{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2323 <br>KARAR NO: 2023/1720<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2018/344 Esas<br>KARAR NO: 2020/504<br>KARAR TARİHİ: 01/10/2020<br>DAVA: İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ: 29/11/2023<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile;  taraflar arasında bulunan  sözleşme  gereği, davalı şirketin maliki olduğu yapı bünyesinde  personeller görevlendirildiğini,  işbu sözleşme gereği  masrafların yapıldığını  ve üstlendiği tüm yükümlülüklerini tam ve gereği gibi ifa ettiğini, müvekkili şirketin  işbu icra takibi sırasında  ve sonrasında dahi ve  işbu alışveriş  merkezinde bulunan perakendecileri  ve çalışanları mağdur etmemek amacıyla  iyiniyetli olarak  hizmetlerine devam ettiklerini, müvekkili şirket tarafından  vermiş olduğu hizmete  karşılık olan hizmet bedelleri için aylık fatura düzenlendiğini yapılan masrafların da  ayrıca faturalandırıldığını,  TTK 'nun 21/2. Maddesinde faturaya  itiraz  için gerekli sürenin  bu faturanın alındığı tarihten itibaren 8 gün olduğunun açıkça belirtildiğini,  davalı şirket tarafından  takip konusu edilen alacağa ilişkin  müvekkili şirket tarafından  düzenlenen faturalara  da işbu takip tarihine dek itiraz edilmediğini, müvekkili şirket tarafından  taraflar arasındaki  sözleşmelere dayanarak  düzenlediği  faturaların  davacı şirket tarafından  süresinde ödenmediğini  ve müvekkili şirketin  muhasebe  kayıtlarında, cari  hesaplarında davalı şirketin 3.004.606,90 TL müvekkili şirkete borçlu olduğunun anlaşılacağını  belirterek  davanın kabulüne,  davalı şirketin  İstanbul .... İcra Müdürlüğünün  ... esas numaralı  dosyasına yapmış olduğu  itirazın iptali ile % 20 den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin  davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı  vekili cevap dilekçesi ile;  işbu davada  mahkememizin yetkili olmadığını, müvekkilinin  şirket adresinin İskenderun olduğunu, karşı taraf  ile müvekkili şirket arasında  konsept ve geliştirme kiralama hizmet sözleşmesi ile ekleri olarak ve sair ek sözleşmeler imzalandığını, sözleşmeler kapsamında  müvekkili şirketin  yatırım yaparak  inşaa ettiği ... Avm de bulunan tüm kiralanabilir  alanları kiralanmasını ve kendileri  tarafından sevk idaresini üstlenmiş olduğunu, diğer bir değişle, sözleşmeden de görüleceği üzere,  AVM'nin kiralarını tahsil dahil, AVM'nin işletilmesi için, eleman alımı, tüm satın almalar, bakım ve onarımlar tedarikler gevrekli hizmet alım işleri dahil    her türlü yetki ile donatıldığını, ancak davacı taraf, üstlenmiş olduğu edimleri bir çoğunu yerine  getirmediğini, bir çoğunu eksik ve kusurlu yerine getirdiğini, tanıtım ve pazarlama işlerini iyi yapmadığını, basiretli tacir gibi davranmadığını ve bunun sonucu olarak da; AVM'nin kiralama işleri çok yavaş gittiğini, yapılan keşif sırasında da görüleceği üzere, AVM'nin kiralanabilir alanının  yarısını bile kiralayamadığını, AVM'nin tanıtım  ve etkinlikleri yapmayarak, AVM'ye yeterli ziyaretçi gelmesini temin edemediğini, sadece bir tarafa yürüyen merdiven konulması ve AVM'nin diğer kısmına ziyaretçi sayısının az olması gibi bir kısım yönetim işleri kendisininden beklenen ve üstlendiği performansın çok altında gösterdiğini, bunun sonucunda, AVM'nin gelirleri, giderlerini karşılayamadığını ve sürekli zarar eder hale geldiğini, sonuç olarak  davacının üstlenmiş olduğu edimlerin  bir kısmını  yapmayarak, bir kısmını kötü ifa ederek  edimlerini basiretli  olarak  yerine getirmeyerek  ücrete hak kazanmadığından ve tek taraflı  olarak düzenlemiş olduğu  faturalar, bedelsiz  olduğu gibi davacının  edimlerini  yerine getirmemesi nedeniyle zarara uğratarak icra takiplerine neden olduğundan  davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI  Mahkemece, \"...Taraflar arasında  düzenlenen 12/02/2013 tarihli yönetim hizmet sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeye göre davalı tarafa ait olan ... AVM 'nin sevk ve idaresi  işletilmesini davacının üstlendiği, bu sözleşmeye göre  davacının edimlerini yerine getirdiği ancak 2017-2018 yıllarında düzenlemiş olduğu gayrimenkul yönetim hizmet bedeli, AVM de davacı şirketin bordrosunda çalışan personelin maaş ve diğer sosyal  hakları için düzenlenen  ve  bu sözleşmeye göre yapılan masraflara ilişkin tüm  faturaların  davalı tarafça ödenmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle tarafların ticari defterleri incelenmiş bilirkişinin raporunda da açıkladığı gibi tarafların ticari defterlerinin  lehlerine delil olarak kullanabilecek nitelikte olduğu tespiti yapılmıştır. Bu tespite göre her iki tarafın defterlerinde  icra takibine konu olan 3.004.606,90 TL davacı alacağının  bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı taraf her ne kadar AVM'nin işletilmesinde  davacının  kusurları bulunduğu gereği gibi hizmet vermediğini ileri sürmüş ise de davacıdan kaynaklanan eksik hizmet, ayıplı hizmet hususlarını davalı taraf ispatlayamamıştır. Söz konusu AVM'nin sahibi olan davalı tarafın zarar etmesi davacının sorumluluğunda görülmemektedir. Diğer taraftan davacının  talep ettiği faturalar davalı tarafın defterlerine de usulüne uygun olarak işlemiş, itiraz edilmemiştir. 2017 yılından öncesine ait faturalara düzenli olarak ödenmiş, bu faturaları davalı taraf ödemekten kaçınmıştır. Bu nedenler ile davalının faturalardan dolayı  davacıya borçlu olduğu bilirkişi raporu, sözleşme, faturalar ile  sabit olduğu   \" gerekçesiyle davanın kabulü ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takip dosyasına davalı tarafın yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin aynen devamına, %20 icra inkar tazminatı olan  600.921,20 TL  davalıdan alınarak davacıya verilmesine, icra takibine vaki itirazın bu şekilde iptali ile icranın devamına  karar verilmiştir<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Mahkeme yetki itirazımızı, 12.02.2013 tarihli sözleşmenin 5.14. Maddesinde  \"uyuşmazlık halinde uyuşmazlığın çözümünde İstanbul Merkez Mahkemeleri ve İcra dairelerinin yetkili olduğu\"undan bahisle reddine karar verdiğini, ancak ekte sunmuş olduğumuz 26.11.2011 tarihli imza sirkülerinden görüleceği üzere müvekkil şirketi yönetim kurulu üyelerinin her hangi ikisinin müşterek imzaları ile şirketi her hususda temsil ve ilzam edeceği kararlaştırıldığı ancak, sözleşmeyi, yönetim Kurulu üyelerinden sadece bir kişi (...) imzalamış olup, iki yönetim kurulu üyesinin imzası olmadığından  bu nedenle sözleşmedeki yetki şartı geçersiz olduğunu, bu nedenle yetkili icra dairesinin müvekkil şirketinin yerleşim merkezinin bulunduğu İskendurun İcra Daireleri olduğundan, mahkeme kararının kaldırılarak yetkisizlik kararı verilmesini, Esasa ilişkin olarak; alınan bilirkişi raporunda faturaya konu mal ve hizmetlerin tam ve gereği gibi ifa edilmediği, davacının kötü yönetimi nedeniyle AVM'daki mağazaların kiralanamadığı  ve zararın oluştuğu, davacının yetersiz yönetimi nedeniyle öz kaynaklarda müvekkil şirketin eksiye düştüğü hususları tespit edilmiş olup  bilirkişi raporu kapsamında davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,Mahkemece, hiç bir gerekçe göstermeden, sadece hüküm kısmında müvekkil şirket aleyhine % 20 inkar tazminatına hükmedilmiş ise de  inkar tazminatının gerekçesi olmadığı gibi şartları da oluşmadığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, Yönetim Hizmeti sözleşmesinden kaynaklanan faturalara dayalı başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.  İstanbul .... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının muhtelif sayıda faturaya istinaden toplam 3.004.606,90 TL  asıl  alacağın  tahsili için  takip başlattığı, davalının  yasal süresinde borca ve icra dairesinin yetkisine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Yetki itirazı yönünden; davalı vekili,  söz konusu sözleşmenin tek şirket yetkilisi tarafından imzalandığından sözleşmedeki \" İstanbul Merkez mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğuna dair\" yetki sözleşmesini geçersiz olduğunu, bu nedenle davalı  şirketinin yerleşim merkezinin bulunduğu İskendurun İcra Daireleri olduğunu ileri sürmüş ise de söz konusu sözleşmeye istinaden davalının, sözleşmenin başından itibaren davacıdan hizmet aldığı, hizmet bedellerinin uzun süre ödenmesine rağmen, ödenmeyen hizmet alacaklarına ilişkin itirazın iptali davasında, sözleşmenin yetkisiz temsilci tarafından imzalandığına ilişkin savunma, dürüstlük kuralına aykırılık oluşturup hakkın kötüye kullanımı sonucunu doğurmaktadır.  Öte yandan, TBK'nun 46. maddesinde; \"Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar. Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.\" şeklinde ifade edilmiştir. Aynı yasanın 47. Maddesinde de temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması halinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden isteyebileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla  sözleşmenin yetkisiz temsil ile yapıldığı kabul edilse dahi davalı şirketin, yapılan sözleşmeye zımnen icazet verdiği, bu durumda yetkisiz temsilci ile yapılan sözleşme başlangıçtan itibaren geçerli bir sözleşmenin bütün hüküm ve sonuçlarını doğuracağı anlaşılmaktadır.Kaldı ki, davalının, yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu iddiası kabul edilse dahi bir davada, birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak ve takip başlatmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. 2004 sayılı İİK'nun 50. maddesinde yetki düzenlenmiştir. Düzenlemede, para ve teminat borcu için takip hususunda usul kanununun yetkiye dair hükümlerinin kıyas yolu ile tatbik olunacağı belirtilmiştir. Takip ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 6. maddesinde genel yetkili mahkeme düzenlenmiş ve genel yetkili mahkemenin, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğu ifade edilmiştir. Aynı Kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcu, alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Davaya konu alacak da taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinden doğmaktadır. HMK 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan davanın temelini oluşturan icra takibinin dayanağı, taraflarca inkar edilmeyen akdi ilişkiden kaynaklanan verilen hizmetin parasal karşılığı olup dava bu niteliği itibariyle bir miktar para alacağına ilişkindir. Diğer bir ifade ile davacının sözleşme kapsamında vermiş olduğu hizmet karşılığında davacının borcu para borcudur. TBK 89/1 maddesi uyarınca borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Buna göre; taraflar arasında hizmet sözleşmesinden kaynaklanan bir akdi ilişki kurulduğu sabit olmakla TBK 89. Maddesi uyarınca yetkili icra dairesi ve mahkemelerinin, yetki sözleşmesinin de kararlaştırıldığı gibi  davacı alacaklının yerleşim yerinin bulunduğu İstanbul Merkez Mahkemeleri ve icra daireleri olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin yetki itirazının reddine karar verilmiştir.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış olu mali müşavir bilirkişisinden alınan raporda özetle \" İcra takibine dayanak yapılan faturaların her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, her iki tarafın yasal kayıtlarına göre davacının, davalıdan 3.004.606,90 TL alacaklı göründüğü, ancak, davacını dava konusu hizmet bedeli faturaları nedeniyle davalıdan alacaklı olduğunun kabul edilebilmesi için faturaların taraflar arasındaki sözleşmeye uygun düzenlenmiş olduğunun ve faturalara konu mal veya hizmetlerin tam ve gereği gibi ifa edildiğinin davacı tarafından geçerli delillerle kanıtlanması gerektiği, bu konuda sadece faturanın düzenlenerek karşı tarafa gönderilmiş ve gönderilen faturalara süresi içinde itiraz edilmemiş olması dahi faturalara konu mal ve hizmetin sözleşmeye uygun olarak ifa edildiğinin kabul edilmesi için yeterli olmadığı,  davacı şirket, davalı şirketin kuruluş tarihi olan 2013 yılından 2016 yılına kadar kestiği faturalarını ... Turizm A.Ş.'den tahsil ettiğini, uzlaşmazlık 2017 ve 2018 yıllarına isabet eden hizmet faturalarından kaynaklandığı, bunun nedeninin çarşıdaki mağazaların tamamı kiralanamaması ve kötü yönetimden kaynaklı oluşan zarardan kaynaklı olduğu, davalı şirket kuruluşundaki öz kaynakları 1.702.704 62 TL iken yetersiz yönetim  nedeniyle 2018 yıllında öz kaynakları eksi -4.857.287,78 TL düştüğü ve TTK ya göre sermayesinin 3/2 kaybederek münfesih duruma düştüğü \" tespit ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 01/06/2015 tarih 2014/7976 Esas 2015/4126 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere \" YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK md. 23/2). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.  Sözleşmenin ifa   safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK.m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturanın karşı  tarafa   usulüne   uygun  tebliğ edildiğini kanıtlama yükümlülüğü faturayı gönderen tarafta olup, faturayı gönderenin bu hususu  kanıtlaması halinde, bu kez, TTK'nın 23/2. maddesinde yazılı 8 günlük yasal süre içerisinde faturaya itiraz ve iade ettiğini kanıtlama yükümlülüğü ise, karşı  tarafa aittir. TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını HMK'nın 222. maddesi (TTK'nın 84. ve 85. maddeleri) uyarınca ispatlamış olur.\"Somut olayda; davalıya ait AVM'ne yönetim hizmeti ile AVM'nin kiralanabilir alanlarına ilişkin ilgili stratejik danışmanlık raporunun ve kiralama hizmetinin verilmesi konusunda taraflar arasında 12/02/2013 tarihli sözleşmeler imzalandığı, takibe dayanak yapılan faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu görülmüştür. Davalı vekili her ne kadar, davacının üstlenmiş olduğu edimlerini tam ve gereği gibi yerine getirmediğini, AVM'nin pazarlama ve tanıtım  etkinliklerini yapmayarak AVM'nin kiralanabilir yerleri kiraya verilememesi ve yeterli ziyaretçi sağlanamaması nedeniyle davalı şirketin zarar ettiğini ileri sürmüş ise de  söz konusu faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması  hizmetin gereği gibi verildiğine karine oluşturmakta olup aksi davalı tarafça ispatlanması gerekmektedir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. Sayılı benzer mahiyette ilamları) Her ne kadar bilirkişi raporunda, AVM'deki mağazaların tamamının kiralanamamasının nedeninin, davacının kötü yönetiminden kaynaklandığı kanaatine varılmış ise de  davacının hizmeti tam ve gereği gibi sunmadığına ilişkin dosyaya sunulmuş herhangi bir delil ve belge bulunmamaktadır. Bu nedenle davacıdan kaynaklı eksik hizmet ve ayıplı hizmet verildiği hususları davalı tarafça ispatlanamadığından davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.İİK 67/2.maddesinde \"...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.\" hükmü yer almaktadır. Takip tutarı sözleşme ile kararlaştırılan fatura bedeli olup alacak likit/belirlenebilir olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinde  hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle  ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine karar verilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan başvuru harcının hazineye GELİR KAYDINA,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf maktu karar harcının, davalı tarafından yatırılan 51.311,16 TL harçtan mahsubu ile bakiye 51.041,31 TL' nin istemi halinde davalı tarafa iadesine,4-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına,5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 361/1. fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.29/11/2023 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"baf1b384d45770ed","SID":"f69cf3618a34e1d6"}}