{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1412 Esas <br>KARAR NO: 2023/1974 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2018/472 Esas - 2021/148 Karar <br>TARİHİ:17/02/2021<br>DAVA:Denkleştirme Tazminatı (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 14/12/2023<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Davacı şirket ile davalı şirket arasında 15.03.2013 tarihinde acentelik sözleşmesi tanzim edildiğini, davalı şirket tarafından noter aracılığı ile sözleşmenin ihbar tarihinden itibaren 3 ay sonra etkisini doğuracak şekilde feshedildiğinin ihtar edildiğini ve ihtar ile beraber davacı şirketin ekranlarının çalışmasına ve zorunlu trafik poliçesi kesmesine müsaade edilmediğini, daha sonradan, davacı ve davalı arasındaki acentelik sözleşmesi ve buna ilişkin yetkilerin 04.01.2018 tarihi itibariyle feshedildiği şeklindeki fesih ihbarının davacı şirkete gönderildiğini, fesihten sonra davacı şirketin ekranlarının tamamen kapatıldığını ve sorumlu olduğu 1 yıllık süre dolmadan müşterilere ve belgelere erişiminin imkansız hale getirildiğini, davacı şirketin görevini başarıyla yerine getirdiğini, davalı sigorta şirketine birçok müşteri ve dolayısıyla değer kazandırdığını, acentelik sözleşmesinin tek taraflı olarak feshi nedeniyle davacı şirketin maddi zarara uğradığını, davalı sigorta şirketinin davacı şirkete, zorunlu trafik sigortasından zarar ettiği gerekçesiyle özellikle de Hazine Müsteşarlığı'nın tavan fiyat uygulamasına geçtiği 2017 Nisan ayından itibaren trafik sigortası kesme ekranında rakam çalıştırmadığını ve bu yüzden davacının davalı sigorta şirketinden zorunlu trafik sigortasını neredeyse hiç kesemediği için müşteri ve portföy kaybına uğradığını, feshin yapılmasında davacı şirketin bir kusurunun bulunmadığını, davalı sigorta şirketinin davacı acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde fesihten sonra da önemli menfaatler elde ettiğini, davacı şirketin mevcut ve muhtemel müşterilerden ücret isteme hakkını fesih nedeniyle kaybettiğini, davacı şirkete tazminat ödenmesinin somut olayın şartları dikkate alındığında hakkaniyete uygun olduğunu, ürünün veya işletmenin ünlü bir marka olmasının acentenin gayretlerinin göz ardı edilmesine sebebiyet vererek hakkaniyetin varlığına engel oluşturmaması gerektiğini, bu nedenlerle acentelik sözleşmesi başlangıç tarihi olan 15/03/2013 tarihi ile Hazine Müsteşarlığı tarafından zorunlu trafik sigortasında tavan fiyat uygulamasına geçildiği 2017 Nisan ayı arasındaki kazancın ortalaması alınarak portföy tazminatı hesaplanması ve davacı şirkete ödenmesinin gerektiğini, fesih nedeniyle oluşan zararı tam olarak tespit etmenin mümkün olmadığı ve ileride yapılacak olan bilirkişi incelemesinde bu zarar ortaya çıkacağı için davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığı belirtilerek, acentelik sözleşmesinin haksız feshedildiğinin tespitine, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 20.000 TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle, ayrıca haksız fesih nedeniyle davalı şirket tarafından müvekkilinden haksız olarak tahsil edilen 372,91 TL masrafın ödeme tarihi itibariyle işleyecek faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep  ve dava etmiştir. Davacı vekili 12/10/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile  20.000,00 TL. olan dava değeri talebini 20.948,00 TL. artırmak suretiyle talebini 40.948,00 TL'ye yükseltmiş ve ıslah harcını yatırmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesi ile,  Davacının 15/03/2013 tarihli Acentelik Sözleşmesi ile müvekkili  ... A.Ş.nin acentesi olarak tayin edildiğini, davacının sözleşmedeki şartlara uymadığından taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin Beyoğlu ... Noterliğinin 05/01/2018 tarih, ... yevmiye numaralı fesihname ile feshedildiğini, acentenin davacının belirtmiş olduğu gibi haksız sebeple feshedilmemiş olduğundan davanın reddinin gerektiğini, öncelikle usule ilişkin olarak, davacı tarafın dilekçesinde belirtmiş olduğu delillerin davalıya tebliğ etmediğini, HMK. m. 121’de dava dilekçesinde sözü edilen delillerin davalıya tebliğ edilmesinin zorunlu olduğunu, davacı tarafın delil listesinin tam ve usulüne uygun şekilde tebliğ edinceye kadar esasa ilişkin olarak tüm cevap ve karşı delil sunma haklarının saklı tutulduğunu, esasa ilişkin olarak, davacının iddia ettiği gibi bir zararı var ise bu zararın miktarını bilebilecek durumda olduğunu, HMK m. 107'ye göre belirsiz alacak davası açılabilmesi için alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirlenememesi ya da bu belirlemenin dava açma esnasında imkansız olması gerektiğini, alacaklının bu tür bir dava açabilmesi için dava konusu değerin tespitinin objektif ve sübjektif olarak imkansız olması ve bunun karşı tarafın elindeki bilgi ve belgelerin sunulması ile mümkün hale gelmesi gerektiğini, davacı açısından yargılamaya konu alacağın tespitinin objektif ve sübjektif olarak mümkün olduğunu, denkleştirme tazminatı bakımından geriye dönük 5 yıllık hak ettiği ve tahsil ettiği komisyon bedellerinin ortalaması esas alındığından davacının bu miktarı bilmiyor oluşunun imkansız olduğu, davacının defterlerinde yapacağı inceleme ile ya da davalı şirket adına kestiği komisyon gider belgeleri veya kendisine ait banka kayıtlarının tetkiki ile aldığı komisyon miktarlarını net olarak tespit edebileceği, davacının müşteri portföyünü ve varsa kaybettiği müşterilerinin kimler olduğunu tespit edebilecek bilgiye sahip olduğunu, hal böyle iken davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki menfaati olmadığını ve bu yüzden davanın reddi gerektiğini, davalı şirketin 3 aylık ihbar süresine uyarak ve haklı gerekçelerle sözleşmeyi feshettiğini, salt acentenin kusursuz oluşunun sözleşmenin devamı için yeterli olmadığını, belirsiz süreli sözleşmelerin ihbar süresine uyularak tek taraflı feshinin mümkün olduğunu, sözleşmenin devam ettiği son döneme bakıldığında acentelik görevi yürüten davacının verilen ve kendisinin de kabul ettiği hedeflerin ve davalının çalıştığı diğer profesyonel acentelerin yıl bazında büyüme oranlarına bakıldığında da, ortalamanın sürekli altında kaldığını, bu nedenlerle davalı şirketin karlılık oranının düşmesine neden olduğunu ve iş ilişkisinin devamının imkansız hale geldiğini, davacı acentenin davalıya karşı yükümlülüklerini ihlal ettiğini, davacı acentenin davalının menfaatlerini korumak yerine davalının aleyhine işlem tesis ettiğini, davacının münhasıran davalı sigorta şirketinin acentesi olmadığını, başka birçok sigorta şirketinin de acentesi olduğunu, davalı sigorta şirketinin portföyünde bulunan müşterilerin başkaca sigorta şirketlerine kaydırıldığını, TTK. m. 104 gereğince aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça acentenin aynı yer veya bölgede birbiriyle rekabette bulunan ticari işletmeler hesabına acentelik yapmasının yasak olduğunu ve taraflarca yapılan acentelik sözleşmesinde bu yönde bir hüküm bulunmadığını, davacının kanundan ve sözleşmeden doğan rekabet etmeme ve müvekkilinin menfaatlerini koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu sebeplerle feshin haksız olduğu iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ve tazminat talebinin reddinin gerektiğini, sigorta ettiren asilin kendi adına ve hesabına sözleşme yapabilmesinin serbest iradesine bağlı olup gerek davalı şirket gerek davacı açısından birlikte çalışma zorunluluğunun bulunmadığını, nitekim davacı acentenin başka sigorta şirketlerinin acenteliğini yapmaya da devam ettiğini ve söz konusu hususun Ticaret Sicil Müdürlüğü’nden teyit edilmesinin talep edildiğini, acentenin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için sözleşmenin sigorta şirketi tarafından haksız olarak feshedilmesi, sözleşmenin feshinden sonra acentenin portföyünden sigorta şirketinin önemli menfaatler elde etmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirmenin hakkaniyete uygun olması ve sözleşmenin feshinde acentenin kusursuz olması gerektiğini, davalı sigorta şirketinin sözleşmeyi ihbar suresine uyarak haklı sebeplerle feshettiğini, fesihten sonra önemli menfaat elde edilmesi ve acentenin ücret kaybına uğraması bakımından denkleştirme talep eden davacının sözleşmenin feshinden sonra davalının önemli menfaat elde ettiğini ve kendisinin ücret kaybına uğradığını ispat etmek zorunda olduğunu, davacı acentenin ağırlıklı olarak ZMMS poliçesi branşında poliçe üretimi yapmakta olduğunu ve bu zorunlu sigorta olduğundan davalı şirkete üretim ve müşteri portföyü kazandırmadığını, çünkü müşterilerin devamlılığı bulunmadığı gibi zorunlu sigortalarda davalı şirketin müşteri seçme şansı da olmadığından davacının portföyünden önemli bir menfaat elde etmediğini, ayrıca davacı şirketin münhasır bir acente olmadığından fesih nedeniyle ücret kaybına uğramadığını, müvekkili şirketçe acentenin sözleşmesinin haksız feshedilmediğini, acentenin müvekkiline karşı yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve müvekkili şirketin fesihten sonra da acentenin müşteri çevresinden menfaat elde etmediğini, kabul edilmemekle birlikte bir an için davacı acentenin portföy tazminatına hak kazanacağı düşünülse dahi bu tazminat miktarının davacının 5 yıllık faaliyeti sonucu hak ettiği yıllık komisyon ortalamasının bulunması ve bu ortalamanın fesih sonrası acentenin kaybetmiş olduğu portföy oranına uyarlanması gerektiğini, acentenin fesih sonrası müşterilerini kaybettiği ya da davalı şirketin davacı tarafın müşterilerinden menfaat elde ettiğine dair hiçbir durum olmadığını, davacı acentenin delilleri arasında da bunun aksini gösterir hiçbir bilgi/belge bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı hususunun yanında diğer başka hususların da değerlendirilmeye alınması gerektiğini ve bu nedenle mahkeme tarafından gerek davacının tazminat talebinde haklı olup olmadığının değerlendirilmesi aşamasında gerekse bir tazminata hükmedilecek olsa bile tazminat miktarının belirlenmesinde bu şartlarının varlığının somut olay bakımından bir arada değerlendirilmesi gerektiğini iddia ederek öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olmadığından hukuki yarar yokluğundan reddine, davacının diğer sigorta şirketlerinin acenteliğini yapıp yapmadığının sorulmasına ve davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 17/02/2021 tarih 2018/472 Esas - 2021/148 Karar sayılı kararında;\"Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre;  dava davacı tarafından davalı  aleyhine  açılan acentelik sözleşmesinden kaynaklanan denkleştirme tazminatı davasıdır. Ticaret Hukuku Nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişi Prof.Dr ..., Sigorta Uzmanı öğretim görevlisi ... ve Mali Müşavir bilirkişi ... tarafından düzenlenen 22/08/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre; Davalı şirketin 2012-2013-2014-2015-2016-2017 yıllarına ait ibraz ettiği ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırılmış olduğu, defterlerin birbirini teyit eder şekilde, kayıtların düzenli ve yasalara uygun olarak tutulduğu, ticari defterlerin HMK 222 maddesi uyarınca sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, Davacı ile Davalı şirket arasındaki 15/03/2013 tarihli Acentelik Sözleşmesinin 13.09.2017 tarihli ihtarname ile herhangi bir sebep belirtilmeksizin 3 ay sonra hüküm ifade etmek üzere feshedildiği ayrıca 05.01.2018 tarihli ihtarla tekrar feshedildiği ve vekaletname ile verilen yetkilerin iptal edilmiş olduğu, takdiri mahkemeye ait olmak üzere, acentelik sözleşmesinin feshinin haklı bir sebebe veya acentenin kusuruna dayanmadığı, denkleştirme tazminatı yönünden TTK.m 122’de aranan koşulların mevcut olduğu, mahkemece denkleştirme tazminatına hükmedilmesi halinde, 2013-2017 yılları arasındaki son beş yıllık poliçe değerleri ve komisyon hakedişlerinin bir yıllık ortalaması esas alınarak, davacı şirketin davalı sigorta şirketinden 40.948,00TL'lik denkleştirme tazminatı talep edebileceği, acentelik sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, TTK m 121/1 ve Acentelik Sözleşmesi m 22'ye göre davalı şirketin fesih hakkının bulunduğu ve sözleşme serbestisi çerçevesinde fesih masraflarının acenteye ait olacağı düzenlendiğinden yine takdirî mahkemeye ait olmak üzere, davacı şirketten tahsil edilen 372,91 TL. fesihname/azilname masraflarının iadesinin istenemeyeceğini raporda bildirmişlerdir. Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 15/04/2020 tarihli bilirkişi EK raporuna göre; Davalı vekilinin, TTK.m. 122 ve Sigorta edik Kanunu m. 23/16 çerçevesinde, dosya kapsamına ve taraf şirketlerin ticari defter ve belgeleı ine uygun olarak tarafımızdan hesaplanan 40.948,00 TL denkleştirme tazminatının tavan rakam olduğuna, feshin haklı sebeplere dayandığına dair savunmaları ile kök bilirkişi raporumuzda ifade edildiği üzere, 2017 yılından itibaren zorunlu trafik sigortalarında tavan fiyat uygulamasına geçilmesi sebebiyle bu sigorta branşında rekabet koşullarının azaldığı ve acentelik faaliyetlerinin nispeten önemsizleştiği gözetildiğinde, davacı acentenin kusurundan kaynaklanmasa da feshin kısmen haklı sebebe dayandığı değerlendirilerek hesaplanan denkleştirme tazminatında hakkaniyet indirimi yapılıp yapılmayacağı ve yapılacak ise hangi oranda yapılacağı konusunun mahkemenin takdirinde olduğunu raporda bildirmişlerdir.Tüm dosya kapsamı, bilirkişi kök ve ek raporu gözönüne alındığında; Taraflar arasında 15/03/2013 tarihli Acentelik Sözleşmesi imzalanmıştır. Davalı tarafından davacıya 13/09/2017 tarihinde Beyoğlu ....Noterliğinin ... yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek sözleşmenin ihbar tarihinden üç ay sonra etkisini doğuracak şekilde fesh edildiği belirtilmiştir. Bu ihtarnameden sonra yine Beyoğlu ... Noterliğinin 05/01/2018 tarih ... yevmiye nolu ikinci bir ihtarname ile acentelik sözleşmesinin ve buna ilişkin yetkilerin 04/01/2018 tarihi itibariyle feshedildiği ve vekaletnamedeki yetkilerin iptal edildiği belirtilmiştir. Davacı taraf acentelik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle davalıdan denkleştirme tazminatı talep etmektedir. Denkleştirme tazminatı TTK 122. Maddesinde düzenlenmiş olup; haklı sebeple fesih halinde denkleştirme tazminatı talep edilemez. Tüm dosya kapsamında deliller değerlendirildiğinde; davalı sigorta şirketinin feshinin haklı bir nedene dayanmadığı anlaşılmaktadır, davalı taraf her ne kadar feshin haklı nedene dayandığını, davacının yükümlülüklerini ihlal ettiğini iddia etse de; tüm dosya kapsamında bunu kanıtlayamamıştır. Bu nedenle davacının davalıdan denkleştirme tazminatı talep hakkının olduğu kanaatine varılmıştır. Davalının 13/09/2017 tarihinde davacı tarafa keşide ettiği fesih ihtarının davacı şirkete tebliğ edildiği tarihten üç ay sonra sözleşme ilişkisi sona ermiştir. Bilirkişi raporu ile de; tüm dosya kapsamında davacı şirketin yaklaşık 5 yıllık faaliyetinde aracılık ettiği sigorta poliçe sayı ve değerleri ile hak kazandığı komisyon tutarları gözetildiğinde denkleştirme istemi için TTK 122. Maddesinde düzenlenen koşulların sağlandığı anlaşılmaktadır. Acentelik sözleşmesinin feshi herhangi haklı bir nedene dayanmayıp TTK 121/1 maddesi kapsamında belirsiz süreli acentelik sözleşmesinin sebep göstermeksizin 3 ay önceden bildirimli feshi niteliğindedir. Ancak 2017 yılının Nisan ayından itibaren zorunlu trfik sigortalarında tavan fiyat uygulamasına geçilmesi nedeniyle bu sigorta branşında rekabet koşullarının azaldığı ve acentelik faaliyetlerinin nispeten önemsizleştiği dikkate alındığında; acentenin kusurundan kaynaklanmasa da feshin taraflardan kaynaklanmayan ancak kısmen haklı nedene dayalı bir fesih olduğunun kabulü gerekmiş ve belirlenen denkleştirme tazminatında %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılması uygun görülmüştür. Açıklanan nedenlerle; karar vermeye elverişli, oluşa ve usule uygun ve denetime açık bilirkişi raporu ile tespit edilen 40.948TL denkleştirme tazminatından %20 hakkaniyet indirimi yapılarak davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 32.758,40TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Öte yandan davacının bir diğer talebi olan ihtarname masrafı iadesi yönünden değerlendirme yapıldığında; taraflar arasındaki Acentelik Sözleşmesinin 22. Maddesinde tüm fesih masraflarının acenteye ait olacağı düzenlendiğinden davacının bu talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, Davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile; 32.758,40TL. Denkleştirme tazminatının dava tarihi olan 28.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının 372,91 TL masraf iadesi talebinin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkemece; davacının denkleştirme tazminatı isteminin kısmen kabulüne karar verildiğini, karar hukuka, yasaya ve dosya kapsamı delillere aykırılık teşkil ettiğinden istinaf etme gereğinin hasıl olduğunu, Davacı acentenin acentelik sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı nedenle feshedilmiş olup, davacının müvekkili şirketten portföy tazminat talep etme hakkının olmadığını, müvekkil şirketin; şirketin almış olduğu karar neticesinde davacı yanın acentelik sözleşmesini 3 ay sonra etkisini doğurmak üzere feshettiğini; fesih ihbarnamesinin daha önce dilekçelerinin eki olarak dosyaya sunulduğunu; her ne kadar sözleşmenin haksız feshedildiği iddia edilmişse de müvekkilinin kanunda belirtilen 3 aylık ihbar süresine uyarak ve haklı gerekçelerle sözleşmeyi feshettiğini; elbette ki belirsiz süreli sözleşmelerin ihbar süresine uyularak tek taraflı feshedilmesinin mümkün olduğunu; tarafların tacir olup, her tacirin ticari işletmesinin menfaatlerini gözetmek ve korumakla yükümlü olduğunu, Ticari işin niteliği gereği Davacı ve müvekkili şirket arasında verimli bir çalışma gerçekleştirmek için her ticari işin niteliği gereği kazanç sağlama amacıyla çalışma esaslarını düzenleyen acentelik sözleşmesi imzalandığını; iki taraflı ticari işletmenin amacının karlılık ve kazanç olduğu, taraflardan birinin sürekli zarar ediyor olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve bir tarafın sürekli zarar etmesine katlanmasının söz konusu olamayacağını, Vekalet ilişkisinin devam ettiği son döneme bakıldığında, müvekkili şirketin acenteliğini yürüten davacının, kendisine verilen hedeflerin sürekli altında kaldığının görülmekte olduğunu; diğer taraftan davacı acentenin, müvekkili Şirketin birlikte çalıştığı tüm profesyonel acentelerin yıl bazında büyüme oranlarına bakıldığında da ortalamaların sürekli altında kaldığının yine açıkça anlaşılmakta olduğunu; davacı acentenin kendisine verilen, kendisinin de kabul ettiği hedefleri gerçekleştirememesi nedeniyle karşılıklı iş ilişkisinin devamının imkansız hale geldiğini,  Acentenin, faaliyeti sürecinde sözleşmenin konusuna göre aracılık ya da akit yapma hususunda çaba sarf etmek zorunda olduğunu; sözleşme ile acenteye ayrıca (örneğin sürümü artırma ve belirli bir kotayı doldurma gibi) yükümlülükler de getirilmiş olabileceğini; acentenin gerekli çabayı göstermediğinin (örneğin satışlarda belirtilen orana ulaşamadığının) tespiti halinde, doğan zarardan acentenin sorumlu olacağını ve ayrıca acentenin iyi çalışmaması, satışlarda düşme olmasının müvekkili için sözleşmenin feshinde haklı bir neden oluşturacağını, (s.205 Sabih ARKAN, Ticari İşletme Hukuku, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ na Göre Hazırlanmış, On Beşinci Baskı, Ankara 2011)Acente ile vekalet ilişkisinin devam ettiği 5 yıllık döneme bakıldığında, müvekkili şirketin acenteliğini yürüten davacının, kendisine verilen hedeflerin sürekli altında kaldığının görüldüğünü; diğer taraftan davacı acentenin, müvekkili Şirketin birlikte çalıştığı tüm profesyonel acentelerin yıl bazında büyüme oranlarına bakıldığında da, cevap dilekçeleri ekinde sundukları belgelerde de görüleceğini, ortalamaların sürekli altında kaldığının yine açıkça anlaşılmakta olduğunu; hedef gerçekleştirme oranları ve büyüme yüzdeleri karşılaştırıldığında, bu oranların müvekkili şirketin çalıştığı diğer acentelerin ortalamasının çok altında olması nedeniyle davacı acentenin müvekkili şirketin karlılık oranının sürekli düşmesine neden olduğunu, Müvekkili Şirketin, çalıştığı tüm acenteler için ulaşmaları gereken gerçek hedefleri belirlemekte olduğunu ve acentelerini bu konuda bilgilendirmekte olduğunu; acentelerinin işbu hedeflere itirazda bulunma hakkına sahip olmalarına rağmen davacı/acentenin bu hedeflere itiraz etmediğini ve bu hedefleri de kabul ettiğini; ancak, davacı/acentenin işbu hedefleri gerçekleştiremediğini, Müvekkili Şirketin, acenteleri ile çalışmaya devam etmesinde dikkate aldığı en önemli hususun “hedef gerçekleştirme” esası olduğunu; davacı acentenin uyarılara rağmen üretim hedefini tutturamadığını ve bu sebeple de şirketlerinin maddi anlamda zarar etmesine neden olduğunu, bu durumda, acentelik Sözleşmesinin haklı nedenle sona erme şartının gerçekleştiğini, taraflar arasındaki Acentelik Sözleşmesi’nin “Acente’nin Görevi” başlıklı 2. Maddesinde; davacı acentenin aracılık ettiği işlerin veya bizzat yaptığı sözleşmelerin sayısını arttırmak, sürekliliğini sağlamak ve portföyünü geliştirmek için gereken çabayı göstermesi gerektiğinin vurgulandığını ancak davacı Acentenin bu görevini yerine getiremediğini,  asıl amacı “karlılık” olan ticari işlemlerde zarara uğramasına neden olan davacının acentelik sözleşmesinin, “davacının üzerinde düşen birçok hak ve yükümlülükleri yerine getirmemiş olması” nedeniyle haklı olarak feshedildiğini; haklı nedenle fesih halinde ise acentenin portföy tazminat talep hakkının düşeceğini; bu nedenle haksız ve hiçbir yasal dayanağı olmayan iş bu davanın reddi gerekirken kısmen de olsa denkleştirme tazminatına hükmedilmesinin yerinde olmadığını, Davacının portföy tazminatı alacağını kabul anlamına gelmemekle birlikte bilirkişinin hesaplama yönteminin taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını,  bilirkişi raporunda davacının 2013-2017 tarihleri arasında almış olduğu komisyon ödemelerinin toplamı alınarak ortalama hesaplandığını, bu doğrultuda davacının hak edebileceği denkleştirme tazminat tutarının 40.948-TL olabileceğinin belirtildiğini; bilirkişi raporuna yönelik bu hesaplama yönteminin hatalı olduğu ve taraflarınca kabulünün mümkün olmadığı yönünde itirazlar sunulmuş olsa da yerel mahkemece değerlendirmeye alınmadığını, bilirkişilerin raporda atıf yaptığı 6102 sayılı TTK 122/2 madde hükmünde tazminat miktarının acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamayacağının belirtilmiş olup, bu hesaplama yönteminin tavan belirlemek amacıyla kaleme alındığını ancak bilirkişi tarafından, portföy tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı hususları incelenmeksizin tazminat hesaplaması yapılmasının kabul edilebilir nitelikte olmadığını,  TTK 122. maddesi uyarınca “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli çıkar sağlamaya devam etmesi” ve “acente tarafından müşterilerinin sigorta şirketine kazandırılması ve bu nedenle acentenin müşterileri kaybetmesi” dikkat edilmesi gereken hususlar olup, hem kök raporda hem de ek raporda bu hususta eksik incelemeler yapıldığını, kanunda sayılan tüm kriterlerin mevcut olup olmadığının değerlendirilerek tazminat hesaplaması yapılması gerekirken, kriterlerin göz önüne alınması gerektiğinin de belirtilmiş olmasına rağmen, somut olaya yansıtılmadığını, mahkemece de bu yöndeki itirazlarının dikkate alınmayarak ve kanunda sayılan kriterlerin mevcut olup olmadığı araştırılmayarak hüküm tesis edildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2018/1472 E. 2019/1598 K. sayılı ilamında da bu ilkelere vurgu yapıldığını,  denkleştirme tazminatının hangi esaslara göre hesaplanacağı ve yapılacak incelemelerin detaylı şekilde belirtildiğini,  bilirkişi tarafından eksik değerlendirme ve hesaplama ile tanzim edilen raporun hükme esas alınmasının yerinde olmadığını, Davacı acentenin müvekkili şirket dışında başka sigorta şirketi ya da şirketlerinin de acenteliğini yapmakta olduğundan, fesih sonrası herhangi bir zarara uğramadığını, davacının müşteri çevresi listesi ile fesih sonrasında yenilenen/ yenilenmeyen poliçe listelerinden yenilenen poliçe varsa hangi sigorta şirketlerinde yenilendiğinin tespitinin önem arz etmekte olduğunu; fesih sonrası,  sigorta poliçelerini çalışmakta olduğu diğer sigorta şirketlerinden düzenleyebilmesi mümkün olduğundan, bir zararının söz konusu olmayacağını ve portföy tazminatının haksız olduğunun anlaşılabileceğini, ancak tüm itirazlarına rağmen bu konuda da bilirkişi raporlarında değerlendirme yapılmamış olup, mahkemece de eksik inceleme ve değerlendirme sonucunda hüküm kurulduğunu, Acentelik sözleşmesinin feshi sonrası davacı acentenin müvekkili şirketten kaynaklanan bir portföy kaybının bulunmamakta olduğunu, bir an için acentelik sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı nedenlere bağlı olarak feshedilmediği kabul edilse dahi, davacı acentenin portföy tazminatı talebinde bulunabilmesi için gerekli olan şartların yine de oluşmadığını,  6102 sayılı TK’ nun 122. Maddesinde aranan koşulların hiçbirinin gerçekleşmediğini; müvekkili Şirketin davacı acentenin portföyünden yararlanmaya devam etmek gibi bir gayesi olmadığı gibi, elde etmiş olduğu önemli bir menfaatinin de bulunmadığını, Acentenin yeni ve sürekli müşterilerden menfaat elde etmesi, bu müşterilerin siparişi ve neticesinde müvekkilin kazanç elde etmesi ile somutlaştığını; müvekkilinin menfaat elde etmediği durumlarda veya objektif sebeplerle müşteriyi terk etmesi hallerinde menfaat koşulu gerçekleşmeyeceği için acentenin de denkleştirmeye hak kazanamayacağını (s.294,295 Rauf Karasu, Türk Ticaret Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’ na Göre Acentanın Denkleştirme Talebi,  Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008)Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/16850 E., 2015/3124 K. sayılı 09.03.2015 tarihli; 2013/14565 E., 2014/16277 K. sayılı 23.10.2014 tarihli; 2016/2170 E., 2017/2780 K. sayılı 10.05.2017 tarihli kararlarında da bu hususlara vurgu yapıldığını, Davacı acentenin portföy tazminatına hak kazanabilmesi için kanunda açıkça sayılan hususların gerçekleşmediğini; davacı acentenin münhasır bir acente de olmadığını; acentenin yıllardır başka sigorta şirketlerinin de poliçelerini düzenlemekte olduğunu; bu halde münhasır bir acente olmayan davacı acentenin portföyündeki müşterilerinin poliçesini diğer sigorta şirketlerinden yenilemesinin pek tabi ki mümkün olup herhangi bir kar kaybının olmasının da mümkün olmadığını, davacı acentenin, müvekkil şirket dışında da sigorta şirketleriyle çalışmakta olduğunu; acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi nedeni ile davacı acentenin portföy tazminatı alacağı talebinin bir dayanağının bulunmamakta olduğnu; davacı/acentenin halen tüm sigortacılık faaliyetlerine devam etmekte olduğunu, Her ticari işletmenin kazanç sağlayabileceği bir acenteyle çalışmayı, iş yapmayı isteyeceğini, müvekkili şirket tarafından herhangi bir acenteyle çalışmaya başlanıldığında, bu çalışmanın verimliliği için masraflar yapılmakta olduğunu; davacının iş hacmine oranla poliçe üretiminin çok düşük olduğunun tespit edildiğini; sigorta şirketleri ve acentelerin ticari iş gereği kar amaçlı şirketler olduğunu; yapılan feshe rağmen acentenin hala farklı şirketlerin acenteliğini yapması da göz önüne alındığında sözleşme feshedilse bile davacının çalışmasına devam edebileceği sigorta şirketlerinin bulunmakta olduğunu; davacı acentenin müvekkili şirketin münhasır acentesi de olmadığını, gerek bağımsız aracı bir kurumla poliçe yapma zorunluluğu olmaması gerekse Borçlar Kanunu nezdinde gerçek ve tüzel kişilerin serbest iradeleriyle hareket edebileceğinin açıkça belirtildiğini; sigorta ettiren asilin kendi adına ve hesabına sözleşme yapabilmesinin serbest iradesine bağlı olduğunu, gerek müvekkili şirket gerekse davacı açısından birlikte çalışma zorunluluğunun bulunmadığını; maddi zararın kaynağı olarak gösterilen, Sigortalı adına hareket eden davacı acentenin müşteri açısından bir kaybı söz konusu olmadığı gibi böyle bir durumda müvekkili şirkete atfedilebilecek herhangi bir durum ve kusurun söz konusu olmadığını, Sigortalının istediği aracı kurumu seçmekte özgür olduğunu; bu hususa 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da da değinildiğini, tüketiciye seçme hakkı tanındığını; seçme hakkının tüketicinin alacağı mal ve hizmeti seçme hakkını ifade ettiğini; bu sebeple alternatif mal ve hizmetler ile tüketicinin temel hakları arasında yer alan seçme hakkı kapsamında rekabetçi fiyatlar ve karşılaştırabileceği diğer mal ve hizmetlerin tüketiciye sunulması gerektiğini,Davacı acentenin fesih tarihinden sonra zarara uğradığını ispatlayamadığını,  davacının fesih tarihinden sonra zarara uğrayıp uğramadığının anlaşılabilmesi için müşteri çevresi listesi ile fesih sonrasında yenilenen/yenilenmeyen poliçe listelerinden yenilenen poliçe varsa hangi sigorta şirketlerinde yenilendiğinin tespitinin önem arz etmekte olduğunu; şayet müvekkili sigorta şirketi nezdinde yenilenmeyen poliçeler başka sigorta şirketlerinden yenilendi ise davacının zararı bulunmadığı gibi, davacının müvekkili sigorta şirketinden diğer sigorta şirketlerine müşteri kaydırdığı hususlarının da gündeme gelebileceğini, Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydı ile, bilirkişiler tarafından hesaplanan ve mahkemece hükme esas alınan tutarın tavan fiyat olduğunu; Denkleştirme tazminatının koşullarından olan “sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli çıkar sağlamaya devam etmesi” ve “acente tarafından müşterilerinin sigorta şirketine kazandırılması ve bu nedenle acentenin müşterileri kaybetmesi” dikkat edilmesi gereken hususlar olarak belirtilmişse de, bu hususların mevcut olup olmadığının hiç değerlendirilmediğini, salt davacı talebine bağlı kalınarak itirazlarının hiçbir surette değerlendirmeye alınmayarak eksik inceleme ve değerlendirme yapıldığını, ileri sürerek, yerel mahkemenin denkleştirme tazminatının kısmen kabulüne yönelik kararının kaldırılmasına ve davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı acentenin kusuru olmaksızın feshedildiği iddia olunan acentelik sözleşmesine dayalı denkleştirme tazminatının tahsili ile davacıdan haksız olarak kesildiği iddia olunan fesih masraflarının iadesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece davacının denkleştirme tazminatı talebinin ıslah edilen değer üzerinden kısmen kabulüne, masraf iadesi isteminin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, bu nedenle davacının denkleştirme tazminatı isteyemeyeceği, sözleşmenin haksız feshedildiği kabul edilse dahi TTK'nun 122 ve Sigortacılık Kanunu'nun 23 maddesine uygun şekilde denkleştirme tazminatı talep koşullarının oluşup oluşmadığının, oluşmuş ise talep edilebilecek tazminat tutarının ne olduğunun değerlendirilmediği, hesaplamanın TTK'nun 122/5 fıkrasındaki tavan esas alınarak yapıldığı, oysa bu maddenin hükmedilecek tazminatlara üst sınır getirdiği, kök ve ek rapora bu yönde itiraz etmiş olmalarına rağmen eksik incelemeye dayalı rapor esas alınarak hüküm kurulduğu yönündedir. Acentelerin denkleştirme tazminatı istemlerine ilişkin düzenleme 6102 Sayılı TTK'nun 122 ince maddesinde yer almakta olup, sigorta acentelerinin denkleştirme tazminatı istemleri 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesinde ayıca hükme bağlanmıştır. TTK'nun 102/3 fıkrasında sigorta alanlarına ilişkin özel düzenlemeler saklı tutulmuş olup, 5684 sayılı Kanunun 23/16 maddesi uyarınca, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi, sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer. Sigorta şirketinin acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi, acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler dolayısıyla acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam etmesini ifade eder(bkz Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2019/2876 esas, 2020/3326 karar sayılı, 30/06/2020 tarihli ilamı). Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder (hakkaniyet unsuru ile ilgili bkz. Mustafa İsmail Kaya, Acentelik Hukuku, Adalet Yayınevi, 2 Bası, Ankara 2022, s.374 vd). Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez.  Öte yandan bu tazminat tutarı TTT'nun 122/2 fıkrası uyarınca, sigorta acentesinin fesih tarihinden geriye doğru son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme daha kısa süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. Denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğunu ispat yükü acente üzerinde, acentenin kusurlu olduğunu veya denkleştirme tazminatından hakkaniyet indirimi yapılmasını gerektirir koşullar bulunduğunu ispat yükü müvekkil üzerindedir (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2021/5374  esas, 2022/7179 karar sayılı, 19/10/2022 tarihli ilamı)Somu olayda; mahkemece taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi ve fesih ihbarları dosya arasına alınarak, davalı şirketin 2012 ila 2017 yılları ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış alınan kök rapora davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine  kök rapordaki kanaatleri tekrar eden ek rapor alınmış, bilirkişi raporundaki, davacı acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyonların ortalaması üzerinden hesaplanan tazminat tutarından hakkaniyet indirimi yapılarak, denkleştirme tazminatı isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, fesih tarihinden sonra davalının yenilediği poliçeler bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Mahkemece davacı ve davalı defterlerinde yapılacak inceleme sonucunda davacının bulduğu müşterilerin sözleşme sona erdikten sonra da davalı şirket ile yeniden poliçe imzalayıp imzalamadığının tespiti, buna göre davalının davacının bulduğu müşteri portföyünden elde etmeye devam ettiği menfaatin tespiti ve TTK'nun 122/2 fıkrasındaki üst sınırı aşmayacak şekilde denkleştirme tazminatı tutarının tespiti, somut olayın özelliklerine göre hakkaniyetin denkleştirme tazminatı ödenmesini gerektirip gerektirmediğinin tartışılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalı yanın bu yöndeki itirazları da karşılanmaksızın, eksik inceleme ile talebin kabulüne karar verilmesi yerinde olmamış, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebi haklı bulunmuştur. Yukarıda izah edilen gerekçelerle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda mahkemesine iadesine, sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/02/2021 tarih ve 2018/472 Esas - 2021/148 Karar  sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/12/2023 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ba552c3d64b3e68c","SID":"54e579e71c597f8a"}}