{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  23. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/2272 - 2024/40<br>                                    T.C.      <br>                            A N K A R A                                 <br>B Ö L G E    A D L İ Y E    M A H K E M E S İ\t<br>              23. H U K U K    D A İ R E S İ                 \t\t\t      <br>\t            \t\t         (İ S T İ N A F    B A Ş V U R U S U N U N  <br>\t\t\t  E S A S T A N    R E D D İ)<br>                    \t\t\t     <br>ESAS NO\t: 2023/2272 <br>KARAR NO\t: 2024/40<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN:<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 06/03/2019<br>ESAS-KARAR NUMARASI : 2015/554 E.-2019/260 K.<br>DAVACI \t:<br>VEKİLİ\t<br>DAVALI \t<br><br> Dairemizin 18.01.2022 tarih ve 2021/2122 E., 2022/19 K. sayılı kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.10.2023  tarih ve 2022/6-552 E., 2023/998 K. sayılı kararıyla,  bozulmasına karar verildiği görülmekle HMK'nın 373/(3). maddesi uyarınca duruşma açılmasına karar verildi, taraflar davet edilerek dosya kapsamı incelendi.<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ\t:<br>İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ\t: <br>  Davacı vekili; müvekkilinin davalı ... End. Tic. San. A.Ş. tarafından ... aleyhine açılan Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/117 E., 2012/326 K. sayılı dosyasını davacı vekili olarak takip ettiğini ve davanın lehe sonuçlanarak kesinleştiğini, taraflar arasındaki Vekalet Ücreti Sözleşmelerine göre adı geçen davalı şirket lehine hak kazanılan her türlü değerin (5+2,5) %7,5 oranında akdi vekalet ücreti ödenmesini kararlaştırıldığını, buna göre ödenmesi gereken 175.560,00 TL vekalet ücretinin henüz ödenmediğini, <br>Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının müvekkilinden habersiz olarak davalı ... End. Tic. San. A.Ş. tarafından Av. ... eliyle Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2013/9984 E. sayılı dosyasıyla icraya konulduğunu, daha sonra alacağın tamamının Ankara 13. Noterliği'nin 28.08.2013 tarih ve 18379 Y. sayılı Temliknamesi ile (hakkındaki dava tefrik edilen) davalı ... İnş. Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne temlik edildiğini, aynı avukat tarafından vekil sıfatıyla 11.12.2014 tarihinde 2.340.793,30 TL alacağın tamamının ... İnş....Ltd. Şti. adına tahsil edildiğini, yapılan bu temlik işleminin borçlu şirketin alacaklılarına zarar verme kastı içerdiğini, müvekkilinin bu işlem nedeniyle zarar gördüğünü, <br>Ankara 58. Noterliğinin 18.06.2015 tarih ve 12104 Y. sayılı ihtarnamesi ile ... İnş. ...Ltd. Şti.'nden akdi vekalet ücretinin tahsil tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacı avukatın banka hesabına aktarılmasının istendiğini, ... İnş....Ltd. Şti. tarafından Ankara 53. Noterliğinin 13.07.2015 tarih ve 23700 Y. sayılı ihtarnamesi ile verilen cevapta, \"...ticari  ilişki yaşama geçirilemediğinden, doğacak alacakların teminatı olarak düzenlenen temliknamenin dayanaksız kaldığı,...temliknameye konu para borçlusunun vekili aracılığı ile aynen iade edildiğinden, vekil edenin kasasına herhangi bir para girmediği, temlikte muvazaa iddiası ile borçlu ... firmasından olan alacağın ödenmesi isteminin kabulünün mümkün olmadığı,\" hususları belirtilerek taraflar arasındaki hileli işlemlerin açıkça ikrar edildiğini, davalılardan ... İnş...Ltd. Şti. tarafından aynı zamanda ......A.Ş. vekili olan ...'a vekalet verildiği tarihin sözleşmenin feshedildiğinin ileri sürüldüğü tarihten daha sonra olduğunu, sözleşme feshedildiğine ve temlikname amacı ortadan kalktığına göre noterden ayrı bir Temlik Fesih Sözleşmesi yapılarak paranın ......Ltd. Şti.  şirketi tarafından çekilmesi gerekirken, vekalet verilerek paranın ... İnş... Ltd. Şti. tarafından çekilmesinin davalının cevabının isabetsiz olduğunu kanıtladığını,<br>Davalıların aralarında anlaşarak alacaklıları saf dışı bırakmak maksadı ile temlik yoluna gittiklerini, davalı ...  İnş. ...Ltd. Şti.'nin bu beyanının ticari defterleri ile de uyumsuz olduğunu, aralarında gerçeğe aykırı belge düzenlediklerini (naylon fatura) ikrar ettiklerini, <br>Bu cevaptan sonra, gerek Temlikname gerekse BK hükümlerine göre vekalet ücretinin ödenmesinden birlikte sorumlu olan davalılar aleyhine Ankara 31. İcra Müdürlüğü'nün 2015/18739 E. sayılı dosyası ile \"İflas Yoluyla İlamsız İcra Takibi\" yapıldığını, davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu, <br>İleri sürerek, İİK'nın 174 vd. maddeleri gereğince davalıların itirazlarının kaldırılmasına ve İİK'nın 177. maddesi uyarınca davalıların iflasına ve %40'dan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı ... End. Tic. San. A.Ş. vekili; taraflar arasında davacının vekalet ücretinin ne kadar olduğu hususunda bir anlaşma olmadığını, iflas açılmadan önce Tüketici Mahkemesine dava ikame edilerek taraflar arasında yaşanan vekalet ücreti <br>anlaşmazlığının giderilmesi gerektiğini, görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu,<br>Davacı avukatla yapılan 20.10.2003 tarihli anlaşma ile Denizli Cezaevi İnşaatı ile ilgili Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava için vekalet ücreti sözleşmesi yapıldığını, ... <br>Yapı'nın yetkilisi ...'ın %7,5 vekalet ücret sözleşmesini kabul etmediği için toplantıyı terk ettiğini, davacı avukatın ... ile her iki şirket adına sözleşmeyi imzaladığını, sözleşmede ...'nın iradesinin %5 üzerinde kaldığını, %2,5'luk sözleşmenin ... <br>İnşaat yetkilisi ...'ın iradesinde olduğunu ve ...'yı temsil etmediğini, 20.03.2010 tarihli anlaşmanın geçerli olduğunu, iddia edilen %2,5'luk <br>ek sözleşmenin hayatın olağan akışına ters olduğunu, bu sözleşmede tarih bulunmadığını, <br>Davacı avukatın üç ayrı imza kullandığını, kendilerindeki sözleşme ile dosyaya sunulan aynı sözleşmedeki davacı avukat imzasının farklı olduğunu, <br>Davacı avukat tarafından sonlandırılan Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/117 E. sayılı davası ile müvekkiline kazandırdığı iddia edilen rakamın 780.410,00 TL olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere davacının vekalet ücreti alacağının bu meblağ üzerinden hesap edilmesi halinde 58.530,00 TL olarak hesaplandığını, 2.340.793,00 TL üzerinden hesaplanan tutarın takibe esas alınmasına hukuken olanak olmadığını, vekalet sözleşmesinde \"takip edilen <br>dava dosyalarında şirket menfaatlerine olarak kazanılan her türlü değerin %5 tutarı vekalet ücreti olarak ödenecektir.\" denildiğini, kazanılan meblağın ilamda yazılı olan 780.410,00 TL olduğunu, özel anlaşma gereği kabul edilen meblağın 50.000,00 TL olduğunu, bunun 5.000,00 TL'si önceden ödendiği için avukatın 45.000,00 TL alabileceğini, müvekkilinin verdiği temlik ile alacaklılarını zarara sokma niyetinde olmadığını, <br>İcra inkâr tazminatı talebinin reddinin gerektiğini, davacı avukatın kötü niyeti görüldüğünden ilamın diğer avukat olan Av. ...'a takip ettirildiğini,<br>Savunarak, davanın öncelikle görev yönünden, aksi halde esastan reddi ile %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ\t: <br>İlk derece Mahkemesinin 06.03.2019 tarih ve 2015/554 E., 2019/260 K. sayılı kararıyla; \"Yargılama sırasında davalı ... İnşaat San ve Tic. Ltd. Şti yönünden davanın 12/04/2017 tarihli celsede ayrılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. <br><br>Dava dosyasına getirtilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/117 esas ve 2012/326 karar sayılı dosyasında ...İnşaat ve Tic. Ltd. Şti. ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı arasında alacak talepli dava bulunduğu, yapılan yargılama sonucunda bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verildiği, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2008/2567 esas, 2009/1830 sayılı ilamı ile bozulduğu, bunun üzerine yapılan yargılama ve bilirkişi incelemesi sonucunda davacının davasının kısmen kabulüne karar verilerek 780.410,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.<br> İlgili dosyada 26/02/2004 tarihinde davacı vekili olarak davamız davacısı ...'in davayı açtığı ve esasa kaydı yapıldığı, Ankara 24. Noterliği'nin 13/01/2004 tarih 1143 yevmiye nolu vekaletnamesinde ... Endüstri Ticaret ve San. Ltd. Şti. adına vekaleten ... tarafından Av. ...'e vekalet verildiği, yargılama sürecinde ...'in vekil sıfatıyla yargılamalara iştirak ettiği, dava açılırken Ltd. olan şirketin A.Ş'ye dönüştüğü ... Endüstri Tic. ve San. A.Ş adına karar kurulduğu anlaşılmıştır.<br>\tTaraflar arasında yapıldığı bildirilen 01/01/2010 tarihli vekalet sözleşmesinde tarafların ... ve ...İNŞAAT TİC. LTD.ŞTİ. ile Av. ... arasında tanzim olunduğu, sözleşme bedelinin 3. maddede \"takip edilen dava dosyalarında şirket menfaatine olarak kazanılan her türlü değerin %5'i tutarında vekalet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmeyi ... ve ...Ltd.Şti adına ... ile Av. ...'in imzaladığı, yine davacı tarafından dosyaya sunulan 01/01/2010 tarihli ek vekalet sözleşmesinde sözleşmenin 3. maddesi 2. paragrafı hariç diğer maddelerin ek sözleşmede aynen yer aldığı, bu paragrafta \"01/01/2010 tarihli sözleşme uyarınca belirlenen ve takip eden dava dosyalarında şirket menfaatine olarak kazanılan her türlü değerin %5 tutarına ilaveten ve ayrıca %2,5 vekalet ücreti ödenecektir. İş bu ücrete stopaj ve KDV ilave edilecektir.\" düzenlemesinin yer aldığı, bu sözleşmenin de ... ve ...Ltd.Şti adına ... ile ... arasında imzalandığı anlaşılmıştır. <br>Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2013/9984 sayılı dosyasında alacaklı ... Endüstri ve Tic. A.Ş. tarafından borçlu Bayındırlık ve İskan Bakanlığı aleyhine yapılan takip sonucu Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından 11/12/2014 tarihinde 18779 yevmiye kaydı ile dosyaya 2.405.360,79 TL yatırıldığı, ......A.Ş ile ... İnşaat...Ltd. Şti arasında düzenlenen Ankara 13. Noterliği'nin 28/08/2013 tarih 18379 nolu temliknamesi çerçevesinde icra dosyasına yatan paradan bakiye kalan 2.340.793,30 TL'nin alacaklı vekili olarak Av....'a ödendiği, davamız davacısı tarafından Ankara 58. Noterliğinin 18/05/2015 tarih, 12104 yevmiye nolu ihtarnamesi ile ... İnşaat...Ltd.Şti'ne ihtarname çekildiği ve ...İnşaat lehine takip edilen dosyanın sonuçlanması sonucu akti vekalet ücreti 175.560,00 TL'nin ödenmediği söz konusu ilamın Av. ... tarafından icraya konulduğu, takip sonrası bu alacağın tamamının temlik edildiği bildirilerek söz konusu bedelin 11/11/2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile 3 gün içinde davacıya ödenmesi aksi taktirde yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiği 30/06/2015 tarihinde şirket yetkilisine ihtarnamenin tebliğ edildiği, ... İnşaat yetkilisi tarafından Ankara 63.Noterliğinin 13/07/2015 tarih 23700 yevmiye nolu ihtarnamesi ile cevap verildiği anlaşılmıştır.<br>Davacı tarafından Ankara 31. İcra Müd. 2015/18739 sayılı icra dosyasında davalılar ... İnşaat ve ... firmaları aleyhine 175.560,00 TL asıl alacak, 10.908,77 TL işlemiş faiz toplamı 186.908,77 TL üzerinden iflas yoluyla adi takip talebinde bulunduğu, davalılar tarafından takibe itiraz edilmesi üzerine 31/08/2015 tarihinde takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.<br>......A.Ş ile ... İnşaat....Ltd. Şti. arasında 30/06/2013 tarihinde İnşaat Malzemeleri Tedarik sözleşmesi düzenlendiği, 02/05/2014 tarihinde sözleşmenin fesih sözleşmesi ile sona erdirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. <br>Toplanan delillerden Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/107 esas, 2012/326 karar nolu ilamının sonrasında, alacaklının Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2013/9984 sayılı dosyası ile takip yapıldığı, borçlu Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından 11/12/2014 tarihinde dosyaya 2.405.360,79 TL yatırıldığı, harç ve vergi kesintileri sonucunda 2.340.793,30 TL'nin alacaklı vekili Av. ... tarafından tahsil edildiği anlaşılmıştır. Av. ... ... şirketinin avukatı olup temlik nedeniyle icraya konulan mahkeme ilamının alacaklısı durumundaki ... İnşaat vekili sıfatıyla da icra müdürlüğünden parayı tahsil etmiştir. Davalı vekili... Ltd. Şti. ile ... arasında imzalanan 20/10/2003 tarihli anlaşma metninde Denizli Merkez 400 kişilik Ceza Evi İşi, Hukuk ve Ceza davaları için Yargıtay işi dahil 50.000.000.000,00 (eski TL Ellimilyar) karşılığı anlaşıldığını bu bedelin 5.000.000.000,00 TL'sinin peşin ödendiğini kalan miktarın peyder pey ödeneceğinin kararlaştırılacağını bildirmiştir. Davacı vekili bu iddiayı kabul etmemekle söz konusu sözleşmenin Ankara 2. ATM'nin 2003/759 esas, 2009/60 karar sayılı dosyasına ilişkin olduğunu bildirmektedir. Dosyada bulunan belgeler ve söz konusu sözleşmenin taraflarının farklı olması konusu dikkate alındığında 20/10/2003 tarihli anlaşmanın dava konusu ile ilgisi bulunmadığı anlaşılmıştır. Nitekim Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin dava dosyasına eklenen vekaletname 13/01/2004 tarihli olup  ... ...Ltd.'ne vekaleten ... tarafından düzenlenmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili ...'ın A.Ş'yi temsil etmediğini, ek sözleşmenin ...'yı bağlamayacağını bildirmekle birlikte sözleşme ve ek sözleşmelerin tamamında ...'ın ... ve ... A.Ş yönünden vekaletnameyi düzenleyen kişi olduğu, her iki sözleşmede de imzası olduğu, ilk sözleşmenin (%5'lik ücret içeren) geçerli olduğunu kabul eden davalı şirketin ikinci sözleşmenin geçerli olmadığını iddia etmesinin iyi niyet kuralları ile ve taraflar arasında yapılan yazışma içerikleri ile bağdaşmadığı, sözleşmenin %7,5 oranına tadil edildiği anlaşılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davada her ne kadar 780.410,00 TL'ye hüküm kurulmuş ise de sözleşmede takip edilen dava dosyalarında şirket menfaatine kazanılan her tür değerden söz edildiği, alacak icraya konulduğunda 2.340.793,30 TL tahsil edildiği dikkate alındığında kazanılan menfeatin 2.340.793,30 TL olduğu, davacının alacağının 175.559,50 TL olduğu, davalı şirket söz konusu parayı 11/12/2014 tarihinde çektiğinden bu tarihten itibaren hesap edilen 10.908,74 TL faizi ile birlikte davalıdan tahsili gerektiği bu bağlamda icra takibine yapılan itirazın kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır.<br><br>İcra takibi doğrultusunda kapak hesabı yaptırılarak İİK.158. maddesi uyarınca  davalıdan söz konusu bedelin mahkeme veznesine depo edilmesi talep edilmiş, usulüne uygun ihtara rağmen borç miktarının mahkeme veznesine depo edilmediği anlaşıldığından davalının iflasına karar vermek gerekmiş takip yolunun iflas yolu ile adi takip olması nedeniyle icra inkar tazminatı talebinin yerinde olmadığı anlaşılmış\" gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı şirketin iflasına karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ\t:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde; <br><br>İlk derece Mahkemesince yokluklarında yapılan duruşmada iflaslarına karar verildiğini, 27.02.2019 tarihli duruşmaya mazeret dahi verilmediği için duruşma gününün uyaptan öğrenilme zorunluluğu da bulunmadığını, <br>İlk derece Mahkemesince, iflas yoluyla adi takibe dayalı iflas mı, yoksa doğrudan iflas mı istendiği konusunda açıklama alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğini, <br>İlk derece Mahkemesince usulüne uygun depo emri çıkarılmadığını, sadece 10.10.2019 tarihine kadar ödenecek toplam meblağ yazılarak gönderildiğini, borcun ödenme süresi, ödenmemesi halinde iflasa karar verileceği hususlarının yazılmadığını, kaldıki 10.10.2018 tarihli duruşmada iflas kararı verilmediği için iflas kararının verileceği duruşmadan önce tekrar borcun ödeneceği meblağın yeniden hesaplanıp depo emri ve sonuçları olarak tebliğ edilmesi gerektiğini, ayrıca kendilerine gönderilen tebligat zarfında yazılan açıklamada tebligatın depo emri olmadığını, tebligat zarfının üzerinde, \"bilirkişi raporuna HMK 281 maddesi gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etmediğiniz takdirde bilirkişi raporuna itiraz etme hakkından vazgeçmiş sayılacağınız ihtar ve tebliğ olunur.\" yazılmış olduğunu, <br>Davacı avukat ile müvekkili arasındaki vekâlet ücretinin ne kadar olduğunun belirgin olmadığını, tarafların bu konuda vardığı bir anlaşma olmadığını, davacı tarafından iflas davası açılmadan önce Tüketici Mahkemesinde bir dava ikame edip avukatla müvekkili arasında yaşanan vekâlet ücreti anlaşmazlığının giderilmesi için bir dava açılması gerektiğini, bu nedenle Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğunu, <br>Davacı avukatla yapılan 20.10.2003 tarihli anlaşma ile Denizli Cezaevi inşaatı ile ilgili Ankara 16. Asliye Hukuk Hakimliği’nde görülen dava için vekalet ücreti sözleşmesi yapıldığını ve anlaşmada rakamlar açıkça belirlendiğini, davacı avukatın iddia ettiği gibi %5 ve %2,5 vekalet ücreti sözleşmesi kendisi ile varılan mutabakat üzerine yapılmadığını, ...’nın yetkilisi ...'ın %7,5 vekâlet ücret sözleşmesini kabul etmediği için toplantıyı terketmesi üzerine, ...'ın ile her iki şirket adına sözleşmeyi imzaladığını, yapılan vekâlet ücret sözleşmesinde ...'nın iradesi %5 üzerinde kaldığını, %2,5’luk sözleşmenin... yetkilisi ...’ın iradesi olduğunu ve ...'yı temsil etmediğini, ayrıca yapıldığı iddia edilen %2,5 ek sözleşmenin hayatın olağan akışına ters olduğunu, ek sözleşmede ne bir tarih olduğunu, ne de neden ek sözleşmeye ihtiyaç duyulduğuna ilişkin bir madde olduğunu, <br>Davacı avukatın müvekkiline hizmet verdiği süre içerisinde üç ayrı imza kullandığını, dilekçelere başka, ücret sözleşmesine başka imza atarak müvekkili nezdinde güven unsurunu bir kere daha zedelediğini, bu durumun vekâlet ücret sözleşmesinin de kendisi tarafından üretilmiş olabileceği şüphesini uyandırdığını,  <br>Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/117 E., 2012/326 K. sayılı kararında 780.410,00 TL’nin kazanıldığına hükmedildiğini, kabul anlamına gelmemek üzere davacının  vekalet ücreti alacağının bu meblağ üzerinden hesap edilmesi gerektiğini, davacı avukatın hukuki yardımının bu iş ile ilgili olduğunu, davacının hesaplamasına esas aldığı 2.340.793 TL'lik meblağın Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2013/9984 E. sayılı dosyasında yer alan alacak meblağı olduğunu, bu meblağ üzerinden akdi vekâlet ücreti talep etme hakkının ilamı icra takibine konu eden Av. ...'a ait olduğunu, kaldı ki özel anlaşma gereği kabul edilen meblağ 50.000,00 TL olduğu için ve bunun 5.000,00 TL’si de önceden ödendiği için avukatın alacağı meblağın 45.000,00 TL olduğunu, <br>Müvekkilinin ... İnş. Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne yaptığı temlikin alacaklılarını zarara sokma kastı taşımadığını, <br>İlk derece Mahkemesince bilirkişi raporlarına karşı haklı itirazlarının değerlendirilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ...'ın 2010 yılında müvekkili şirket adına sözleşme yetkisi olup olmadığının belirlenmediğini, dosyada ...'ın müvekkili şirketi temsile yetkili olduğuna dair herhangi bir evrak olmadığını, 2004 yılında vekâletname düzenlenmiş olmasının bu kişinin yetkisinin 2010 yılında devam ettiğini göstermeyeceğini, <br>\tDavanın 2007 yılında açıldığını ancak bilirkişi tarafından kabul edilen vekalet sözleşmesinin 2010 yılında imzalandığını, dolayısıyla davaya konu işin için 2007 yılı içerisinde veya daha öncesinde müvekkili ile davacı avukatın görüşüp anlaşmış olmasının hayatın olağan akışına uygun olanı olduğunu, bilirkişinin geçerli kabul ettiği sözleşmede vekalet ücreti talep edilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin davasına ilişkin bir düzenleme yer almadığını, sözleşme geçerli olmadığı için vekalet ücretinin Avukatlık Kanununun 164. maddesi hükmü uyarınca belirlenmesi gerektiğini, Yargıtay içtihatlarında işleyecek toplam faiz miktarı üzerinden vekâlet ücreti hesaplanmasının haklı bulunmadığını, <br>Bilirkişi raporunda avukatın görevini layıkıyla yerine getirdiğine dair hiç bir inceleme bulunmadığını, somut olayda davacı avukatça duruşmalara özen dahi gösterilmediğini, yanında çalıştırdığı avukatlara vekâlet vererek dosya duruşmalarında bulunmamayı alışkanlık haline getirdiğini, 41 duruşmanın sadece 12’sinde bizzat bulunduğu halde bilirkişiler tarafından raporda \"duruşmaların çoğunda bulunduğu\" ibaresi ile objektiflikten uzaklaşıldığını, vekil tarafından tecrübesiz avukatlara yetki verilerek duruşmalara gönderilmesinin yargılamanın bu kadar uzun sürmesine ve müvekkilinin alacağına ulaşmasında gecikme yaşamasına neden olduğunu, <br>Belirterek, İlk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br><br>DAİREMİZ KARARI VE BOZMA KARARI       :<br>Karara karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 17.07.2019 tarih ve 2019/1734 E., 2019/1213 K. sayılı kararıyla; \"İlk derece Mahkemesince, gerekçeli kararda, İİK'nın 164. maddesi hükmüne aykırı olarak istinaf süresi iki hafta olarak yazılmıştır. İlk derece mahkemesi kararı davalı  vekiline, 30.05.2019 tarihinde tebliğ edilmiş ve davalı vekilince 12.06.2019 tarihinde istinaf yoluna başvurulmuştur.<br> Davalı vekilinin istinaf başvurusunun İİK'nın 164/2. maddesindeki istinaf süresinden sonra yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. <br>Süresinden sonra yapılan istinaf istemleri hakkında, HMK'nın 346/(1). maddesi gereğince mahkemece bir karar verileceği gibi, aynı Kanun'un 352/(1)-c. madde hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince de karar verilebileceği\" gerekçesiyle, davalı vekilinin süresinden sonra sunulan istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir. <br>Dairemiz kararına karşı davalı vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 05.10.2021 tarih ve 2021/617 E., 2021/596 K. sayılı kararıyla; \t\t\t\t\t\t\t\"Anayasa Mahkemesi'nin 26.02.2015 tarih ve 2013/3954 Başvuru sayılı kararında; <br>''Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlâl edildiğinin kabulü gerekir (B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27).<br>Anayasa Mahkemesi, mahkemelerce kanun yolu sürelerinin yanlış yazılması nedeniyle tarafların yanıltılması halinde hak ihlalinin oluştuğuna karar vermekle birlikte tazminata ilişkin talepleri \"Yargıtay tarafından hak ihlalinin bu aşamada giderilmesi mümkün bulunduğu\" gerekçesiyle reddedilmektedir. Bu gerekçe mahkemeler tarafından kanun yolu bakımından yanıltılan tarafın belirlenen süre içinde Kanun yoluna başvurulduğu takdirde Yargıtay tarafından inceleme yapılmasının mümkün olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenlerle Kanun yolu denetimi yapan istinaf mahkemeleri ve Yargıtay'ın mahkemenin belirlediği sürede kanun yoluna başvurulması halinde istinaf incelemesi veya temyiz incelemesi yapması gerekir. <br>  Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesi'nce iflas davası  hakkında verilen hükmün istinaf yoluna başvuran davalı vekiline 30.05.2019 günü tebliğ edildiği ve davalı vekilince, istinaf yoluna başvurma dilekçesinin İİK'nın 164. maddesinde öngörülen 10 günlük yasal süre geçirildikten sonra, fakat 2 hafta içerisinde 12.06.2019 tarihinde verildiği anlaşılmaktadır.<br>Mahkemece gerekçeli kararda istinaf süresinin 2 hafta olarak belirlendiği, bu sürenin  genel hükümler çerçevesinde belirlenen ve Kanunda yazılı olan bir süre olup, tarafın yanılmasına sebep olabilecek mahiyette bulunması sebebiyle mahkemenin, tarafı Kanun yolu süresi bakımından yanıltmış olması karşısında davalı vekilinin istinaf isteminin süresinde olduğunun kabulünde zorunluluk vardır.\" gerekçesiyle, Dairemiz kararının bozulmasına, istinaf incelemesi yapılmak üzere dosyanın  Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.<br><br><br>DAİREMİZCE BOZMA ÜZERİNE YAPILAN YARGILAMA SONUCUNDA  :<br>Dairemizin 18.01.2022 tarih ve 2021/2122 E., 2022/19 K. sayılı kararı ile; \"...Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun çok açık düzenlemesine göre \"Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez.\" (HMK m.90/1). <br>Yasa ile belirlenmiş bir süreye uymamanın sonucu o hakkın düşmesi, kendiliğinden son bulmasıdır. Taraflardan birine tanınan hakkın süresinde kullanılmayarak düşmesi halinde karşı taraf lehine de kazanılmış bir usuli hak doğar. <br>Eldeki dava İcra ve İflas Kanunu'nun 174'ncü maddesi uyarınca açılan itirazın kaldırılması ve iflas davasıdır. İflas davalarında istinaf ve temyiz sürelerinin kararın tebliğinden başlamak üzere 10 (on) gün olduğu, anılan Yasa'nın 164'üncü maddesinde çok açık biçimde yazmaktadır....Bu maddenin düzenlemesi karşısında hakimin bu süreyi on beş gün ya da iki hafta olarak belirleme yetkisi olmadığı gibi bir an için böyle bir belirleme yaptığının düşülmesi halinde bunun tarafları ve özellikle de istinaf edeni ve pek tabiidir ki Bölge Adliye Mahkemesini bağlamayacağı açıktır....<br>2907 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın \"Temel hak ve hürriyetlerin korunması\" başlıklı 40'ıncı maddesinde Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu (f.I) belirtildikten sonra Devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir.....Bu nedenle genel nitelikli Anayasa'nın 40'ıncı maddesinin yargı işlerinde uygulanması, daha özel nitelikteki yargılama usulü yasaları karşısında sınırlıdır....Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine verdiği kararlar...(adından da anlaşılacağı üzere) münferit hak ihlalleri karşısında ve ancak bireysel başvuru üzerine verilen kararlardır. Bunlar ancak birebir aynı sonraki olaylarda ilgililer için yol gösterici olabilir ama bunların genelleştirilmesi suretiyle her zaman, her kişi bakımından ve uzaktan yakından benzer her olayda bağlayıcı olduğu kabul edilemez. Nitekim somut norm denetimi suretiyle yasal düzenlemeleri iptal gücüyle donatılmış bir mahkemenin, bireysel başvuru sonucunda hak ihlali yaratttığını saptadığı yasal düzenlemeleri iptal etmeyerek sadece tazminat ya da yeniden yargılama kararı vermesi de bu sonucu göstermektedir. <br>Öte yandan Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin bozma kararına esas aldığı bireysel başvuru kararlarının....dosyamızdaki somut durumla ilgisi bulunmamaktadır. Dosyamızda yanlış hesaplanmış bir süre bulunmadığı gibi ilk derece kararına karşı yasa yolu tefhimle de başlatılmış değildir.....<br>Somut dosyamızda davacı tarafından davalı aleyhine itirazın kaldırılması ve iflas  davası açılmış, ilk derece mahkemesince dava kabul edilerek davalının iflasına karar verilmiş ve davalı tarafça yasal süre olan on gün içinde istinaf yoluna başvurulmayarak karar kesinleşmiştir. Bu durum bazı sonuçlar doğurmuştur: -Artık kesinleşmiş bu hüküm hukuken tartışılamayacak durumdadır. <br>-Davacı \"kesin hüküm güvencesi\" altındadır. <br>-Kararın çeşitli nedenlerle ortadan kaldırılması ve davacının içinde bulunduğu ve hukukun \"sarsılmaz\" kabul ettiği kesin hüküm güvencesinin ortadan kaldırılması, davacıyı davalıya oranla daha ağır bir hak ihlaline uğratacaktır. <br>-Gelinen noktada her iki taraf için hak kayıplarının olduğu kabul edilse bile kimin hak kaybının ortadan kaldırılacağı, kimin hak kaybıyla baş başa bırakılacağı konusundaki seçimin hangi kritere göre yapıldığına ya da yapılacağına dair bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.....Davalı kendisini bir avukatla temsil ettirmektedir. <br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun \"Avukatlığın amacı\" başlıklı 2'nci maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir: <br>\"Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.\" Maddenin ikinci fıkrasında avukatın bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis edeceği hususu ifade edilmiştir....<br>Avukatın müvekkili ile arasındaki hukuki ilişkinin vekalet sözleşmesi olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu çerçevede vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür (TBK m.506/II). Diğer yandan vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde sıradan bir kimsenin değil, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen \"basiretli\" bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır (TBK m.506/III)....İflas davalarında istinaf ve temyiz süresinin tebliğden itibaren on gün olduğu İcra ve İflas Kanunu'nun 164'üncü maddesinde tereddüte yer bırakmayacak şekilde gösterilmiştir. <br>- İflas davalarında yasa yoluna başvuru süresinin tebliğden itibaren on gün olduğuna ilişkin yüzlerce Yargıtay kararı bulunmaktadır....İcra ve iflas hukukunun temel eserleri sayılan ve gerek öğretinin gerek Türk, İsviçre ve Alman yüksek yargı mercilerinin benimsemesine göre avukatların edinmek ve incelemek zorunda olduğu kabul edilen eserlerde iflas davalarında yasa yoluna başvuru süresinin tebliğden itibaren on gün olduğu belirtilmektedir....Artık davalı vekilinin Yasanın açık hükmü, yerleşik Yargıtay kararları ve kolaylıkla edilinilebilecek temel bilimsel hukuk kaynaklarını inceleme ve bilme zorunluluğu karşısında süresinde olmayan istinaf istemini kabul etmek mümkün görülmemelidir...Avukatlık Kanunu'nun 3'üncü maddesinde de ifade edildiği biçimde avukat hukuk fakültesi mezunu olup, meslek stajını tamamlamıştır. Bu ilkeler ve birikim karşısında hakim tarafından yanıltıldığı yönündeki savunmasına itibar edilemez. ...\" gerekçesiyle, Dairemizin önceki kararında direnilmesine karar verilmiştir. <br><br>YARGITAY HUKUK GENEL KURULU'NUN 25.10.2023  TARİH VE 2022/6-552 E., 2023/998 K. SAYILI KARARI'nda 1. ila 13. bentlerinde, istinaf ve temyiz kanun yolu süreleri, genel ve özel istinaf ve temyiz süreleri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40. maddesi  ve kanun yolu süresinin hatalı gösterildiği durumlar ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararları ile ilgili açıklama ve bilgilere yer verilmiş, devamında; <br>\"14.Uyuşmazlık konusu hakkında, Hukuk Genel Kurulu ile bir kısım hukuk dairelerinin kararları arasında içtihat aykırılığı ortaya çıkmış, farklı yöndeki uygulama ve kararların devamlılık taşıması nedeniyle içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilerek, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.04.2023 tarihli ve 2021/5 Esas, 2023/2 Karar sayılı kararı ile sonuç olarak; hukuk davalarında, hükümde kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi hâlinde, hatalı gösterilen kanun yolu süresi içerisinde yapılan kanun yolu başvurusunun incelenmesi gerektiğine karar verilmiştir.<br><br> 15.Bahsi geçen içtihadı birleştirme kararının gerekçesinde, hâkimin uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit ederek resen uygulama ve bu çerçevede kanun yolu süresini de taraflara doğru gösterme yükümlülüğünün kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece hatalı şekilde kanun yolu süresinin yanlış gösterilmesi nedeniyle kanunda belirtilen süre içerisinde kanun yollarına başvurma hakkının kullanılamaması lehine olan taraf için usule ilişkin kazanılmış bir hakkın doğduğunun kabul edilemeyeceği,  zira usule ait kazanılmış hak esasının bir istisnası olarak  kamu düzeni ile ilgili konularda usulî kazanılmış haktan söz edilemeyeceği hususu da vurgulanmıştır.<br><br>16.Yapılan tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; iflâs yolu ile takipte itirazın kaldırılması ve iflâs istemiyle açılan eldeki davada İİK’nın 164 üncü maddesi gereğince kanun yoluna başvuru süresi kararın tebliğinden itibaren on gün olduğu hâlde, davalı vekilinin on günlük yasal süre geçirildikten sonra, ancak İlk Derece Mahkemesince hükümde gösterilen iki haftalık süre içerisinde istinaf kanun yoluna başvurduğu, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin yasal on günlük sürenin dolmasından sonra istinaf başvurusunda bulunduğu gerekçesiyle istinaf dilekçesinin süre yönünden reddine karar verildiği, Özel Dairece,  İlk Derece Mahkemesinin hükümde gösterdiği iki haftalık sürenin kanunda yazılı olan ve tarafın yanılmasına sebep olabilecek mahiyette bir süre olduğu gerekçesiyle kararın bozulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince de az yukarıda yer verilen gerekçeyle direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır. <br><br>17.Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince  istinaf dilekçesinin süre yönünden reddi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı  verilmiş ise de; yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan ilke ve kurallar ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.04.2023  tarihli ve  2021/5 Esas,  2023/2 Karar sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere gerekçeli kararda istinaf süresinin on gün olması gerekirken hatalı olarak iki hafta gösterildiği, bu sürenin genel hükümler çerçevesinde belirlenen ve kanunda yazılı olan bir süre olup, tarafın yanılmasına sebebiyet verebilecek nitelikte olması nedeniyle mahkemenin tarafı kanun yolu süresi bakımından yanıltmış olduğu gözetildiğinde, davalı vekilinin istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı ve incelenmesi gerektiği kabul edilmelidir. <br><br><br>18.Hâl böyle olunca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün bozma kararında açıklanan ve yukarıda gösterilen ilâve  nedenlerle bozulması gerekmiştir.\" gerekçesiyle Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ,<br>HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE\t:<br>Dava, itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir. <br>Dairemiz kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca bozulmasına karar verilmesi üzerine HMK'nın 373/(3). maddesi uyarınca duruşma açılmasına karar verilmiş, taraf vekilleri davet edilmiştir. <br>Davacı avukatın vekil tayin edilmesine ilişkin 13.01.2004 tarihli vekaletnamenin davalı ... End. Tic. ve San. Ltd. Şti. adına vekaleten ... tarafından verildiği, davalı şirketin o tarihteki yetkilileri olan ... ve ...tarafından Ankara 24. Noterliğinin 20.01.2003 tarih ve 30019Y. sayılı vekaletnamesi ile ...'ın tevkile yetkili kılındığı anlaşılmış olup, davalı tarafça ...'ın vekillikten azledildiği veya çekildiği yolunda savunma ileri sürülmemiş, buna ilişkin delil ve belge sunulmamış olmasına göre 01.01.2010 tarihli Vekalet Sözleşmesi ve Ek Sözleşmeyi davalı şirket adına imzalayan ...'ın Vekalet Sözleşmesi imzalamak konusunda yetkili olduğunun kabulü isabetli olmuştur. <br>İİK'nın 158/2. maddesi, \"Mahkeme, icra dosyasını celbeder ve basit yargılama usulüne göre duruşma yaparak, gerek iflas talebini gerek itiraz ve defileri umumi hükümler dairesinde tetkik ve intac eder. Şu kadar ki, borçlu takibe karşı usulü dairesinde itiraz etmemiş veya itiraz ve defileri varit görülmemişse mahkeme yedi gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa veya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş olan vekiline, dava vicahda devam ediyorsa duruşmada, aksi takdirde Tebligat Kanunu hükümleri dairesinde yapılacak tebliğ ile emreder. Borçlu imtina ederse ilk oturumda iflasına karar verilir.\" hükmünü içermektedir. <br>Buna göre 10.10.2018 tarihli duruşmada hazır bulunan davalı vekiline ayrıntıları ve gereklerinin yerine getirilmemesi halinde yaptırımı da belirtilerek depo emrinin tevhim/tebliğ edildiği ve gerekli ihtaratın yapıldığı anlaşıldığından davalı vekilinin depo emri tebliğinin usulsüz olduğu yolundaki istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.<br>İİK'nın 158/1. maddesi hükmü uyarınca, davalı hakkında verilen depo kararından sonraki ilk oturumda iflasa karar verilememiş ve başka bir oturum günü belirlenmişse, mahkemece o tarih itibariyle alacağın esası ve eklentileri hesaplattırılıp, tespit edilecek miktar üzerinden yeni depo emri kararı verilerek, depo emrinin tefhim ya da tebliğ edilmesi, verilecek süre içerisinde ödeme yapılmaması halinde davalının ilk oturumda iflasına karar verilmesi gerekmekte ise de, davacı vekilince davalının lehine olacak şekilde depo emrine esas alacağın nihai kararın verildiği 06.03.2019 tarihine göre değil, 10.10.2018 duruşma tarihine göre hesaplanmasına itiraz edilmemesine ve yeni hesaplama yapılmasının istenmemesine göre davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları da isabetli olmamıştır. <br>Bu açıklamalara ve dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine  aykırılığın da tespit edilmemesine göre, İlk derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, HMK.'nın 353/(1)-b.1 ve 359/(3) maddeleri uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM\t:<br>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-HMK.'nın 353/(1)-b.1 ve 359/(3) maddeleri uyarınca, davalı vekilinin Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.03.2019 tarih ve 2015/554 E., 2019/260 K. sayılı kararına yönelik İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,<br>2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL. istinaf karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubuyla kalan 383,20 TL.'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, <br>3-Davalı tarafça yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde gideri içerisinden alınarak iadesine, <br>4-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>5-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine,     <br>16.01.2024 tarihinde, davalı vekili Av. ...'ın yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda, İİK'nın 164. maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyizi kabil olmak üzere,  oybirliği ile karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ           \t:  16/01/2024\t\t\t\t<br>    <br>Başkan<br> e-imza<br>Üye<br> e-imza<br>Üye<br> e-imza<br>Katip<br> e-imza<br>      <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"43e56ce5feb39ec4","SID":"ce790438e98f2bb7"}}