{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1839 Esas<br>KARAR NO: 2024/38<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22/06/2020<br>NUMARASI: 2016/616 Esas, 2020/320 Karar<br>DAVA: TAZMİNAT<br>KARAR TARİHİ: 11/01/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı dava dilekçesi ile;  müvekkiline ait işyerinde bir kısım işlerin yürütülmesi için taraflar arasında 28/02/2011 - 26/09/2015 tarihleri arasında hizmet alım sözleşmesi imzalandığını, hizmet alımı kapsamında çalışan davalı yüklenici işçilerinin işçilik alacaklarının tahsili için müvekkili şirkete dava açtıklarını, müvekkili şirketin  iş davalarında hükmedilen işçilik alacaklarını dava ve icra giderleri ile birlikte ödediğini,  müvekkilinin davalı yüklenici şirket işçilerine karşı sorumluluğunun işçilerin haklarını korumaya yönelik olarak İş Kanunundan kaynaklandığını, ancak  davalı yüklenici şirketin, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinin 6. maddesi uyarınca, işçilerinin işçilik alacaklarından sorumlu olduğunu, bu nedenle ödedikleri işçilik alacaklarının ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili gerektiğini ileri sürerek toplam 58.045,00 TL'nin (28.545,00 TL'sinin 25/03/2015 tarihinden, 29.500,00 TL'sinin 28/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek) avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevabında; taraflar arasında 27/04/2010, 28/02/2011, 15/02/2013 ve 10/02/2015 tarihli hizmet sözleşmeleri bulunduğunu, davacının dayandığı sözleşmenin 6. maddesine ilişkin düzenlemenin sadece 10/02/2015 tarihli sözleşmede yer aldığını, diğer sözleşmelerde bu maddenin yer almadığını, davacının ödediği işçilik alacaklarının ise 2013 yılı ve öncesine ait eksik ödenen işçilik alacaklarına ilişkin olduğundan, 10/02/2015 tarihli sözleşmenin olayda uygulanamayacağını, diğer sözleşmelerde işçilik alacaklarından müvekkilinin sorumlu olduğu yönünde bir hüküm bulunmadığını,  Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan işçilik alacaklarından müvekkilinin sorumlu olmadığını, iş davalarında işçilerin yaptığı işin alt işverene verilmesinin muvazaa teşkil ettiği ve yardımcı iş mahiyetinde olmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin iş davalarında taraf olmadığı gibi davaların kendisine ihbar dahi edilmediğini, bu nedenlerle işçilik alacaklarından sorumlu olmadıklarını, davacının sözleşmeyi haksız feshi nedeniyle müvekkilinin uğradığı kar kaybının tahsili için dava açtıklarını, bu davanın kabulüne karar verilmesi halinde alacaklarının bu dosyadaki alacaktan takas ve mahsup edilmesini gerektiği savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; iş mahkemesi kararlarında, işçilerin yaptığı işin alt işverene verilmesinin muvazaalı olduğu, yapılan işin yardımcı iş mahiyetinde olmadığı, bu nedenle davacı ile davalı arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunmadığının tespit edildiği, bu nedenle davacının ödediği işçilik alacaklarını davalıdan rücuen tazminini edemeyeceği, 10/02/2015 tarihli sözleşmenin geriye dönük uygulanamayacağı, bu sözleşmenin davaya konu işçilik alacaklarını kapsamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Karar, yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; müvekkili ile davalı arasında herhangi bir muvazaa ilişkisi bulunmadığını, davalının aralarındaki ilişkinin muvazaalı olduğu savunmasında bulunmadığını, kaldı ki muvazaa itirazının yazılı delil ile ispatı gerektiğini,  kesinleşen iş davalarında İş Hukuku hükümlerine göre, işçiler yönünden asıl - alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun tespit edildiğini, iş mahkemesinde muvazaa iddiasında bulunan işçilerin bu davada üçüncü kişi konumunda olduğunu, bu nedenle muvazaa tespitinin  bu davada hükme esas alınmaması gerektiğini,  taraflar arasındaki sözleşmeler işçiler yönünden muvazaalı olarak değerlendirilse de, taraflar arasında hukuken geçerli olduğunu, kimse kendi muvazaasından yararlanamaz ilkesi gereği sözleşmelerin bağlayıcı olması gerektiğini, sözleşmelerin tamamında davalı yüklenicinin işçilik alacaklarından davalının sorumlu tutulduğunu, müvekkili aleyhine maktu vekalet ücreti yerine nisbi vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLER VE DEĞERLENDİRME Dava, hizmet alım sözleşmesi kapsamında davacı tarafından dava dışı işçilere ödenen işçilik alacaklarının rücuen tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili hükmü istinaf etmiştir. Hizmet alım sözleşmeleri uyarınca hizmet veren yüklenici kendi işçisi ile taahhüt ettiği edimi yerine getirmiş olduğundan, yüklenici işçisine işveren tarafından ödenen bedelin yükleniciden tahsili sözleşme ilişkisi kapsamında mümkündür. Somut olayda dava dışı işçilerin davacı işveren aleyhine açtığı iş davalarında yüklenici ile işveren arasında muvazaa yapıldığı, işçilik hakları ödenen işçilerin başından beri davacı işverinin işçisi olduğu hususunda karar verildiği ve verilen kararların Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda dava dışı işçilerin işveren ile yüklenici arasında hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığı, ancak işveren ile yüklenici arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu ve işçilik hakları ödenen işçilerin davacının işçisi olduğu kesin hale geldiğinden, davacının ödenen bedeli davalılardan tahsil etmesi \"hiç kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı\" ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.  (Yargıtay 23. HD'nin 2018/864 Esas, 2020/3581 Karar ve 2019/1089 Esas, 2020/2055 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır.) Diğer taraftan, davanın konusunun para ile değerlendirilebiliyor olduğu ve davanın esastan reddedildiği gözetildiğinde, mahkemece kararı tarihinde yürürlükte olan tarife gereğince nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi de yerindedir. Açıklanan nedenler ile ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/616 Esas, 2020/320 Karar sayılı ve 22/06/2020 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,2‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 362/1a Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.11/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"86892ba6d9c057f1","SID":"0ffae9dcd54416ba"}}