{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/2497 <br>KARAR NO: 2024/127<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 21/03/2023<br>NUMARASI: 2022/254 Esas  2023/301 Karar <br>DAVA: Alacak <br>Arabulucu dava şartı ve hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine ilişkin  kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkili ile davalı  ..AŞ arasında düzenlenen 24.01.2015 tarihli hisse devir sözleşmesi ile müvekkilinin .. AŞ'deki hissesinin bedeli davalı ... tarafından sözleşmenin 5.7 maddesindeki tablodaki vade ve miktarlarda ödenecek şekilde devredildiğini, davalı ... şirketinin sözleşmeyi ihlali sonucunda davalıya karşı birtakım dava ve icra takipleri başlatıldığını, hisse devir bedelini alamayarak ekonomik sıkıntıya düşen müvekkilinin mecburen karşı  taraf ile 12.04.2017 tarihli sulh sözleşmesini imzaladığını,2015 tarihli hisse devir sözleşmesi ile davalıya devredilen bir kısım taşınmazların müvekkilinin alacağına karşılık ve sulh sözleşmesi kapsamında kendisine iade edildiğini, sulh sözleşmesinin 4.3 maddesi hükmünde bu husus açıkça yazılarak hangi gayrimenkullerin hangi senetler karşılığında verildiği belirtilmesine rağmen, gayrimenkullerin o tarihteki rayiç değerlerine ilişkin bir belirleme yapılmadığı, ekonomik olarak zor durumda olan  müvekkilinin bu durumunu davalı tarafın kötüye kullandığını ve gabin söz konusu olduğunu,sulh protokolü çerçevesinde müvekkiline devredilen taşınmazların devir tarihi itibariyle rayiç bedelleri belirlendiğinde, müvekkilinin 10.02.2018 vade tarihli 4.683.000-TL bedelli bonodan dolayı davalıdan 590.000-USD alacaklı olduğunun ortaya çıktığını belirterek, müvekkilinin 10.02.2018 vade tarihli ve 4.683.000-TL bedelli bonodan dolayı davalıdan olan 590.000-USD'lik alacağının şimdilik 10.000-TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalılar vekili; ticari alacak konulu davalardan önce arabulucuya başvurulması zorunlu olup bu hususun dava şartı niteliğinde olduğunu,davacının sadece ... açısından arabulucuya başvurduğunu, ... açısından ise arabuluculuk başvurusu yapılmadığını, tamamlanamayan nitelikteki dava şartlarından olan arabuluculuk başvurusunun yokluğu nedeniyle ... şirketi açısından davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini,teminat bonosunda ... şirketinin taraf olmadığını,TBK'nın 28. Maddesi gereği gabin iddiasının, taraflarca bir yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini, ancak davacının kanunda açıkça belirtilen bu hak düşürücü süre içerisinde gabin iddiasını öne sürmediğini,  müvekkili ... şirketinin davacı ve diğer paydaşlardan ... şirketi hisselerini 24.01.2015 tarihli sözleşmeyle devraldığını,anlaşmazlıklar nedeniyle bir tahkim süreci yaşandığını, ancak sonuçta tarafların anlaşarak 13.04.2017 tarihli sulh sözleşmesinin imzalandığını, dava konusu bononun pay alım sözleşmesininin teminatı için verildiğini, bonoda açıkça teminat olduğunun yazılı olduğunu, sulh sözleşmesi ile davacının tüm taleplerinden vazgeçtiğini, gabinin unsurlarının oluşmadığını, edimler arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı gibi gabinin sübjektif unsurunun da bulunmadığını, bono TL cinsi düzenlenmekle USD cinsinden alacak talebinin mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; dava tarihi itibariyle dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu,davalı ... şirketi yönünden davadan önce arabulucuya başvurulmadığı,davacı vekili tarafından arabulucuya başvuru şartı eksikliğinin sonradan giderildiği bildirildiği dava açılış tarihinden önce arabulucuya başvurulmadığı, diğer davalı ... yönünden ise davacının gabin iddiasına dayandığı, ancak davanın TBK'nın 28. Maddesi uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle; davanın davalı ... yönünden arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddine, davalı ... yönünden ise hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; davalı ... şirketi yönünden arabuluculuk dava şartı eksikliğinin yargılamanın başında, henüz tahkikat aşamasında giderildiğinden, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinin usul ve kanuna açıkça aykırı olduğunu, Dava görülürken dava şartı eksikliğinin giderilmesi durumunda davanın görülmeye devam edilip karara bağlanması gerektiğini, mahkemece süre verilmesine gerek kalmaksızın bu eksikliğin giderildiğini,davalı ... yönünden ise dava dilekçesinde belirttikleri beyan ve iddialar hiç incelenmeden ret kararı verilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, ayrıca somut olay bakımından hakkın kaybını gerektirecek şekilde bir hak düşürücü süre durumunun da söz konusu olmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, taraflarca düzenlenmiş olan 24.01.2015 tarihli hisse devri sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla akdedilmiş olan 13.04.2017 tarihli sulh sözleşmesinin gabin nedeniyle geçersizliği iddiasına dayalı olarak, daha önce hisse devri sözleşmesi kapsamında davalı ... tarafından davacıya verilmiş olan bono bedelinin tahsili istemine ilişkindir. 7155 sayılı Kanun ile TTK’ya eklenen ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile getirilen “Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır ..\" hükmü uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu hale getirilmiş, yani arabuluculuğa başvurmak dava şartı haline getirilmiş bulunmaktadır. Dava konusu bir miktar para alacağı olan tüm talepler hakkında, alacaklı ve borçlu açısından bir ayırım yapılmadan ve bir sınırlama getirilmeden, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın ve dosya üzerinden davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir (HUAK 18/A/2, HUAK Yönetmeliği 22/3). Burada dava şartı arabuluculuk sürecinin, 6100 sayılı HMK'nın 115/2 maddesi çerçevesinde, gider avansı yatırılmasında veya gerekli hallerde teminat gösterilmesinde olduğu gibi tamamlanabilen bir dava şartı eksikliği olarak düzenlenmediği görülmektedir. Bir başka ifadeyle, dava şartı noksanlığının giderilmesi ve arabulucuya başvurulması için mahkemece davacıya süre verilmeyecektir. Bununla birlikte aynı kanunun 115/3 maddesinin uygulama alanı bulmasına engel yoktur. Bu bağlamda dava şartı noksanlığı, mahkemece davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. Somut olayda davanın 04.04.2022 tarihinde açıldığı, davalı ... bakımından düzenlenen 10.01.2022 tarihli arabuluculuk son tutanağının sunulduğu, davalı ... şirketi bakımından ise dava tarihi ile aynı gün 04.04.2022 tarihinde davacı tarafça arabulucuya başvuru yapıldığı, 20.04.2022 tarihli arabuluculuk son tutanağının ise davalının cevap dilekçesi ile mahkemenin 18.10.2022 tarihli ara karar tarihinden önce 27.04.2022 tarihli dilekçe ekinde dosyaya sunulduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafça davalı ... şirketi yönünden arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davadan önce başvuru yapılması tamamlanamaz dava şartı ise de, arabuluculuk başvurusunun dava tarihi ile aynı gün yapıldığı, davalı tarafça davaya cevap verilmeden ve dolayısıyla bu eksiklik ileri sürülmeden, ayrıca ön inceleme duruşması yapılmadan bu eksikliğin giderildiği belirlenmekle, davanın dava şartı yokluğundan reddedilemeyeceği gözetilmeden davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. TBK'nın 28. maddesinde; bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlığın, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, zarar görenin, durumun özelliğine sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebileceği, zarar görenin bu hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliği öğrendiği, zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her halde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabileceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda dava beş yıllık süre içerisinde açılmış ise de, bir yıllık hak düşürücü sürenin tespiti bakımından mahkemece TBK'nın 28/2 maddesi kapsamında herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bu kapsamda taraflarca imzalanan sulh sözleşmesi gereği davacının kabulünde olduğu üzere davacıya davalı tarafça tapu devirleri yapıldığı, yine sözleşme gereği davacıya ödenmesi gereken 2.500.000-TL ve 845.000-TL tutarlı ödemelerin yapıldığının davalı vekilince cevap dilekçesiyle beyan edildiği anlaşılmaktadır. Ancak dosya kapsamında  başkaca bir inceleme yapılmadığından, bu ödemelerin  yerine getirilip getirilmediği, ödeme yapılmışsa tarihi, tapu devirlerinin ne zaman gerçekleştirildiği belirlenememektedir. Davacıya sulh sözleşmesi gereğince söz konusu ödemeler yapılmış ise ekonomik zorluğun ortadan kalktığının kabulü ile hak düşürücü sürenin  ödeme tarihlerinden başlatılması gerekmektedir. Bu nedenle mahkemece eksik inceleme sonucunda davalı ... aleyhine açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne;İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2022/254 Esas - 2023/301 Karar sayılı 21/03/2023 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)a-4-6 gereği KALDIRILMASINA; \"Dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine\"Yatırılan 269,85-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 353(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 18/01/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"70359f4393a83ed1","SID":"aefb1c9a90f0eda3"}}