{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1562 Esas<br>KARAR NO: 2023/2116 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2020/308 Esas - 2021/426 Karar <br>TARİHİ: 31/05/2021<br>DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 28/12/2023<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  müvekkilinin ... ve ...  gibi markalar ile piyasada bebek ürünleri konusunda gerek Türkiye gerek yurtışında 20'den fazla ülkede ticari faaliyet gösterdiğini, davalı ... Ltd. Şti'nin çalışanı olan diğer davalı ...'ın müvekkil şirketin yetkilisi olan ...'ın akrabası olduğu ve ...'ın şirketin çeşitli işlerinde görevlendirildiği ancak 2007 yılına gelindiğinde davalının şirketin üst kademelerinde görev almaya başlaması ve bu çerçevede şirketin tüm ticari sırlarını üretim yöntemlerini müşteri portföyünü öğrendiğini, davacı ile davalı arasında ticari işletmenin sırlarını 3. Kişilerle paşlaşmayacağına haksız rekabet eylemlerinde bulunmayacağına dair 28/08/2007 tarihinde protokol imzalandığını, davalı ...'ın müvekkili şirketten hiçbir sebep belirtmeden ayrıldıktan sonra bazı rakip şirketlerde işe girerek müvekkilinin sırlarını vermesi sonucu kendisine ve davalı ... Ltd. Şti'ne ihtarname çekildiği ancak davalıların haksız rekabet oluşturan eylemlerine devam etmesi nedeniyle işbu davayı açma mecburiyetlerinin doğduğunu beyanla şimdilik 10.000,00-TL maddi ve 30.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsili istemiyle huzurdaki davayı ikame etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı firma ile  ... arasında 28/08/2007 tarihinde ticari işletme sırlarının 3. Kişilerle paylaşılmayacağına ve haksız rekabet eylemlerinde bulunulmayacağına ilişkin bir protokol imzalandığını, bu protokolde rekabet yasağına ilişkin şartlar ve bu şartların ihlali durumunda uygulanacak yaptırım olarak 100.000,00-USD  cezai şart belirlendiğini, imzalanan protokol incelendiğinde tarafların bu protokolü herhangi bir süreye bağlı kılmadan süresiz olarak yaptıklarının görüldüğünü, Borçlar Kanununun 445. Maddesinin \"Rekabet yasağı işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.\" şeklinde olduğunu, buna göre taraflar arasında kurulmuş olan rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz bir sözleşme olduğunu beyanla davanın reddi gerektiğini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 31/05/2021 tarih 2020/308 Esas - 2021/426 Karar sayılı kararında; \"Dava,  rekabet yasağı sözleşmesine aykırılığa dayalı ve haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkememizce yapılan yargılama sonunda 17/05/2018 tarihinde; davanın davacının her iki davalıya yönelik maddi manevi tazminat talebinin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiş;  davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. BAM 13. Hukuk Dairesinin 2018/1858 Esas , 2020/569 Karar sayılı  04/06/2020 tarihli ilamı ile,  \"..  her ne kadar davacı ile davalı ... arasındaki rekabet yasağı hükmünü içeren protokol 28/08/2007 tarihli olsa da, protokolde iş akdinin sona ermesinden sonrası içinde rekabet yasağının düzenlenmiş olması nedeniyle, iş akdinin sona erdiği 21/09/2012 ve davalı ...'ın diğer davalı şirkette işe başladığı 01/03/2013 tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK'nın rekabet yasağı sözleşmesine ilişkin 444 ve devamı maddelerinin uygulanması gerekmektedir.... Bu durumda TBK.444/2 hükmü uyarınca öncelikle davacı tarafça dosya kapsamına ibraz edilen deliller değerlendirilerek rekabet yasağı düzenlemesinin geçerli olup olmadığı değerlendirilmeli ve şayet geçerli olduğuna kanaat getirildiği takdirde, davalının davacı şirket zararına yol açacak şekilde rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunup bulunmadığının tespiti ve 6098 sayılı TBK'nun 445/2. maddesi değerlendirilerek sonuca varılması gerekirken, mahkemece 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri esas alınarak sözleşmenin yer ve zaman sınırlamalarına yer vermediği bu nedenle geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir. (Yargıtay 11 HD 2018/1961 E, 2019/7515 K.; 2019/508 E., 2019/7805 K.) Somut olayda mahkemece alınan bilirkişi raporunda hem davalı ...'ın protokol hükümlerine aykırı davrandığı, hem de davalı şirketin ...'ı işe aldıktan sonra davacı şirketin müşterileri ile ticari ilişkilerinde azalma olduğu, buna karşın davalı şirketin ise aynı müşterilerle ticari ilişkilerinde artış olduğu belirtilmiş  olmasına rağmen davanın reddine karar verilmiş, bilirkişi raporundaki bu somut tespitlere neden itibar edilmediği açıklanmadığı gibi yeni bir bilirkişi raporu da alınmamıştır.\" denilerek belirtilen şekilde inceleme ve değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmek ve alınan bilirkişi raporuna, bilirkişi raporunda yer alan somut verilere neden itibar edilmediğine ilişkin gerekçe yazılmak üzere hükmün kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkememizce yeniden yapılan yargılama ile ilgili vergi dairelerinden davacı ve davalı  şirketlerin 2012-2017 yıllarına ilişkin kurumlar vergi beyannamelerinin birer örneği celp edilmiştir.Dosya bir mali müşavir , bir sektör uzmanı ve  Haksız Rekabet Uzmanından oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmiş,  düzenlenen 19.04.2021 tarihli raporda; davalı - işçi ...'ın davacı şirketteki çalışmaları sırasındaki elde ettiği bir kısım mesleki bilgilerini davalı şirket nezdindeki çalışmaları sırasında CNC Torna Operatörü ( usta ) sıfatıyla plastik ve/veya silikon enjeksiyon makinelerinin kullanılmasının davacının iddia ettiği şekilde bir know -how oluşturmadığı, dolayısıyla davalı şirket nezdinde çalışmalarında söz konusu bilgileri kullanmasının ticari sırların ifşası olarak nitelendirilmeyeceği, davalı işçi  ... ve davacı işveren şirket arasında akdedilen 28/08/2007 tarihli rekabet yasağı anlaşmasının kanunun getirmiş olduğu sınırlar çerçevesinde düzenlenmiş olmadığının tespit edildiği, rapor içeriğinde ayrıntılı olarak sunulan nedenlerle davalılar aleyhine iddia olunan davalılar tarafından davacı şirket aleyhine haksız rekabet yaratıldığı hususunun tespit edilemediği belirtilmiştir. Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu, BAM ilamı ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde;6098 sayılı TBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması aranmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, getirtilen SGK kayıtlarına göre davalı ...'ın davacı şirkette 24/02/2001 tarihinde Plastik Mamuller İmal İşçisi olarak çalışmaya başladığı, 05/04/2012  tarihinde işten ayrıldığı ve 01/07/2013 tarihinde  davalı şirkette Plastik İşlemeci olarak çalışmaya başladığı, sigortalı işten ayrılış kodunun -04 \"Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi\" şeklinde bildirildiği anlaşılmıştır.  Davacı tarafça davalı şirketin davacıya ait malları davacı portföyünde mevcut müşterilerine  daha ucuz fiyata verdiği, davacının ürünlerini kötülemek ve müşterilerini yanıltmak suretiyle  dürüstlük kurallarına aykırı davranışlarda bulunarak haksız rekabet yarattığı iddia edilmiştir. Mahkememizce alınan denetime elverişli, yeterli izahatı içerir 19/04/2021 tarihli bilirkişi raporu ile de ortaya konduğu gibi iddiasını ispatla yükümlü olan davacı iddialarını destekler herhangi bir somut bilgi ve belge dosyaya sunabilmiş değildir. Taraf şirketlerin getirtilen kurumlar vergisi beyannamelerine göre yapılan mali inceleme ile, davalının mali gücünün davacıdan daha yüksek olduğu, davacının yıllar itibarı ile net satışları davalıdan çok daha yüksek olmasına karşılık davacının faaliyet karlılığının davalıdan daha düşük olduğu, tarafların ortak müşterilerine uyguladıkları fiyatlar mukayese edildiğinde, davalının uyguladığı adet/TL birim fiyatlarının davacı iddialarının aksine davacının fiyatlarından daha yüksek olduğu, yani iddia edildiği gibi davalının fiyat kırmasının söz konusu olmadığı, davacı tarafından 2012 yılı muavin defteri ibraz edilmediğinden 2012 yılı satışlarına bakılarak 2013 yılında artış veya azalış bulunduğu hususunun tespit edilemediği, 2013 yılı ve sonraki yıllarda ortak alıcılara yapılan satışlara ait fatura, irsaliye, satış sözleşmesi vb.belgeler dosyaya ibraz edilmediği için satılan malın cinsi, miktarı ve birim fiyatının ortak müşteri cari hesapları üzerinden tespitinin mümkün olamadığı belirtilmiştir. Davacı tarafça aynı zamanda davalı ...'ın davacı şirket yanında eğitim/uygulama sonucu öğrenmiş olduğu rotasyon teknolojisine ait know-how'u davalı şirkete taşıyarak haksız rekabete yol açmış olduğu iddia edilmiş ise de, teknik bilirkişinin de tespitleri ile davalının diğer davalı şirkette çalışmaya başladıktan sonra davacı nezdinde edindiği mesleki bilgi ve tecrübelerini kullanmasının davalı şirkete rekabet avantajı sağlayan ticari sırların ifşası olarak nitelendirilemez. Yine davacı tarafça davalı işçinin davalı şirkette 2007 yılında şirketin üst kademelerinde görev almaya başladığı, bu itibarla şirketin tüm ticari sırlarını, üretim yöntemlerini, müşteri portföyünü öğrendiği iddia edilmiş ise de, SGK kayıtlarına göre davalı ... her iki şirkette de plastik mamüller imal işçisi olarak çalışmıştır. Yine, SGK kayıtlarına göre sigortalı işten ayrılış kodunun -04 \"Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi\" şeklinde bildirildiği, bu bildirimin işvereni bağladığı, dosyada davalının iş akdinin haklı nedenle feshedildiğine ya da davalı tarafından iş akdinin haksız olarak feshedildiğine dair somut delil bulunmamaktadır. Davalı işçinin davacı şirkette pazarlama/satış/dağıtım müdürü, üretim yönetimi müdürlüğü vb.bir görevlendirmesi olduğuna ilişkin dosyaya ibraz edilmiş herhangi bir belge yoktur.  Dosyada dinlenen davacı tanığı ...'ın 13.04.2017 tarihli duruşmada alınan beyanında davalının üretim montaj hattında çalıştığı, satış ve pazarlama alanında çalışmadığı, diğer davacı tanığı ...'in beyanında da malların giriş çıkışlarının, müşterilerle ilgili işlemlerin ...'dan sonra ...'da olduğu, başkada bir firmada çalıştığının sağdan soldan duyduğunu, müşterilerin azalmasının nedeninin bu olduğunu düşündüğünü ifade ettiği anlaşılmakla tanık beyanlarının  birbiriyle çelişik ve duyuma dayalı soyut beyanlardan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Davalı işçinin davacı şirketteki konumu itibarı ile şirketin ticari sırlarını bilebilecek pozisyonda olmadığı, öte yandan taraflar arasındaki 28/08/2007 tarihli protokolde davacı tarafından herhangi bir karşı edim üstlenilmediği, protokolde öngörülen cezai şart tazminatının davalı işçinin aylık ücret tutarından oldukça fazla olup TBK m 445 hükmüne aykırı olarak bir menfaat dengesizliğinin mevcut olduğu, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin TBK.m 44/I hükmünde öngörülen geçerlilik koşullarını taşımadığı gibi TBK. M.444/II hükmünde belirtilen haklılık koşullarını da taşımadığı anlaşılmakla  sübut bulmayan davanın reddine  karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, \"Davanın REDDİNE,\" karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/308 E. sayılı dosyasında verilen 31/05/2021 tarih 2021/426 sayılı kararının istinaf incelemesi yapılarak hukuka aykırılıktan ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini,  Yerel mahkemenin davanın yapılan yargılaması sonucunda usul ve esas yönünden hukuka aykırı olarak vermiş olduğu kararda ''Dosya bir mali müşavir , bir sektör uzmanı ve  Haksız Rekabet Uzmanından oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmiş,  düzenlenen 19.04.2021 tarihli raporda; davalı - işçi ...'ın davacı şirketteki çalışmaları sırasındaki elde ettiği bir kısım mesleki bilgilerini davalı şirket nezdindeki çalışmaları sırasında CNC Torna Operatörü ( usta ) sıfatıyla plastik ve/veya silikon enjeksiyon makinelerinin kullanılmasının davacının iddia ettiği şekilde bir know -how oluşturmadığı, dolayısıyla davalı şirket nezdinde çalışmalarında söz konusu bilgileri kullanmasının ticari sırların ifşası olarak nitelendirilmeyeceği, davalı işçi  ... ve davacı işveren şirket arasında akdedilen 28/08/2007 tarihli rekabet yasağı anlaşmasının kanunun getirmiş olduğu sınırlar çerçevesinde düzenlenmiş olmadığının tespit edildiği, rapor içeriğinde ayrıntılı olarak sunulan nedenlerle davalılar aleyhine iddia olunan davalılar tarafından davacı şirket aleyhine haksız rekabet yaratıldığı hususunun tespit edilemediği belirtilmiştir. .''  diyerek davayı reddettiğini, Yerel mahkemenin vermiş olduğu kararda usule aykırı olarak bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri gidermediğini; kuşkusuz yargıcın hukuki görüş açısından bilirkişi raporuna bağlı olmadığını ancak dosyayayı bilirkişiye tevdi edip bir rapor alındıysa, birden fazla rapor mevcut ise ve bu raporlar arasında çelişki varsa bu çelişkinin giderilmesi gerekmekte olduğunu; yada hükme esas alınmayan raporun neden hükme esas alınmadığını veya hükme esas alınan raporun diğer rapordan farklı olarak ne içerdiğini neden bu raporun  diğer rapora göre üstün gördüğünü ve hükme esas alındığını açıkça belirtmesi gerekmekte olduğunu; oysa mahkemenin bu konuda en ufak bir görüş belirtmediğini; bu sebeple usule aykırı olan bu kararın ortadan kaldırılması gerektiğini,  Yine hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı yapmış oldukları itirazları değerlendirmeyen, bilirkişi raporundan ziyade hukuki nitelendirmeler yaparak adeta hakim sıfatıyla hareket eden bilirkişilerin yanlış ve hatalı karar kurmaya yönlendiren  rapora yapmış oldukları itirazları değerlendirmeden karar kurmuş olmasının hatalı olduğunu; aynı zamanda tanık listesinde bildirdikleri tüm tanıkları dinlemediğini, Bu sebeplerle yerel mahkeme kararının usul yönünden yanlış ve hukuka aykırı olduğunu; usul yönünden hukuka aykırı olan yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini, Yerel mahkemenin dosyayı yanlış değerlendirerek hüküm kurduğunu; davalı ... yönünden, imza edilen 28/07/2007 tarihli protokolün  ''davacı tarafından herhangi bir karşı edim üstlenilmediği, protokolde öngörülen cezai şart tazminatının davalı işçinin aylık ücret tutarından oldukça fazla olup TBK m 445 hükmüne aykırı olarak bir menfaat dengesizliğinin mevcut olduğu, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin TBK.m 44/I hükmünde öngörülen geçerlilik koşullarını taşımadığı gibi TBK. M.444/II hükmünde belirtilen haklılık koşullarını da taşımadığı ''  gerekçe göstererek  taleplerini reddettiğini; mahkemenin bu kararının esas yönünden hukuka aykırı olduğunu, Taraflar arasında yapılan protokolde davalı ...'ın çalışmasını engelleyici bir durumun söz konusu  olmadığını; çalışmasını engelleyici bir durum olmadığını; protokolden açıkça anlaşılacağı üzere ... çalışma süresince veya  işten ayrıldıktan sonra işverene ait meslek sırlarını saklamak ve 3. kişilere açıklamamak zorunda olduğunu; Borçlar Kanununda bu durumun açık bir şekilde düzenlendiğini; hangi hallerin haksız rekabet oluşturacağının açıkça belli olduğunu; rekabet yasağının koşulları; a-çalışanın fiil ehliyetine sahip olması, b-sözleşmeye rekabet yasağının yazılmış olması ve c- işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmasıdır. durum açıkça böyle iken ve dosyada mevcut dinlenen tanık anlatımları da davalı ...'ın müvekkili şirkete zarar verici eylemlerin içinde olduğunu açıkça belirten beyanları ortadayken  protokolün geçersiz olduğunu söylemenin mümkün olmadığını; protokolün geçerli olduğunu, Ayrıca gerek borçlar kanunu gerekse iş kanununa göre işçinin sadakat yükümlüğünün olduğunu; gerek çalıştığı dönemde gerekse işten ayrılsa bile işverenin ticari sırlarını saklamakla yükümlü olduğunu; bu yükümlülüğe aykırı davranarak işverenin zararına sebebiyet verirse bu doğan zarardan  sorumlu olması gerektiğini; dosyadaki tüm delillerin, gerek tanık beyanları gerek tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan ilk bilirkişi raporundan da açıkça görüldüğü gibi davalının, müvekkile ait ticari sırlarını, müşteri portföyünü davalı şirketle paylaştığı ve müvekkili şirketi kötüleyici beyanda bulunmalarının açıkça ortaya konulduğunu; davalıların bu haksız rekabet ve sadakatle davranma yükümlülüğünün ihlalini oluşturan eylemleri nedeniyle müvekkilinin işlerinde düşüş davalı firmanın işlerinde yükseliş olduğunu; bu sebeple protokolün geçersiz olduğunun gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmesinin esas yönünden hukuka aykırı olduğunu; bu kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, Mahkemenin davalı ...   aleyhine yöneltilen istemin  ''davalının mali gücünün davacıdan daha yüksek olduğu, davacının yıllar itibarı ile net satışları davalıdan çok daha yüksek olmasına karşılık davacının faaliyet karlılığının davalıdan daha düşük olduğu, tarafların ortak müşterilerine uyguladıkları fiyatlar mukayese edildiğinde, davalının uyguladığı adet/TL birim fiyatlarının davacı iddialarının aksine davacının fiyatlarından daha yüksek olduğu, davacı tarafından 2012 yılı muavin defteri ibraz edilmediğinden 2012 yılı satışlarına bakılarak 2013 yılında artış veya azalış bulunduğu hususunun tespit edilemediği, 2013 yılı ve sonraki yıllarda ortak alıcılara yapılan satışlara ait fatura, irsaliye, satış sözleşmesi vb.belgeler dosyaya ibraz edilmediği için satılan malın cinsi, miktarı ve birim fiyatının ortak müşteri cari hesapları üzerinden tespitinin mümkün olamadığı belirtilmiştir. Davacı tarafça aynı zamanda davalı ...'ın davacı şirket yanında eğitim/uygulama sonucu öğrenmiş olduğu rotasyon teknolojisine ait know-how'u davalı şirkete taşıyarak haksız rekabete yol açmış olduğu iddia edilmiş ise de, teknik bilirkişinin de tespitleri ile davalının diğer davalı şirkette çalışmaya başladıktan sonra davacı nezdinde edindiği mesleki bilgi ve tecrübelerini kullanmasının davalı şirkete rekabet avantajı sağlayan ticari sırların ifşası olarak nitelendirilemez.'' gerekçesiyle davanın reddine karar verdiğini belirttiğini, Oysa dosya kapsamının tamamı birlikte değerlendirildiğinde davalı şirketin özellikle müvekkili şirketi zarara uğratmak amacıyla davalı  ...'ı bünyesinde işe aldığını, ayrıca müvekkili şirketin tüm ticari sırlarını ve müşteri portföyünü öğrendikten sonra müvekkili şirketin müşterilerine müvekkili kötüleyici beyanlarda bulundukları,  müvekkili tarafından bu haksız rekabet eylemlerine son vermeleri yönünde gerek sözlü gerekse yazılı ihtar ile  bildirildiği halde bu iş alanında müvekkili firmayı zarara uğratmak ve tekelleşmek için bu eylemlerine devam ettiklerinin açıkça ortaya konulduğunu; dosyaya sunmadıkları iddia edilen ortak müşteri isimleri ve müvekkili şirket ile çalışıyorken davalı  ...'ın diğer davalı şirkette işe başladıktan sonra müvekkili şirketle değil davalı şirketle çalışmaya başlayan müşteri şirketlerin isimlerinin dosyaya ibraz edildiğini ve bu durumun dosyadaki ilk bilirkişi raporunda açıkça ifade edildiğini; ayrıca durumun tanıkların açık beyanları ile ortada olduğunu ancak mahkemenin bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermeden ve  tanık beyanlarını eksik hatta taraflı hazırlanan son bilirkişi raporundaki kısımları karara gerekçe gösterdiğini, Oysa tanık ...'nın \"ben 2010 yılında davacı şirkette çalışmaya başladım halen çalışıyorum. Üretim sorumlusu ustabaşı olarak çalışıyorum. Davalı ...'ın yanında işe girdiğimde davacı şirkette çalışıyordu. 2 sene sonra ayrıldı. Davacı şirkette çalışırken müdür konumundaydı, herşeyle ilgileniyordu. Siparişlerle, müşterilerle ilgileniyordu. ... beyi ben iş yerinde pek görmezdim, onun işlerini ... yapardı. Davalının işten çıkacağı dönemde henüz çıkmadan dahi başka bir şirkette emzik üretimi ile ilgili alanda çalışan bir şirkette işe başlayacağı konuşuluyordu. Ben de duymuştum. Davalının davalı şirkette ne tür bir şirkette çalıştığını ve davacı şirkete ne tür bir zarar verdiğini bilmiyorum. Ben ... beyin işten kendisinin çıktığını duymuştum. Davalı ... üretim montaj bölümünde yetki sahibiydi. Satış ve pazarlama alanında çalışmıyordu. Ama gelen siparişleri bize hazırlatıyordu. Davalı şirketin daha önce davacı şirketten ürün satın aldığını biliyorum fakat benim çalıştığım davacı şirket davalı şirketten ürün satın almıyordu.Beni davacı şirkette işe ... aldı, ben ilk üç dört ay patronun ... olduğunu bilmiyordum. ... davacı firmanın müşterileri ve bayileri ile iletişimi vardı dedi.'' Yine tanık ...'in \" biz davacı şirkette davalı ... ile 2006 yılından beri birlikte çalışıyoduk. Daha sonra kendisi 2009 yılı civarında ayrıldı. Çalıştığı dönemde şirketteki bütün yetkiler, malların giriş çıkışları, müşterilerle ilgilenme ...'dan sonra ...'da idi. ... işten ayrıldıktan sonra müşteri sayısında azalma oldu. Davalı ...'ın davacı firmadan ayrıldıktan sonra başka bir firmada çalıştığını sağdan soldan duymuştum. Bu firma bizim firmamızla aynı işle iştirak ediyordu. Müşterilerimizin azalmasının nedeninin bu olduğunu düşünüyorum.Ben halen davacı şirketle çalışıyorum. Ben ... sağlık firmasını daha önce duymadım. ... çalıştığı dönemde bütün müşterilerle alım satım işini gerçekleştiren kişidir dedi.'' durumu net bir şekilde ortaya koyduklarını; yine dava dosyasın alınan ilk bilirkişi raporunda bu durumun açık bir şekilde  tespit edildiğini; bilirkişi raporunda davalıların haksız rekabet hükümlerini ihlal ettiği ve müvekkili şirketin bu haksız rekabet eylemleri nedeniyle zarar ettiğini açıkça ortaya koyduğunu ancak mahkemenin taraflı ve yerinde inceleme yetkisi aldıkları halde yerinde inceleme yapmadan eksik ve yanlı hazırlanan  son bilirkişi raporunu gerekçe göstererek,  tanık beyanlarını yanlış değerlendirerek, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermeden  davayı reddettiğini; davalıların  davranışlarının TTK. 56 ve devamındaki maddeler gereğince açıkça haksız rekabet oluşturmaktadır. bu sebeple mahkemenin kararının hukuka aykırı olduğunu,  Yukarıda belirtilen sebepler ve mahkemenin re'sen belirleyeceği sebeplerle  mahkemenin delil listelerindeki tanıkları gerek yeniden bildirecekleri tanıklarının dinlenmesine, dosyanın yeniden bilirkişiye tevdi ile bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermek ve  müvekkili şirketin gerçek zararının belirlenmesine, usul ve esas yönünden hukuka aykırı olan yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılarak davalarının  kabulüne karar verilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına, yukarıda belirtilen nedenler  ve mahkemenin re'sen belirleyeceği sebeplerle, delil listelerindeki tanıklarının dinlenmesine, dosyanın yeniden bilirkişiye tevdi edilerek bilirkişi  raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve gerçek zararın tespiti ile hukuka aykırı yerel mahkeme kararının istinafen incelenerek ortadan kaldırılmasına, talepleri gibi karar verilmesine, tüm masraf ve vekalet ücretlerinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalıların haksız rekabet teşkil ettiği iddia oluna eylemlerinin tespiti ve önlenmesi ile, haksız rekabet sonucu uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararın tazmini istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından verilen 2015/460 esas, 2018/678 karar sayılı ve 17/05/2018 tarihli kararının, dairemizin 2018/1858 esas 2020/569 karar sayılı ve 04/06/2020 tarihli ilamı ile kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı doğrultusunda mahkemece yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafından, davacı şirket yetkilisi ...'ın yeğeni olan davalı ...'ın davacı şirkette işe alındığı, zamanla  şirketteki konumunun yükseldiği ve üst düzey çalışan halinde gelen davalının şirketin ticari sırlarına, bayilerinin isim ve adreslerine ve müşteri portföyüne vakıf hale geldiği, bu nedenle davalı ile davacı şirket arasında 28/08/2007 tarihli protokol yapıldığı, protokol ile davalının, gerek davacı şirkette çalıştığı dönem içerisinde ve gerekse işten ayrılması halinde davacı şirkete ait mesleki sırları ve işin yapılmasına ilişkin bilgileri üçüncü kişilerle paylaşmamayı, başka yerde kullanmamayı, işten ayrıldıktan sonra davacı aleyhine hüküm doğurabilecek davranışlardan uzak durmayı ve rekabetten kaçınmayı, aksi davranışlar halinde 100.000,00-USD ceza ödemeyi taahhüt ettiği, davalının davacı iş yerinden ayrıldıktan sonra, davacı ile hukuki ihtilaf yaşayan ve rakip konumdaki davalı şirkette çalışmaya başladığı, davalı şirketin de, davalı ...'ın davacı şirketteki durumunu bilerek davacının ticari sırlarını öğrenip ona zarar vermek amacıyla ...'ı işe aldığı, davalı ...'ın davacıya ait ticari sırları davalı şirketle paylaştığı, buna son vermesi için ...'a 02/08/2012 tarihinde ihtarname çekildiği, süreçte davacının işlerinin azalması üzerine yapılan araştırma sonucu her iki davalının, davacı müşterilerine, davacıyı kötülediklerinin ve gerçeğe aykırı yanıltıcı beyanda bulunduklarının ve kendi mallarını satmaya çalıştıklarının tespit edildiği, sözlü uyarıların sonuç vermemesi üzerine davalılara 09/02/2015 tarihli ihtarname çekilerek haksız rekabet teşkil eden eylemlerine son vermelerinin istendiği, buradan da sonuç alınamayınca dava açıldığı ileri sürülmüş, davalıların TTK 56 ve devamı maddeleri uyarınca sabit olan ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin tespit ve önlenmesine, bundan ötürü uğranılan maddi zararın şimdilik 1.000,00-TL'sinin ve 30.000,00-TL manevi zararın davalılardan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Davalılar tarafından, davalı ... ile yapılan 28/08/2007 tarihli protokolün TBK 444 maddesi uyarınca geçersiz olduğu, davalı ...'ın davacı şirketten ayrıldıktan sonra önce başka bir şirkette çalışıp, altı ay sonra davalı şirkette çalışmaya başladığı, davalı şirketin, davacı şirketten iktisadi olarak daha nitelikli olduğu, davacının ticari sırlarına veya portföyüne ihtiyacı olmadığı, davacının iddialarını ispatla mükellef olduğu savunulmuştur.  Mahkemece; dairemiz kaldırma kararından sonra, taraf şirketlerin 2012 ila 2017 yılları arası kurumlar vergisi beyannameleri ve iş yeri kapasite raporları da getirtilerek, bir metalürji mühendisi sektör bilirkişi, bir mali tablo değerlendirme uzmanı ve bir yeminli mali müşavir/bağımsız denetçiden oluşan heyet marifetiyle taraf şirket defterleri ile dosyada mevcut  deliller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmış, bu rapor hükme esas alınarak, davacının, davalı şirketin davacıya ait malları davacı portföyünde mevcut müşterilerine daha ucuz fiyata verdiğine, davalıların davacının ürünlerini kötülemek ve müşterilerini yanıltmak suretiyle  dürüstlük kurallarına aykırı davranışlarda bulunarak haksız rekabet yarattığına yönelik iddiaların somut delillerle ispat olunamadığı,  davalı ...'ın   davacı şirket yanında eğitim/uygulama sonucu öğrenmiş olduğu rotasyon teknolojisine ait know-how'u davalı şirkete taşıyarak haksız rekabete yol açmış olduğu iddia edilmiş ise de, teknik bilirkişinin de tespitleri ile davalının diğer davalı şirkette çalışmaya başladıktan sonra davacı nezdinde edindiği mesleki bilgi ve tecrübelerini kullanmasının davalı şirkete rekabet avantajı sağlayan ticari sırların ifşası olarak nitelendirilemeyeceği, davalı ...'ın davacı şirkette üst düzey yönetici olarak çalıştığı, şirketin tüm ticari sırlarını, üretim yöntemlerini, müşteri portföyünü öğrendiği iddiasının, SGK kayıtlarına göre  davalı ...'ın her iki şirkette de plastik mamüller imal işçisi olarak çalıştığının tespit edilmiş olması, dinlenen ve halen davacı çalışanı olan tanıkların birbirleriyle çelişken beyanlarına itibar edilemeyecek olması karşısında ispat olunamadığı,  davacı ile davalı ... arasındaki 28/08/2007 tarihli protokolde davacı tarafından herhangi bir karşı edim üstlenilmemiş olması karşısında protokolde öngörülen cezai şart tazminatının davalı işçinin aylık ücret tutarından oldukça fazla olduğu, TBK m 445 hükmüne aykırı olarak bir menfaat dengesizliğinin mevcut olduğu,  rekabet yasağı sözleşmesinin TBK.m 44/I hükmünde öngörülen geçerlilik koşullarını taşımadığı gibi TBK. M.444/II hükmünde belirtilen haklılık koşullarını taşımadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, ilk derece mahkemesinin dairemizin kaldırma ilamı öncesinde aldığı bilirkişi raporu ile hükme esas alınan rapor arasında çelişki bulunmasına ve itiraz etmelerine rağmen raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediği, tanık listesinde bildirilen tüm tanıkların dinlenilmediği, 28/08/2007 tarihli protokolde davalı ...'a çalışma yasağı getirilmediği, yalnızca mesleki sırların üçüncü kişilerle paylaşılmaması yükümlülüğü getirildiği, bu nedenle protokolün geçerli olduğu, kaldı ki işçinin sadakat ve özen yükümlülüğü kapsamında işten ayrılsa bile ticari sırsaklama yükümlülüğünün devam edeceği ve bundan doğan zararlardan sorumlu olacağı, dosyadaki tanık anlatımları ile ilk bilirkişi raporundan davalı ...'ın davacının ticari sırlarını ve müşteri portföyünü davalı şirketle paylaştığının, davalıların davacı müşterilerine kötüleyici ve yanıltıcı beyanlarda bulunduklarının, haksız rekabet teşkil eden bu eylemler nedeniyle davacı işlerinde azalma, davalı şirket işlerinde artış olduğunun, sabit olduğu, mahkemece ilk rapor ve tanık anlatımları görmezden gelinerek  eksik ve taraflı hazırlanmış ilk raporla çelişen son rapor hükme esas alınarak davanın reddedilmesinin hatalı olduğu yönündedir. Mahkemece dairemizin kaldırma kararından önce alınan ilk raporun bir mali müşavir ve bir hukukçu bilirkişi tarafından hazırlandığı, rapora esas belgelerin yalnızca SGK kayıtları, ihtarnameler, protokol ve taraf şirketlerin ticari defterleri ve bir kısım faturadan ibaret olduğu, mali incelemenin ise yarım sayfadan ibaret  olduğu,  davacının yalnızca 2012 ila 2014 yılı muavin kayıtlarının, davalının ise yalnızca 2017 yılı mizan kayıtlarının incelendiği,  davalı ...'ın davalı şirkette çalışmaya başladığı tarihten önce davacı ve davalı şirketin ortak müşterileri olup olmadığı, iddia olunan eylemlerle davacının satışlarının düşmesi arasında bir illiyet kurulup kurulamayacağına yönelik karşılaştırmalı, mahkeme ve kanun yolu denetimine açık mali verilerin içermeyen raporun, davalı ...'ın davacı iş yerinden ayrıldıktan sonra davalı iş yerinde çalışmaya başlamasının tek aşına protokole aykırılık teşkil ettiği, zarar hesabı yapılamadığı kanaati ile son bulduğu, şu halde mahkemece dairemiz kaldırma ilamından sonra her iki şirketin 2012 ila 2017 yılları arası kurumlar vergisi beyannameleri ve şirket kapasite raporları da getirtilerek iki mali bilirkişi ve bir sektör bilirkişisinden yeniden rapor alınmasında isabetsizlik olmadığı gibi, tek mali bilirkişi tarafından düzenlenen ilk rapordaki mali verilen hükme esas alınan son bilirkişi heyet raporunda irdelenmiş olması, her iki şirketin 2012 ila 2017 yılları öz varlıklarının, öz kaynaklarının, faaliyet karlılığının karşılaştırmalı ve detaylı şekilde incelenmiş olması, yine taraf şirketlerin iş yeri kapasite raporlarının  ve tecilli markalarının karşılaştırılmış olması, davacı ile davalı şirketin, davalı ...'ın davalı iş yerinde çalışmaya başlamadan önce de ortak müşterilerinin bulunduğunun, davalı şirketin benzer ürünleri bu müşterilere iddianın aksine davacıdan daha yüksek birim fiyatla sattığının karşılaştırmalı olarak tespit edilmiş olması, yıllara sari biçimde davacının satışlarında azalma olmadığının, esas olarak ve yine yıllara sari biçimde davacı şirket satışlarının davalı şirket satışlarından yüksek, davalı şirket karlılığının ise davacı şirket karlılığından yüksek olduğunun tespit edilmiş olması, ilk raporda yer almayan sektör bilirkişisi tarafından davalı ...'ın davacı şirkette plastik üretim işçisi olarak öğrendiği CNC Torna operatörlüğünü, aynı sıfatla çalıştığı davalı işyerinde kullanmasının ticari sır ifşası olarak değerlendirilemeyeceğinin, teknik  gerekçeleriyle açıklanmış olması, hükme esas alınan raporda hukuki tespitler mevcut ise de, uyuşmazlığı vasıflandırma ve hukuki değerlendirme yapma yetkisi ile davacının haksız rekabete ilişkin diğer iddialarını ispat edip edemediğini takdir yetkisinin münhasıran mahkemeye ait olması  karşısında, esasen raporlar arasında mali ve teknik açıdan çelişki bulunduğundan bahsedilemeyeceği, bu nedenle mahkemece son raporda yer alan teknik ve mali verilerin hükme esas almasında da isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekilinin raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulduğu yönündeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacının, tüm tanıkların dinlenilmediğine yönelik istinaf sebebi ise, HMK'nun 241 maddesi uyarınca, mahkemece gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat olunan husus hakkında yeterli bilgi edinildiği kanaatine varılması halinde, diğer tanıkların dinlenilmemesine karar verilebileceği, kaldı ki davacı vekilinin iki tanığını dinlettiği 13/04/2017 tarihli celsede diğer tanıkların dinlenilmesinden vazgeçtiklerini açıkça beyan ettiği, her ne kadar bu husus karşı tarafın muvafakatine bağlı ise de, davalıların bu yönde bir itirazı yahut istinaf başvurusu olmadığı anlaşılmakla yerinde görülmemiştir. Davacının dinlenen tanık beyanları ile, davalı ...'ın davacının ticari sırlarını ve müşteri portföyüne vakıf olduğu ve bu sırları davalı şirketle paylaştığı, yine davalıların davacı müşterilerine kötüleyici ve yanıltıcı beyanlarda bulundukları iddialarının ispatlandığı, buna rağmen tanık beyanlarının dikkate alınmadığı yönündeki istinaf sebebi; öncelikle mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere her iki tanığın da davacı çalışanı olduğu, öte yandan yalnızca davalı ...'ın davalı şirkette hangi pozisyonda bulunduğuna dair çelişkili ifade verdikleri, tanıkların davalı ...'ın davacının ticari sırlarını davalı şirketle paylaştıklarına, yahut davalıların davacı şirket müşterilerine, davacıyı ve ürünlerini kötüleyici yahut  yanıltıcı beyanlarda bulunduklarına dair bilgileri bulunduğu belirtmedikleri, mahkeme gerekçesinde tanık beyanlarına neden itibar edilmediğinin de açıklanmış olduğu anlaşılmakla yerinde görülmemiştir. Davacının esas itibariyle, davalı ...'ın davacı şirkette çalıştığı dönemde elde ettiği ticari sırları ve müşteri portföyünü davalı ile paylaştığına ve her iki davalının bu bilgilerle davacıya zarar vermek kastıyla haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulundukları iddiası ile haksız rekabetin tespiti ve men'ini, yine haksız rekabetten doğan maddi ve manevi zararının tahsilini talep etmiş olması, 28/08/2007 tarihli protokole dayalı cezai şartın iş bu davanın konusunu oluşturmaması, somut olayda haksız rekabetin unsurlarının oluşup oluşmadığının uyuşmazlık konusu bulunması, davacının, davalı ...'ın davalı şirket ile davacının ticari sırlarını ve müşteri portföyünü paylaştığı, davalıların davacı müşterilerine davacıyı ve ürünlerini kötüleyici yahut yanıltıcı beyanlarda bulundukları, davalı şirketin davacının müşteri portföyündeki şirketlere haksız rekabet teşkil edecek şekilde düşük fiyatla ürün sattığı yönündeki iddialarını, TTK'nun 54 ve devamı maddelerine göre haksız rekabetin unsurlarının varlığını ve TTK'nun 56 maddesinde düzenlenen taleplere hak kazandığını somut delillerle ispat edememiş olması karşısında, davacı vekilinin, mahkemece 28/08/2007 tarihli protokolün mahkemece geçersiz kabul edilmesinin hatalı olduğu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ilk derece mahkemesince davanın reddine yönelik verilen karar usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55‬- TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 28/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"78a420ccfebcd558","SID":"072378f477e43517"}}