{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1502 Esas<br>KARAR NO: 2023/2111 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2015/306 Esas -  2021/287 Karar <br>TARİHİ: 08/04/2021<br>DAVA: Alacak <br>KARAR TARİHİ: 28/12/2023<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  davalı ... Tic. A.Ş.'nin, müvekkili şirket ile akdedilen 14/06/2011 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi ile müvekkili şirketin 18/09/2015 tarihine kadar intifa hakkı sahibi olduğu ... Köyü Bozyüyük/Bilecik adresinde kain ve tapuda ... İli, .... İlçesi, ... Mah, ... Mevkii, ... Pafta ... parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde 14/06/2016 tarihine kadar ... A. Ş. bayisi olarak bayilik faaliyeti gerçekleştirmeyi üstlendiğini, 14/06/2011 tarihli bayilik sözleşmesinin \"Satışlar\" başlıklı 4. maddesinin (a) bendinde; \"Bayi, işbu Bayilik Sözleşmesi hükümleri altında yukarıda belirtilen satış yerinde münhasıran PO'dan ve/veya nakliye masrafı kendisine ait olmak üzere PO'nın belirleyeceği yerden satın alacağı akaryakıt, madeni yağlar ve PO tarafından üretimi ya da dağıtımı yapılan diğer malları, evsafını değiştirmeden, kesintisiz olarak satmayı, bulundurmayı, teşhir etmeyi ve PO tarafından satış yerinde açılması talep edilen reyon ve satış mahallerinin açılmasına muvafakat etmeyi ve bu konuda PO ile işbirliği yapmayı, bu yerde PO tarafından tespit ve tayin olunacak şirketlerin malları dışında başkaca hakiki veya hükmi şahısların mallarını hiçbir şekilde satmamayı, bulundurmamayı, teşhir etmemeyi, kabul ve taahhüt etmiştir.(...)\" hükmünün bulunduğunu, 14/06/2011 tarihli bayilik sözleşmesinin \"Süre\" başlıklı 3. maddesinde; \"İşbu sözleşme, taraflarca imzalandığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere 5 (beş) yıl süreli olup, taraflarca mutabakat sağlandığı takdirde aynı şartlarla 5 (beş) yıl daha uzar.\" hükmünün bulunduğunu, yine aynı tarihli bayilik sözleşmesinin \"Kar Mahrumiyeti\" başlıklı 20. maddesinde; \"Bayi'nin işbu sözleşme mevzuu edimlerinin basiretli bir tacirden beklenen gayret ve özenle yerine getirmemesi neticesinde, PO menşeli ürünlerin bayi eliyle satışının gerekli düzeyin altında kalması halinde BAYİ, bu sebeple PO'nun uğrayacağı kar mahrumiyetini tazmin etmekle yükümlüdür. Keza işbu sözleşmenin BAYİ'nin aykırı davranışları sebebiyle PO tarafından ya da haksız surette BAYİ tarafından feshedilmesi halinde BAYİ, PO'nun bu yüzden doğabilecek tüm menfi ve müspet zararlarını ve bu arada sözleşme feshedilmemiş olsaydı, ifa edileceği süre sonuna kadarki döneme ait olmak üzere, PO'nun ileriye dönük kar mahrumiyetini derhal ödemekle yükümlüdür.\" hükmünü içerdiğini, ancak sözleşmenin akdedilmesinden kısa bir süre sonra davalı yanca sözleşmenin Bilecik Noterliği'nin 12/09/2014 tarihli, ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile haksız olarak feshedilmiş ve müvekkil şirket lehine taşınmazda kayıtlı bulunan intifa hakkına rağmen müvekkili şirketin bilgisi ve muvafakati dışında başka bir dağıtım şirketi ile anlaşılarak faaliyete başlanmış olduğunu, 01/10/2014-12/06/2016 tarihleri arasında müvekkili şirketi kar payının benzin satışlarında m3 başına 208,00-TL, motorin satışlarında m3 başına 235,00-TL olduğunu, buna göre müvekkili şirketin, davalının sözleşmeyi süresinden 620 gün önce feshi ile istasyonun PO bayii olarak faal olmadığı bu süreye ilişkin olarak KDV hariç 119.500,00-TL kârdan mahrum kalmış olduğunu, diğer bir deyişle davalı şirketin, taahhüdüne aykırı surette sözleşmeyi süresinden erken feshetmesi nedeniyle müvekkil şirketin, sözleşmenin bakiye süresi için 119.500,00-TL zarara uğramış olduğunu belirterek; cezai şart, yatırım bedelinin iadesi, tazminat talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla benzin ve motorin ürün satışından müvekkili şirketin mahrum kaldığı kar olarak 119.500,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek TCMB'nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı faizi birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 21/06/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 373.703,00-TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Bilecik Noterliği'nin 14/08/2014 tarih ve ... Yevmiye nolu ihtarnamesi ile davacı şirketten Bayilik Sözleşmesi kapsamında satın alınan ürünlere ilişkin olarak müvekkili şirkete uygulanan fiyatların, iskonto oranının ve ödeme vadelerinin hangi kriterlere göre belirlendiği hususunda bilgi talep edildiğini, bu talep uyarınca bilgi vermekten kaçınan davacı şirkete Bilecik Noterliği'nin 12/09/2014 tarih vc ... yevmiye nolu ihtarnamesi içeriğinde de açıkça belirtildiği üzere davacı tarafça müvekkili şirkete karşı uygulanan fiyatlandırma politikası ve ödemeye yönelik vade hususunda emsal bayilere tanınan şartların müvekkili şirkete tanınmamakta olduğu ve bu hususun bizzat davacı şirket eli ile diğer bayiler ve müvekkili şirket arasında haksız rekabet oluşturduğu, davacı şirketin bu tutumunun bizatihi kendisinin davacı şirket aleyhine bir durum doğurmakta olduğu ve aynı güzergah üzerinde yer alan diğer dağıtım firmalarına ait istasyonların avantajını da arttırdığı, niteliği gereği son derece sert rekabet koşullarına sahip akaryakıt sektörü içerisinde fark yaratabilecek en temel husus olan fiyatlandırma ve ödeme noktasında davacı şirketin sergilemekte olduğu bu tutumun müvekkili şirket açısından bayilik sözleşmesinde gerekli düzenleme ve düzeltmeler yapılmadığı takdirde mevcut şartlar ile sözleşmenin devamını ekonomik açıdan imkansız hale getireceği ve bu nedenlerle belirtilen ihtarnamenin davacı şirkete tebliğini takip eden 3 iş günü içerisinde müvekkili şirkete uygulanan fiyatlandırma ve ödeme politikalarının aynı bölge ve aynı yol güzergahı üzerindeki bayiler ile aynı şartlara uyarlanması; aksi takdirde taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin belirtilen süre sonunda haklı nedenle feshedilmiş sayılacağı hususlarının belirtildiğini, davacı tarafça bu yönde en küçük bir düzenleme yoluna gidilmediği gibi müvekkili şirket ile hiçbir temas kurulmaması üzerine de sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olduğunu, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı nedenle feshedilmiş olduğundan esasen davacı şirketin kâr mahrumiyetinden söz edilemeyeceğini, davacı şirketin dava tarihi itibarı ile sadece Bozüyük ilçe merkezinde farklı adreslerde 5 adet bayisi bulunmakta olduğunu, bu istasyonlardaki satışların müvekkiline ait istasyondaki satışlardan çok fazla olduğunu, dolayısıyla davacı şirketin kâr mahrumiyetinden  bahsedilemeyeceğini, müvekkili şirketin ticari kayıtları ile 1240 Sayılı Kurul Kararı gereği Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna bildirmiş olduğu ve dağıtıcı firması olması sebebi ile bizzat davacı tarafça da onaylanan satış raporları incelendiğinde de görüleceği üzere müvekkilinin satışlarının çok büyük bir kısmını AUTOMATIC sistemi kapsamında yapılan satışların oluşturduğunu, söz konusu AUTOMATIC sistemine konu satışların kabaca davacı şirketin kurumsal ya da bireysel tüketicileri ile doğrudan kendisinin imzalamış olduğu ve bayilerin sadece aracılık faaliyetinde bulunarak söz konusu tüketiciler ile doğrudan bir ilişki kurmadığı sözleşmesel satışlar olarak nitelenebilecek olduğunu, daha açık bir şekilde ifade etmek gerekir ise davacı şirket kurumsal ya da bireysel tüketiciler ile genelde filo yönetimi kapsamında doğrudan akaryakıt satış sözleşmesi imzalamakta ve bu firmalara kendisi tarafından belirlenen fiyatlarda satışı bayiler eli ile gerçekleştirmekte olduğunu, belirlenen bu fiyatların genelde akaryakıtın güncel fiyatından daha düşük olduğunu, bayilerce müşterilere akaryakıtın güncel fiyatı üzerinden kesilen faturaların iptal edilerek davacı şirketin belirlediği fiyatlarla davacı şirkete fatura edilmekte ve bayilere ise bu satışlardan normal şartlarda olduğu gibi % 7 - 8 oranında kar değil % 1 oranında kâr verilmekte ve bu satışların bedeli bayi hesabına 15 gün sonra aktarılmakta olduğunu, bu kapsamda huzurdaki dava ile davacının bu satışlara ilişkin kârını doğrudan nihai tüketiciden kendisi almakta olmasına rağmen müvekkili şirketten adeta bu satışları kendisi yapmış gibi bu satışlar üzerinden de kar mahrumiyeti talep ettiğini, bu durumun hukuka açıkça aykırı olduğunu, dava dilekçesi ile davacı tarafın, kâr mahrumiyetinin 10/10/2014-12/06/2016 dönemine ilişkin olduğunu belirterek bu süreye yönelik talepte bulunduğunu, dava dilekçesinde de belirtildiği üzere davacı şirket lehine müvekkile ait akaryakıt istasyonunun tapu kaydında 10/09/2015 tarihine dek intifa hakkı tesis edilmiş olup, şayet ortada giderilmesi gereken bir kâr mahrumiyetinden söz edilecek ise bu kâr mahrumiyetinin sözleşmenin feshedildiği tarih ile intifa hakkının sona ereceği tarih arasındaki döneme yönelik olabileceğini, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi kapsamında müvekkili şirketin miktar anlamında herhangi bir satış taahhüdü ya da doldurması gerekli bir kotasının mevcut olmadığını, müvekkili şirkete davacı tarafça herhangi bir şekilde kredi kullandırılması ya da hibe ödemesinin yapılmadığını, bu halde intifa hakkı süresi dolduktan sonra taşınmazda davacı şirket bayisi olarak bulunmak ve davacı şirketin logosunu taşımak koşulu ile müvekkili şirket tarafından hangi gerekçe ile olursa olsun satış yapılmamasının hukuki bir müeyyidesi bulunmamakta olduğunu, davacı tarafın, kâr mahrumiyeti iddiasına farklı bir gerekçe olarak müvekkili şirkete ait istasyona yaptığını belirttiği yatırımlara da dayanmakta ise de bu yatırımların neler olduğunu belirtmediğini, bu noktada davacı şirketin esasen müvekkili şirkete ait istasyona ariyet olarak verilen menkuller dışında en küçük bir yatırımının dahi mevcut olmamasına rağmen hem istasyonun işletmesini talep etmesi, hem de kar mahrumiyeti iddiasında bulunmasının hukuki olmaktan uzak olduğunu, taraflar arasında akdolunan bayilik sözleşmesine bağlı ve sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olan 18/09/2010 tarihli protokol başlıklı belgenin 6. maddesi uyarınca davacı lehine tesis olunan intifa hakkı karşılığı müvekkili şirkete her yıl için 3.600.00,00-TL ödenmesi kararlaştırılmış olup davacı tarafın bu yükümlülüğünü dahi yerine getirmemiş olduğunu, yine Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 1240 Sayılı kurul sayılı gereği davacı taraf 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği gereği sahibi olduğu dağıtıcı lisansı gereği tüm bayilerini otomasyon sistemi aracılığı ile her an denetlemek yükümlülüğü altında olup davacı taraf kendi yükümlülüğünün bu faturasını otomasyon bakım bedeli adı altında her ay düzenli olarak 1.000,00-TL'yi müvekkili şirkete fatura etmiş olduğunu, bu hali ile yasal olarak kendi yükümlülüğü olan bir durumu dahi müvekkili şirkete yansıtmakta beis görmeyen ve sözleşme ile üzerine düşen edimini dahi yerine getirmeyen davacı tarafın kâr mahrumiyeti iddiası ile huzurdaki davayı ikame etmesinin samimiyetten yoksun bir davranış şekli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/04/2021 tarih  2015/306 Esas -  2021/287 Karar sayılı kararında; \"Dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle kâr mahrumiyeti alacağı talebine ilişkin bulunmaktadır. Mahkememizce, taraflar arasında düzenelen 14/06/2011 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi, intifa hakkı kurulan taşınmaza ilişkin tapu kayıtları, taraflarca gönderilen ihtarnameler dosyamız arasına alınmış, taraflarca dosyaya sunulan beyan ve deliller değerlendirilmiş, davacı tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle bilirkişiden rapor ve ek raporlar temin edilmiştir. Mahkememizce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre; taraflar arasında düzenlenen 14/06/2011 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi ile davacı şirketin 18/09/2015 tarihine kadar intifa hakkı sahibi olduğu ... İli, ... İlçesi, ... Mah, ... Mevkii, ... Pafta ... parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde 14/06/2016 tarihine kadar ... A. Ş. bayisi olarak bayilik faaliyeti gerçekleştirmeyi üstlendiği, davalı tarafın Bilecik Noterliği'nin 12/09/2014 tarihli, ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile bayilik sözleşmesini feshettiği, davacı tarafça sözleşmenin feshinin haksız olduğu ileri sürülerek kâr mahrumiyeti talebiyle dava açılmıştır. Bir sözleşmenin haklı nedenle feshedilebilmesi için fesih yoluna başvuran tarafça sözleşme ilişkisine devamı çekilmez kılan bir nedenin var olması gerekir. Taraflar arasında akdedilmiş bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin kabulü için davalı tarafça bunu mümkün kılan nedenlerin ileri sürülmesi ve haklı feshe götüren nedenlerin delillerle ispat edilmesi gerekir. Dava konusu olayda her ne kadar davalı taraf sözleşmenin feshi için birtakım haklı nedenler ileri sürmüşse de bu iddialarını somut delillerle ispat edebilmiş değildir. Bu anlamda  davalı tarafın, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesini haksız olarak feshettiğinin kabulü gerekmektedir. Davalı tarafça sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi nedeniyle taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 20. maddesinde öngörüldüğü gibi davacı tarafın kâr mahrumiyeti talebinde bulunma hakkı doğmaktadır. Davacı taraf haksız olarak feshedilen sözleşme gereğince haksız fesih tarihinden sözleşme feshedilmeseydi sözleşme süresi sonuna kadarki dönem için kâr mahrumiyeti talebinde bulunmuşsa da, davacının o bölgede yeni bir bayi bulması için gerekli makul süre tespiti neticesinde hesaplanan kar mahrumiyetinin davalıdan tahsilini talep edebileceği Yargıtay uygulamaları ile kabul edilmiş bulunmaktadır. Bilirkişi heyeti de sunmuş oldukları ek raporlarda davacının o bölgede yeni bir bayi bulması için gerekli makul sürenin 3 ay olabileceğini belirlemiş ve davacının 3 aylık kâr mahrumiyeti alacağının 52.470,00-TL olduğunu hesaplamışlardır. Bu itibarla davalının sözleşmeyi haksız olarak feshetmiş olması nedeniyle davacının talep edebileceği kâr mahrumiyeti alacağının 52.470,00-TL olduğu sonucuna varılarak davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, Davacı tarafça açılan davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE, 52.470,00-TL alacağın dava tarihi olan 19/03/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, İstinaf başvurularına konu davada taleplerinde özetle \"müvekkil şirket ile davalı arasında akdedilen bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak süresinden önce feshedilmesi nedeniyle, bayilik sözleşmesi hükümlerine dayanılarak benzin ve motorin satışlarından müvekkil şirketin mahrum kaldığı kâr olan 119.500 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek TCMB'nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili\" denildiğini, İlk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulüne karar vermiş olup kararının gerekçesinin aşağıdaki şekilde açıkladığını, \"Dava konusu olayda her ne kadar davalı taraf sözleşmenin feshi için bir takım haklı nedenler ileri sürmüşse de bu iddialarını somut delillerle ispat edebilmiş değildir. Bu anlamda davalı tarafın, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesini haksız olarak feshettiğinin kabulü gerekmektedir. Davalı tarafça sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi nedeniyle taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 20. Maddesinde öngörüldüğü gibi davacı tarafın kâr mahrumiyeti talebinde bulunma hakkı doğmaktadır. Davacı taraf haksız olarak feshedilen sözleşme gereğince haksız fesih tarihinden sözleşme feshedilmeseydi sözleşme süresi sonuna kadarki dönem için kâr mahrumiyeti talebinde bulunmuşsa da, davacının o bölgede yeni bir bayi bulması için gerekli makul süre tespiti neticesinde hesaplanan kâr mahrumiyetinin davalıdan talep edilebileceği Yargıtay uygulamaları ile kabul edilmiş bulunmaktadır. Bilirkişi heyeti de sunmuş oldukları ek raporda davacının o bölgede yeni bir bayi bulması için gerekli makul sürenin 3 ay olabileceğini belirlemiş ve davacının 3 aylık kâr mahrumiyeti alacağının 52.470 TL olduğunu hesaplamıştır. Bu itibarla davalının sözleşmeyi haksız olarak feshetmiş olması nedeniyle davacının talep edebileceği kâr mahrumiyeti alacağının 52.470 TL olduğu sonucuna varılarak davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\"  İlk derece mahkemesinin feshin haksız olduğu ve haksız fesih nedeniyle müvekkil şirketin kâr mahrumiyeti talebinde bulunabileceğine ilişkin hükmü hukuka uygun ve yerindedir. Öte yandan mahkeme tarafından kâr mahrumiyeti hesabının işlemeyen sözleşme süresine göre değil 3 aylık makul süreye göre hesaplanmasının hukuka aykırı ve hatalı olduğunu düşündüklerini, Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin normal koşullarda bitmesi gereken tarih ile davalı tarafından haksız feshedildiği tarih arasındaki sürenin 641 gün, bu süre zarfına karşılık gelen mahrum kalınan kârın 373.703-TL olarak hesaplandığını,  Buna karşın hükme esas alınan bilirkişi raporundaki sektör bilirkişisi tarafından kâr mahrumiyeti hesaplanırken “davacının aynı şartlarla yeni bir işi ne kadar sürede bulabileceği göz önünde bulundurularak makul sürenin tespiti, bu makul sürenin genelde üç ay olduğu, kâr mahrumiyetinin bu süre kadar hesaplanması gerektiği” görüşüne kesinlikle katılmadıklarını, İşbu makul sürenin 3 ay olduğuna dair tespitin hukuki dayanaktan yoksun, son derece göreceli ve objektif olmayan kriterlere dayanmakta olduğunu; sektörel uygulamada, bayilik ilişkisi tesis edilirken dağıtım şirketlerince sözleşme süresi boyunca o istasyondaki satışlardan elde edilecek tahmini kâr göz önünde bulundurularak buna göre bayiye ve istasyona intifa yahut kira ödemesi, sabit yatırım yahut nakdi destek gibi yatırımlar yapmakta olduğunu; ayrıca her benzin istasyonunun kazanç potansiyelinin, bulunduğu konumun önemine, bayinin müşteri memnuniyetine, bayinin satış performansına göre değişiklik gösterdiğini: dolayısıyla her istasyonun ticari hayattaki rolünün kendine özgü olup bir istasyonda yeni bir bayilik kurulması için gerekli ortalama makul bir süre öngörmenin hayatın olağan akışına ve sektörün dinamiklerine aykırı olduğunu, Makul sürenin 3 ay olduğu tespitinin de hatalı olup, bu tespitin dağıtım şirketlerinin bir bayilik tesis edebilme ortalama süresinin üç ay olduğu görüşüne dayandırmakta olduğunu; bu görüşün son derece sübjektif olduğunu; akaryakıt dağıtım sektöründeki rekabetçi pazar göz önünde bulundurduğunda sıfırdan bir istasyon inşa etmenin bölgede böyle bir talep ve uygun arazi olmasına bağlı olduğunu; bunun yanında mevcut bayilerin ise dağıtım şirketleri arasında transfer olabilmekte ise de bayilik sözleşmelerinin ortalama 5 yıllık akdedildiği göz önüne alınırsa transfer şansının 5 yılda bir denk gelebilmekte olduğunu; dolayısıyla bir dağıtım şirketi istemesine rağmen bir bölgede değil üç ay, uzun bir süre dahi bayilik tesis edemeyebileceğini, bir bayilik tesis ederken başka bir bayisini kaybedebileceğini; bu durumun tamamen dağıtım şirketlerinin dışında, dış etkene göre şekillenen bir durum olduğunu; bu nedenle kâr kaybı için ortalama bir süre öngörmek ve bu süreyi 3 ay ile sınırlamanın son derece hatalı bir düşünce olduğunu; burada baz alınması gereken tek objektif kriterin bayilik sözleşmesinin süresi dolmadan tek taraflı olarak feshedilmiş olması ve kullanılmayan süre için müvekkili şirketin kârdan mahrum kalmış olması olduğunu, Ayrıca aynı bölgede yeni bir bayilik tesisi için gerekli makul süre hesaplanırken bölgenin geniş yorumlanarak il bazında değerlendirilmesinin de son derece hatalı olduğunu; EPDK'nın şehirler arası yollarda 10 km, şehir içi yollarda 1 km mesafe uygulaması karşısında il sınırlarının bir ucunda bayilik tesis edilmesinin diğer bir uçtaki bayinin kârlılığını etkileyeceği düşüncesinin abesle iştigal olduğunu,  Tüm bunlara ek olarak dosyaya sunulan EPDK kayıtlarından da görüleceği üzere fesih tarihi ile sözleşmenin normal koşullarda bitmesi gereken tarih aralığında müvekkili şirketin dava konusu istasyon ile aynı il/ilçe sınırları içerisinde yeni bir bayilik tesis edemediğini; salt bu durumun dahi yeni bir bayilik sözleşmesi tesis etmek için gerekli makul sürenin 3 ay olamayacağını gözler önüne sermekte olduğunu, Tüm bu itirazlarının ilk derece mahkemesince değerlendirmeye alınmadığını ve yeni bir bayilik tesisi için gerekli makul sürenin 3 ay olduğu gerekçesi ile hatalı hüküm kurulduğunu, Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının ret edilen kısım yönünden oluşturduğu hatalı ve hukuka aykırı kısmının kaldırılmasını talep etme zaruretinin hasıl olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle ve resen gözetilecek nedenlerle; öncelikle tehir-i icra ve duruşma taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkeme kararının istinaf başvurularına konu ret edilen kısmı yönünden kaldırılmasını, davalarının tüm talepleri yönünden kabulünü, vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; akaryakıt bayilik sözleşmesinin haksız feshedilmesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan kar mahrumiyeti alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekiline, mahkeme gerekçeli kararının 16/06/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından dosyaya 21/06/2021 tarihinde maktu istinaf kanun yoluna başvuru ve maktu istinaf karar harcı yatırıldığı; ancak 16/06/2021 tarihinden itibaren işlemeye başlayan istinaf başvuru süresi içerisinde veya sonrasında mahkemeye  istinaf başvuru dilekçesi, yahut istinaf iradesini gösterir başkaca herhangi bir dilekçe sunulmadığı, buna göre kararın davalı yanca istinaf edilmediği anlaşılmıştır. Taraflar arasında, 14/06/2011 tarihli beş yıl süresi akaryakıt bayilik sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin davalı tarafından 12/09/2014 tarihinde feshedildiği uyuşmazlık konusu olmayıp, davalı sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini savunmuş, davacı ise sözleşmenin haksız feshedildiğini, bu nedenle hasız fesih tarihi ile sözleşmenin normal bitiş süresi olan 14/06/2016 tarihi arasında davacının uğradığı kar kaybının, yine sözleşmenin 20 maddesi uyarınca davalı tarafından karşılanması gerektiğini ileri sürerek, ıslah dilekçeleri ile talep ettikleri 373.703,00-TL kar mahrumiyeti alacağının tahsilini talep etmiştir. Mahkemece davalının sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiğini ispat edemediği, bu nedenle feshin haksız kabul edilmesi gerektiği, sözleşmenin 20 maddesi uyarınca davacının kar mahrumiyetinden doğan zararını talep edebileceği; ancak Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları ile davacının o bölgede yeni bir bayi bulması için gerekli makul süre için zarar talebinde bulunabileceği, bu sürenin üç ay olduğunun ve üç aylık kar kaybı zararının 52.470,00-TL olduğunun  bilirkişi kök ve ek raporları ile tespit edildiği,  davacının sözleşmenin normal bitiş süresi sonuna kadar olan dönem için kar kaybı talebinin yerinde olmadığı gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, sözleşmenin 20 inci maddesi uyarınca sözleşme süresi sonuna kadar olan dönem için kar kaybı zararı talep edilebileceği, sektör bilirkişisi tarafından yapılan, bölgeden ilin anlaşılmasına gerektiğine buna göre o bölgede yeni bir bayilik ilişkisi tesisi için gereken makul sürenin üç ay olduğuna yönelik tespitinin    bir istasyonlu bayilik ilişkisinin kurulması için gereken yatırım faaliyetleri ve EPDK'nın istasyonlar için şehirler arası yollarda 10 km, şehir içi yollarda 1 km mesafe uygulaması nazara alındığında yerinde olmadığı, öte yandan davacının sözleşme konusu istasyonun bulunduğu il ve ilçede, sözleşmenin fesih tarihi ile normalde bitmesi gereken süre arasında yeni bir bayilik ilişkisi tesis edemediği, mahkemece davanın tümden kabulü gerektiği yönündedir.  Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ile, belirli süreli bayilik sözleşmesinin bayi tarafından süresinden önce haksız feshedilmesi halinde kar mahrumiyeti talep edilebilecek ise de, kar mahrumiyeti zararı tespit edilirken, dağıtıcı davacının  aynı bölgede yeni bir istasyon kurup kurmadığı, yeni bir bayi ile sözleşme yapıp yapmadığı, yeni istasyon kurulmamış ve yeni bir bayilik sözleşmesi imzalanmamış ise aynı bölgede dava konusu sözleşme ile aynı şartlarda bayilik sözleşmesi yapılması için gerekli makul sürenin ne olacağının saptanması gerektiğinin kabul edildiği, somut olayda davacının o bölgede sözleşmenin normal bitiş süresine dek yeni bir bayilik sözleşmesi yapmadığını açıkça beyan ettiği, buna göre akaryakıt sektör bilirkişi tarafından, akaryakıt sektöründe \"bölge\"den ne anlaşılması gerektiği hususunda EPDK'nın uygulamalarına da atıf ile yapılan açıklama ve tespitler ışığında, bayilik sözleşmesine konu istasyonun bulunduğu bölgede yeni ve benzer bir bayilik ilişkisinin kurulması için gereken makul sürenin üç ay olduğu yönündeki kanaatinde ve mahkemece bu kanaatin hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2021/3176 esas,  2022/8584 karar sayılı,  01/12/2022 tarihli, 2020/3126 esas, 2021/3423 karar sayılı  07/04/2021 tarihli ilamları). Yukarıda açıklanan gereçelerle ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde  yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55‬- TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4- Davalı tarafından yatırılan harçların talep halinde iadesine, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere 28/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7c0c1dcab12db634","SID":"70498b49e2701811"}}