{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2021/660 <br>KARAR NO\t\t: 2023/1927<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 18.11.2020<br>NUMARASI\t\t: 2015/1185 Esas 2020/707 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat<br>BİRLEŞEN İZMİR 1.ATM'NİN 2017/1072 E. 2017/821 K. SAYILI DAVA DOSYASı<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat <br>KARAR TARİHİ\t: 28.12.2023<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 28.12.2023<br><br>\tTaraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 18.11.2020 gün ve 2015/1185 Esas 2020/707 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili, asıl ve birleşen davada davalılar ... ve ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için  üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tASIL VE BİRLEŞEN DAVA  : Davacı vekili, davalıların sürücüsü, işleteni ve ZMM ile İMM sigortacısı olduğu aracın karıştığı trafik kazası neticesinde yaralanana davacının maddi ve manevi zarara uğradığını, davalıların oluşan zararı karşılaması gerektiğini, sigorta şirketince yapılan ödemenin zararı karşılmadığını, belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile belrisiz alacak davası şeklinde 22.000,00-TL maddi 50.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek fazi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmeni talep ve dava etmiş, asıl davada maddi tazminat talebini 488.164,47-TL olacak şekilde artırmıştır. <br>\tCEVAP : Davalılar ... ve ... vekili, kazaya karışan aracın davalı sigorta şirketi tarafından sigortalandığını, sigorta şirketinin maddi ve manevi zararı karşılmakla yükümlü olduğunu, ceza dava dosyası kapsamında davacı ile davalı sürücünün eşit oranda kusurlu oldğunun tespit edildiğini, tazminata konu olayın davalı sigorta şiketine bildirildiğini, manevi tazminat koşulların oluşmadığını, faiz başlangıç tarihinin davalılar tarafından sigorta şirketine yapılan başvuruya göre belirlenmesi gerektiğini, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talp etmiştir.<br>\tDavalı ... Sigorta Şirketi vekili, başvuru üzerine davacıya 23/02/2015 tarihinde 85.691,00-TL ve 23/04/2015 tarihinde 32.083,00-TL ödeme yapıldığını, davalının sorumluluğunun sona erdiğini, aksi kanaate ise yapılan ödemenin günceleştirerek mahsubunu, kusur, maluliyet ve aktuerya hesabı hususunda rapor alınarak kusur ve zararın ispat edilmesi gerektiğini, davacının gelirinin asgari ücret düzeyinde olduğunu, olayın iş kazası olması nedeni ile SGK tarafından yapılan ödemelerini mahubunu, olay tarihinden faz talep ediemeyceğini, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsen bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, trafik kazasının oluşumunda, davalı araç sürücüsü ile davacını % 50 oranında eşit kusurlu oldukları, kaza nedeni ile davacının %100 oranında malul kalacak ve ömür boyu başka birinin sürekli bakımına muhtaç olacak şekilde yaralandığı, davacının sürekli maluliyetten doğan zararının kusur oranına göre 605.047,12-TL olduğu, sigorta şirketince davacıya yapılan ödemenin gücelleştirilrek mahsubu ile bakiye maddi tazminat alacağı miktarının 476.467,57-TL olduğu, davacının ömür boyu başka birinin sürekli bakımına muhtaç olmasından dolayı bakıcı giderinden kaynaklı zarar miktarının kusur oranı ve davalı sigorta şirketince yapılan kısmi ödemenin güncel bedeli mahsup edildiğinde 316.598,55-TL olduğu, oluşan iş bu zarar miktarının ZMSS  ve aşan miktarda İMMS poliçesi limiti ve kapsamında kaldığı, olay nedeniyle davacının manevi zararına karşılık 40.000,00-TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği, dosyaya herhangi bir belge sunulmadığından sigorta şirketinin kısmi ödeme tarihi itibariyle temerrüte düşeceği, belirtilerek; asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı davacı ve davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, sigorta şirketi yönünden faiz başlangıç tarihinin hatalı belirlendiğini, kısmi ödeme tarihinden önce 16.05.2014 tarihinde sigorta şirketine başvuru yapıldığını, temerrüt tarihinin bu tarih esas alınmak sureti ile belirlenmesi gerektiğini, takdir edilen manevi tazminatın yetersiz olduğunu, daha fazla miktarda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiğini, birleşen davada red edilen manevi tazminat miktarı üzerinden davalılara ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilemeyceğini, belitilerek; kararın kaldırlması talep etmiştir.<br>\tDavalılar ... ve ... vekili, istinaf yönünden fazla harç alındığını, davalı sigorta şirketinin olaydan davalılar tarafından 28.01.2014 tarihinde haberdar edildiğini, sigorta şirketinin bu tarihte temettüe düşürüldüğünü, faiz başlangıç tarihinin bu tarihe göre belirlenmesi gerektiğini, tanıkların dinlenmediğini, kusur hususunda yeterli inceleme yapılmadığını, ATK maluliyet raporunun hükme esas alınamayacağını, davacının mesleği gözetilmeden rapor hazırlandığını, maluliyete yönelik rapora itirazların karşılanmadığını, aküerya raporunda hesap hataları bulunduğunu, davacının gelirinin asgari ücret düzeyinde olduğunu, manevi tazminat talebinin reddinin gerektiğini, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>\tDavalı ... Sigorta Şirketi vekili, genel şartlara uyğun şekilde tazminat hesabı yapılmadığını, davacının maluliyeti % 68 olduğunu, raporlar arasında çelişki bulunduğunu, davacı % 68 maluliyete dayanarak talepte bulunduğunu kalan kısmım yönünden hakkından feragat ettiğinin kabul edilmesi grektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan rücuya tabi ödemelerin tazminattan indirilmesi gerektiğini, eksik inceleme yapıldığını, olayın iş kazası olup olmadığının araştırılmadığını, davacının müterafik kusurunun bulunduğunu, bakıcı giderinden davalı şirketin sorumluluğu bulunmadığını, eşin yardım yükümlülüğünün gözetilmediğini, davacının gelirinin asgari ücret düzeyinde olacağını, manevi tazminat koşulların oluşmadığını, tazminatın fahiş olduğunu,  hesap rapor tarihinden itibaren faiz talep edebileceğini, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, işletenin hukuki sorumluluğu ve  ZMMS ile İMMS kapsamında trafik kazası nedeni ile davacının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.<br>\t1.\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t2.\t2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun  91/1. 85/1. ve 85/son maddeleri ile Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacının maddi zararından davalı sigorta şirketi ile işleten sıfatına haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir.(Yargıtay HGK'nun 15.6.2011 tarih ve 2011/17-142 E. - 2011/411 K., 17. HD' nın 20/05/2013 tarih ve 2012/8984 E. - 2013/7276 K.) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun’unun 92. maddesinin (f) bendi ile Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartlarının gereği manevi tazminat poliçe kapsamı dışında olduğundan davalı sigorta şirketinin  manevi tazminat talebi yönünden ZMMS poliçesi kapsamında her hangi bir sorumluluğu söz konusu değildir. Buna karşın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun  85 ve 90. maddeleri ile Motorlu Kara Taşıt Araçları İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartlarına göre poliçe kapsamında ihtiyari mali mesuliyet klozu ile teminat altına alınmış olması nedeniyle trafik kazası nedeni ile davacıların oluşan manevi zararından davalı sigorta şirketi, işleten sıfatına haiz sigortalı araç maliki ile araç sürücüsünün, sürücünün kusuru oranında sorumludur.<br>\t3.\tHaksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihi 01/09/2013 ile 01/06/2015 tarihleri arasında gerçekleşen  kazalar için Maluliyet Tespit işlemleri Yönetmeliği hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. ( Yargıtay 4.HD'nın 20/06/2022 tarih ve 2021/13933 E.  2022/9109 K.) İtiraz üzerine düzenlenen ve hükme esas alınan  ATK 2. İhtisas Kurulu'nun 17.02.2020 tarihli maluliyet raporunda davacının mesleği bildirilmediğinden grup 1 kabul edilmek sureti ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranları Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınarak davacının % 100 oranında meslekte kazanma gücü kaybetmiş sayılacağı ve ömür boyu  başka birinin sürekli bakımına muhtaç olduğu belirtilmiş ise de kaza tarihi ( 21.11.2013 ) itibariyle yürürlükte bulunan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre maluliyet değerlendirmesi yapılmadığının anlaşılması karşısında, söz konusu rapor maluliyet oranı tespitine elverişli olmadığından, maluliyetin belirlenmesi konusunda yapılan araştırma yetersizdir.<br>\t4. Her ne kadar Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği'nin yaptığı atıf ve adı geçen Yönetmelik'in % 60 ve üstü maluliyet için belirleme yapma esasını kabul etmesi nedeniyle, maluliyetin % 60 oranını geçmediği durumlarda 11/10/2008 tarihli Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranları Tespit İşlemleri Yönetmeliği ekindeki cetvellerin kullanılması suretiyle düzenlenmesi mümkün ise de anılan raporda maluliyet oranın % 100 olduğunun belirtilmiş olması nedeniyle artık raporun Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği'nin benimsediği ilke ve esaslara göre tespit edilmesi gerekir. (Yargıtay 4.HD'nın 29/06/2022  tarih ve 2021/15362 E. - 2022/9643 K. ) Yine, söz konusu raporda davacının mesleği bildirilmediğinden meslek grup numarası grup 1 olarak kabul edilmiştir. Ancak, tüm dosya kapsamına göre davacının iş makinesi operatörü çalıştığı anlaşıldığından meslek grubu buna göre belirlen suretiyle davacının mesleğinin maluliyet oranına etkisi olup olmadığı gözetilerek maluliyetin tespit edilmesi gerekir. Keza, itiraz edilen EÜTFH maluliyet raporunda davacının vinç operatörü olduğu belirtilerek Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre davacının maluliyeti tespit edilmiş olup, itiraz üzerine düzenlenen ve hükme esas alınan ATK raporunda da bu meslek grubu belirtilmek suretiyle maluliyet raporu alınması gerekmektedir.( Yargıtay 17. HD'nin 03.10.2019 tarih ve  2016/19993 E. - 2019/8923 K.)<br>\t5.\tTazminatı isteminde bulunan hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda 1931 tarihli PMF cetvellerine göre saptanmakta ise de gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle TRH 2010 yaşam tablosu'na göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesi güncel veriler ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olduğundan tazminat hesaplamasında TRH 2010 yaşam yönteminin kullanılması gerekir. ( Yargıtay 4. HD'nın  03.01.2022 tarih ve 2021/9412 E - 2022/3622 K., 17. HD'nin 23.03.2021 tarih ve 2020/ 6173 E. - 2021/ 3121 K.) Aynı şekilde, yeni genel şartlar zamanında düzenlenen poliçelerde yeni genel şartlardaki hesaplama tekniği uygulanamayacağı için tazminat hesabında eski uygulamalardaki gibi progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi icap etmektedir. ( Yargıtay 17. HD'nin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 E. - 20121/1848 K. )<br>\t6. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; İDM tarafından davalı sigorta şirketine müzekkere yazılarak dava konusu olaya ilişkin davalı sigorta şirketine yapılan başvuruyları gösterir tüm bilgi ve belgeler celp edilmesi, vinç operatörü olduğu da belirtilerek davacının maluliyet oranın % 60 oranını geçtiği gözetilmek suretiyle olay tarihinde yürürlükte olan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği'nin benimsediği hükümlere  göre davacının mevcut yaralanması nedeni ile iş göremezlik oranının tespiti ile geçici ve sürekli işgöremezlik döneminde bakıcıya ihtiyacı olup olmayacağı, bakıcıya ihtiyaç olması halinde hangi tarihten itibaren bakıcıya ihtiyaç duyacağı, bakıcı ihtiyacının süresi (tam zamanlı/yarı zamanlı/süreli) konusunda Adli Tıp ADB Başkanlığı'ndan kurul halinde düzenlenecek açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli ek  maluliyet raporu dosyaya kazandırılıp, dosyanın yeniden aktüer bilirkişiye tevdi ile talep edilen tazminatına yönelik anılan ilk ve esaslara uygun düşecek şekilde TRH 2010 yaşam tablosu ile progresif rant yönteminin esas alınmak suretiyle davacının hak kazanacağı tamzinatı gösterir açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bilirkişi kurul raporu alınarak varsa rapora yönelik itirazlar da giderilip oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar gözetilerek yargılama giderleri ve faiz yönünden infazda tereddüte neden olmayacak şekilde sigorta şirketinin sorumlu olduğu poliçe limiti belirtilerek tazminat talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br>\t7. Kabule göre de; 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince haksız bir eylem sonucunda zarara uğrayan kimse, uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini isteyebilir. Manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin ( manevi zararın )giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.(Yargıtay İBK 22/06/1966 tarih ve 1966/7 E. - 1966/7 K.) Olay nedeni ile davacıların manevi zarara uğrayacağı yadsınamaz bir gerçekliktir. Maddi zararda olduğu gibi manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için tazminat miktarı, somut olayın özelliği, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak M.K.nun 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak gösterilmelidir. Bu itibarla, somut olayda müteveffanın ölümü dolayısıyla davacıların maruz kaldığı bu acı ve elem ile yaşadığı sıkıntılar nedeniyle oluşan manevi zararına karşılık, takdir edilen manevi tazminat anılan ilke ve esaslar çerçevesinde az olup daha fazla miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.<br>\t8.\tEsasen, haksız eylem nedeniyle meydana gelen zararda ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüt oluşmuş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Davalı sigorta şirketi yönünden ise 2918 sayılı KTK'nun 99/1. maddesi ile ZMSS Genel Şartları'nın B.2. maddesi gereğince, rizikonun ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde, sigortacının tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüdün gerçekleştiği ve davalının temerrüt faizinden sorumlu olduğunun kabulü gerekecektir. Islah edilen miktar yönünden de temerrüt tarihinden itibaren faiz yürütülmelidir. (Yargıtay 4. HD'nın  30.06.2022 tarih ve 2022/1725 E. - 2022/9741 K. ) Eldeki davada, davacı dava dilekçesi ile davalı sigorta şirketine yapılan başvuru üzerine sigorta şirketinin kısmi ödeme yaptığını tüm davalılar yönünden olay tarihinden faiz talep etmiş, birleşen davada ise davalı sigorta şirketine 16.05.2014 tarihinde ihbar edildiği belirtmiştir Davalı sigorta şirketi temerrüte düşürülmediğini savunmuş, davalı iştenler ise olayın sigorta şirketine ihbar edildiğini savunarak davalı sigorta şirketine yapmış olduğu ihbara ilişkin kayıtları sunmuştur. Bu durumda, anılan ilke eve esaslar gözetilerek davalı sigorta şirketinin kısmi ödeme tarihinden önce temerrüte düşürülüp düşürülmediğinin tespiti için davalı sigorta şirketine hangi tarite başvuru yapıldığını gösterir kayıtların celp edilmesi ve bu kayıtlar üzerinden gerek asıl gerekse birleşen dava yönünden talep ile bağlılık kuralı çerçevesinde davalı sigorta şirketine ilişkin temerrüt tarihin tereettüne mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmesi gerekir.<br>\t9.\tKarar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. maddesine göre müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek avukatlık ücretine hükmolunacağı ifade edilmiştir. Birleşen dava yönünden davacının davasının kısmen kabulüne fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş olması ve red nedeninin tüm davalılar için aynı olması nedeniyle AAÜT'nin 3/2 maddesine göre kendisini vekil ile temsil eden davalılar yararına da tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.<br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve  değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. \t<br>\tH Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenenlerle;<br>\t1-Asıl ve birleşen davada davacı, asıl ve birleşen davada davalılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-İzmir 2. Asliye Mahkemesinin 18.11.2020 tarih  2015/1185 Esas 2020/707 Karar  sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,<br>\t5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 28.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"df4513466d27ac22","SID":"e0050cac7617bba9"}}