{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1492 Esas<br>KARAR NO: 2023/2109 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2014/1226 Esas - 2021/419 Karar <br>TARİHİ: 25/05/2021<br>DAVA: Alacak (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 28/12/2023<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  .... Bankası A.Ş. Rıhtım Kadıköy Şubesi ile dava dışı asıl borçlu ... arasında 27/05/2008 tarihinde 100.000-TL'lik kredi sözleşmesi imzaladığını, sözleşmenin 24/02/2009 tarihindeki 250.000-TL limit artırımı ile 350.000-TL'ye yükseltildiini, davalı ... ve dava dışı ... bu sözleşmelerde kefil olduğunu, 24/12/2010 ve 0902/2011 tarihlerinde iki adet yeni kredi sözleşmesine dayalı kefil ve dava dışı kefilin kefalet imzası alınarak 20.000-TL'lik ve 30.000-TL'lik kredi sözleşmeleri imzalandığını ve bu sözleşmelerin bir örceki 350.000-TL lik sözleşme ile sorumluluk limitlerinin 400.000-TL 'ye çıkarıldığını, söz konusu sözleşmeler uyarınca dava dışı asıl borçluya taksitli 28/01/2009 tarih ve ... numaralı kredili mevduat hesabı, 15/10/2011 tarih ve ... numaralı ticari kredilerin ve çek karnesi kullandırıldığını, ... ve .... numaralı çeklerin tazmin edilmesi ve kullandırılan kredilerin ödenmemesi sebebiyle davalıya Kadıköy .... Noterliğinden 10/01/2013 tarihinde sırasıyla ... yevmiye numaralı ihtarnamelerin keşide edildiğini, söz konusu ihtarnamelere rağmen asıl borçlu ve kefillerin bankaya olan borcunu ödemediğini, ... hakkında ihtarnamelere karşı ihtarname ile itiraz edilmesi üzerine takip işlemi yapılmaksızın bu davının açıldığnı, davalı borçlunun 24/12/2012 tarihi itibariyle 76.930,26-TL anapara ve borcunun tespit ve ek ıslah dilekçesi ile de tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  dosyaya sunulan kredi sözleşmelerinden 24/12/2010 ve 09/02/2011 tarihli olanlar ile 24 ay vadeli kredi kullanımına ilişkin ödeme planında yer alan imzaların davalıya ait olmadığnı, belirtilen sözleşmelere ilişkin borcun bulunmadığını, davalının imzası ve borcunun bulunmamakla birlikte 24 ay vadeli kredi ile ilgili ödeme planında adi kefil olarak belirtildiğini, davacının alacağını öncelikle asıl borçludan tahsil etmesi gerektiğini, tahsil edilemeyen kısmına kesin aciz vesikası alındıktan sonra bakiye alacağın davalıdan istenebilecğini, sözleşmelerde ve ödeme planında kredi faizi ve temerrüt faizi oranlarının belirtilmediğini, asıl borçlunun veya diğer kefilin borcun ne kadarını ödediğinin bilinmediğini, borç olarak kalan anapara ve faizlerin ne kadar olduğunun açıklanmadığını, davacı tarafından işletilen faiz oranlarının ve borca ilave edilen masraf ve diğer ücretlerin fahiş olduğunu ve tümüne itiraz edildiği belirtilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 25/05/2021 tarih 2014/1226 Esas - 2021/419 Karar sayılı kararında;\"Taraflar arasında dava dışı asıl borçlu ...’ ın borçlu olduğu ve davalının 27.05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzaladığı yönünde bir ihtilaf yoktur.Taraflar arasındaki İhtilaf, genel kredi  sözleşmesinin kullandırılan kredileri kapsayıp kapsamadığı, davalının kefil sıfatının türü ve kefile başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği, sözleşmenin genel işlem şartları sebebiyle haksız hükümleri içerip içermediği, kullandırılan kredilerde azami faiz hadlerinin tatbik edilip edilemeyeceği, kefilin BSMV den sorumlu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.Mevzuatımıza göre kefalet sözleşmesi mevcut veya doğacak bir borç için akdedilebilme özelliği sayesinde, genel kredi sözleşmelerinde kullandırılan kredinin teminatı fonksiyonunu görme imkânı sağladığı için verilen krediler kefalet akdi ile de teminatlandırılır ve kefalet de genel kredi sözleşmesi boyunca devam eder. Bununla beraber kefilin limiti ile sınırlı olan bu sorumluluk, aynı sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan krediler için geçerlidir. Kullandırılan kredi için taraflar arasında yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalanmışsa, kefilin bu krediden de sorumlu olduğunun kabul edilebilmesi için, ilgili genel kredi sözleşmesinde de imzasının bulunması gerekir. Bu veriler ışığında niza konusu kredilerin taraflarca geçerli olduğu kabul edilen genel kredi sözleşmesinin kapsamında sayılıp sayılamayacağı bakımından yaptırılan bilirkişi incelemesinde, Kredili mevduat hesabı, taksitli ticari kredi ile çek tazmininden kaynaklanan alacakların, taraflar arasında geçerli olduğu kabul edilen genel kredi sözleşmelerinde düzenlendiğinden sözleşme kapsamında olduğu, Bununla beraber, niza konusu taksitli ticari kredi, davacının imzası olmayan iki genel kredi sözleşmesinden sonra 15.10.2011 tarihinde kullandırıldığından, kullandırılan kredi ile davalının imzası olmayan iki genel kredi sözleşmesinin limitinin de karşılaştırıldığı, kullandırılan kredinin miktarı 100.000 TL, davalının imzası olmayan iki genel kredi sözleşmesinin toplam 50.000 TL olduğundan, sonradan düzenlenen genel kredi sözleşmelerinin limitinin bu krediyi karşılamadığı, Bu sebeple, ilgili kredilerin sonradan düzenlenen ve davalının imzası bulunmayan genel kredi sözleşmelerine bağlı olarak ihdas edilmediği, bu sözleşmelerin dava dışı asıl borçlunun kredi limitinin artırılmasına binaen düzenlendiği, Davalının 27.05.2008 tarihli sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzaladığı, genel kredi sözleşmelerinin çerçeve ve süresiz sözleşme olması sebebiyle, 350.000 TL’ lik limitinden dolayı sorumlu olduğu,  ilgili sözleşme içeriğinde dava konusu kredi türleri düzenlendiğinden, davalının, geri ödeme planlı krediden, çek tazmin bedelinden doğan krediden ve KMH borcundan sorumlu olduğu, kanaatine varılmıştır.Genel kredi sözleşmesinin kullandırılan kredileri kapsayıp kapsamaması bakımından, yaptırılan bilirkişi incelemesi nazara alınarak, davalının 27.05.2008 tarihli sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzaladığı, genel kredi sözleşmelerinin çerçeve ve süresiz sözleşme olması sebebiyle, bu sözleşmedeki 350.000 TL’ lik limitinden dolayı sorumlu olduğu,  ilgili sözleşme içeriğinde dava konusu kredi türleri düzenlendiğinden, davalının, geri ödeme planlı krediden, çek tazmin bedelinden doğan krediden ve KMH borcundan sorumlu olduğu, ilgili kredilerin sonradan düzenlenen ve davalının imzası bulunmayan genel kredi sözleşmelerine bağlı olarak ihdas edilmediği, bu sözleşmelerin dava dışı asıl borçlunun kredi limitinin artırılmasına binaen düzenlendiği, anlaşılmıştır.Kefaletin türü bakımından, Ticaret Mevzuatımıza göre, ticari iş niteliği taşıyan bir borca kefalet verilmişse, kanunda veya sözleşmede aksi belirtilmedikçe kefalet,  müteselsil kefalet sayılmaktadır. Banka genel kredi sözleşmeleri de, ticari nitelikte olduğundan, verilen kefaletler müteselsil kefalet hükümlerine tabidir. Bu hususlara uygun olarak imzası davalıya ait olduğu tespit edilen 27.05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde de davalının sıfatı müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak belirlenmiş olup; hem taraflar arasında geçerli olan genel kredi sözleşmesine hem de ticaret hukuku mevzuatımıza göre, davalının sıfatının müteselsil kefil olduğu anlaşılmıştır.Müteselsil kefile başvuru şartı bakımından, alacağın devam eden bir taşınır rehniyle teminat altına alınmamış olması ve yapılan ihtarın sonuçsuz kalarak borçlunun ifada gecikmesi ya da borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması önem arz etmektedir. Dava konusu olayda taşınır rehnine ve ödeme güçsüzlüğüne ilişkin taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ayrıca genel kredi sözleşmelerinden doğan borçlarda müteselsil kefile başvurabilmek için öncelikle asıl borçluya ihtarname gönderilerek hesabın kat edilmesi gerekmektedir. Hesabın bu şekilde kat edilmesi, alacağın muacceliyeti için yeterli olup;  ayrıca ihtarın tebliği şartı aranmamaktadır. Davacı tarafından dosyaya sunulan Beyoğlu ... Noterliği’nden, 06.12.2012 tarih ve ... yevmiye numarası ile gönderilen ihtarın, 06.12.2012 tarihi itibarıyla 16.041,14 TL’ lik borç için çekildiği, bu borcun hangi kredi ile ilgili olduğuna dair çekilen ihtarda bir açıklık bulunmamakla birlikte, ilgili ihtarın davacının kredi kartları bölümünden çekilmesi ve yine kredi kartı sözleşmesine atıf yapması nedeniyle, dava konusu, kredili mevduat hesabı, çek kredisi ve ... numaralı taksitli ticari kredi ile ilgili olmadığı anlaşılmaktadır.Yine davacı tarafından dosyaya sunulan Kadıköy .... Noterliği 18.12.2012 tarih ve ... yevmiye numarası ile gönderilen ihtarın ise, 14.12.2012 tarihi itibarıyla, 63.132, 60 TL' lik borç için çekildiği, bu borcun dava konusu ... numaralı taksitli kredi hesabından kaynaklandığı görülmektedir. Fakat bu ihtarnamede de dava konusu kredili mevduat hesabından kaynaklanan alacakların konu edilmediği ve ihtarda kullanılmayan çeklerin iade edilmesi talep edilmesine rağmen, bu ihtarnameden önce 13.09.2012 ve 19.09.2012 tarihinde ödenen toplam 2.000 TL’ lik banka sorumluluk bedellerinin tahsili de talep edilmediği görülmektedir. Mevcut durumda, müteselsil kefile başvuru şartlarından olan asıl borçluya ihtarın, dava konusu kredilerden sadece ... numaralı taksitli ticari kredi açısından gerçekleştiği, dava konusu diğer kredili mevduat hesabı ve çek tazmininden kaynaklanan alacaklar için ise, müteselsil kefile başvuru şartlarının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.Genel İşlem Şartları bakımından,  Yeni Borçlar Kanunu ile birlikte mevzuatımıza giren genel işlem koşulları, sözleşme taraflarından birinin ileride yapacağı çok sayıdaki sözleşmede kullanmak üzere,  önceden tek taraflı olarak hazırlayıp, standartlaştırarak karşı tarafa sunduğu sözleşme şartları olarak tanımlanmaktadır. Sözleşmedeki hakim tarafın karşısında yer alanların, tüketici veya tacir olması da fark etmemekte, kanunun yürürlük tarihinden sonra düzenlenen banka genel kredi sözleşmelerinde müşterinin tacir olması halinde genel işlem koşullarına ilişkin hükümler uygulanmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen metinlerdeki hükümlerin genel işlem şartı olarak kabul edilebilmesi için de, genel ve soyut olmaları, müzakere edilmemiş olmamaları ve ileride çok sayıda metinde kullanılmak üzere hazırlanmış olmaları gerekmektedir. 27.05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinin metni tetkik edildiğinde, sözleşmenin daha sonradan çok sayıda kullanılmak üzere matbu olarak düzenlendiği, müşterinin her hükümle ilgili tek tek pazarlık müzakeresini içeremeyecek nitelikte teknik genel ve soyut olduğu, bu sebeple, genel işlem şartlarına haiz olduğu görülmektedir.Bununla beraber genel işlem şartları çoklu sözleşme yapma talebi ile karşı karşıya olan kişilerin sözleşmenin kuruluşunu çabuklaştırma, zaman kaybını giderme, her defasında yeniden sözleşme kurmasını önleme gibi gereksinimlerden doğduğundan, bir hükmün genel işlem şartı olması onu tek başına hükümsüz kılmaz. Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı düzenlemeler ile birlikte, içerik denetimi neticesinde genel işlem şartlarına binaen, dürüstlük kuralına aykırı olarak zayıf tarafın riskini artıran, ölçüsüz, orantısız ya da önemli ölçüde karşı taraf aleyhine konulmuş düzenlemeler de hükümsüz kabul edilmektedir.Orantılılık ilkesi olarak kabul edilen bu şart, sözleşmesel menfaat ve risklerden orantılı olarak faydalanma imkanı olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca sözleşmenin bütünü içerisinde, haksız olarak addedilecek bir şartın, müşteri aleyhine doğurduğu dengesizlik sözleşmedeki diğer bir şart ile giderilemiyorsa,  orantısızlığın var olduğu kabul edilmektedir.Bu durumdaki Genel İşlem Şartları ile ilgili yapılan içerik denetimi neticesinde ise, dürüstlük kuralına aykırı olarak zayıf tarafın riskini artıran, ölçüsüz, orantısız ya da önemli ölçüde karşı taraf aleyhine konulmuş düzenlemeler yazılmamış kabul edilmektedir.Bu veriler ışığında, davalı tarafından genel işlem koşulu olarak kabul edilerek  yazılmamış sayılması talep edilen, genel kredi sözleşmesindeki muacceliyet-fesih, faiz ve BSMV ile ilgili hükümlere bakmak gerekmektedir. Sebep göstermeden borcun muacceliyetine ilişkin hükümler, genel itibarıyla tüketici kredileri bakımından hükümsüz kabul edilmektedir. Bununla beraber, kredi kullananın tacir olduğu ticari krediler bakımından borcu muaccel kılma yönündeki bir hükmün doğrudan dürüstlük kuralına aykırı olduğu kabul edilmemekte, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir.Özellikle bankanın kredi müşterisinin borcunu ödeyemez duruma düştüğünü fark ettiğinde kredi geri ödeme borcunun vadesini beklemek zorunda bırakılması kredinin geri dönüşünü imkansız bırakabilmekte bu sebeple müşteriye ihbar yapılması kaydı ile tüm borçlarının muaccel hale getirilmesi ve borçlunun temerrüde düşürülmesi mümkün kabul edilmektedir. Fesih bakımından da, mevzuatımıza göre, borçlunun temerrüdü için borçluya bir ihtar gönderilmesi gerekmektedir. Dava konusu olaya bakıldığında da bankanın, kullandırmış olduğu kredileri süresi içinde tahsil edemediği bu sebeple hesapları kat ettiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple sözleşme özelinde, muacceliyet ve feshe ilişkin sözleşme hükümlerinin genel işlem şartlarına haiz olmadığı anlaşılmaktadır.Faiz bakımından, Yeni Borçlar Kanunumuzla birlikte akdi faiz ve temerrüt faiz oranlarına azami hadler getirilmekle beraber, Ticaret Kanunu’nda,  ticari faizin sözleşme ile kararlaştırılabileceği düzenlenmiş olup, ticari işlerde, sözleşmede kararlaştırılan faiz oranı, azami faiz hadlerini aşsa da geçerliliğini koruduğu kabul edilmektedir. Bu sebeple dava konusu olayda, sözleşme ile belirlenen faiz oranlarının genel işlem şartı kapsamında sayılamayacağı, akdi ve temerrüt faizinin sözleşmede belirlendiği şekilde tatbiki gerektiği, anlaşılmıştır.BSMV bakımından da, 6082 sayılı Gider Vergisi Kanunun 28.maddesine göre BSMV' nin mükellefi banka olmakla birlikte, bu durumun aksinin sözleşme ile kararlaştırılması halinde, kefillerin de BSMV’ den sorumlu olacağı kabul edilmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmede de akdi ve temerrüt faizinin vergisinden borçluların sorumlu olacağı kararlaştırıldığından, davalının tahakkuk edecek BSMV’ den sorumlu olacağı, anlaşılmıştır.Bu kapsamda davalının sorumlu olduğu borç miktarının tespiti için yatırılan bilirkişi incelemesinde, davacı bankanın, davalıdan, ... numaralı taksitli ticari kredi sebebiyle, dava tarihi itibarıyla, 64.006,57 TL asıl alacak, 11.410,71 TL gecikme faizi, 570,54 TL BSMV olmak üzere, toplam, 75.987,81 TL alacağının bulunduğu  tespit edilmiştir.Davacı bankanın, göndermiş olduğu ihtarname davalıya 18.01.2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve borçlulara ödeme için 7 günlük süre verilmiştir. Bu sebeple davalının 26.01.2013 tarihinde temerrüde düşeceği anlaşılmıştır.Bütün bu veriler ışığında, temerrüt tarihi itibarıyla bankanın, dava dışı asıl borçludan ticari taksitli krediden kaynaklanan 64.006,57 TL’ lik asıl alacağını, davalı müteselsil kefilden de talep edebileceği, temerrüt tarihinden itibaren asıl alacağa ticari faiz işleyeceği, dava tarihi itibarıyla, davacının toplam alacağının 75.987,81 TL olduğu anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı dava dilekçesi ile faiz talep etmediğinden alacağa ilişkin faiz hükmü kurulmamıştır.\"gerekçesi ile, Davanın kısmen  kabulü kısmen reddi ile; 75.987,81-TL nin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkemece bilirkişi kök ve ek raporları doğrultusunda hüküm altına alınan tek borcun 313240 nolu tasitli ticari krediden doğduğu iddia edilen borç olduğunu, Bilirkişi raporları ve yerel mahkemenin gerekçeli kararında \"Taksitli Ticari Kredi\" başlığı altında hükme esas alınan 313240 nolu Taksitli Ticari Kredi Ödeme Planı'ndaki imzaların müvekkili davalıya ait olmadığı hususunun işbu dosya kapsamında yapılan imza incelemeleri ile sübut bulduğunu, buna rağmen, hükme esas alınan raporlarda ve Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında 27.05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesi gerekçe gösterilerek esasen müstakil bir kredi sözleşmesine konu olan söz konusu borçtan da müvekkilinin sorumlu olduğu kabulüyle hesaplama yapılması ve hüküm kurulmasının açıkça haksız ve hatalı olduğunu, Davaya cevap dilekçelerinde, davacı tarafından dosyaya sunulan Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmelerinden 24.12.2010 ve 09.02.2011 tarihli olanlarında ve ayrıca 24 ay vadeli kredi kullanımına ilişkin ödeme planındaki imzaların müvekkile ait olmadığı belirtilerek imza itirazında bulunulduğunu; Yerel Mahkemece yaptırılan imza incelemeleri neticesinde de itirazlarına konu imzaların (24.12.2010 ve 09.02.2011 tarihli sözleşmelerde ve ayrıca ... no.lu taksitli ticari kredi ödeme planında yer alan imzaların) hiçbirinin müvekkiline ait olmadığının isabetle tespit edildiğini, bu çerçevede, müvekkilin, kendisi tarafından imzalanmamış olduğu sabit olan 24.12.2010 ve 09.02.2011 tarihli sözleşmelere ve ayrıca bu sözleşme tarihlerinden sonraki bir dönemde (15.10.2011 tarihinde) esasen müstakil bir kredi ilişkisine konu edilen ... no-lu taksitli ticari kredi ödeme planına konu borçlardan sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığını, Nitekim hükme esas alınan bilirkişi kök - ek raporlarında da 24.12.2010 ve 09.02.2011 tarihli sözleşmelerin değerlendirme dışı bırakıldığını ancak yine müvekkili tarafından imzalanmamış olduğu sabit bulunan ... no-lu taksitli ticari kredi ödeme planına konu borcun ise 57,05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında değerlendirilerek bu sözleşmedeki limit dahilinde kaldığı gerekçesiyle hesaplamaya esas alındığını ve sonuç olarak müvekkilinin bu kalemden toplamda 75.987,81.-TL borcunun bulunduğu şeklinde açıkça hatalı ve somut olaya ve dosya muhtevasına aykırı bir görüş ve değerlendirmeye yer verildiğini, Yine kök rapordaki bu hatalı tespite karşı itirazlarına ilişkin olarak ek raporda da genel olarak ve özetle \"sonradan düzenlenen genel kredi sözleşmelerinin limitinin bu krediyi karşılamadığı” gerekçesiyle kök rapordaki görüş ve hesaplamanın muhafaza edildiğini, itirazlarına rağmen Yerel Mahkemece de aynı gerekçe ve kabulle hüküm kurulduğunu, oysa müvekkilinin, hiçbir şekilde bilgisi, onayı ve imzası bulunmayan ve müstakil bir anlaşmaya konu edildiği anlaşılan bu kredi borcundan sorumlu tutulmak istenmesi ve imzalamadığı bir metinden doğan borç iddiası ile müvekkili aleyhine kefil sıfatıyla hüküm kurulmasının açıkça haksız ve dayanaksız olduğunu, buna rağmen, Mahkemece hatalı bilirkişi raporları doğrultusunda karar verilerek müvekkili tarafından imzalanmamış olduğu sabit olan 313240 no.lu kredi ödeme planından dolayı müvekkili aleyhine hüküm kurulmuş olup, Yerel Mahkemenin kabul kararının açıkça hatalı olduğunu, Dosyada mevcut imza incelemesi raporlarındaki tespitler ve önceki dilekçelerinde yer alan açıklamaları çerçevesinde dava dışı ... ile müstakil olarak yapılmış bir kredi sözleşmesi olan 15.10.2011 tarih - ... no.lu 100.000.-TL'lik Taksitli Ticari Kredi Ödeme Planındaki imzaların müvekkile ait olmadığı; bu çerçevede, müvekkilin, kefaletini ve imzasını içermeyen bu sözleşmeye konu borçtan (raporlarda \"taksitli ticari kredi” başlığı altında incelenen borçtan) sorumlu tutulamayacağının sabit olduğunu, nitekim, bizzat davacı tarafın dava dilekçesinde yer alan; “Dava dışı asıl borçlu 15.10.2011 tarihinde müvekkil bankaya başvurmuş ve 24 ay vadeli 100.000,00-TL'lik kredi kullandırılmasını talep etmiştir. Dava dışı borçluya, yine davalı ve dava dışı ... da kefaletiyle ... nolu 100.000,00-TL'lik kredi kullandırılmıştır.” şeklindeki ifadeler de söz konusu taksitli ticari kredi ödeme planının, Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi dışında ve ayrıca ... ile müstakil olarak yapılmış bir kredi sözleşmesi olduğunu açık bir şekilde göstermekte olduğunu, Bu çerçevede, gerek davacı tarafın dava dilekçesinde ve gerekse de dilekçe ekinde ibraz edilen Kadıköy ... Noterliğinin 10.01.2013 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesinde yer alan açıklamalarla ... no-lu taksitli ticari kredi ödeme planının dava dışı  ... ile müstakil olarak yapılmış bir kredi sözleşmesi olduğunun ortaya konulmuş olup, bizzat davacı tarafın beyanına göre, görülen davada davacı tarafça talep edilen alacağın 65.453,82.-TL'lik kısmının, söz konusu 15.10.2011 tarih ve ... no.lu 100.000.-TL/'lik Taksitli Ticari Kredi Ödeme Planından kaynaklanmakta olduğunu, Konuya ilişkin emsal nitelikteki Yargıtay 19. H.D.'nin 30.01.2013 tarih, 2012/15421 E. 2013/1789K. Sayılı kararında da; “Mahkemece toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları doğrultusunda, genel kredi sözleşmesinin 41.1. maddesi uyarınca davacının, dava dışı asıl borçlunun davalı bankayla yapmış olduğu ve ileride yapacağı işlemlere 'kefil olmayı' kabul ettiği, bu durumda davacı kefilin, genel kredi sözleşmesinde yazılı ve hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak biçimde sorumluluğunun belirlendiği, böylece davalı bankanın dava dışı borçlu ... hakkında genel kredi sözleşmesi dışında oluşan (kredi kartı kullanımı ve tüketici kredisi kullanımından kaynaklı olarak) doğan alacakları hakkında davacı hakkında icra takibi yapmakta haklı olduğu, bu takip dosyalarında da davacı kefilin kefalet limiti kapsamında ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı, davalı bankayla dava dışı .... arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalamıştır. Dava konusu borcun ise davacının imzası bulunmayan kredi kartı ve tüketici kredi sözleşmelerinden kaynaklandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Davacı kefilin kefil olarak imzalamadığı sözleşmelerden doğan borçtan sorumlu tutulması doğru değildir. Her ne kadar mahkemece genel kredi sözleşmesinin 41.1 madde hükmüne dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurumuş ise de  anılan sözleşme hükmü davacıyı, imzası bulunmayan sözleşmeler sebebiyle sorumluluk altına sokacak biçimde yorumlanamaz. Mahkemece, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” denildiğini, Her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ve Mahkemenin gerekçeli kararında müvekkilinin 27.05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzasının olduğu ve 15.10.2011 tarihli taksitli ticari kredinin de bu sözleşme dahilinde kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiş ise de; anılan 27.05.2008 tarihli kredi sözleşmesinin, müvekkili, imzasının bulunmadığı gelecekteki tüm sözleşmeler açısından da sorumlu kılacağının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilin, 27.05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinden yaklaşık 3,5 yıl sonra davacı banka ile dava dışı borçlu arasında bağımsız ve müstakil bir anlaşmaya konu edilen taksitli ticari kredi borcundan sorumlu tutulmak istenmesinin yasaya, usule ve örnek kararlara aykırı olduğunu, yine bu çerçevede, 27.05.2008 tarihli sözleşmeye konu kefalet ilişkisinin/borcunun gelecekte doğacak muhtemel tüm borçları da kapsayacak şekilde yorumlanması ve bu gerekçe ile müvekkilinin kefil olarak imzalamamış olduğu sözleşmelere konu borçlardan da sorumlu tutulmak istenmesinin yasaya, usule, örnek kararlara, hakkaniyet kurallarına da açıkça aykırı olduğunu; müvekkilinin henüz doğmamış borçlardan da kefil olarak sorumlu olduğunun kabul edilemeyeceğini,  davacı banka ile dava dışı borçlu arasında 24.12.2010 ve 09.02.2011 tarihli iki yeni genel kredi sözleşmesinin daha imzalanmış olmakla (bu iki yeni sözleşmeyi müvekkilin kefil olarak imzalamamış olduğu hususu imza incelemeleriyle sabittir), 15.10.2011 tarihli taksitli ticari kredi ödeme planının çok daha yakın tarihli olan bu iki sözleşme yerine daha eski tarihli ilk sözleşme ile ilişkilendirilmesinin bu yönüyle de haksız ve dayanaksız olduğunu, müvekkilinin imzalamamış olduğu sonraki tarihli kredi sözleşmelerinin varlığının, hükme esas alınan raporlarda ve Mahkemenin gerekçeli kararında da kabul edilmiş olmakla birlikte, sadece sonraki tarihli kredi sözleşmelerinin limitinin (50.000.-TL) ileri sürülerek 15.10.2011 tarihli taksitli ticeari kredi ödeme planı tutarının (100.000.-TL) tamamının anılan bu sözleşmeler yerine 27.05.2008 tarihli ilk sözleşme kapsamında değerlendirilmesinin somut olaya ve dosya içeriğine aykırı olduğunu, bu nedenlerle, 15.10.2011 tarihli taksitli ticari kredi gerekçe gösterilerek hüküm altına alınan 75.987,81.-TL'lik alacak iddiasından müvekkilinin hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağı hususu yapılan imza incelemeleri ile sabit bulunmakla, aksi yöndeki hatalı ve yasaya, usule, somut olaya, örnek kararlara aykırı kararın kaldırılması gerekmekte/talep edilmekte olduğunu, Yine dilekçelerinde açıklandığı üzere, imza incelemesine ilişkin 29.12.2014 tarihli kök raporda yer alan tespitler çerçevesinde, 24.12.2010 tarihli Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi ile davacının dava dilekçesi ekinde EK-5 olarak sunulan ... No-lu Taksitli Ticari Kredi Ödeme Planı'ndaki imzaların müvekkile ait olmadığının sübut bulmuş olup, davacı tarafça söz konusu bilirkişi raporuna karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığını, aksine, 56.03.2015 tarihli duruşmada bizzat davacı vekili tarafından “Rapora bir diyeceğimiz yoktur. Rapor doğrultusunda karar verilsin” şeklinde beyanda bulunularak 29.12.2014 tarihli kök bilirkişi raporundaki tespitlerin davacı tarafça açıkça kabul edildiğini, bu çerçevede ve davacı tarafın söz konusu kabulü neticesinde, imza incelemesine ilişkin olarak 29.12.2014 tarihli kök raporda yer alan “müvekkilimin eli mahsulü olmadığı belirlenen imzalara ilişkin tespitlerin” müvekkili açısından usuli kazanılmış hak teşkil ettiğinin açıkça ortada olup, buna rağmen müvekkili tarafından imzalanmamış olduğu sabit olan ... no.lu söz konusu taksitli kredi ödemesinin raporlarda hesap konusu edilmesi ve mahkemece de hüküm altına alınmasının bu yönüyle de açıkça haksız, dayanaksız ve hatalı olduğunu, Davacının dava dilekçesi ekinde EK-5 olarak sunulan ve mahkemece de kısmen kabul kararına esas alınan ... No.lu Taksitli Ticari Kredi Ödeme Planı'ndaki imzaların müvekkiline ait olmamakla ve müvekkilinin herhangi bir borcu ve sorumluluğu bulunmamakla birlikte ve hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere; anılan taksitli kredi ödeme planında müvekkilinin adi kefil olarak belirtilmiş olup, bu yönüyle de davacının bu kaleme dair alacak iddialarının açıkça haksız ve dayanaksız olduğunu, taksitli ödeme planındaki imzaların müvekkile ait olduğunun kabulü varsayımı halinde dahi -ki mübrez imza incelemesi raporları ile sabit olduğu üzere böyle olmadığını, davacı tarafın var olduğunu iddia ettiği söz konusu alacağını öncelikle asıl borçludan tahsil etmesi, yukarıdaki varsayımda ancak borcun tahsil edilemeyen kısmına ilişkin kesin aciz vesikası aldıktan sonra varsa bakiye alacak için müvekkile yönelmesinin gerektiğini; davacı tarafça var olduğu iddia edilen alacağın asıl borçludan tahsiline yönelik bütün yolların tüketilmemiş olduğundan, müvekkile yönelen dava konusu taleplerin bu açıdan da haksız ve dayanıksız olduğunu; yerel mahkemenin aksi yöndeki kısmen kabul kararına bu sebeple de itiraz edildiğini, Kredi sözleşmelerinde yer alan ve davacının taleplerine dayanak gösterilen maddelerin açıkça “genel işlem şartı/koşulu” mahiyetinde düzenlemeler olup, davacının müvekkile yönelik taleplerinin, bu yönüyle de TBK düzenlemelerine aykırı ve haksız ve dayanaksız olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ve Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında da anılan sözleşme düzenlemelerinin genel işlem şartlarını haiz olduğunun açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, bir kısım sübjektif ve hatalı görüş ve değerlendirmelerle bu sözleşme maddelerinin geçerli olduğu kabulüyle hüküm kurulmasının yasaya ve usüle aykırı olduğunu, davacı tarafça işbu dava konusu alacak talebine dayanak gösterilen kredi sözleşmelerinde yer alan ve bilirkişi raporlarında da aynen hesaplamaya esas alınan borcun varlığının tespitine, muacceliyet, faiz, temerrüt vb. uygulamalara ilişkin tüm maddeler açıkça “genel işlem şartı/koşulu” mahiyeti ve içeriğinde düzenlemeler olup, yasa gereği geçersiz olduğunu, Nitekim Yerel Mahkemece aynen hükme esas alınan bilirkişi raporunda ve dolayısıyla Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında dahi anılan sözleşme düzenlemelerinin; genel işlem şartlarına haiz olduğu belirtilmiş ve tespit edilmiş olmasına rağmen yine aynı raporun devamında ve itirazlarına rağmen ek rapor ve Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında bankanın kredi uygulamalarına dair birtakım hatalı ve sübjektif değerlendirmelerle sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu yönünde görüş bildirilmesinin çelişkili olduğunu, yerel mahkemece anılan sözleşme düzenlemeleri geçerli görülerek bu düzenlemeler doğrultusunda müvekkili aleyhine hüküm kurulmasının yasaya ve usüle aykırı olduğunu, Müvekkil tarafından imzalanmamış olduğu sabit bulunan sözleşmeler hariç olmak üzere ve bu kapsamda imza itirazlarına ilişkin tüm beyan ve itirazlarının saklı kalmak kaydıyla; öncelikle, müvekkilinin, davacı bankaya, 27.05.2008 tarihli sözleşmeden veya başkaca bir sözleşme veya düzenlemeden kaynaklanan hiçbir borcu bulunmadığını, kaldı ki, kabul anlamına gelmemek üzere bir an için gerçekten 27.05.2008 tarihli sözleşme kapsamında bir borcun varlığı varsayımı halinde dahi -ki olmadığını- TBK m. 586/1'e göre; kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklının, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebeceği, ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesinın ve ihtarın sonuçsuz kalmasının veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olmasının gerektiğini,  dava dosyasında ise anılan madde düzenlemesi çerçevesinde davacı bankanın doğrudan müvekkili takip edebilmesi için gerekli koşulların gerçekleşmiş olduğuna dair hiçbir yazılı delil bulunmadığını, bu noktada davacının davadan yaklaşık 7 yıl sonra dosyaya sunmuş olduğu ihtarnamelere ilişkin olarak mübrez dilekçelerinde yer alan beyan ve itirazlarının da tekrar edilmekte olduğunu, dilekçelerinde de belirtildiği üzere, dosyaya sunulan kök raporun ardından, davacı tarafça, 24.07.2020 tarihli dilekçeleri ekinde iki adet ihtarname suretinin dosyaya sunulmuş olduğu anlaşılmakla, öncelikle dava tarihinden yaklaşık 7 yıl sonra dosyaya yeni delil sunulmasına ve davacı tarafın delil listesinde yer almayan kayıt ve belgelerin 7 yıl sonra dosyaya sunulması suretiyle iddia ve delillerin genişletilmesine muvafakatlerinin bulunmadığını; anılan ihtarname suretlerinin delil olarak dikkate alınamayacağını, bu nedenle, davacı tarafça müvekkiline müteselsil kefil sıfatıyla başvurulabilmesi için gereken \"asıl borçluya yapılan ihtarın sonuçsuz kalması\" şartının ispatına yönelik delillerin davacı tarafça usulüne uygun olarak süresi içerisinde sunulmadığını ve öncelikle bu açıdan ... no.lu taksitli ticari kredi yönünden de müvekkile başvuru şartlarının gerçekleşmemiş olduğunun açıkça ortada olduğunu, anılan taksitli ticari krediye yönelik taleplerin de reddinin gerektiğini, Yine dilekçelerinde açıklandığı üzere, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için davacı tarafça dava tarihinden 7 yıl sonra sunulan ihtarnamenin hükme esas alınabileceği varsayımında dahi; ... no.lu taksitli ticari kredi açısından dikkate alınan 18.12.2012 tarih ve ... no.lu ihtarnamenin, asıl borçlunun genel kredi sözleşmesindeki adresinden farklı bir adrese gönderildiğini ve yine davacının 24.07.2020 tarihli dilekçesi ekinde yer alan tebliğ şerhinden anlaşılabildiği kadarıyla asıl borçluya tebliğ edilemeyerek iade edilmiş olduğu anlaşılmakla, dava konusu olayda davacı tarafça dava dışı asıl borçluya usulüne uygun bir ihtar yapıldığının ve ihtarın sonuçsuz kaldığının bu açıdan da kabulünün mümkün olmadığını, müteselsil kefile başvuru için gereken \"asıl borçluya ihtarda bulunulması ve ihtarın sonuçsuz kalması\" şartları ve yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmemiş olduğunun açıkça ortada olduğunu, belirtildiği üzere sözleşmedeki adresten farklı bir adrese gönderilen ihtar geçerlilik arz etmediği gibi, anılan ihtarnamenin asıl borçluya tebliğ edilemeden iade edilmiş olduğu anlaşıldığından, somut olayda asıl borçluya yapılan ihtarın sonuçsuz kalıp kalmadığının ve dolayısıyla müteselsil kefil sıfatıyla doğrudan müvekkile başvuru şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinin de mümkün olmadığını,  hükme esas alınan bilirkişi raporunda ve Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında yer alan \"ihtarın tebliğ şartının aranmayacağı\" yönündeki aksine görüşün de somut olaya ve anılan müteselsil kefile başvuru şartının niteliğine uygun düşmediğini, ihtimal dahilinde olup, sözleşmeden farklı bir adrese gönderilen ve asıl borçluya tebliğ edilemeden iade edilen ihtarname gerekçe gösterilerek asıl borçluya geçerli bir şekilde ihtarda bulunulduğunun ve bu ihtarın sonuçsuz kaldığının kabulünün mümkün olmadığını, bu nedenle, Yerel Mahkeme kabulünün aksine, hükme esas alınan raporda hesaplamaya konu edilen 313240 no.lu taksitli ticari kredi açısından da müteselsil kefil sıfatıyla doğrudan müvekkile başvurulması için gereken şartların gerçekleşmemiş olduğu sabit bulunmakla, davacı tarafça süresinde sunulmayan ve kaldı ki yasal şartları haiz bir ihtar unsurlarını da taşımayan ihtarnameler dikkate alınmayarak bu açıdan da işbu haksız ve dayanaksız davanın ve tüm davacı taleplerinin tamamen reddinin gerektiğini; Yine kefalet sorumluluğunun şartlarına ilişkin olarak, TBK'nın 587/2. Maddesinin; “Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye'de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bir kefil, bu hakkı, diğer kefillerin kendi paylarını ödemiş veya ayni güvence sağlamış olmaları durumunda da kullanabilir. Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir.” düzenlemesini içerdiğini, bu çerçevede, dava dosyasında anılan 587/2. madde düzenlemesi kapsamında davacı tarafça gerekli takibatın yapıldığına ilişkin herhangi bir kayda da rastlanmamış olup, davacının işbu dava konusu taleplerinin bu yönüyle de açıkça haksız, dayanaksız ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel Mahkemece itirazlarına karşın aynen hükme esas alınan bilirkişi raporlarında geçerli kabul edilen ve hesaplamaya esas alınan 27.05.2008 tarihli sözleşmenin 53. sayfasındaki tarih ve müteselsil kefil ibareleri müvekkilinin el yazısı ile yazılmış olmadığı gibi, müvekkilinin adres bilgisinin de eksik olduğunu; bu yönüyle, Yerel Mahkemece hükme esas alınan kredi sözleşmesi şekil yönünden de geçerlilik şartlarını haiz bulunmamakla; dikkate alınmaması gerektiğini; buna rağmen Yerel Mahkemece şekil yönünden geçerlilik şartları değerlendirilmeksizin sözleşmeye itibar edilmesinin haksız/hatalı olup, bu açıdan da müvekkili aleyhine hatalı kararın istinaf incelemesi ile kaldırılması ve haksız dayanın reddi gerekmekte ve talep edilmekte olduğunu, Bizzat davacının dava dilekçesinde 313240 no.lu taksitli ticari krediye dayandırmış olduğu talep miktarının 65.453,82.-TL olup, buna rağmen hükme esas alınan raporlarda anılan taksitli ticari krediden doğduğu iddia edilen borcun 75.987,81.-TL olduğunun belirtilmesinin ve itirazlara karşın Mahkeme tarafından da bu tutarın (75.987,81.-TL) üzerinden hüküm kurulmasının açıkça hatalı ve hatta taleple bağlılık ilkesine de aykırı olduğunu, davacının dava ve ıslah dilekçelerinde toplam dava değerinin 76,930,26.-TL olarak belirtilmiş olup, bu tutarın içerisinde davacının kredili mevduat hesabına ve çek tazmin bedellerine dayandırmış olduğu alacak iddialarının da bulunduğunu; yine dava ve ıslah dilekçelerindeki açıklamalar çerçevesinde davacının ... no-lu taksitli ticari krediden doğduğunu iddia etmiş olduğu alacak miktarının ise 65.453,82.-TL olarak belirtilmiş olduğunun görüldüğünü, davacı tarafça ileri sürülen alacak iddia ve miktarlarının hiçbir şekilde kabul edilmemekle birlikte, bizatihi davacının dava ve ıslah dilekçelerinde yer alan bu açıklamalara rağmen, dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında sadece .... no.lu taksitli ticari krediden doğduğu iddia edilen borcun 75.987,81.-TL olarak belirtilmesi/hesaplanması ve itirazlarına karşın Yerel Mahkeme tarafından da aynen bu tutar esas alınarak davacı iddialarını dahi aşacak şekilde 75.987,81.-TL üzerinden kabul hükmü kurulması, bizzat davacı bankanın hesap ve taleplerinin dahi üzerinde ve bu yönüyle taleple bağlılık ilkesine de açıkça aykırı olduğunu, Mahkemece davacı banka kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmadan karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu; eksik incelemeye dayanan karara bu açıdan da itiraz edildiğini, dilekçelerinde açıklandığı üzere, müvekkilinin, davacı bankaya, kredi sözleşme/lerinden ve/veya taksitli ödeme planı ve/veya sair hususlardan/düzenlemelerden kaynaklanan hiçbir borcunun bulunmadığını; yine yukarıda ve mübrez dilekçelerinde açıklanan itirazları saklı kalmak kaydıyla ve hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere, davacı tarafın işbu davaya konu edilen herhangi bir alacağının mevcut olduğu varsayımında dahi -ki olmadığını-, asıl borçlunun ve/veya diğer kefilin var olduğu iddia edilen borcun ne kadarını ödediği, ödemelerin ne kadarının anapara, ne kadarının faiz ve diğer ödemelere ilişkin olduğu hususunda davacı tarafça hiçbir açıklama yapılmadığını ve bu konularda Yerel Mahkeme tarafından da banka kayıtları üzerinde herhangi bir incelemeye de gidilmediğini, Bu nedenlerle, açıklanan itirazları saklı kalmak kaydıyla ve anılan itirazlarının yanı sıra var olduğu iddia edilen borç kalemlerinin/miktarlarının tespiti ve ayrıca varsa bugüne kadar asıl borçlu ve/veya diğer kefilden tahsil edilen ödeme tutarlarının belirlenmesi noktasında da banka kayıtları üzerinde yeniden inceleme yaptırılması gerektiğini, yerel Mahkemece bu yöndeki talep ve itirazlarına da itibar edilmeyerek fiilen banka kayıtları üzerinde bir keşif ve inceleme yaptırılmaksızın kısmen kabul kararı verilmiş olup, bu yönüyle de hatalı ve eksik incelemeye dayalı kararın kaldırılmasının talep edildiğini, Hükme esas alınan bilirkişi raporlarındaki faiz ve temerrüt faizi alacağına dair görüş ve hesaplamaların son derece fahiş ve yasaya, usule ve örnek kararlara açıkça aykırı olduğunu, Kabul anlamına gelmemek üzere Yerel Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında var olduğu iddia edilen ... nolu taksitli ticari krediden kaynaklanan borç tutarına (59.064,05.-TL) 26.01.2013 tarihine kadarki dönem için '617,7372 oranı üzerinden faiz hesabı yapıldığını, bu şekilde hesaplanan tutara da (64.006,57.-TL) 26.01.2013 ile 24.09.2013 dava tarihi arasındaki dönem için %27'lik oran üzerinden faiz işletilerek toplam borcun 75.987,81.-TL olacağının belirtildiğini ve Mahkemece de bu tutar üzerinden hüküm kurulduğunu, yerel Mahkemece itirazlarına rağmen aynen hükme esas alınan bilirkişi raporunda yer alan söz konusu faiz hesaplamalarının da bütünüyle haksız, dayanaksız ve fahiş olduğunu, açıklandığı üzere müvekkilinin davacıya ne ad altında olursa olsun hiçbir borcu bulunmamakla birlikte ve asıl borcun varlığını da hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere; raporda tamamen kredi sözleşmesinde yer alan bir kısım geçersiz düzenlemelere dayanılarak faiz hesabı yapılmış olup, yukarıda belirtildiği üzere genel işlem şartı/koşulu niteliğinde olan ve sözleşmenin güçlü tarafı olan banka tarafından tek taraflı şekilde dayatılan söz konusu faiz vb. düzenlemelerin geçerli görülmesi, kabulü ve hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, bu nedenlerle, hükme esas alınan bilirkişi ek raporuna konu edilen alacak iddiasına ilişkin olarak söz konusu raporda yer alan faiz miktar ve oranlarının (027 ve 017,7372) Borçlar Kanunu düzenlemelerine açıkça aykırı düşmekle, buna rağmen Yerel Mahkemece anılan faiz hesaplamalarının da aynen hükme esas alınmış olmasına taraflarınca itiraz edildiğini, Hükme esas alınan raporda yer alan faiz miktar ve oranlarının, adeta bir cezai şart düzenlemesi mahiyetinde olup, TBK'nın kefilin sorumluluğunun kapsamını düzenleyen 589. maddesinin son fıkrasının; “Kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.” düzenlemesini içerdiğini,  her ne kadar anılan raporda faize ilişkin olarak sözleşmede yazılı olan faiz oranlarının uygulanmasının gerektiği belirtilmiş ise de, Yargıtay 13. H.D.'nin 25.06.2014 tarih ve 2014/11358 E. 2014/21313 K. sayılı kararında\" Yukarıda yapılan tüm açıklamalar değerlendirildiğinde, TBK'nun 88. ve 120. maddelerinin emredici nitelik taşıdığı ve taraflar ileri sürmese de re'sen gözetileceğinin kabulü gerekir. O halde faize ilişkin TBK'nun 88 ve 120. maddelerinin uygulama şeklinin irdelenmesi gerekmektedir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, 3095 sayılı Yasaya göre belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamayacağı gibi, uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı da, sözleşmede kararlaştırılmışa, bu oran (sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı), 3095 sayılı kanun gereğince belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır. Hal böyle olunca, mahkemece yukarıdaki açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde faiz oranı uygulanarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” denildiğini,  Yerel Mahkemece itibar olunan bilirkişi raporunda hesaplamalara esas alınan 27.05.2008 tarihli sözleşmede uygulanacak akdi faiz ve temerrüt faizi oranlarının da açıkça belirtilmemiş olup, bu açıdan da raporda yer alan dava tarihine kadar geçen döneme dair faiz hesaplamasının ve söz konusu faiz oran ve hesaplamalarına ilişkin olarak müvekkili davalı aleyhine görüş ve değerlendirmelerin kabulü ve hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, Açıklanan nedenlerle, alıntı yapılan yasal düzenleme ve örnek kararlar çerçevesinde, Yerel Mahkemece itirazlarına rağmen itibar olunan bilirkişi raporlarında hesaplamaya esas alınan faiz oranlarının, cezai şart niteliğinde, haksız, dayanaksız, geçersiz düzenlemelerden ibaret olup, bu yönüyle, hükme esas alınan raporlarda müvekkili davalı aleyhine yer alan hatalı ve fahiş faiz hesaplamaları açısından da Yerel Mahkeme kararına itiraz edildiğini,  Hükme esas alınan rapordaki faiz hesaplamasında faiz kalemlerinden doğan BSMV ödemelerinin de müvekkili aleyhine hesaplamaya dahil edilmesinin haksız ve dayanaksız olduğunu, yine kabul anlamına gelmemek üzere, Borçlar Kanunu'nun 589, maddesinde kefilin sorumluluğunun kapsamı maddeler halinde belirtilmiş olup, anılan maddeler arasında faiz ödemelerinden kaynaklanan BSMV veya benzeri yükümlülüklere ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığını; bir diğer anlatımla, kefilin sorumlu olacağı kalemler arasında faiz ödemelerinden doğacak BSMV vb. ödemelerin sayılmadığını; buna rağmen raporda yer alan hesaplamalarda her bir faiz kalemi için ayrıca 45 oranında BSMV hesaplanarak toplama dahil edilmiş olup, Türk Borçlar Kanunu'nun anılan 589. madde düzenlemesi kapsamında müvekkilin sorumluluğunda olmayan söz konusu BSMV hesaplamaları yönünden de anılan bilirkişi raporundaki hesaplamaların haksız ve hatalı olduğunu; Yerel Mahkemece bu yöndeki itirazlarına da itibar edilmemiş olup, bu açıdan da hatalı karara itiraz edildiğini, İleri sürerek, yerel mahkemenin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak dava dosyasında mübrez tüm beyan, cevap, defi, savunma ve itirazlarının, yukarıda yer alan istinaf sebeplerinin ve ayrıca resen tespit edilecek nedenler doğrultusunda davanın tamamen reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davacı tarafa tahmiline, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, genel kredi ve kefalet sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili süresinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı yan, dava dışı ... ile bağıtlanan 27/05/2008 tarihli 100.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmesine davalının da aynı limitle ve müteselsil kefil sıfatıyla imza attığını, bu sözleşmenin limitinin 24/02/2009 tarihli limit arttırımı ile 250.000,00-TL arttırılarak, sözleşme limitinin 350.000,00-TL'ye çıkarıldığını, davalının bu sözleşmeyi de 250.000,00-TL limitle müteselsil kefil olduğuna dair imzaladığını, akabinde dava dışı asıl borçlu 24/12/2010 tarihli 20.000,00-TL limitli yeni bir genel kredi sözleşmesi yapılarak, önceki sözleşme ile arttırılan limitin 370.000,00-TL'ye çıkarıldığını, yine 09/02/2011 tarihli 30.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmesi sözleşmesi önceki sözleşmelerle arttırılan kredi limitinin 400.000,00-TL'ye çıkarıldığını, davalının her iki sözleşmeyi de 20.000,00-TL ve 30.000,00-TL kefalet limitleri ile müteselsil kefil olarak imzaladığını, dava dışı kredi lehdarına 15/10/2011 tarihinde 100.000,00-TL lik taksitli ticari kredi kullandırıldığını, çek karnesi verildiğini, kredi hesaplarının  14/12/2012 tarihinde kat edildiğini, davalıya  Kadıköy ... Noterliği'nin tamamı 10/01/2013 tarihli, ... yevmiye numaraları ihtarnamelerinin gönderildiğini ve ihtarname tarihi itibariyle 13.327,10-TL kredili mevduat hesabı, 64.453,82-TL taksitli ticari kredi ve 2.340,20-TL üçüncü kişilerce tahsil edilen çek sorumluluk bedeli borçlarının bir hafta içerisinde ödenmesinin ihtar edildiğini, davalının bu ihtarnamelere itiraz etmesi nedeniyle takibe geçmeden önce dava açmak gerektiğini ileri sürerek, davalının bankaya 14/12/2012 kat tarihi itibariyle 76.930,26-TL ana para borcu bulunduğunun tespiti ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı yan, 24/12/2010 ve 09/02/2011 tarihli genel kredi sözleşmeleri ile 15/10/2011 tarihli kredi kullandırımına ilişkin ödeme planı altındaki imzaların davalıya ait olmadığını, bu nedenle davalının bu krediden sorumlu tutulmayacağını, aksi kabulde dahi 27/05/2008 tarihli sözleşmenin 70 maddesinde yer alan, kefilin banka müşterisinin ileride imzalayacağı tüm sözleşmelere müteselsil kefil olacağı düzenlemesinin genel işlem koşulu niteliğinde ve geçersiz olduğunu, ödeme planındaki kefaletin adi kefalet olduğunu ve asıl borçludan tahsilat yapılamadığı sabit olmadıkça kefile başvurulamayacağı, sözleşmelerde akdi ve temerrüt faizi oranlarının belirtilmediğini, borcun ne kadarının ödendiğinin belirlenmediği, davacı tarafından işletilen faiz oranları ve borca ilave edilen masraf ve diğer ücretlerin fahiş olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.  Mahkemece, dava konusu edilen kredili mevduat hesabı kredisi ile çek kredisine yönelik dava dışı asıl borçlu ve davalıya usulüne uygun kat ihtarı tebliğ edilmediğinden, bu kalemler yönünden alacak isteminin reddine,  313240  numaralı taksitli ticari kredi nedeniyle dava tarihi itibariyle tarihi itibariyle davacının davalıdan 64.006,57 TL asıl alacak, 11.410,71 TL gecikme faizi, 570,54 TL BSMV olmak üzere, toplam, 75.987,81 TL alacağının bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; mahkemece hükmedilen 15/10/2011 tarihli 313240 nolu taksitli ticari kredinin, davalının kefil olduğu 27/05/2008 tarihli sözleşmeden sonra yapılan 24/12/2010 ve 09/02/2011 tarihli genel kredi sözleşmeleriyle ilişkilendirilmek gerekirken, önceki tarihli genel kredi sözleşmesi ile ilişkilendirilmesizin hukuka aykırı olduğu, zira sonraki tarihli bu genel kredi sözleşmeleri altındaki müteselsil kefil imzalarının, yine 15/10/2011 tarihli krediye ilişkin ödeme planının altında imzanın davalıya ait olmadığının imza incelemesine yönelik bilirkişi raporları ile sabit olduğu, 27/05/2008 tarihli sözleşmenin, sonra yapılacak sözleşmelerdeki borçları kapsayacak şekilde geniş yorumlanamayacağı, imza davalıya ait olmamakla birlikte 15/10/2011 tarihli ödeme planında davalının adi kefil olduğu, davacının imza incelemesine yönelik 29/12/2014 tarihli kök rapora itiraz etmemiş olması ve celsede rapora bir diyeceklerinin olmadığını beyan etmiş olması nedeniyle, rapordaki tespitlerin usuli kazanılmış hak teşkil ettiği, 27/05/2008 tarihli sözleşme kapsamında diğer kefil ve borçluların ödeme yapıp yapmadığı ile ilgili mahkemece davacı banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmadığı, TBK'nun 586 maddesi uyarınca asıl borçluya usulüne uygun ihtar yapılmadığından ihtarın sonuçsuz kaldığından ve davalıya başvurulabileceğinden bahsedilemeyeceği, davacı banka tarafından süresinden sonra dosyaya sunulan kat ihtarlarının delil olarak değerlendirilemeyeceği, TBK'nun  587/2 maddesi uyarınca gerekli takibatın yapıldığının davacı tarafından ispat olunamadığı, 27/05/2008 tarihli sözleşmede borcun varlığının tespitine, muacceliyet, faiz, temerrüt vb. uygulamalara ilişkin tüm maddelerin genel işlem koşulu niteliğinde olduğu tespit edilmesine rağmen, banka uygulamalarına dayalı olarak bu şartların geçerli kabul edilmesinin çelişkili olduğu, sözleşmede yer alan ve bilirkişi tarafından hesaba esas alınan akdi ve temerrüt faizi oranlarının fahiş olduğu, TBK'nun 589 maddesi uyarınca davalıdan BSMV talep edilemeyeceği, davalının müteselsil kefaletine ilişkin el yazısı içermeyen 27/05/2008 tarihli kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu,  davacı tarafından dava dilekçesinde ... nolu ticari kredi bakımından 64.483,82-TL talep edilmiş olmasına rağmen mahkemece talep aşılarak karar verildiği yönündedir. Dosyaya mübrez genel kredi sözleşmeleri incelendiğinde, 27/05/2008 tarihli 100.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmesine davalının da aynı limitle ve müteselsil kefil sıfatıyla imza attığı, bu sözleşmenin limitinin 24/02/2009 tarihli limit arttırımı ile 250.000,00-TL arttırıldığı ve sözleşme limitinin 350.000,00-TL'ye çıkarıldığı, davalının bu sözleşmeyi de 250.000,00-TL limitle müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı anlaşılmıştır. Dava dışı asıl borçlu ile 24/12/2010 tarihinde yapılan  20.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmesinin 88 inci maddesinde, bu sözleşmenin 27/05/2008 ve 24/02/2009 tarihli sözleşmelerin eki ve ayrılmaz bir cüzü olduğunun, önceki limitin 350.000,00-TL olduğunun, 20.000,00-TL arttırımla yeni limitin 370.000,00-TL olduğunun kararlaştırıldığı, yine dışı asıl borçlu ile 09/02/2011 tarihinde yapılan 30.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmesinin 88 inci maddesinde, bu sözleşmenin 27/05/2008, 24/02/2009 ve 24/12/2010 tarihli sözleşmelerin eki ve ayrılmaz bir cüzü olduğunun, önceki limitin 370.000,00-TL olduğunun, 30.000,00-TL arttırımla yeni limitin 400.000,00-TL olduğunun kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Buna göre 24/12/2010 ve 09/02/2011 tarihli sözleşmelerin, yeni ve bağımsız nitelikte genel kredi sözleşmeleri olmayıp, 27/05/2008 tarihli ilk genel kredi sözleşmesinin limitinin arttırılması amacıyla yapılmış sözleşmeler olduğu, nitekim bu sözleşmelerin toplam limitinin 50.000,00-TL olduğu ve 15/10/2011 tarihli taksitli ticari kredinin esasen 27/05/2008 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılmış olduğu, davacının 27/05/2008 tarihli sözleşme ile 24/02/2009 tarihli limit arttırımı ile 250.000,00-TL limitle sözleşmeye müteselsil kefil sıfatıyla kefil olduğundan, 24/12/2010 ve 09/02/2011 tarihli sözleşmeler ile 15/10/2011 tarihli krediye ilişkin ödeme planında yer alan imzaların davalıya ait olmamasının sonuca etkisi bulunmadığı, davalının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. 27/05/2008 tarihli sözleşmenin 818 Sayılı BK'ya tabi olduğu, sözleşme tarihinde yürürlükte olmayan 6098 Sayılı TBK'nun genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemelerinin geriye yürütülerek dava konusu sözleşmeye uygulanamayacağı, davalının genel işlem koşulu teşkil eden sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğuna yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Yine sözleşme tarihinde yürürlükte olan 818 Sayılı BK'nun 484 maddesine göre yazılı şekilde yapılan ve kelafet limitini içeren sözleşmenin geçerli olduğu, 818 Sayılı BK'nun 487 maddesinde, 6098 Sayılı TBK'nun 586/1-2.cümle hükmüne benzer şekilde, müteselsil kefilin takip edilmesi için asıl borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiğine yönelik bir düzenleme bulunmadığı, 6098 Sayılı Kanunun birlikte kefalete ilişkin 587/2 fıkrası düzenlemesinin de sözleşme tarihinde yürürlükte olmadığından geriye yürütülemeyeceği, 6098 Sayılı TBK'nun 589/3 fıkrası somut olayla ilgili bulunmadığı gibi, bu düzenlemenin de sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte olmadığı, 818 Sayılı BK'nun 490/1 maddesi ve genel kredi sözleşmesinin 70/1 fıkrası uyarınca, akdi ve temerrüt faizi üzerinden alınıp devlete ödenen banka ve sigorta muameleleri vergisinin de kefilin sorumluluğunda bulunduğu anlaşılmış olup, davalının bu hususlara yönelik istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Davalının mahkemece talebin aşıldığına yönelik istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede;  davacının dava ve ıslah dilekçesinde, nakde dönen çek sorumluluk bedelleri, kredili mevduat hesabı kredisi ve taksitli ticari kredi yönünden kalem kalem alacak tutarını açıkladığı ve 14/12/2012 kat tarihi itibariyle her üç kredi kalemi yönünden  76.930,26-TL anapara alacağı bulunduğunun tespiti ile davalıdan tahsilini talep ettiği, dava tarihinden veya 14/12/2012 tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinin bulunmadığı, taksitli ticari kredi alacağının davalıya gönderilen 10/01/2013 ihtarname tarihi itibariyle 64.483,82-TL olduğunun dava ve ıslah dilekçesinde belirtildiği görülmüştür. Mahkemece hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında, 14/12/2012 kat tarihi tarihi itibariyle ... nolu taksitli ticari kredi asıl alacağının tespit edilmemiş olduğu, davalı kefilin temerrüt tarihi itibariyle asıl alacağın 64.006,57-TL olduğunun, dava tarihi itibariyle ... nolu krediden doğan toplam alacağın ise  64.006,57 TL asıl alacak, 11.410,71 TL gecikme faizi, 570,54 TL BSMV olmak üzere 75.987,81 TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, davacı 14/12/2012 tarihi itibariyle anapara alacağının tespit ve tahsilini talep etmiş olmasına ve ... nolu taksitli ticari krediden doğan anapara alacağının 10/01/2013 tarihi itibariyle 64.483,82-TL olduğunu açıklamış bulunmasına rağmen, 6100 Sayılı HMK'nun 26 maddesine aykırı şekilde talep aşılarak, davanın 75.987,81-TL üzerinden kabulüne karar  verildiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.  Bilirkişi tarafından 14/12/2012 tarihi itibariyle ... nolu taksitli ticari kredi anapara alacak tutarı hesaplanmamış ise de,  davacı bankanın asıl borçluya gönderdiği 14/12/2012 tarihli kat ihtarnamesinde, bu tarih itibariyle ... nolu taksitli ticari kredi asıl alacağının 63.132,60-TL olduğu açıkça belirtilmiş olup, mahkemece davanın bu tutar üzerinden kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuş ise de, bu yanılgı yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemektedir. Yukarıda izah edilen gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak, davanın kısmen kabulü ile davacının davalıdan 14/12/2012 tarihi itibariyle 63.132,60-TL alacaklı olduğunun tespiti ile bu tutarın davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/05/2021 tarih ve 2014/1226 Esas - 2021/419 Karar Sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden esas hakkında hüküm kurularak; 2-Davanın KISMEN KABULÜ ile davacının davalıdan 14/12/2012 tarihi itibariyle 63.132,60-TL alacaklı olduğunun tespiti ile 63.132,60-TL'nin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, fazla istemin reddine,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 4.312,59-TL karar ve ilam harcından dava açılırken peşin olarak yatırılan 1.313,80-TL harcın mahsubu ile bakiye 2.998,79‬-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından yatırılan 1.313,80-TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Davacı tarafından yapılan 24,30-TL başvuru harcı, 257,00-TL posta/ tebligat masrafı, 3.600‬,00-TL bilirkişi ücreti toplamı 3.881,30-TL yargılama giderinin, kabul-red oranına göre hesaplanan 3.182,67-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yargılama gideri sarf edilmediği anlaşılmakla; bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan 17.900-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,8-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden  karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan 13.797,66-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak  davalıya verilmesine,9-Bakiye gider avansı olduğu takdirde talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,<br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, karar harcının talep halinde iadesine, 11-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 60,50-TL posta gideri olmak üzere; toplam 222,60-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,12-Bakiye gider avansı olduğu takdirde talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,13-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 28/12/2023 tarihinde HMK' nın 362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cc188caf85ad6b2f","SID":"66a7879c199909dc"}}