{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2021/1823 - 2023/1053<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t: 2021/1823 <br>KARAR NO\t: 2023/1053<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 14/06/2021<br>NUMARASI\t\t: 2019/213 Esas 2021/368 Karar<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI\t:<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)<br>KARAR TARİHİ\t: 15/12/2023<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 08/01/2024<br>\t<br>\tMahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili  tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; <br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI; <br>\tDavacı vekili, 11.10.2018 tarihinde davalıya zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalı, dava dışı ... idaresindeki ... plakalı aracın yaya geçidinden geçen davacı yayaya çarptığını, davacının yaralandığını, ameliyat olduğunu, kazadan itibaren çalışamadığını, kazanın meydana gelmesinde araç sürücüsünün kusurlu olduğunu belirterek HMK.m.107 gereğince belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1.000,00 TL geçici iş göremezlik, 1.000,00 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 30.09.2020 tarihli talep artırım dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak talebini 18.175,31 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 67.805,27 TL sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 85.980,58 TL’ye yükseltmiş, 10.03.2021 tarihli talep artırım dilekçesi ile talebinin 17.351,57 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 104.901,72 TL sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 122.253,29 TL’ye yükseltmiştir. <br>\tDavalı vekili, sorumluluklarının sigortalı araç sürücüsünün kusur dağılım oranına bağlı olmak koşulu ile poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün olayda kusurunun bulunmadığını, çalışma gücü kayıp oranı ve kusur dağılımına ilişkin raporunun ATK dan, hesap raporunun aktüer siciline kayıtlı bilirkişiden alınması gerektiğini, geçici iş göremezlik zararının poliçe kapsamında olmadığını, davanın haksız fiilden kaynaklanması nedeni ile ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilebileceğini, davanın reddini savunmuştur. <br>\tİLK DERECE MAHKEME KARARI;<br>\tMahkemece toplanan delillere göre, davanın trafik kazası nedeni ile davacıda oluştuğu ileri sürülen bedensel zararların giderilmesi istemine ilişkin olup, hukuki dayanağının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85 vd. maddeleri ile Karayolları Trafik Kanunu Mali Sorumluluk Sigorta Genel Şartları olduğunu, Trafik Sigortası Genel Şartlarının 01.06.2015 tarihinde değiştirilip, tazminatın diğer yasal düzenlemeler yanında bu genel şartlara göre hesaplanacağına ilişkin 2918 sayılı yasanın 90.maddesinde yapılan değişiklik ise 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe girdiği, değişen yeni genel şartların yürürlük maddesi olan C 11’e göre \"yeni genel şartların ancak bu tarihten sonra düzenlenecek poliçeler dolayısı ile uygulanabileceğinin\" öngörüldüğü, poliçenin 03.04.2018 tarihinde düzenlenmekle ve kaza  ise 11.10.2018 tarihinde meydana gelmekle birlikte 2918 Sayılı Yasanın 90 ve 92. maddeleri ile ilgili Anayasa Mahkemesinin kısmi iptal kararı da dikkate alınarak somut uyuşmazlığın kısmi iptal kararının ortaya çıkardığı durum dikkate alınarak  çözümlenmesi gerektiğinin  kabul edildiği, davalı sigorta şirketi tarafından dava dışı ... adına trafikte kayıtlı ... plaka sayılı araç için 03.04.2018 tarihinde kaza tarihi içinde koruma sağlayan Karayolları Zorunlu Trafik Sigorta Poliçesi düzenlendiği, sigortalı araç kayıt maliki olan ... idaresinde 40 nolu konutun önüne geldiğinde yolun sağından soluna doğru yolun karşısına geçmeye çalışan ve yaya olan davacıya çarparak davacının yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasına neden olduğu, 15.11.2019 raporda davacının yolun karşısına geçer iken dikkatli ve tedbirli davranmadığı için %25 oranında, sigortalı araç sürücüsünün ise hızını yol ve trafik koşullarına uydurmadığı, yaya geçidine yaklaştığı halde hızını düşürmediği için %75 oranında kusurlu olacak şekilde  kazaya neden oldukları şeklinde görüş bildirildiği, aynı olayın Ankara 23.Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında ATK Trafik İhtisas Dairesinin düzenlediği 04.07.2019 tarihli raporda, davacının olayda kural ihlalinin olmadığı, olayda tüm kusurun sigortalı araç sürücüsüne ait olduğu şeklinde görüş bildirildiği, her iki rapor arasındaki kusur dağılım oranları ile ilgili çelişkinin giderilmesi amacı ile üç kişiden oluşturulan bilirkişi heyetinden 14.02.2020 tarihi rapor alındığı, bu raporu düzenleyen bilirkişilerin, daha önce rapor düzenleyen bilirkişinin 15.11.2019 tarihli raporunda da belirtildiği gibi, davacının olayda %25 oranında ve sigortalı araç sürücüsünün ise %75 oranında kusurlu olacak şekilde kazaya neden oldukları şeklinde görüş bildirdiği, mahkemece bilirkişilerin birbirleri ile uyumlu olan ve olayın oluş şekline uygun olduğu kabul edilen 15.11.2019 ve 14.02.2020 tarihli raporlarda da belirtildiği gibi, davacının somut olayda %25 oranında sigortalı araç sürücüsünün ise %75 oranında kusurlu olacak şekilde kazaya neden olduklarının kabul edildiği, Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından alınan ve kaza tarihi olan 11.10.2018 tarihinde yürürlükte olan \"Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik\" hükümlerine göre hazırlanan 10.12.2019 tarihli raporda yaralanmaların davacıda %15 oranında sürekli çalışma gücü kaybı oluşturduğu, 12 ayda iş ve gücünden kaldığının belirlendiği, raporun kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe göre hazırlanmış ve davacıdaki yaralanmalar ile uyumlu olduğu için hüküm kurmak için yeterli olduğunun kabul edildiği, davacının asgari ücreti aşan gelir elde ettiği kanıtlanamadığı için hesaplamalar yapılır iken asgari ücretin esas alındığı, davacının talebi geçici ve sürekli iş göremezlik zararına ilişkin olup, bu talebe konu zararların belirlenmesi amacı ile bilirkişiden çeşitli seçeneklere göre hazırlanan 07.09.2020 tarihli rapor alındığı, bu raporda 18.175,31 TL geçici iş göremezlik ve 67.805,58 TL sürekli iş göremezlik zararları oluştuğunun belirlendiği, davacı vekilinin bu miktarları dikkate alıp 30.09.2020 bedel artırım işlemi yaptığı, bedel artırım işleminin dayanağı olan tazminat hesabının Yargıtay uygulamasına uygun olmaması nedeni ile TRH 2010 yaşam tablosu ile teknik faiz dikkate alınmaksızın progresif rant yöntemi ile hesaplamanın yapıldığı 14.02.2021 tarihli asıl rapor ile 10.05.2021 tarihli ek rapor alındığı, tazminat hesaplamasına esas alınması gereken raporun Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik  hükümlerine göre hazırlanan 10.12.2019 tarihli rapor olması gerektiği, bu rapora göre davacıda %15 oranında sürekli çalışma gücü kaybı oluşturduğu, 12 ayda iş ve gücünden kaldığına ilişkin rapor olduğu, tazminat hesabının ise TRH 2010 yaşam tablosu ile progresif rant yöntemi ile yapılan hesaplamanın yapıldığı rapor olduğu, 10.05.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi davacının talep edebileceği sürekli çalışma gücü kayıp zararının 116.328,42 TL ve geçici iş göremezlikten kaynaklanan zararının ise 17.351,57 TL olduğunun kabul edildiği, davacı vekilinin 14.02.2021 tarihli rapor düzenlendikten sonra verdiği 10.03.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile 17.351,57 TL geçici ve 104.901,72 TL sürekli çalışma gücü kaybı için olmak üzere toplam 122.253,29 TL’nin tahsilini istediği, mahkemenin geçici iş göremezlik zararı ile ilgili kabulünün 17.351,57 TL olup, davacının 30.09.2020 tarihli bedel artırım dilekçesi ile 18.175,31 TL talep ettiği, kabul edilebilir zarar miktarının 17.351,57 TL olduğu için fazlaya ilişkin geçici iş göremezlik zararının reddi gerektiğini, davacının sürekli iş göremezlik ile ilgili gerçek zararının 10.05.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi 116.328,42 TL olup, davacının 10.03.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile bu zarar türü için 104.901,72 TL talep edilmiş olması nedeni ile hüküm altına alınması gereken sürekli iş göremezlik alacağının 104.901,72 TL olması ve fazlaya ilişkin alacağın ise saklı tutulması gerektiğini, davacının dava açılmadan önce maddi zararlarının giderilmesi için sigorta şirketine 10/01/2019 tarihinde başvuru yaptığı ve 8 iş günlük sürenin tamamlanması sonrası sigorta şirketi yönünden temerrüdünün gerçekleşmesi gerekmekle birlikte, davacının tüm zararın belirlenmesine esas olacak eksiksiz belgeleri sunmak sureti ile başvuru yaptığı kanıtlanmadığı için temerrütün dava tarihinde gerçekleştiği, sigortalı aracın temin edilen ruhsat örneğine göre hususi nitelikli olarak kayıtlı olması nedeni ile davacı alacaklarına yasal faizi uygulanması gerektiği gerekçesi ile 17.351,57 TL geçici iş göremezlik zararı, 104.901,72 TL sürekli iş göremezlik zararı olmak üzere toplam 122.253,29 TL'nin 22.04.2019 dava tarihinden itibaren hesaplanacak değişen oranlı yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine, sürekli iş göremezlik alacağının fazlaya ilişkin kısmının saklı tutulmasına, geçici iş göremezlik ile ilgili fazla istemin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ;<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dava konusu kazaya dair yapılan ceza yargılamasında Ankara 23.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2019/120 esas sayılı dosyasında alınan kusura ilişkin Adli Tıp Raporunda kaza anına ait CD kaydı izlendiğini, yapılan değerlendirmede dava dışı sürücü ...’ın meskun mahalde, virajlı bölünmüş yolda otomobili ile seyri sırasında yola gereken dikkati vermediğini, yaya geçidinin bulunduğu olay mahalline hız azaltarak yaklaşmadığını, mevcut  seyir hızı ile geldiği olay mahallinde yolun sağından karşıya geçmekte olan yayaya ilk geçiş hakkını bırakmayıp, mevcut tespitlerden yayaya karşı aldığı önlemlerde gecikip, yaya geçidinden karşıdan karşıya geçmek isteyen yayaya çarpmasıyla meydana gelen olayda dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketiyle asli kusurlu olduğunu, davacının ise yaya geçidinden yolun karşı tarafına geçmek için yola girip karşıya geçmek istediği esnada sürücünün kullandığı otomobilin çarpmasına maruz kaldığı olayda kusursuz olduğunun tespit edildiğini, tüm bu hususlar dikkate alınmaksızın dava konusu kazanın meydana gelişinde kusursuz olan davacıya kusur atfedilmesinin hukuka aykırı olup mağdur olan davacının daha da mağdur olmasına sebebiyet verdiğini, davacının tespit edilen maluliyet oranının da gerçeği yansıtmadığını, davacının dava konusu kaza nedeniyle maluliyet oranının çok daha yüksek iken Adli Tıp Kurumunun eksik incelemesi sonucu çok daha düşük bir maluliyet oranının tespit edildiğini ileri sürmüştür.<br>\tDavalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı sigorta şirketinin geçici iş görmezlik tazminat taleplerine ilişkin sorumluluğunun olmadığını, karara dayanak maluliyet raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, başvuran tarafından başvurusuna dayanak olarak sunulan, Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından hazırlanan 10.12.2019 tarihli raporda başvuranın Erişkinler Yönetmeliğine göre maluliyet oranının %15 olarak belirlendiğini, bu raporun doğruluğunun kabulünün mümkün olmadığını, haricen aldıkları değerlendirme raporuna göre \"Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik/Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik” bağlamında bildirilen arazlar için esas alınması mümkün olan özür oranı ise % 13 olabilecektir.\" şeklinde hesaplama yapıldığını, davacı tarafından sunulan sağlık raporunda belirlenen maluliyet oranının olması gerekenden yüksek olduğunu, hükme esas bilirkişi raporunda progresif rant uygulamasının işletilmesinin hatalı olduğunu, hazine müsteşarlığının 05.02.2010 tarih ve 2010/4 sayılı genelgesi uyarınca, aktüer hesaplamalarının müsteşarlık nezdinde tutulan aktüerler siciline kayıtlı aktüerler tarafından yapılmasının öngörüldüğünü, yine genelgede tazminat hesaplamalarında asgari TRH 2010 kadın ve erkek mortalite tablolarının, teknik faiz oranlarının kullanılmasının gerektiğini ileri sürmüştür. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE;<br>\tDavacı vekili ve davalı vekilinin HMK.nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;<br>\tDava trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.<br>\tDavacı vekili, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı aracın davacı yayaya çarptığını, kaza sonucu davacının yaralandığını belirterek maddi tazminat talep etmiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>\tDava konusu olaydan sonra düzenlenen kaza tespit tutanağında kazanın 11.10.2018 tarihinde saat 19.13 sıralarında meydana geldiği, sürücü ... idaresindeki ... plakalı aracı ile Plevne Caddesinden Siteler istikametine yolun sol şeridinden seyri sırasında olay yeri no:40 önlerinde yolun virajlı kesiminde yaya geçidinin bulunduğu yerden sağından soluna doğru yaya geçidinden geçen yayanın mevcudiyetini fark etmesine rağmen hızını azaltıp, yaya geçidinden geçen yayalara geçiş hakkını vermesi gerekirken aksine hareketle yolun orta şeridine geçip, karşıya geçen yayanın geldiği yönden geçmek isterken kendisinin hareketinden dolayı kararsız kalıp, yaya geçidinin ortasında aracın seyrine göre kaçmaya çalışan yaya ...’a aracının ön ve ön cam kısımlarıyla çarptığı, sonrasında ... plakalı aracın 33.50 metre ileride duruşa geçtiği kazada sürücü ...’ın asli, yaya ...’ın tali kusurlu olduğu belirtilmiştir.<br>\tMahkemece makine mühendisi bilirkişiden alınan 15.11.2019 tarihli raporda dava dışı sürücü ...’ın yaya geçidine yaklaşırken hızını azaltmadığından ve yaya geçitlerinde ilk geçiş hakkına riayet etmediğinden %75 oranında, yaya ...’ın yaklaşan araçların uzaklık ve hızlarını kontrol etmediğinden %25 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir.<br>\tAnkara 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/120 esas sayılı dosyasının Uyap üzerinde yapılan incelemesinde müştekinin ..., sanığın ... olduğu, sanığın 11.10.2018 tarihinde meydana gelen kaza sonucu müştekinin yaralanmasına neden olması nedeniyle taksirle yaralamaya neden olma  suçundan yargılandığı,  dosyanın 2019/712 K. Sayılı kararı ile karara çıktığı,  karar gerekçesinde sanık ...'ın beyanında olay günü kullandığı otomobil ile Plevne caddesini takiben sitelere doğru seyir halinde iken hızının 50-55 km olduğunu,  ışıklı kavşakta yeşil yanınca hareket ettiğini, önünde birkaç tane daha araç olduğunu,  yakında bulunan bir parkı geçtiğini, 3 şeritli yolda orta şeritte gittiğini, yayanın sağında karşıya geçmek için orta refüje doğru yürüdüğünü gördüğünü, gördüğünde mesafenin 10-15 m  olduğunu,  bu kişiye çarpmamak için direksiyonu sağa kırdığını, ancak yayanın paniklediğini ve direksiyonu kırdığı tarafa doğru koşarak aniden aracın önüne gelince ona çarpmak zorunda kaldığını belirttiği, katılan ...'nın ise saat 19.00 sıralarında   3 şeritli  ve virajlı yolda karşıya geçmek için yola girdiğini, yolu ortaladığı sırada  sanığın kullandığı aracın hızlı geldiğini, yolun ortasında durduğunu, ancak araç üzerine doğru gelince geri dönmek istediğini, ancak kurtulamadığını, aracın çarptığını,  çarptıktan yaklaşık 20-25 m sonra durabildiğini beyan ettiği, ceza mahkemesi dosyasında ATK Ankara Grup Başkanlığından  alınan 04.07.2019 tarihli kusur raporunda sanık ve katılanın ifadeleri, olay yerinin virajlı bölünmüş yol olduğu, yaya geçidinin bulunduğu  belirtilerek  kazanın meydana gelmesinde yayanın kusursuz, araç sürücüsü ...’ın yola gereken dikkatini vermeyip, yaya geçidine yaklaşırken hızını azaltmamakla, mevcut seyir hızı ile geldiği olay mahallinde yolun sağından karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya ilk geçiş hakkını vermeyerek asli ve tam kusurlu olduğu, yayanın kusursuz olduğu belirtilmiş, mahkemece sanığın tam kusurlu olduğu kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiş, kararın  kesinleşmediği anlaşılmıştır.<br>\tMahkemece ceza dosyasında alınan kusur raporu ile, mahkeme tarafından alınan kusur raporunda çelişki olduğu belirtilerek çelişkinin giderilmesi amacıyla 14.02.2020 tarihli 3 kişilik bilirkişi heyetinden kusur raporu alınmış, bu raporda hazırlık soruşturmasında alınan ifadeler değerlendirilmiş, olayın oluş şekli ceza mahkemesi ile aynı şekilde kabul edilerek     dava dışı sürücü ...’ın %75 oranında, yaya ...’ın %25 oranında kusurlu olduğu belirlenmiş ve mahkemece hükme esas alınmıştır.<br>\t6098 sayılı TBK’nun 74. Maddesi gereğince  Ceza hukuku ile ilişkisinde başlığı altında “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.<br>\tAynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmünü içermektedir.<br>Hukuk hakiminin kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığı ancak aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak alınan maddi olgularla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusunda tamamen bağlı olacağı gerek öğreti, gerekse de yargısal uygulamada istikrarla kabul edilmektedir.<br>\t    Hal böyle olunca, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.(HGK, 24.12.2014 gün ve 2014/4-846 E., 2014/1091K). Hukuk hâkimi ceza mahkemesi kararındaki fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını belirleyen  maddi olgularla ve ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı ile bağlı olup kusur raporu ile bağlı değildir.<br>\tAncak ceza mahkemesi dosyası ve mahkemece çelişkiyi gidermek için alınan bilirkişi raporlarında maddi vakıa aynı şekilde kabul edildiği halde  kusur oranlarının farklı olmasının nedeni açıklanmamış, ATK raporundaki görüşe katılınmadığı belirtilmekle   yetinilmiştir. Her ne kadar hukuk mahkemesi ceza mahkemesi kararında belirtilen kusur oranı ile bağlı değil ise de  ceza mahkemesinde sanığın tam kusurlu kabul edilmiş olması nedeniyle kusur oranları arasındaki farklılığın açık ayrıntılı ve denetlenebilir şekilde belirtilmesi gerekir. Ayrıca aynı kaza ile ilgili olarak davacı tarafından araç sürücüsüne karşı açılan Ankara 33. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/267 E. Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda ise  kazanın meydana gelmesinde davacının %10 oranında, davalı sürücünün ise %90 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle  mahkemece, Ankara 33 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/267 E. Sayılı dosyası ile ceza mahkemesi dosyası da getirtilerek kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla ATK Trafik İhtisas Dairesi veya İTÜ gibi kurumlardan davacı yayanın ve dava dışı araç sürücüsünün kusur oranları konusunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiştir.<br>\tAçıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.nın 353/1.a.6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br>\tHÜKÜM:  Yukarıda açıklanan gerekçelerle ;<br>\t1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olmaması nedeniyle KALDIRILMASINA,<br>\tHMK.nın 353/1.a.6. maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına <br>\t2-Harçlar Kanunu gereğince alınan istinaf karar ve ilam harcının yatırana iadesine,<br>\t3-Başvuran tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,<br>\t4-Ankara 6. İcra Dairesinin 2021/8251 Esas sayılı 200.000,00 TL teminat mektubunun yatıran tarafa iadesine, <br>\t5-Karar tebliği, harç mahsup, iade ve tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK.nın 353/1.a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 15.12.2023  tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br>Üye <br>Üye <br>Katip <br> <br><br><br><br><br>      * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"59c0959c60157d12","SID":"8a08258c6b468d86"}}