulun toplantısından en az onbeş gün önce, şirketin merkez ve şubelerinde, pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur. Bunlardan finansal tablolar ve konsolide tablolar bir yıl süre ile merkezde ve şubelerde pay sahiplerinin bilgi edinmelerine açık tutulur. Her pay sahibi, gideri şirkete ait olmak üzere gelir tablosuyla bilançonun bir suretini isteyebilir. \" şeklinde olduğunu, TTK' nın ilgili hükmünde de düzenlendiği gibi, şirketin davacı yanın inceleme arzusunda olduğu belgeleri, genel kurul toplantısından en az on beş gün öncesinde şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurmak yükümlülüğü altında olduğunu, kanunda yer alan bu madde ile amaçlananın; pay sahiplerinin genel kurulda oyları bilinçli ve etkili bir biçimde kullanabilmelerine imkan sağlamak olduğunu, davacı yana genel kurul toplantısı yapılacağına dair çağrının, toplantı gününden iki hafta önce gündemi de ihtiva edecek şekilde iadeli taahhütlü mektupla yapılmış olmasına ve söz konusu çağrının Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmiş olmasına rağmen, davacı yan tarafından, Genel Kurul tarihinden önce, ne finansal tabloların ne de Genel Kurul'da müzakere edilerek onaylanması gereken diğer belgelerin incelenmiş olduğunu bu yönde davalı şirkete ulaşan herhangi bir yazılı/ sözlü talep de bulunmadığını, şirkete ilişkin belgelerin inceleme yerinin, gerek TTK'nın ilgili hükmüne, gerek ticaret hukukunun genel prensiplerine, gerekse de ticari teamüllere göre şirket merkezi olduğunun çok açık olduğunu, davacı yanın ilgili belgelerin nerede ve nasıl inceleneceğine ilişkin şirket tarafından kendisine bilgi verilmesi beklentisi içinde olmasının anlaşılamadığını, g. Dava Dilekçesi'nin 8.8. maddesinde yer alan, yönetim kuruluna seçilen ...'nın, Olağanüstü Genel Kurul toplantısında seçilmiş olmasına rağmen, Olağan Genel Kurul toplantısında yeniden seçilmiş olduğuna dair iddialara ilişkin olarak; 07.02.2019 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul toplantısında Şirket yönetim kurulu üyeliğine, ...'nın tek başına seçilmesine karar verilmiş olmakla beraber, Olağanüstü Genel Kurul toplantısının tescili için, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yapılan başvuruda, tescil talebinin, Şirket esas sözleşmesinde, yönetim kurulunun en az üç kişiden oluşacağına dair hüküm bulunması sebebiyle reddedilmiş olduğunu, bu sebeple yönetim kurulu seçiminin yer aldığı Olağanüstü Genel Kurul Toplantı tutanağının 3. maddesinin tescil edilmemiş olup, tutanakta karara bağlanan diğer hususların 13.03.2019 tarihinde tescil edilmiş olduğunu, Yukarıda izah edilen sebeple, 02.05.2019 tarihinde toplanan Olağan Genel Kurul toplantı gününde mevcut yönetim kurulu üyelerinin, ..., ..., ... ve ... olduğunu, dolayısıyla Olağan Genel Kurul toplantısında karara bağlanmak üzere, yönetim kurulu seçimine dair gündem maddesi eklenmiş olup Şirket esas sözleşmesinin de, TTK'ya uygun olarak, yönetim kurulunun en az bir kişiden oluşmasına yönelik olarak tadil edildiğini, davacı yanın bu hususta şirketten bilgi almak yerine ya da basiretli bir pay sahibi olarak elektronik ortamda kolaylıkla ulaşabileceği ticaret sicil gazetelerini incelemek yerine, bu hususu da haksız yere ikame ettiği davada öne sürdüğü sınırsız iddia ve taleplerine eklemeyi tercih ettiğini, h. Dava dilekçesinin 8.9. maddesinde yer alan ve davacı yanın temsilcisinin Genel Kurul Toplantısına katılmış olması halinde, Yönetim Kurulu Üyeleri'ne huzur hakkı verilmesine itiraz edeceği yönündeki iddiasına ilişkin olarak; Dava dilekçesinin içeriğinden; davacı yanın olağan genel kurul toplantısında gündemde görüşülecek ve karara bağlanacak her hususa itiraz etmesi ve muhalif kalması yönünde bir eğilimi olduğu hususunun anlaşılmakta olduğunu, TTK'nın 408. maddesinin 1. fıkrasının ( b ) bendinde düzenlendiği gibi yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı gibi haklarının belirlenmesinin Genel Kurul'un göreve ve yetkisi dahilinde olduğunu, olağan genel kurul toplantısında, genel kurul tarafından yönetim kurlu üyelerine görevlerinden ötürü herhangi bir ücret ödenmemesine karar verilmiş olmakla beraber, bu hususta şirket tarafından, yönetim kurlunda bulunan kişilerin kim olduğuna göre değil, şirketin mali durum ve gereksinimlerine göre karar verilmekte olduğunu, i. Dava Dilekçesi'nin 8.9. maddesinde yer alan olağan genel kurul toplantısında karara bağlanan yönetim kurulu başkan, başkan yardımcısı ve üyelerine TTK'nın 395. ve 396. maddelerinde belirtilen konularda faaliyette bulunabilmeleri için izin verilmesine dair gündem maddesinin, TTK'nın hükümlerini delmek, şirket yönetiminde kontrolsüzlük ve keyfilik sağlamak amacıyla düzenlendiği iddiasına ilişkin olarak; TTK'nın 395. maddesinin 1. fıkrasının şu şekilde olduğunu: \"Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz.” Söz konusu hüküm tahtında yönetim kurulu üyelerinin, genel kuruldan izin almak suretiyle, şirketle kendisi veya başkası adına işlem yapabileceğinin düzenleme altına alındığını, TTK' nın 396. maddesinin 1. fıkrasının; \"Yönetim kurulu üyelerinden biri genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez...” Bu hüküm tahtında ise, yönetim kurulu üyelerinin, genel kurulun iznini almak suretiyle, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden işlemleri yapabileceklerinin düzenlenmiş olduğunu, TTK tarafından yönetim kurulu üyelerinin, genel kurulun iznini almak suretiyle şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden işlemleri yapabileceklerinin düzenlendiğini, TTK tarafından yönetim kurulu üyelerine, Genel Kurul'un iznini almak suretiyle tanınan bu hakların yönetim kurulu üyeleri tarafından kullanılmasının, davacı yan tarafından TTK hükümlerini delmek olarak değerlendirilmesinin son derece talihsiz olduğunu, ayrıca bu durumun davacı yan tarafından iddia edildiği gibi, şirket yönetiminde nasıl bir kontrolsüzlük ve keyfilik yaratacağının da merak konusu olduğunu, şirketin yasal haklarını kullanmasının dahi, davacı yanın itiraz ve mesnetsiz iddialarına konu edilmekte olduğunu, j. Dava Dilekçesi' nin 8.10. maddesinde belirtilen, Olağan Genel Kurul toplantısı gündeminde yer alan esas sözleşme değişikliğine dair tadil metinlerinin ilan edilmediğine dair iddiaya ilişkin olarak; Olağan Genel Kurul toplantısı gündeminde yer alan esas sözleşme değişikliklerine dair tadil metinlerinin, TTK'nın 414. ve 453. maddelerine uygun olarak ilan edilmiş olup, söz konusu ilanın Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 17.04.2019 tarih ve 9811 sayılı nüshasında ilan edilmiş olduğunu (Ek-3) Davacı yanın, söz konusu ilanın yapılmadığına dair iddiasının gerçeği yansıtmadığını, Davacı yanın olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırım kararına ilişkin iddialarına ilişkin olarak; Müvekkili şirketin, huzurdaki dava konusunu teşkil etmemekle beraber, dava dilekçesinde yer verdiği Olağanüstü Genel Kurul Toplantısının, 07.02.2019 tarihinde saat 14:00'de İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü'nün 06.02.2019 tarih ve 41450132 sayılı yazısıyla görevlendirilen Bakanlık Temsilcisi ...'nın gözetiminde şirket merkezinde yapılmış olup, toplantıya ait çağrının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (“TTK”) ve Şirket esas sözleşmesinde öngörüldüğü gibi ve gündemi de ihtiva edecek şekilde, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 22.01.2019 tarih ve 9750 sayılı nüshasında ilan edilmek suretiyle ve ayrıca tüm pay sahiplerine iadeli taahhütlü mektupla, toplantı gün ve gündeminin bildirilmesi suretiyle süresi içinde yapılmış olduğunu (Ek-ii: Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Tutanağı), (Ek-12:Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Gündemi), (Ek-13: Olağanüstü Genel Kurul toplantısına ait çağrının ilan edildiği ilgili ticaret sicil gazetesi) (Ek-14: Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'na Ait Hazirun Cetveli) Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'nda alınan kararlar doğrultusunda, şirket sermayesinin 10.500.000.TL tutarında artırılarak 12.000.000.- TL'ye çıkartılmış olup, söz konusu kararların 22.05.2019 tarihinde tescil edilmiş olup, 28.05.2019 tarih ve 9838 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmiş olduğunu (Ek-15: Olağanüstü Genel Kurul toplantısında alınan kararların tescil edildiği ilgili ticaret sicil gazetesi) Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'nın yapıldığı 07.02.2019 tarihinde, şirket pay sahiplerinin sermaye tutarları ve şirkette sahip oldukları pay adetlerinin aşağıdaki şekilde olduğunu: Pay Sahibi Pay Adedi Sermaye ( TL ) ... 81.870 818.700 ... 32.880 328.800 ... 17.625 176.250 ... 17.625 176.250 Toplam 150.000 1.500.000 Olağanüstü Genel Kurul toplantı gününde, pay sahiplerinden ..., ... ve ...'nın toplantıya asaleten katılmış olup, ...'nın ise kendisini vekili aracılığı ile temsil ettirme niyetinde olduğunun anlaşılmış olduğunu, toplantı açılmadan önce ...'nın şirkette sahip olduğu sermaye tutarı ve pay adetlerinin, Olağan Genel Kurul toplantısında olduğu gibi, güncel durumu yansıtmadığının anlaşılmış olduğunu, Söz konusu durumun, Bakanlık temsilcisi tarafından, İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü'ne telefon açmak suretiyle danışılmış olup, görüşme neticesinde, diğer pay sahiplerinin görüşlerinin alınması ve itirazları olması halinde, temsilcinin genel kurula katılamayacağının izah edildiğini, pay sahiplerinden ... ve ...'nın, insiyatif alarak ve iyi niyet göstererek, geçersiz vekaletname ile olsa dahi, temsilcinin genel kurula katılmasına itirazları olmadığını, pay sahiplerinden ...'nın ise bu hususta itirazı olduğunu beyan ettiğini ve bu hususun Olağanüstü Genel Kurul Toplantı tutanağında kayıt altına alındığını ( Ek-11 ) Davacı yanın temsilcisinin, Olağan Genel Kurul Toplantısında yaptığı aynı hayatı, daha önceki tarihte toplanan Olağanüstü Genel Kurul toplantısında da tekrar etmiş olup, aynı hayatı tekrar yapmamak hususunda özenli ve dikkatli davranması gerektiği halde, dava dilekçesinde, aynı hatanın kendisi tarafından önceden de yapıldığı ama bu hata sebebiyle toplantıya katılmada sorun yaşamadığını beyan etmekte hiçbir beis görmediğini, 07/02/2019 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında şirket yönetim kurulu üyeliğine, ...'nın tek başına seçilmesine karar verilmiş olmakla beraber, Olağanüstü Genel Kurul toplantısının tescili için, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yapılan başvuruda, tescil talebinin, şirket esas sözleşmesinde, yönetim kurulunun en az üç kişiden oluşacağına dair hüküm bulunması sebebiyle reddedildiğini, bu sebeple yönetim kurulu seçiminin yer aldığı Olağanüstü Genel Kurul Toplantı tutanağının 3. maddesinin tescil edilmemiş olup, tutanakta karara bağlanan diğer hususların 13/03/2019 tarihinde tescil edilmiş olduğunu, Açıklanan nedenlerle 02/05/2019 tarihinde toplanan Olağanüstü Genel Kurul toplantısında karara bağlanmak üzere, yönetim kurulu seçimine dair gündem maddesinin eklenmiş olup, şirket esas sözleşmesinin de TTK' ya uygun olarak, yönetim kurulunun en az bir kişiden oluşmasına yönelik olarak tadil edilmiş olduğunu, Huzurdaki dava konusunu teşkil etmeyen Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan kararlara karşı, davacı yan tarafından iptal davası açılmış olup, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yetkisizlik kararı verilerek, dosyanın yetkili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verildiğini, Yetkili mahkeme tarafından kendilerine yapılacak tebligata müteakip, söz konusu davaya ilişkin cevaplarının dosyaya sunulacağını beyanla; Açıklanan nedenlerle; davacı yanın davasının reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 03/02/2021 tarih ve 2019/532 Esas 2021/108 Karar sayılı kararı ile; \" Asıl dava, davalı şirketin sermaye artıranına ilişkin 07.02.2019 tarihli genel kurulunda alınan 2 numaralı kararın iptali istemine ilişkin olup; davacının, davalı şirketin hissedarı olduğu, davacının dava konusu genel kurula katılarak sermayenin artırımına ilişkin alınan 2 numaralı kararlara muhalif kaldığı ve muhalefet şerhini tutanağa yazdırdığı, genel kurul tarihinden itibaren de üç aylık süre içerisinde işbu davayı açtığı hususlarında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasında ihtilaf konusu olan ve çözüme kavuşturulması gereken temel problem; genel kurulda alınan kararın iptal şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Birleşen dava, davalı şirketin 02/05/2019 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan kararların batıl olduğunun tespiti, olmadığı takdirde anılan genel kurulda gündemin 2, 3,4,5, 6, 7, 8 ve 9 nolu maddeleri ile  alınan kararların iptali istemine  ilişkin olup; taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının davalı şirketin 02.05.2019 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına alınmamasının haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı, genel kurula katılmasına izin verilmemesinin haklı sebebe dayanmadığının kabulü halinde alınan kararların batıl olup olmadığı, yapılan genel kurulun yetkili kişi yada kişiler tarafından toplantıya çağrılıp çağrılmadığı, davalı şirketin 02.05.2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların kanuna, esas sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Genel Kurul Kararlarının Yoklukla Malul Olması; İptaledilebilirlik ve butlan hallerinin yanı sıra, genel kurul kararlarının hükümsüzlük hallerinden birisi de yokluktur. Genel kurul kararlarının yokluğu, bir kararın meydana gelmesi için kanunun öngördüğü unsur ve şartların hiçbirisinin mevcut olmaması durumunda gerçekleşen sakatlık halidir. Bir başka deyişle, bir kararın doğabilmesi için uyulması gerekli bulunan kurucu-şekli nitelikte emredici hukuk kurallarına aykırılık halinde söz konusu olan durumdur. Bu sakatlık hali şekil ve usul hakkındaki emredici hükümlere aykırı kararlar hakkında uygulanmakta ve bu şekilde alman kararlar “yok” sayılmaktadır. Kurucu unsurlar olan “kurul” ve “karar”ın birlikte bulunmadığı bir genel kurul kararının, artık genel kurulca alınmış bir karar niteliğinde değil, ancak orada bulunan paysahiplerindeki “hakim fıkir”in belirlenmesi niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Bir başka deyişle, genel kurul kararlarının oluşabilmesi için iki kurucu unsur gereklidir. İlk olarak genel kurul toplantısının yapılması, ikinci olarak da toplantıda karar alınmasıdır. Bunlardan birisinin eksik olması halinde, karar baştan itibaren yoktur. Genel kurul toplantıya davet edilmeden karar alınmış ise, çağrısız genel kurul toplantısında bütün paysahipleri hazır olmadığı halde karar alınmış ise, genel kurul toplantısına sadece belirli paysahipleri çağrılmış ise, toplantıya davette toplantı yeri yanlış gösterilmiş ise, bir genel kuruldan sözedilemeyeceği için karar da yoktur. Ayrıca toplantıya yeterli paysahibinin katılmaması sebebiyle toplantı veya karar yeter sayılarının (şeklen, görüntüde dahi) oluşmadığı hallerde de alınan kararlar açısından yokluk durumu söz konusu olur (Güzin Üçışık/Aydın Çelik, Anonim Ortaklıklar Hukuku, C. I, Ankara 2013, 336-337). Buna karşılık, karar alındığı sırada hak sahibi olup olmadığı tespit edilemeyen bir takım kişilerin, aslında genel kurula katılma veya oy hakkından yoksun bulunmalarına karşın, genel kurul sırasında bu husus anlaşılmadığından bunların karara katıldığı hallerde alınan kararların iptal davasına konu edilmesi gerekir. Çünkü bu halde görüntüde şekli kurucu unsurları bulunan bir kararın varlığı söz konusudur. Aynı şekilde toplantıya davet, yetkisiz kişiler tarafından yapılmışsa ya da davet usulüne uygun yapılmamışsa, bir başka deyişle usulsüz de olsa bir davetin varlığından sözedilebiliyorsa alınan genel kurul kararlarının hukuki sonucu iptaledilebilirliktir (Üçışık/Çelik, s. 337-338). Yine genel kurul kararlarının butlanına ilişkin TTK. m. 447 hükmüne göre: “(1) Genel kurulun, özellikle; a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararlan batıldır”. Görüldüğü üzere konusu itibarıyla bâtıl olan genel kurul kararları, bazı niteliklere sahip paysahipliği haklarım kaldıran veya sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan ve sermayenin korunması ilkesine aykırı olan kararlara özgülenmiştir. Bunun dışındaki bâtıl genel kurul kararlarının tespitinde ise butlanın ikincilliği ilkesi uygulanır. Bu ilke, özel sebepler dolayısıyla iptal etmenin yeterli ve tatmin edici bir yaptırım oluşturmadığı hallerde hukukun genel hüküm ve ilkelerine göre butlana karar verilmesi anlamını taşır. Sakınma ilkesinin özellikle şekli sebeplerin (eksiklik ve aksaklıkların) butlana yol açtığı hallerde gözetilmesi gerekir (Üçışık/Çelik, s. 342). TTK m. 447/1-a hükmünde belirtilen batıl genel kurul kararları, belirtilen hakları düzenleyen Kanun hükümlerini kaldırmayı ve değiştirmeyi amaçlayan genel kurul kararlarıdır. Belirtilen hakların somut bir olayda ihlal edilmesi butlan sonucunu doğurmaz. Genel kurula daveti düzenleyen TTK. m. 414 hükmünde öngörülen şartların tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan genel kurul karan butlanla sakattır. Örneğin bu hükümde yer alan iki haftalık süreyi üç güne düşüren bir genel kurul karan butlanla sakat olur. Buna karşılık iki haftalık süreye uyulmaksızın toplantı gününden sadece üç gün önce yapılan bir davet üzerine toplanan genel kurulda alman kararlar batıl değil iptaledilebilir kararlardır. Yine paysahiplerinin asgari oy hakkını ortadan kaldıran bir genel kurul kararı butlan sonucunu doğururken bir veya birden fazla paysahibinin oyunun kullanılmasına engel olunması veya kullandıkları oyların geçersiz sayılması halinde alman genel kurul karan iptal edilebilir bir karardır (Üçışık/Çelik, s. 342-343). Yukarıda da ifade etmiş olduğumuz üzere, paysahibinin genel kurula katılma, asgari oy kullanma, dava açma hakkı gibi kanundan kaynaklanan vazgeçilmez nitelikteki temel haklarının sınırlandırılması veya ortadan kaldırılması sonucunu doğuran genel kurul kararları batıldır (TTK. m. 447/1-a). Anonim şirketin tanımına, paysahiplerinin haklarına ve borçlarına ve organsal yapısına aykırı kararlar temel yapıya aykırıdır. Temel yapı ile kastedilen, anonim şirketi taşıyan ana kolonlardır. Bu hakları ortadan kaldıran veya sınırlandıran genel kurul kararları, belirtilen hakları düzenleyen kanun hükmünü kaldırmayı veya değiştirmeyi amaçlayan genel kurul kararlarıdır. Bu ve bu gibi hallerde kanunun emredici hükümlerine aykm karar alınması halinde genel kurul kararı batıldır. Buna karşılık belirtilen hakların somut bir olayda ihlal edilmesi butlan sonucunu doğurmaz. Örneğin her pay ortağa bir oy hakkı verir bu oy hakkı kanunun emredici hükümlerinden doğan bir haktır. Bu hakkı genel olarak ortadan kaldıran veya sınırlandıran genel kurul karan batıldır. Buna karşılık bir veya birden fazla paysahiplerinin oyunu kullanmasına engel olunması veya kullandıkları oyların geçersiz sayılması halinde alman genel kurul kararlan iptaledilebilir kararlardır (Üçışık/Çelik, s. 343). Türk Ticaret Kanunu m. 446/1-b hükmünde, “toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren paysahipleri(ne) ” anılan kararlar aleyhinde iptal davası açma hakkı tanımak suretiyle, belirtilen ihlallerin genel kurul kararının butlan veya yokluk sonucunu doğurmadığını belirtmiş olmaktadır (Üçışık/Çelik, s. 343-344). Yargıtay TTK. m. 414 hükmünü emredici nitelikte bir hüküm olarak kabul ettiği halde, bu hükme aykm bir davet üzerine toplanan genel kurulda alınan kararların iptaledilebilir kararlar olduğunu ifade etmiştir (Y.ll.HD’nin 10.11.1989 tarih ve E. 89/6155, K. 89/6157 sayılı kararı -YKD, C. XVI, S. 3, s. 390 vd.). Kararın eleştirisi için bkz.; Moroğlu, Davet Merasimine Aykırılık, s. 50 vd.-. Ayrıca bkz.; Y.l l.HD’nin 10.12.2002 tarih ve E. 2002/7827, K. 2002/1447 sayılı kararı). Genel Kurul Kararlarının İptali; Yokluk ve butlan hallerinin yanı sıra genel kurul kararlarının hükümsüzlük hallerinden birisi de iptaledilebilirliktir. Genel kurul kararlarına karşı iptal davasını açma hakkını düzenleyen TTK. m. 446 hükmüne göre: “a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren paysahipleri, ... iptal davası açabilir”. Söz konusu hükümden de açıkça anlaşıldığı üzere, kural olarak paysahiplerinin iptal davası açabilmeleri için toplantıda hazır bulunmaları, iptale konu ettikleri karara karşı olumsuz oy kullanmaları ve bu muhalefetlerini tutanağa yazdırmaları gerekir. Toplantıda hazır bulunan, karara muhalif olan ve keyfiyeti zapta geçiren paysahiplerinin açmış oldukları iptal davasının kabul edilebilmesi için ayrıca bu kararların yasaya, esas sözleşmeye veya iyiniyet kuralına aykırı olduklarının da kanıtlanması gerekir (TTK. m. 445). Yapılan davete rağmen toplantıya katılmayan ve muhalefet şerhini tutanağa yazdırmayan bir pay sahibi ancak; usulüne uygun toplantı davetinin yapılmamış olması, gündemin gereği gibi ilan edilmemiş olması, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmemesi, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullanmaları, müktesep hakların ihlal edilmiş olması, hallerinden birinin varlığı ve bu aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu kanıtlaması durumunda, iptal davası açabilir (Üçışık/Çelik, s. 366 vd.). Sermaye Arttırımı; Sermayenin artırılıp arttırılamayacağı ve artırılacaksa ne ölçüde artırılacağı hususunda genel kurulun geniş takdir yetkisi bulunmaktadır. Gerçekten genel kurul dağıtılabilir kârdan TTK. m. 523/2 hükmüne göre yedek akçe ayırabileceği gibi, belirli şartlar altında bu kârın esas sermayeye eklenmesine de karar verebilir. Ancak genel kurul bu yetkilerini kullanırken bazı sınırlamalara tabidir. Kârdan yapılacak ayırımlar konusunda öncelikle emredici kanun hükümlerine riayet etmek gerekir. Bu kapsamda vergi, fon, kanuni yedek akçe gibi emredici kanun hükümleriyle belirlenmiş ayırımların yapılması kaçınılmazdır, ikinci olarak, esas sözleş­me hükümleriyle sermaye artırımı konusunda bazı prensipler belirlenmişse genel kurul bunları da bertaraf edemez. Üçüncü olarak, gerçek anlamda genel kurulun takdirine bırakılan ayırımlar konusunda da (TTK. m. 523/2-3), genel kurulun takdir hakkını sınırlayan ilkeler söz konusudur. Bunlar, kanun ve esas sözleşmede belirlenenlerden daha fazla miktarda yedek akçe ayrılmasının geniş anlamda objektif iyi niyet kuralları ile şirketin devamlı gelişmesi ve istikrarlı kâr dağıtımı bakımından gerekli olmasıdır. Söz konusu ayırımlara ve sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararlarının iptali istenmesi halinde mahkeme bu kriterleri uyulup uyulmadığını araştıracaktır (Güzin Üçışık/Aydm Çelik, Anonim Ortaklıkta Finansal Tablolar, Yedek Akçeler ve Kar Dağıtımı, İstanbul 2018, s. 399-400). Yukarıda ifade ettiğimiz üzere, genel kurul kararlarının iptalinin nedenlerinden birisi de, alınan kararın afaki iyi niyet kuralına aykırı olmasıdır. Söz konusu olan afaki iyi niyet, MK. m. 2 hükmünde öngörülen dürüstlük kuralıdır. Genel kurulda çoğunluğu oluşturan belli bir grup pay sahibinin yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle, ortaklık dışı özel veya ortaklık ile ilgili kişisel çıkarlarının korunmasına yönelik olarak, azınlıktaki pay sahiplerinin menfaatlerine aykırı bir şekilde aldığı kararlar dürüstlük kuralına aykırı kabul edilmektedir. Ancak kararın dürüstlük kuralına aykırılık oluşturabilmesi için her zaman özel ve şahsi menfaat elde edilmesi zorunlu değildir. Eşit hukuki durumda bulunan pay sahipleri hakkında eşit uygulamalara gidilmemesi suretiyle eşitlik ilkesinin ihlali de, dürüstlük kuralına aykırılığın tespitinde ölçüt olarak kabul edilmektedir. Objektif iyi niyet kuralına aykırılığı, ortaklığın geleceği, işleyişi ve yönetimi bakımından önemi göz önünde tutularak, yersiz şekilde genişletmemek ve ancak ciddi etken sebeplerin varlığı halinde kabul etmek gerekir. Bu balamdan ancak, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak ve dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde, ortaklığa ve diğer pay sahiplerine zarar vermek için kasıtlı olarak alınan bir genel kural kararının, iyi niyet kuralına dayanarak iptali istenebilir (Güzin Üçışık/Aydm Çelik, Anonim Ortaklıklar Hukuku, C. T, Ankara 2013, s. s. 358). Sermayenin artırılıp arttırılmaması, kar payının dağıtılıp dağıtılmaması hususunun takdiri genel kurala ait olmakla birlikte bu yetkinin kullanılması keyfiyete bağlı değildir. Gerçekten de Yargıtay vermiş olduğu bir kararında bu hususu şu şekilde dile getirmiştir: “Her ticaret ortaklığı gibi anonim şirketlerin de nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır.Pay sahiplerinin yeterli oranda kar payı üzerinde müktesep hakları vardır. Kar payı dağıtımı ancak şirketin inkişafı ve sürekli kar dağıtabilir durumda tutulması için istisnai olarak sınırlanabilir. Kar payı dağıtmamanın uysun ve faydalı olduğunu şirket ispat etmek durumdadır.Sermaye artırımın hangi gerekçelerle yapıldığının tam olarak somut bir şekilde davalı tarafından ortaya konulması gerekmektedir. İspat yükü davalıdadır. Yukarıda da ifade etmiş olduğumuz üzere, genel kurul kararlanma iptalinin nedenlerinden birisi de, alman kararın afaki iyi niyet kuralına aykın olmasıdır. Söz konusu olan afaki iyi niyet, MK. m. 2 hükmünde öngörülen dürüstlük kuralıdır. Genel kurulda çoğunluğu oluşturan belli bir grup pay sahibinin yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle, ortaklık dışı özel veya ortaklık ile ilgili kişisel çıkarlarının korunmasına yönelik olarak, azınlıktaki pay sahiplerinin menfaatlerine aykırı bir şekilde aldığı kararlar dürüstlük kuralına aykırı kabul edilmektedir. Ancak kararın dürüstlük kuralına aykırılık oluşturabilmesi için her zaman özel ve şahsi menfaat elde edilmesi zorunlu değildir. Eşit hukuki durumda bulunan pay sahipleri hakkında eşit uygulamalara gidilmemesi suretiyle eşitlik ilkesinin ihlali de, dürüstlük kuralına aykırılığın tespitinde ölçüt olarak kabul edilmektedir. Objektif iyi niyet kuralına aykırılığı, ortaklığın geleceği, işleyişi ve yönetimi bakımından önemi göz önünde tutularak, yersiz şekilde genişletmemek ve ancak ciddi etken sebeplerin varlığı halinde kabul etmek gerekir. Bu bakımdan ancak, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak ve dürüstlük kuralına aykın bir şekilde, ortaklığa ve diğer pay sahiplerine zarar vermek için kasıtlı olarak alınan bir genel kurul kararının, iyi niyet kuralına dayanarak iptali istenebilir (Üçışık/Çelik, s. 358). Dolayısıyla somut olayda sermaye artırım karanının bir ihtiyaç sonucu değil de davacıya zarar vermek kastıyla alınmış olduğunun tespit edilmesi halinde iptal edilmesi gerektiği açıktır.<br>Bilirkişi Raporları; Asıl davada alınan bilirkişi kök raporunda özetle;  mali inceleme bölümünde, yer alan “davalı şirketin özet bilançosundan ve öz kaynak detay tablosundan da görüleceği üzere şirketin geçmiş yıl zararlanmn fazlalığı şirketi sürekli olarak öz kaynak sıkıntısına sokabileceği, şirketin finansal borçlanmn öz kaynaklarının yılsonuna göre yaklaşık 11 katı olduğu görülmektedir. Bu durumun sürdürülebilir olmayacağı, Türkiye deki genel şirket ortalamasında bu oranın 3 ila 5 katı civarında olduğu göz önüne alındığında öz kaynakların artırılmasının elzem olduğu görülmektedir. Aksi durumda şirketin bir süre sonra borca batık duruma gelebileceği mali tablolardan görülebilmektedir. Şirketlerin öz kaynaklarını ya kar elde ederek ya da sermaye ilave ederek artırılmasından başka bir durum söz konusu değildir. ... Şirketin aynı dönem gelir tablosundan da görüleceği üzere şirket faaliyet karı yaratmasına rağmen dönem kan yaratmakta güçlük çektiği görülmektedir. Bunun esas nedeni finansman giderleri ile kambiyo giderlerindeki artış olduğu görülmektedir. Şirketin operasyonlan finansman yükünü karşılayamadığından bu kaynakların öz kaynaklar ile karşılanması bunun içinde sermaye artışının yapılarak şirketin daha uygun bir forma girmesi sağlanmalıdır. Şirket dönem kan elde edemediğinden öz kaynaklan güçlendirecek bir etki yaratmamaktadır. .... Şirketin yıllar itibariyle öz kaynaklan ve net satışlan analiz edildiğinde de şirketin 2017 yılı hariç kar yaratamadığı öz kaynaklann yine 2017 yılı dışında sürekli olarak azaldığı da görülmüştür. Bu durum işletmenin devamlılığı ilkesine uymamaktadır” yönündeki tespitler dikkate alındığında; sermaye artırımı kararının keyfi olarak değil bir ihtiyaçtan ve zorunluluktan dolayı alındığı, dolayısıyla da alman karann iptali şartlanma oluşmadığı sonucuna varıldığı,Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabileceği (TTK. m. 462/1), mali inceleme bölümünde tespit edildiği üzere, bu yönde fonların bulunduğu ve iç kaynaklardan sermaye arttırımının bu fonlardan yapıldığının görüldüğü, sermayenin artırılan kısmının, iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten varolduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve \"yönetim kurulunun\" vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulandığını, bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun \"yönetim kurulu\" tarafından onaylanmış olması şart olduğu,  (TTK. m. 462/2), somut olayda, mali inceleme bölümündeki tespitler dikkate alındığında, bu şartın da yerine getirildiğinin görüldüğü, bütün pay sahiplerinin sermaye payları oranında yapılan iç kaynaklardan sermaye artırımından yararlandığı hususu da dikkate alındığında; iç kaynaklardan sermaye artırımına ilişkin kararın iptali şartlarının da oluşmadığının kabulü gerektiği sonuç ve kanaati bildirilmiştir. Davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmesi için ek rapor alınmış,  alınan ek raporda özetle; Pay sahipleri ... ve ... yönünden, ortaklar cari hesabındaki tutarların sermayeye eklenmesi konusunda, adı geçen ortakların şirketten alacağı konusundaki dayanak belgelerin bulunup bulunmadığı yönünden yapılan incelemede; davalı tarafın ortaklar cari hesabında bulunan ve banka aracılığıyla şirket hesabına yapılan transferlere ait dekontlar mevcut olup şirketin kayıtları ile de uyumlu olduğunun görüldüğü, Bu anlamda adı geçen ortakların şirketten olan alacaklarının gerçek bir alacak olup olmadığı yönünden yapılan incelemede; davalı tarafından şirket hesaplarına gönderilen nakit ödemelerin bir alacak olacağı genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri, Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul kanunu açısından alacak olarak kabul edilmekte olduğu, aksini ispat edecek bir delil var ise bunun davacı tarafından dosyaya ibrazının gerektiği, ...nın şirketin artırımdan önceki sermayesinden daha fazla tutarı şirkete nasıl borç olarak aktardığı, bu meblağların kaynağının ne olduğu, yoksa ...’nın kağıt üzerinde mi şirketten alacaklı göründüğü yönünden yapılan incelemede; Gerek Türk Ticaret Kanununda gerek ise Kurumlar Vergisi kanununda ortakların şirkete borç vermesini engelleyen bir kanun maddesi bulunmadığı, bu sebeple ortakların şirkete borç vermesinde herhangi bir yasal engel bulunmadığı, ortakların bu ödemelerinin kaynağının nasıl oluştuğu ise bilirkişi heyetinin tespit edebileceği bir husus olmadığı, Şirket yönetiminde kaynakların etkin ve verimli kullanılıp kullanılmadığı, şirketin (sözde) yatırımlarının, yenilenen fabrika binasının ve bunlar için yapıldığı iddia olunan büyük ödemelerin yapılıp yapılmadığı yönünden yapılan incelemede; şirketin tüm kaynaklarının etkin kullanılıp kullanılmadığını denetimi özel bir denetim şekli olup sadece kısıtlı mali tablolara bakılarak ölçülecek bir durum olmadığı,  ancak bahsi geçen fabrika binasına 2015 yılında başlandığı ve 2019 yılında tamamlanarak şirket aktiflerine 22.465.761,83 TL tutarla Bina hesaplarına alındığının görüldüğü, bina için yapılan harcamaların tutarları yıllar itibariyle belli olduğu, dosyada bulunan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi dökümünden Şirketin 2012-2013-20142015 yıllarına ait Genel Kurul toplantılarının 10.10.2016 tarihinde yapıldığı ve bu tarihte davacı ...’nın toplantıya katıldığı bu dönemlere ait yönetimin ibra edildiği, Gelir Tablosu ve Bilanço üzerinde müzakere edilerek oy birliği ile tasdik edildiğinin görüldüğü, Harcamaların büyük bir kısmının (yaklaşık %76) 2015 yılı ve öncesi olduğu görüldüğünden yapılan bu harcamalara davacının onay verildiğinin görüldüğü,  Davacının diğer bir itirazı da “yatırımların gerçekleşme maliyetinin ne olduğu; defter kayıtların da bina maliyetinin 22.465.761,83 TL olduğu bu değerin gerçek değer olup olmadığı” yönünde olduğu, ancak bu husus bilirkişinin uzmanlık alanı dışında kalmakla birlikte, yukarıda tespit edildiği üzere, davacının genel kurula katılarak ibra yönünde karar verdiğinden ibra kararından önceki işlemleri sorgulama hakkını yitirdiğinin açık olduğu,   kök rapordaki görüş ve kanaatlerinde herhangi bir değişiklik oluşmadığı görüş ve kanaati bildirilmiştir. Birleşen dosyada alınan bilirkişi raporunda özetle; Her şeyden önce davalı şirketin dört hissedardan oluşan bir aile şirketi olduğu, şirketin 1.200.000 adet hisseden oluştuğu, davacının bu hisselerden 154.534 adet hisseye sahip olduğu, dava konusu genel kurul toplantısı davetinin, son genel kurulda tek başına yönetim kurulu başkanı seçilen ...’nın seçim kararının esas sözleşmeye aykırı olduğu gerekçesiyle ticaret sicili müdürlüğünce tescil edilmemesi nedeniyle, eski yönetim kurulu üyeleri tarafından yapıldığı, davetin ayrıca tescil ve ilan edildiği, iadeli taahhütlü olarak davacının adresine gönderildiği, dolayısıyla davacının toplantıdan haberdar olarak genel kurula temcilci gönderdiği hususlarında bir ihtilaf bulunmadığı, taraflar arasında itilaf konusu olan ve çözüme kavuşturulması gereken temel problemlerin; yapılan davetin usulsüz olup olmadığı ve buna bağlı olarak alınan kararların hükümsüzlük şartlarının gerçekleşmiş gerçekleşmediği, yine davacının temsilcisinin toplantıya alınmaması nedeniyle alınan kararların hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplandığı; Toplantıya davette yetkili ve görevli organlara ilişkin TTK. m. 410/1 hükmüne göre: “Genel kurul, süresi dolmuş olsa bile, yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabileceği, tasfiye memurlarının da, görevleri ile ilgili konular için, genel kurulu toplantıya çağırabileceği, son genel kurulda tek başına yönetim kurulu başkanı seçilen ...’nm seçim kararının esas sözleşmeye aykırı olduğu gerekçesiyle ticaret sicili müdürlüğünce tescil edilmemesi nedeniyle, eski yönetim kurulu üyelerinin davet yapmaya yetkili olduğunun kabulünün gerektiği, Yine TTK. m. 414/1 hükmüne göre: “Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrıldığı, bu çağrının, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılması gerektiği,  pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilmesi gerektiği, dava konusu genel kurul toplantısına ilişkin davetin ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği, ayrıca adresleri bulunan pay sahiplerine ve davacıya iadeli taahhütlü olarak gönderildiği anlaşıldığından, toplantıya davetin usulüne uygun olduğunun kabulü gerektiği, Somut olayda, şeklen de olsa bir genel kurul toplantısı ve bu toplantıda alınarak açıklanan kararlar bulunduğundan, genel kurulun yokluğu şartlarının oluşmadığı, yine toplantıya davet yapıldığından TTK. m. 446/1-b hükmü dikkate alınarak butlan şartlarının da bulunmadığı sonucuna varıldığı, bu durumda dava konusu genel kurul kararlarının iptal şartlarının bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerektiği, Davacının, davalı şirkette 154.534 adet paya sahip ortak olduğu tartışmasız olduğundan, her pay sahibi sadece bir paya sahip olsa dahi en az bir oy hakkını haiz olduğundan (TTK. m. 434/2), davacının sahip olduğu pay adediyle sınırlı olarak toplantıya katılmasına ve oy kullanmasına izin verilmesi gerektiği, bu konuda, yönetmelik hükmünün gerekçe gösterilerek davacının oy hakkının engellenmesi, TTK. m. 434/2 hükmüne aykırılık oluşturduğu, ancak bu durumda, alman kararların iptalinin sağlanabilmesi için, davacının, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına izin verilmemesinin genel kurul kararlarının alınmasına etkili olduğunu ispat etmesi gerektiği, (TTK. m. 446/1-b),  somut olayda, davalı şirketin hisselerinin 1.200.000 adet olduğu, davacının bu hisselerin sadece 154.534 adedine sahip olduğu, davacının sahip olduğu hisse sayısının azınlık haklarını kullanmasına dahi yetmediği, dava konusu genel kurul kararlarının tümünün diğer hissedarların tamamının olumlu oylarıyla alındığı hususları dikkate alındığında; davacının, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına izin verilmemesinin genel kurul kararlarının alınmasına etkili olmadığı, dolayısıyla alınan kararların iptali şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmakta olduğu, Yine, yukarıda ifade etmiş olduğumuz üzere, davetin usulüne uygun olarak yapılmaması, davacının toplantıya alınmaması gibi hususlar davacı açısından, sadece olumsuz oy kullanıp muhalefet şerhini tutanağa yazdırma yükümlülüğünden kurtarmakta ve davacıya iptal davası açma hakkı sağlamakta olduğu,  dava konusu kararların iptalinin sağlanabilmesi için, alınan kararların yasaya, esas sözleşmeye veya iyiniyet kuralına aykırı olduklarının da ispat edilmesi gerektiği, (TTK. m. 445). dolayısıyla anılan kararların iptalinin sağlanabilmesi için bu kararların kanun, anasözleşme veya afaki iyiniyete aykırı olması da gerektiği, bir başka deyişle sadece bir takım usuli eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle alınan kararların iptalinin sağlanamayacağı, gerçekten de Yargıtay'ın vermiş olduğu bir kararında bu hususu şu şekilde dile getirdiği: “...TTK.nun 381 maddesinde yazdı olduğu üzere toplantıda alınan kararların yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğu iddia ve ispat edildiği takdirde iptale karar verilmesi mümkün bulunmaktadır. Sadece usulsüz çağrıya dayanılarak açılan davada iptal kararı verilemiyeceğinden davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir... ” (Y. 11. HD.’nin E. 1991/6466, K. 1993/563 sayı ve 01.02.1993 tarihli kararı). Genel Kurul toplantı tutanağı incelendiğinde davalı şirketin hisselerinin 1.200.000 adet olduğu, davacının bu hisselerin sadece 154.534 adedine sahip olduğu, davacının sahip olduğu hisse sayısının azınlık haklarını kullanmasına dahi yetmediği, dava konusu genel kurul kararlarının tümünün diğer hissedarların tamamının olumlu oylarıyla alındığı, herhangi bir usulsüzlüğe rastlanmadığı, mali tablo ve raporların denetime açık tutulduğu, davacının dava konusu genel kuruldan önceki genel kurula kadar yönetim kurulu üyesi olmakla zaten bütün mali defter ve kayıtları inceleme yetkisinin de bulunduğu hususları dikkate alındığında; dava konusu kararların iptali şartlarının bu nedenle de oluşmadığı sonucuna varıldığı sonuç ve kanaati bildirmiştir. Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller, mahkememizce itibar edilen bilirkişi raporları bir arada değerlendirildiğinde; yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı asıl dosya yönünden sermaye artırımı kararının keyfi olarak değil bir ihtiyaçtan ve zorunluluktan dolayı alındığı, dolayısıyla alınan kararın iptali şartlarının oluşmadığı, birleşen dosya yönünden dava konusu genel kurul kararlarının butlan veya yokluk şartlarını taşımadıkları, davacının, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına izin verilmemesinin genel kurul kararlarının alınmasına etkili olmadığı, dolayısıyla alınan kararların iptali şartlarının da oluşmadığı, davalı şirketin hisselerinin 1.200.000 adet olduğu, davacının bu hisselerin sadece 154.534 adedine sahip olduğu, davacının sahip olduğu hisse sayısının azınlık haklarını kullanmasına dahi yetmediği, dava konusu genel kurul kararlarının tümünün diğer hissedarların tamamının olumlu oylarıyla alındığı, herhangi bir usulsüzlüğe rastlanmadığı, mali tablo ve raporların denetime açık tutulduğu, davacının dava konusu genel kuruldan önceki genel kurula kadar yönetim kurulu üyesi olmakla zaten bütün mali defter ve kayıtları inceleme yetkisinin de bulunduğu hususları dikkate alındığında; dava konusu kararların iptali şartlarının bu nedenle de oluşmadığı anlaşılmakla asıl davanın ve birleşen davanın reddine ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. \" gerekçeleri ile; \" 1- Asıl davanın reddine, ... 2- Birleşen Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/333 esas sayılı dosyasında açılan davanın reddine, ...  \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVACI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Yerel mahkemece tesis olunan hükmün, birçok yönüyle usul ve yasaya aykırı olup, istinaf başvurusunda bulunmak zarureti hasıl olduğunu, Somut olayda, dava konusu edilen iki genel kurul kararı bulunmakta olduğunu, Birincisinin; yerel mahkemenin 2019/532 esasında kayıtlı asıl dava dosyasının konusunu oluşturmakta olduğunu, bu davada 07.02.2019 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan kararların \"sermaye artışına\" dair 2. maddesinin iptalinin dava konusu edildiğini, İkincisinin; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/333 2018/3560 esasında kayıtlı birleşen dava dosyasının konusunu oluşturmakta olduğunu, bu davada ise 02.05.2019 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan kararların 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9.  maddelerinin iptalinin dava konusu edildiğini, Yargı sistemimizin emsal kararlar arşivi incelendiğinde, yasaların uygulanmasına yön veren, toplumu dizayn eden, \"insan kokan\" yargı kararlarının, azınlığın adalet arayışı sonucu oluşan kararlar olduğu hususunun bariz olarak anlaşılmakta olduğunu, Bu anlamda, somut uyuşmazlıktaki dava sebepleri ile temyiz nedenlerinin daha iyi anlaşılabilmesi, tarafların niyetlerinin okunabilmesi, yasaya ve şirket ana sözleşmesine aykırılıkların görülebilmesi, nihayetinde yasaya ve hakkaniyete uygun bir çözüm bulunabilmesi noktasında, her iki genel kurul toplantısı ve alınan kararların bir bütün olarak incelenmesini ve değerlendirilmesini talep ettiklerini, Asıl dava dosyası yönünden istinaf nedenlerine ilişkin olarak; TTKnın 445. maddesinde GK Kararlarına karşı açılan davalarda, kararların \"kanuna\", \"esas sözleşme hükümleri\" ve \"dürüstlük kuralına\" aykırı olmasının dava sebebi olarak düzenlendiğini, hatta kanun koyucunun madde metinini \"ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları\" şeklinde kaleme alarak konuya verdiği önemi vurguladığını, Somut olayda, dava konusu Genel Kurul Toplantısında alınan (\"sermaye artışına\" dair 2 nolu maddesiyle alınan) kararın birçok yönüyle yasaya ve dürüstlük kuralına aykırılığı bulunmakta olduğunu, yerel mahkemenin bu konuda ileri sürdükleri iptal sebeplerini gereği gibi incelemediğini, \" sermaye artırımı kararının keyfi olarak değil bir ihtiyaçtan ve zorunluluktan dolayı alındığı\" gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş olduğunu, Davalı şirketin ortağı ve müdürü ...' nın \"Mahkeme içi ikrar\" mahiyetindeki beyanlarıyla davalı şirketten olan alacağının gerçek bir alacak olmadığı sabit iken; artan sermayenin 3.460.156,90 TL' sinin ...' nın şirketten olan alacağından karşılanacağının öngörülmesinin, bu doğrultuda karar alınmasının yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı olup, yerel mahkemenin bu hususta eksik inceleme sonucu usul ve yasaya aykırı hüküm tesis etmiş olduğunu, Gerçekten de, davalı şirketin 1.500.000 TL' lik sermayesinin 12.000.000 TL' ye çıkartıldığını, artan sermayenin 3.460.156,90 TL' lik kısmının ...' nın şirketten olan alacağından karşılanmasının kararlaştırılmış olduğunu, Müvekkil davacı ... ile davalı şirketin hakim ortağı ve yöneticisi olan ... arasında devam başka bir dava daha bulunmakta olduğunu, İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/20 esasında kayıtlı bulunan bu davanın konusunun \"...nın vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle, mirastan intikal eden İstanbul, Fatih, ... Mahallesi, ... ada, ... parselde kain arsa ve üzerindeki dükkanı satması, satış bedelinden davacıya isabet eden payın ödenmemesinden kaynaklanan tazminat\" olduğunu, ...'nın adı geçen bu davada ısrarla; \"Taşınmazın satılarak gelirinin (taşınmazın değerinin yaklaşık 3.000.000 TL olduğunu) davalı ... A.Ş.nin fabrika satışında kullanıldığını\" iddia etmekte olduğunu, bu iddiasının \"Mahkeme İçi İkrar\" mahiyetinde olduğunu, Diğer bir ifadeyle, başka bir mahkemede mirastan intikal eden bir taşınmazın satış bedelinin fabrika inşaatı için şirketin sermayesine eklendiği iddia edilmekte iken, Mahkemedeki beyanlarda bu konuda hiçbir açıklamada bulunulmamakta (sözde) sermaye artışı ihtiyacı ön plana çıkarılarak algı yönetimi yapıldığını, Oysa ki, Yerel Mahkemece alınan ve hükme esas kabul edilen Bilirkişi Kurulu Raporlarında, taşınmaz satış bedelinin ortaklar adına davalı şirkete sermaye olarak eklendiği hususunda herhangi bir tespit ve değerlendirme bulunmadığını, Ortakların şirketten olan alacağının gerçek bir alacak olmadığını ortaya koyan, sermaye artışı kararının yasaya ve dürüstlük kuralına aykırılığını doğrulayan bu duruma rağmen, Yerel Mahkemece bu konudaki iddiaları ve talepleri değerlendirilmeksizin eksik inceleme sonucu tesis olunan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yönetim kurulu tarafından garanti verilmemesine rağmen artan sermayenin 1.850.000TL' lik kısmının iç kaynaklardan karşılanmasının, iç kaynakların dönem zararlarını kapatmak için kullanılmamasının genel kurulda alınan sermaye artırımı kararını yasaya aykırı kılacağını, Dava konusu genel kurul toplantısında, davalı şirketin 1.500.000 TL' lik sermayesi 12.000.000 TLye çıkartılırken artan sermayenin 1.850.000 TL' lik kısmının iç kaynaklardan karşılanacağının kararlaştırıldığını, Dava konusu genel kurul toplantısında, davalı şirketin 1.500.000 TL' lik sermayesi 12.000.000 TL' ye çıkartılırken artan sermayenin 1.850.000 TL' lik kısmının iç kaynaklardan karşılanacağının kararlaştırıldığını, 6102 sayılı TTKnın 457-2-b maddesindeki emredici hükmü çerçevesinde, yönetim kurulu tarafından iç kaynağın varlığı hakkında garanti verilmesinin zorunluluk olduğu açık iken, davalı şirketin yönetim kurulu tarafından herhangi bir garanti verilmediğini, Her ne kadar, davalı taraf cevap dilekçesinde  \"garanti beyanı verildiğini\" ileri sürmüş ve bir örneğini sunmuş ise de, sunulan garanti beyanının genel kurul toplantısı sırasında bulunmayan, müvekkil davacıya tebliğ edilmeyen, sermaye artırımı kararını ticaret sicil müdürlüğü nezdinde ilan ettirebilmek için sonradan düzenlenmiş bir beyan olduğunu, Aynı şekilde, 6102 sayılı TTKnın 519. hükmüne aykırı olarak, iç kaynakların öncelikle dönem zararlarını kapatmak için kullanılması gerekirken, doğrudan sermayeye aktarılmasının, sermaye artırımı konusundaki genel kurul kararının, sermaye artırımı konusundaki genel kurul kararının yasaya aykırı olması sonucunu doğuracağını, Yerel Mahkeme tarafından tesis olunan hükümde bu kalemde ileri sürdükleri dava sebeplerinin yeterince araştırılmadığını, eksik inceleme sonucu hüküm tesis edilmiş olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından denetime elverişli olmayan, bilim ve fenne uygun bulunmayan bir bilirkişi kurulu raporu referans alınarak hüküm tesis edilmiş olduğunu, Yargılamanın aşamalarındaki dilekçelerimizde ısrarla \"dava konusu uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması ve bu anlamda dava konusu edilen olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artışı kararının yasaya ve dürüstlük kuralına uygunluğunun anlaşılabilmesi için bir kısım sorulara cevap bulunması gerektiği\" hususunun vurgulanmış olduğunu, Bu soruların; (1)Sermaye artırımı yerine iç kaynakların neden geçmiş yıllar zararının kapatılması için kullanılmadığı? (2)İç kaynaklarının geçmiş yıllar zararını kapatmak için kullanılmamasının yasanın emredici hükmüne aykırılık teşkil edip etmediği? (3)Pay sahipleri ... ve ... yönünden, ortaklar cari hesabındaki tutarların sermayeye eklenmesi konusunda, adı geçen ortakların şirketten olan alacağı (?) konusundaki dayanak belgelerin bulunup bulunmadığı? (4)Bu anlamda, adı geçen ortakların şirketten olan alacaklarının gerçek bir alacak olup olmadığı? (5)...nın şirketin artırımdan önceki sermeyesinden daha fazla tutarı şirkete nasıl borç olarak aktardığı? Bu meblağların kaynağının ne olduğu? ...nın şirketten olan alacağının gerçek olup olmadığı? (6)Şirket yönetiminde kaynakların etkin ve verimli kullanılıp kullanılmadığı, şirketin (sözde) yatırımlarının, yenilenen fabrika binasının ve bunlar için yapıldığı iddia olunan büyük ödemelerin yapılıp yapılmadığı? (7)Bu yatırımların gerçekleşme maliyetinin ne olduğu? (8)Ana-baba bir kardeş olan şirket ortakları arasındaki ihtilafların ve mevcut davaların, (özellikle müvekkil davacının miras haklarını kullanması konusunda diğer ortaklar her türlü yöntemi dememiş olması nazara alınarak) alınan sermaye artırımı kararın dürüstlük kuralına uygunluğuna etkisinin olup olmadığı? \" şeklinde olduğunu, Somut uyuşmazlıkta adalete ve hakkaniyete uygun bir çözüm bulmak, hüküm tesis etmek için önemli olan bu sorulara ne kök raporda ne de ek raporda herhangi bir şekilde cevap verilmediğini, yerel mahkemenin de bu sorulara cevap bulmadığını, bilirkişi kurulunun denetime elverişli bulunmayan raporu baz alınarak hüküm kurulmuş olduğunu, Sermaye artışının davalı şirketin sermaye ihtiyacı nedeniyle olmayıp, asıl amacın dürüstlük kuralına aykırı bir tutumla müvekkil davacının şirketteki payını düşürmek olduğunu, Dava dilekçelerinde, \"davalı şirketin bir aile şirketi olduğu, diğer üç ortağın babaları ...dan miras yoluyla intikal eden mallarla ilgili olarak anlaşarak müvekkil davacıyı karşı üstün konuma geçtiği, müvekkil davacının miras haklarını kullanmasına engel olmak için türlü yöntemler denedikleri, taraflar arasında birçok dava bulunduğu\" hususlarının açıklandığını, bu konudaki beyan ve iddialarını doğrulayan dava dosyalarının yerel mahkemeye bildirilmiş olduğunu, Bu kalemde ileri sürdükleri iddialarının, sermaye artırımı konusunda alınan kararın dürüstlük kuralına uygunluğundan dikkatlice irdelenmesini ve değerlendirilmesini sağlamak amaçlı olduğunu, Davalı şirket tarafından, Mayıs 2019' da olağan genel kurul yapacak iken ve hiçbir özel durum söz konusu değilken Şubat 2019' da olağan üstü bir toplantı yapıldığını ve bir şekilde sermaye artırımının karara bağlanmasının sağlandığını, bu suretle müvekkil davacı ...' nın sahibi olduğu şirket hissesinin başlangıçta (17.625/150.000) %11,75 iken; sermayenin 12.000.000 TL' ye yükseltilmesiyle hissesinin (39.363/1.200.000) %3,28e düşürülmüş olduğunu, (Bilirkişi Kurulu Raporunun 7. sayfası) Yargıtay 11. Hukuk Dairesi' nin bu tip uyuşmazlıklarla ilgili zengin bir içtihat havuzu bulunmakta olduğunu, bu içtihat havuzunda, yukarıda ileri sürdükleri dava/ istinaf sebeplerinin her biri hakkında ayrı ayrı genel kurul kararlarının iptaline işaret edilen emsaller de bulunmakta olduğunu, yukarıda açıklanan nedenler ve özellikle şirket ortakları arasındaki ihtilaflar nazara alındığında, sermaye artırımına ilişkin kararın hiçbir şekilde davalı şirketin güçlenmesi amacı taşımadığı, aksine oy çokluğunu elinde bulunduran pay sahibinin/ sahiplerinin çıkarlarını korumak maksadıyla yapıldığı, sermaye artırım hakkının kötüye kullanıldığı, bu suretle pay sahipleri müvekkil davacının zarara uğratıldığı, başlangıçta % 11,75 oranında paya sahip olan davacı payının %3'e kadar düşürüldüğü, ortaklık hukukunda \"azınlık\" sıfatına sahip pay oranlarının dahi kalmamasının sağlandığı hususlarının açık seçik ortada olduğunu, Birleşen dava dosyası yönünden istinaf nedenlerine ilişkin olarak; Birleşen davanın konusunun, \"02/05/2019 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan kararların (2,3,4,5,6,7,8, ve 9 nolu kararlar) batıl ve geçersiz olduğunun tespiti, iptali, aksi takdirde kararların kanuna, ana sözleşmeye ve afaki iyiniyet kullarına aykırı olmaları nedeniyle iptali\" olduğunu, Yerel Mahkemenin birleşen dava dosyasında da ( asıl dava gibi ) sadece bilirkişi kurulu raporuyla yetindiğini, raporu benimsediğini, itirazlarını dikkate almadığını ve neticede \"birleşen dosya yönünden dava konusu genel kurul kararlarının butlan veya yokluk şartlarını taşımadıkları, davacının genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına izin verilmemesinin genel kurul kararlarının alınmasına etkili olmadığı, dolayısıyla alınan kararların iptali şartlarının da oluşmadığı, davalı şirketin hisselerinin 1.200.000 adet olduğu, davacının bu hisselerin sadece 154.534 adedine sahip olduğu, davacının sahip olduğu hisse sayısının azınlık haklarını kullanmasına dahi yetmediği, dava konusu genel kurul kararlarının tümünün diğer hissedarların tamamının olumlu oylarıyla alındığı, herhangi bir usulsüzlüğe rastlanmadığı, mali tablo ve raporların denetime açık tutulduğu, davacının dava konusu genel kuruldan önceki genel kurula kadar yönetim kurulu üyesi olmakla zaten bütün mali defter ve kayıtları inceleme yetkisinin de bulunduğu hususları dikkate alındığında.…\" gerekçesiyle karar vermiş olduğunu, Yerel mahkemenin sadece \" davacının şirketteki payının azınlık haklarını kullanmasına dahi yetmediği\" gerekçesine dayalı kararının kabul edilemez olduğunu, Birleşen davaya konu genel kurul toplantısının, asıl davaya konu genel kurul toplantısından 3 ay sonra yapılan bir genel kurul toplantısı olduğunu, müvekkil davacının asıl davaya konu genel kurul toplantısına katılan aynı vekile tekrar yetki verdiğini ve ancak davalı tarafından davacı vekilinin toplantıya kabul edilmediğini, bu suretle davacının görüş bildirme, oy kullanma haklarının elinden alındığını, gasp edildiğini, Dava dilekçelerinde, \"TTKnın Butlan kenar başlıklı 447. maddesi çerçevesinde, sadece vekaletname içeriğinde pay tutarı, pay adedi ve pay oranı yanlış yazıldığı gerekçesiyle davacı ortağın genel kurulda temsiline engel olunması nedeniyle, toplantının ve toplantıda alınan kararların batıl olduğunun tespiti\" nin talep edildiğini, Hükümde ve hükme dayanak bilirkişi kurulu raporunda, \"davacının (temsilcisinin) toplantıya katılmasına ve oy kullanmasına izin verilmesi gerektiği\" değerlendirildikten sonra, yasa hükmü çok dar bir yoruma tabi tutularak, \"yasada belirtilen hakların somut bir olayda ihlal edilmesinin butlan sonucunu doğurmayacağı\" hususunun ifade edildiğini(raporun 14. Sayfası), raporun devamında \" butlan \" sonucunu doğurmayan bu durumun iptal edilebilir bir karar olduğu hususunun yazılı olduğunu, Müvekkil davacının davalı şirketteki payının düşük olması ve sonucu değiştirmeyeceği şeklindeki soyut bir gerekçeyle ve maalesef tümden gelim yöntemiyle tesis olunan hükmün; \"çoğunluğun tahakkümünü, hak tanımaz, usul bilmez, yöntem tanımaz tavırlarının kabul edilmek zorunda olduğu\" sonucunu doğuracağını, hiçbir hukuk sisteminin bu sonucu kabul etmesinin mümkün olmadığını, Kaldı ki, müvekkil davacının Şubat 2019' daki olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararından önceki şirket hissesi payının %11,75 oranında olduğunu, diğer bir ifade ile \"azınlık haklarını kullanma\"ya yetecek bir orana sahip olduğunu ve Şubat 2019 tarihindeki genel kurulun asıl davanın konusunu oluşturmakta olduğunu, Sonuçta, müvekkil davacının(temsilcisi) haksız ve yasaya aykırı bir şekilde, toplantıya kabul edilmediğini, oy kullanmasına izin verilmediğini, toplantıda açıklanan kararlara karşı açıklamada bulunma, itirazda bulunma, alternatif fikirler sunma haklarının elinden alınmış olduğunu, TTK' nın 447. maddesinde düzenlenen \"Butlan\" müessesesinin uygulanabilmesi için nasıl daha somut bir örnek olabileceğinin anlaşılamadığını, yerel mahkemece müvekkil davacının yaşadığı haksızlığın hafife alındığını, öyle ki hükmün gerekçesinde şirketteki payının dahi hatalı kaleme alınmış olduğunu, Yerel Mahkemece tesis olunan hükmün yasaya, adalete, hakkaniyete aykırı olduğunu, \" Butlan \" dışındaki dava sebeplerinin incelenmediğini, Birleşen davada Yerel Mahkemenin sadece \"butlan\" hukuksal sebebine dayalı bir inceleme yapıldığını ve hüküm tesis edildiğini, oysa \"butlan\" dışında, genel kurul toplantısında alınan kararların ayrı ayrı iptal sebeplerinin de açıklanmış olduğunu, ancak \"butlan\" dışında ileri sürdükleri dava sebeplerinin incelenmediğini, bu hususlarda herhangi bir araştırma yapılmadığını, eksik inceleme sonucu usul ve yasaya aykırı hüküm tesis edilmiş olduğunu, Açıklanan ve re'sen nazara alınacak nedenlerle; - Duruşmalı olarak yapılacak inceleme sonucunda, Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/532 Esas- 2021/108 Karar sayılı ilamının itirazen kaldırılmasına, istinaf kanun yolu itirazları doğrultusunda yeniden hüküm tesis edilerek asıl ve birleşen davanın kabulüne, - Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava, davalı şirketin 07/02/2019 tarihli genel kurulunda alınan sermaye arttırımına ilişkin 2 numaralı kararın iptali istemine, birleşen dava, davalı şirketin 02/05/2019 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan kararların batıl olduğunun tespiti, olmadığı takdirde anılan genel kurulda 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve 9 nolu maddeleri ile alınan kararların iptali talebine ilişkindir. Mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, asıl davada ve birleşen davada verilen kararlara karşı davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen sebeplerle istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili asıl davada  davalı şirketin 07/02/2019 tarihli genel kurulunda alınan sermaye arttırımına ilişkin 2 numaralı kararının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, gerçek bir sermaye arttırımı kararı olmadığını, özellikle sermayenin 3.460.156,90 TLlik kısmının ...nın şirketten olan alacağından karşılanmasına ilişkin kararın kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu alacağın gerçek bir alacak olmadığını, Yönetim Kurulu tarafından garanti verilmemesine rağmen artan sermayenin 1.850.000 TLlik kısmının iç kaynaklardan karşılanması, iç kaynakların dönem zararlarını kapatmak için kullanılmaması genel kurulda alınan sermaye artırımı kararını yasaya aykırı kıldığını, alınan kararın amacının sermaye arttırımı olmayıp davacının şirketteki payını düşürmek olduğunu, birleşen davada 02/05/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan dava konusu kararların batıl ve geçersiz olduğunu, aksi takdirde kararların kanuna, ana sözleşmeye ve afaki iyiniyet kullarına aykırı olmaları nedeniyle iptalinin gerektiğini, Mahkemece butlan dışındaki dava sebeplerinin incelenmediğini,  bilirkişi heyeti raporunun her iki dava yönünden hüküm kurmaya ve denetime elverişsiz olmasına rağmen Mahkemece söz konusu bilirkişi raporlarının hükme esas alınarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçeleri ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri ilk derece mahkemesinde dava dilekçelerinde, yargılama sırasında beyan dilekçelerinde, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde ileri sürülmüş, bilirkişi kök ve ek raporlarında söz konusu hususlar ayrıntılı ve gerekçeli olarak ve denetime elverişli şekilde değerlendirilmiş ve ilk derece Mahkemesince de yukarıda belirtilen gerekçeli kararda da ayrıntılı olarak değerlendirilip karşılanmıştır. HMK'nın 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki belge, bilgi ve delillere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin asıl davada ve birleşen davada istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının asıl davada ve birleşen davada verilen karara karşı istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Asıl ve birleşen davada davacı ...'nın asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından asıl ve birleşen davaya yönelik olarak yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince asıl dava yönünden davacıdan alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55 TL harcın asıl davada davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince birleşen dava yönünden davacıdan alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55 TL harcın birleşen davada davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 21/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8c1fd6bc3e6800ac","SID":"c3c16d8de074b6ac"}}