{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2021/450 <br>KARAR NO\t\t: 2023/1986<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 30/11/2010 (Dava) -  29/01/2021 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2014/872 Esas -  2021/66 Karar <br>DAVA\t\t: Tazminat<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 14/12/2023<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 14/12/2023<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/01/2021 tarihli 2014/872 Esas ve 2021/66 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalıların karı-koca olduklarını, davalı ...'nun ise davacı şirketin sahiplerinin yakın akrabası olduğunu, davalı ...'nun davacı şirket yönetim kurulunda yer aldığı dönemde diğer davalı eşiyle anlaşmalı şekilde 3.kişilerin hesaplarına usulsüz şekilde havaleler gönderdiğini, davalı ...'in havale gönderilen kişilerden bu paraları toplayıp, kendi hesabına geçirdiğini, davacı şirketin bu şekilde zarara uğradığını, olay nedeniyle İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan 2009/970 Esas sayılı davada alınan bilirkişi raporuna göre davacı şirketin uğradığı zararın 121.576,00TL ve 8.500,00Euro tutarında olduğunu, davalıların bu şekilde haksız elde ettikleri paralarla ... Şirketi'ni kurduklarını, şirketin daha sonra ünvan değiştirdiğini, ...  Şirketi ünvanını aldığını, buna göre, davalıların eylemleri nedeniyle uğranılan 137.000,00TL zararın haksız havale tarihlerinden itibaren faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP :<br>Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nun olay tarihinde davacı şirketin hissedarı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, yönetim kurulu üyesine karşı açılacak her nevi davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açılması gerektiğini, bu nedenle iş bölümü itirazında bulunduklarını, ayrıca ...'nın şirket hissedarı olmakla birlikte aynı zamanda şirketin SGK'lı çalışanı olduğunu,bu sıfatı itibariyle aleyhine açılacak her nevi davanın iş mahkemesinde açılması gerektiğini, öncelikle görev itirazlarının kabulünü talep ettiklerini, davanın haksız fiile dayalı tazminat davası olup zaman aşımı süresinin 1 yıl olduğunu, zaman aşımı yönünden de davanın reddi gerektiğini, T.T.K.'nun 341.maddesine göre yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılabilmesi için genel kuruldan dava açılması yönünde karar alınması gerektiğini, genel kurulun dava açılması yönünde karar almasından itibaren de davanın 1 aylık süre içerisinde açılmasının zorunlu olduğunu, şirket adına dava açma yetkisinin denetçilere ait olup, denetçi dışında şirketin iş bu davayı ikame etmesinin yasal olmadığını, açılan iş bu davanın reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğinin 2006-2008 yıllarını kapsadığını, davacı şirketin 2007-2008-2009 yıllarında yapılan genel kurul toplantılarında müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğu ve şirkette çalıştığı tüm dönemlerin ibra edildiğini, ibra kararından sonra ibrayı kapsayan dönemler için ortaklık tarafından sorumluluk davası açılamayacağını, bu nedenle reddi gerektiğini, davanın esası yönünden de davalı ...'nın davacı şirketin büyük ortağı ...'in öz kızı diğer şirket ortaklarının yeğeni yada kuzeni olduğunu, davacı şirketin bir aile şirketi olup tüm yönetimin babası ... tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilinin 2006 yılından itibaren hissedar ve şirketin SGK'lı çalışanı olduğunu, 2006-2008 yılları boyunca müvekkiline kar payı ve maaş ödemesi yapılmadığını, müvekkili gibi diğer hissedarlara da kar payı ödemesinin hiçbir dönem yapılmadığını, talep halinde şirket kasasından hissedarlara para transferleri yapıldığını bu hesapların kontrolünün büyük ortak ... de olduğunu onun bilgisi dışında şirket hesaplarından işlem yapılamadığını, şirket hesabından yapıldığı iddia edilen havalelerin tamamında şirket yetkilisi ...'in imzasının bulunduğunu, müvekkiline de ...'in bilgisi ve talimatı ile açacağı anaokulu için kar payı dahi denemeyecek miktarda ...'in bilgisi ve talimatı ile havale yapıldığını, ancak davaya konu havalelerin çoğunun müvekkili ile ilgisinin olmadığını, ...'in imzasıyla ve bilgisi dahilinde 3.kişilere yapılan havalelerden müvekkilinin de bilgisi olmadığını, davalı ...'nın babasının bilgisi dışında ... ile evlenmiş olduğunun öğrenilmesi üzerine ...'in kızına savaş açtığını, ...'in önce davalı ...'nun şirketteki 500 payının sahte imza ile kendi adına devrettiğini, bu konuda İzmir CBS'de soruşturmanın sürdüğünü, bu aşamada ...'in müvekkili hakkında İzmir 5. ASCM'nin 2009/970 esas sayılı davasının açılmasını sağladığını, bu davada hiçbir delil toplanmadan karar verildiğini kararın temyiz edildiğini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>Mahkemece, ''... davalı ...'nın 22/05/2006-24/10/2008 tarihleri arasında davalı şirket yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, bu dönemde 11/01/2008-30/04/2008 tarihleri arasında şirketten 3.kişilere havale, eft işlemleri yaptığı daha sonra 3.kişilerden davalı eşi ...'nın da katılımı ve yardımıyla bu paraları geri alarak kendilerine mal edindikleri, böylelikle şirketi 42.900,00-TL zarara uğrattıkları, davalıların bu eylemleri nedeniyle İzmir 5.ASCM'sinin kesinleşen kararı ile 2009/970 esas 2010/921 karar sayılı kararı ile mahkumiyetlerine karar verildiği, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararının eylemin sübutu bakımından mahkememizi bağlayıcı nitelikte olduğu, mahkememizce şirket zarar tutarının 42.900,00-TL olarak belirlendiği, bu zarardan her iki davalının müteselsilen sorumlu oldukları...'' gerekçesiyle; ''...Davanın kısmen kabulüne, 42.900,00-TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya dair talebin reddine...'' şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ  :<br>Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ...'in davacı şirketin 14.10.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında denetçi olarak seçildiğini, gerekçeli kararda  da görüleceği üzere ...'in iş bu davada, denetçi olarak vekaletname ibraz eden, muvafakatname sunan kişi olduğunu, ancak İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1348 E. sayılı kararı ile ...'in denetçi seçildiği genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar  verildiğini, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiğini ve bu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10.12.2019 tarih ve E:2019/1269, K:2019/8039 sayılı kararı ile onandığını, Mahkeme kararı uyarınca genel kurul yok hükmünde sayıldığından ... denetçi olmadığından iş bu davada denetçi olarak vekaletname veremeyeceğini, davaya muvafakat edemeyeceğini, davayı yürütme yetkisinin şirket avukatına değil şirket denetçisine verilmesi gerektiğini, davacı şirketin denetçi seçtiği ...,'in seçildiği genel kurul Mahkeme kararı ile yok hükmünde kabul edildiğinden huzurdaki davada ETTK m.341 uyarınca dava açılması kapsamında verilmiş bir yetki bulunmadığını, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, ...'in davacı şirketi ibra yetkisine dair vekaletnameyi  Yargıtay 23. Ceza Dairesi'ne sunamadıklarını, 23. Ceza Dairesi kararından sonra ...'in vekaletnamesini Türkiye Noterler Birliği aracığıyla tespit edebildiklerini, ...’in şirket adına başka birini ibra etme hak ve yetkisi bulunduğunu, şirketin büyük hissedarı olan ...’e bu hakkın İzmir 25. Noterliğinin 01.09.2005 tarih ve 26066 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile verildiğini, müvekkili ...’nun babası ...'in, vekaletnamenin 1.sayfasının son paragrafında “dilediği zaman dilediği miktarda paralar çekmeye, talep ve tahsile, ahzu kabza, sulh ve ibraya” yetkili kılındığını, yine vekaletnamenin 5.sayfasının son paragrafıyla ...'in “her türlü iş ve işlemler karşılığında senetli veya senetsiz alacaklarını ilgili kurum ve kuruluşlar veznelerinden nakit veya çek olarak talep ve tahsile, ahzu kabza, sulh ve ibraya” yetkili olduğunu, yine vekaletnamenin 6.sayfasının ilk paragrafıyla ...'in “ mal beyanında bulunmaya, sulh ve ibraya, ahzu kabza” yetkili olduğunu, raporda müvekkillerinin 42.900 TL'den sorumlu olduklarının mütalaa edildiğini, müvekkilinin 42.900 TL'yi nakit olarak şirketi vekaletname ile temsil eden ...'e verip ibranamesini aldığını, olayda uygulanması gereken hukuk olarak 818 sayılı BK'nın 53.maddesinde kural olarak hukuk hâkiminin ceza yasasındaki hükümler ile ceza hâkiminin kararı ile bağlı tutulmadığını, bu durumda ceza mahkemesi kararının kusurun varlığı ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda hukuk hâkimini bağlamayacağının kuşkusuz olduğunu,  sadece ceza mahkemesinde belirlenen olguların hukuk hâkimini bağlayacağını, Mahkemece verilen, ...'e ödenen bedelin şirket kasasında olmadığından bahisle davayı kısmen kabul gerekçesinin yerinde olmadığını, İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin son celsesinde anılı ibranamenin sunulduğunu ancak vekaletname o tarihte taraflarınca tespit edilemediğinden ibraname belgesine itibar edilmediğini, ibraname aslının Mahkemeye sunulduğunu, kargodan zarf içerisinde gelmiş olup, zarfın içindeki belge alındığı sanılarak zarfın yırtılması nedeniyle asıl belgenin de yırtıldığını, yırtık belgenin birleştirilerek Mahkemeye sunulduğunu, yırtık kargo zarfının da hala taraflarınca saklandığını,  İzmir 13. Noterliğinin 22 Haziran 2015 tarih ve 8772 yevmiye numarasıyla aslı gibidir yapılan ibraname üzerinde imza incelemesi yapılması gerektiğini, bu imzanın ...e ait olduğunun sabit olduğunu,  müvekkili ...'nın yaptığı havalelerden sonra parayı şirkete iade ettiği için yönetim kurulu üyesi olarak ...  A.Ş.nin 24.10.2008 tarihinde ve 20.07.2009 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda ibra edildiğini, görüleceği üzere 5.madde ile bilanço da oy birliği ile onaylandığını, ...in davacı şirketin vekili ve %85 hissedarı olduğunu, denetçi ...'nin okul için ve müvekkilinin bilgisi dışındaki şirketin borçları karşılığında ödenen miktarları toplayıp sanki şirket içi boşaltılmış gibi gösterip şikayetçi olduğunu, Mahkeme nezdinde yapılan bilirkişi incelemesinde, müvekkillerine dair suçlamaların mestnetsiz olduğu, paraların kasada ve bankada bulunduğunun tespit edildiğini, sadece okul için yapılan müvekkilinin de daha ilk soruşturma ifadesinde de  beyan ettiği rakamın netleştiğini, müvekkilleri 42000 liradan sorumlu olup bu miktarın da  işten ayrılmadan şirketi vekaleten yöneten ibra yetkisine sahip baba ...'in imzaladığı belge karşılığı kendisine nakden iade edildiğini, bu sebeple şirketin yönetim kurulunda ...'yı ibra ettiğini, eğer söz konusu miktar da açık olsaydı şirket denetçisi ...'nin bunu yönetim kuruluna sunması gerektiğini, kaldı ki böyle bir açık asla olmadığı için akıllarına dahi gelmeyip gündem maddesi olarak geçmediğini, davacı şirket genel kurulunun müvekkili ...yı ibra ettiğini, şirket adına İzmir 25. Noterliğinin 01.09.2005 tarih ve 26066 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile ... tarafından ibra edilen müvekkillerinin sorumlu olması mümkün olmadığından davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 341. maddesi uyarınca şirket yöneticisinin sorumluluğu ve haksız fiil sonucu uğranılan zarar nedeni ile tazminat istemine ilişkindir. <br>İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar davalılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına;  İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/970 esas 2010/921 karar sayılı, 21/12/2010 tarihli kararı ile,\"... sanık ...'nun şirketteki görevini kötüye kullanarak ticari bağlantısı olmayan kişilere şirket hesabından para havalesine izin verdiği bu paralarında aracı kişiler vasıtasıyla sanıklar tarafından alındığı kabul edilerek sanık ...'nın TCK 155/2 maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay hapis ve sonuç olarak 6.000,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık ...'nın ve ... 'nun 5237 sayılı TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle 155/2 maddesi uyarınca 1'er yıl 6 ay hapis ve sonuç olarak 6.000,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına...\" karar verildiği, kararın Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 28/05/2015 tarihli 2015/947 esas 2015/1991 karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.<br>Bu durumda; kesinleşen kararının içeriği ile mahkemece hükme esas alınan 21/01/2019 tarihli bilirkişi heyetine ait rapor ile davalıların davacı şirketi zarara uğrattıklarının usulüne uygun olarak tespit edildiği, raporun, açık, anlaşılır, denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli  olduğu; davalılar vekilince ödünç olarak alınmış olunduğu iddia edilerek paranın, yani davaya konu zarar tutarının ...'e ödendiği ve karşılığında 11/07/2008 tarihli belgedir başlıklı ibra belgesinin alındığını, şirketin%85 hisseli ortağı ...'in şirketin alacaklarına ilişkin geniş yetkiler içeren vekaletname uyarınca ibra yetkisine sahip olduğu savunulmuş ise de, davacı tarafça söz konusu belgenin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddia edilerek belgeye itiraz edildiği, dosya kapsamına göre belirtilen tutarın nakden ödendiği yönünde kayda rastlanmadığı, ödenen tutar belirtilmeksizin soyut ibra beyanı içeren söz konusu belgenin dava konusu zararın dava öncesinde davacı şirkete ödendiğini ispatlamadığı; kaldı ki, ...'e geniş yetkiler içeren vekaletname verilmiş olsa bile bunun şirket yararına olan iş ve işlemlerinin yürütülmesi amacı ile verileceği, haksız olarak şirketi zarara uğratan hususlara ilişkin diğer ortakların aleyhine olacak şekilde keyfi ibra hakkı tanımayacağı, şirketin zarar uğratıldığının anlaşılması üzerine  tüm dosya kapsamına göre ve taraflar arasındaki hukuki ihtilaflar ile açılmış olan davalar nazara alındığında, mahkemenin söz konusu belgeye itibar etmeme gerekçelerinin yerinde olduğu görülmektedir.<br> Davalılar vekili, davalı ...'nun yönetim kurulu üyesi olarak ...  A.Ş.'nin 24/10/2008 tarihinde ve 20/07/2009 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda ibra edildiğini savunmuş ise de, 24/10/2008 tarihinde yapılan genel kurulun 2007 faaliyet dönemini kapsadığı dava konusu zararın ise büyük kısmının 2008 yılı içerisinde oluştuğu; diğer taraftan davacı adına yapılan şikayet üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2009/44112 esas sayılı dosyasında soruşturma başlatıldığı ve İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2009/970 esas dava açılmış olduğundan davalı ...'nun 20/07/2009 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda ibra edilmiş sayılmayacağı, ayrıca yapılan genel kurullarda davalı ...'nun ibrasının toplantı gündemi olarak yer almadığı;davalı ...’nın davacı şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönemde, eşi olan diğer davalı ... ile birlikte, davacı şirket ile iş ilişkisi bulunmayan, şirketten alacaklı olmayan kişiler adına şirket hesabından para havalesi yaptıktan sonra havale edilen paraların bu kişilerden geri aldıkları, bu şekilde şirket hesabından  havale ettikleri paralar ile davacı şirketi zarara uğrattıkları dosya kapsamından anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf sebebleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalılar vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalılar vekilinin  İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/01/2021 tarihli 2014/872 Esas ve 2021/66 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 2.930,49 TL istinaf karar harcından peşin alınan 732,63 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 2.197,86 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),<br>3-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından  kalan bakiyenin yerel  mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br> 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.  14/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4bc8cf1efd9a002f","SID":"f6e293f4174106d3"}}