{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1895 <br>KARAR NO: 2023/1697<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2022/22 <br>KARAR NO: 2022/908<br>KARAR TARİHİ 22/09/2022<br>DAVA: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması ve İflas (İİK 156))<br>KARAR TARİHİ: 29/11/2023<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında 07.08.2019 tarihli hisse devri satım sözleşmesi akdedildiği, davacının  davalıya 300.000,00 USD ödediğini, davalının ise yönetim kurulu toplantısı yapmadığını, satın alınan hisseyi pay defterine işlemediğini, T.Ticaret Sicil Gazetesinde ilan etmediğini, davalının hem edimini ifa etmediğini hem de davacının  ödediği bedeli iade etmediğini, 2 yıl boyunca talepte bulunulduğunu, 26.08.2021 tarihinde Alanya ... Noterliğinin ... yevm. nolu ihtarnamesi ile sözleşmeden dönüldüğü ve ödenen bedelin iadesinin bildirildiğini, davalının 31.08.2021 tarihinde ihtarnameyi tebellüğ ettiğini, ihtarnameye 8 gün içerisinde itirazda bulunulmadığını, ödeme yapılmaması üzerine iflas yolu ile takip başlatıldığını, yıllar sonra kötü niyetli olarak  davacıya  hiçbir hak tanımayacak (B) sınıfı paya ilişkin hisse senetlerini devretmeye hazır olduklarını belirttiklerini, davalının 2 yıl boyunca  davacıdan  aldığı parayı kendi menfaatine kullandığını, sözleşmeden haklı olarak dönüldüğünü, davalının sözleşmenin akabinde hisse devrini şirket pay defterine işleyebileceğini, Ticaret Sicil’de davacıya gerek olmadan tescil ve ilan ettirebileceğini, davalının kurulduğunda sermayesinin 100.000,00 TL olduğunu, sözleşmeden bir ay sonra 16.09.2019 tarihinde sermayenin 55.000.000,00 TL’ye yükseltildiğini, davacının  2 yıl boyunca elde edeceği kâr payı ve diğer gelirlerden mahrum kaldığını, sözleşmede paylar (A) ve (B) şeklinde sınıflandırılmamış olmasına rağmen, 13.04.2021 tarihinde alınan karar ile payların (A) ve (B) grubu olarak ayrıldığını, A grubu paylara büyük imtiyazlar tanındığını, (A) grubu pay sahiplerinin çoğunluğu onaylamadıkça hisse devrinin geçerlilik kazanmadığını, borçlu şirketin ... Tic. Ltd. Şti.’ni yönettiğini, davalı şirketin ... Hastanesi’ni satın aldığını, söz konusu hastane ve şirketin de iflas sürecine tabi olması gerektiğini, davalı şirketin söz konusu hastanede %49 hisseye sahip olduğunu, davalının itirazının kaldırılarak iflasına karar verilmesini, davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacının, davalının  tüm ısrarlarına rağmen sözleşmede belirtilen hisse senetlerinin zilyetliğini devralmaya gelmediğini, 26.08.2021 tarihinde davalı  şirkete sözleşmeden döndüğüne ilişkin ihtarname gönderildiğini, davacının sözleşmeden dönme iradesini 2 yıl geçtikten sonra kullandığını, TBK m. 125/2’nin alacaklıya tanıdığı seçimlik haklardan birinin de sözleşmeden dönme olduğunu, sözleşmeden dönmenin, alacaklının borçlu ile aralarında bulunan sözleşme ilişkisini “ex tunc” yani geçmişe etkili olarak kaldırması anlamına geldiğini, alacaklı sözleşmeden döndüğünü beyan ederse, borcun geçmişe etkili olarak ortadan kalkacağını ve böylelikle hem alacaklı hem de borçlunun borcunun sona ereceğini,  sunulan  sözleşme ve tercümesine bakıldığında hisse devri karşılığında davacının ödeme yapacağının kararlaştırıldığını,  davacının sözleşmede kararlaştırılan ödemeyi yaptığını ve davalıya  haber vermeden yurtdışına gittiğini, davacıya ulaşılamadığından hisse devrinin gerçekleştirilemediğini, sözleşmede ne ücretin ödeneceği tarihin ne de hisse devrinin devir tarihi olarak herhangi bir tarih kararlaştırılmadığını,  sözleşmede kararlaştırıldığı gibi hisseleri devretmeye hazır olduklarının ifade edildiğini, davacı tarafından hisselerin devri konusunda herhangi bir ihtarname veyahut bildirim yapılarak müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini,  hisse devrini devretmeye hazır olduklarını,   davalının  davacıya bir para borcu bulunmaması sebebi ile de huzurdaki davanın reddi gerektiğini, davacı ile  davalı  sözleşme imzalarken paylar A ve B olarak ayrılmamış olup tüm payların B sınıfı paylar olarak işlem gördüğünü, taraflar sözleşme imzalarken tüm paylar B sınıf paylar olduğu için davacıya devredilen payların da B sınıfı pay olduğunun kabulü gerekeceğini, dava dilekçesinde A grubu paylara tanınan imtiyazlardan bahsedilerek davacının zarara uğratıldığının iddia edildiğini,  davalının  ödeme aczinde olmadığını çok iyi bilen davacının hukuka aykırı hareket ettiğini bildiğinden ilamsız takip yolu ile icra takibi açmak yerine davalıyı  daha da köşeye sıkıştırmak adına iflas yolu ile icra takibi başlattığını, davacı tarafından likit olan alacaklar için belirsiz alacak davası açtığı anlaşıldığından hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine, davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine, davanın görevli olmayan mahkemede açılmış olmasından dolayı usulden reddine, davanın reddi ile davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''...Taraflar arasında imzalanan hisse devir sözleşmesi uyarınca davacının davalıya 300.000,00 USD ödeme yaptığı,davalının sözleşme hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmenin davacı tarafından feshedildiği,alacağın sözleşme tarihi itibariyle muaccel olup davacının ihtarı ile davalının temerrüde düştüğü,tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde TBK'nın 123.maddesi uyarınca uygulanması gereken ek sürenin TBK'nın 124.maddesi uyarınca yararsız kalacağı anlaşıldığından davacı tarafından ek süre verilmesine gerek bulunmadığı,buna göre davacının sözleşmeden dönmesinin haklı olduğu ve hisse devri için gönderdiği parasının iadesi gerektiğinden davalının icra takibine yaptığı itirazın haksız olduğu anlaşılmakla borçlunun icra takibine yaptığı itirazın kaldırılmasına ara karar ile karar verilmiştir.İİK.nun 166/2 nci  maddesi uyarınca  Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ve tirajı 50.000,00'in üzerinde ve yurt düzeyinde dağıtım yapılan gazetelerden birinde iflâs talebi ilan edilmiştir.İflâsa tâbi bir borçluya karşı İİK m. 155 vd. maddelerine göre iflâs yollarından herhangi biri ile (genel iflâs yolu, kambiyo senetlerine ait iflâs yolu veya doğrudan doğruya iflâs yolu) takip yapılması mümkündür.Alacaklılar, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer icra dairesine başvurur (İİK m. 154) ve iflâs isteğini havi takip talebini doldurur. Böylece borçluya iflâs ödeme emri gönderilir (İİK m. 155; 171). Borçlu, kendisine gönderilen iflâs ödeme emrine (yedi veya beş günlük) süresi içinde itiraz edebilir veya sessiz kalır (İİK m. 155; 171). Borçlunun süresinde itiraz etmeyerek borcunu ödememesi durumunda alacaklı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iflâs davası açar ve borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini bildirerek, sadece iflâsına karar verilmesini ister (İİK m. 154, 3). Borçlu iflâs ödeme emrine süresinde itiraz etmişse takip durur ve alacaklı, ticaret mahkemesinde açacağı iflâs davasında, borçlunun itirazının kaldırılması ile iflâsına karar verilmesini ister (İİK m. 156, 3). Borçlunun ödeme emrine itiraz  etmesi üzerine açılan iflâs davasında asliye ticaret mahkemesi, alacaklının, borçlunun itirazının kaldırılması ve iflâsına karar verilmesi hakkındaki talebini inceler. Ticaret mahkemesi, bu inceleme sırasında borçlunun önceden bildirdiği itirazlarıyla bağlı değildir.Mahkeme, İİK m. 68’de sayılmış olan belgelerle sınırlı olmadan, genel hükümlere göre inceleme yapar. Borçlunun itirazı haklı ise iflâs istemi reddedilir; itirazı haksız ise bir ara kararıyla kaldırılır. Ticaret mahkemesinin, borçlunun itirazının kesin kaldırılması kararıyla alacaklının iflâs takibi kesinleşir ve ilân edilir (İİK m. 158, 1). Alacaklının iflâs talebinin ilânından itibaren onbeş gün içinde, borçlunun diğer alacaklıları iflâs davasına müdahale ve itiraz edebilirler.Alacağın varlığını, muaccel olduğunu ve ifa edilmediğini öne süren alacaklı, iflâs davasında ispat yükü altındadır (TMK m. 6; HMK m. 190).İddialarını ispatlayan alacaklıya karşı borçlu da, ödeme emrindeki itirazlarıyla bağlı olmadan, kendi iddialarını ispatlamalıdır. Herhangi bir alacak davasından farkı olmayan bu aşamadan sonra mahkeme, alacağın varlığına kanaat getirirse, borçlunun itirazı kaldırılır ve depo kararı verilmesi aşamasına gelinir (İİK m. 158, 2). Asliye ticaret mahkemesi depo kararı ile, borçlunun yedi gün içinde asıl alacak, icra masrafları ve temerrüt tarihinden depo kararının verildiği tarihe kadar işlemiş faiz toplamından müteşekkil borcunu alacaklıya ifa veya mahkeme veznesine depo etmesini ister (İİK m. 158, 2). Depo kararı borçluya veya varsa borçlunun vekiline tefhim edilir. Borçlu hazır değilse kendisine, vekil ile temsil ediyorsa vekiline depo kararının tebliği gerekir (Tebl.K. m. 11). Depo kararı bildiriminde, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uyulması zorunludur (İİK m. 158, 2).  İflas yoluyla  takibe itirazın kaldırılması gerektiğinin anlaşılması üzerine, borçluya  takip konusu borcu  ödemesi  için İİK'nın 158. maddesine uygun  olarak  bir depo  kararı çıkarılır. Mahkemece, depo emrinin verildiği güne kadar asıl alacak, faiz ve icra masrafları hesaplattırılıp, borçluya İİK'nın  158. maddesine  uygun olarak,  depo kararında  takip konusu  borç ve fer'ilerinin depo kararı tarihi itibariyle ulaştığı miktar açıkça  gösterilmeli  ve 7 gün içinde depo  edilmemesi  halinde  iflasa karar  verileceği meşruhatı yer almalıdır. Depo kararı ile borçluya borcunu ödeyerek iflâs etmekten kurtulabilmesi için son bir imkân tanınmaktadır. Ticaret mahkemesi, depo kararını verirken, borçlunun borçlu olduğuna kesin kanaat getirmiş ve borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar vermiş, bununla borçlunun iflâsına karar vermek gerektiği sonucuna varmıştır. Ancak mahkeme, depo kararı ile, iflâs kararını yedi gün daha ertelemektedir. Bu yedi gün içinde borç (faiz ve icra giderleri ile birlikte) depo edilmez veya ödenmezse, mahkeme borçlunun iflâsına karar vermek zorunda olup bu çerçevede yaptırılan kapak hesabına göre davalı vekiline depo kararı tebliğ edilmiş ancak davalı şirket tarafından depo kararına esas tutar alacaklıya ödenmediği gibi Mahkeme veznesine de depo edilmemiştir.Tüm bu açıklamalar ışığında, yapılan yargılama, toplanan ve sunulan deliller, icra dosyası, bilirkişi raporu, ticaret sicil kayıtları ve tüm dosya içeriğine göre davalının itirazının kaldırılması, kesinleşen takibe ve usulüne uygun düzenlenip tebliğ edilen depo kararına rağmen davalı şirket tarafından depo emrinde belirlenen borç ödenmediğinden  davalı şirketin iflâsına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak'' davanın kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle;  davacının takip tarihi itibariyle hisse devir sözleşmesinin  feshinden  doğan muaccel haklı bir iade alacağı bulunmadığı , sözleşmede ediminin  yerine gelmezse önel verilmeksizin dönüleceği yazılı olmadığı gibi sözleşme tarihi itibariyle yerine getirilmeyen edimin artık kabulü yoluna gidilmesinin de  kararlaştırılmadığı,  bu nedenle davaya dayanak sözleşmenin ifade uygun mehil verilmeden feshine  hukuki olanağın bulunmadığı , sözleşme tam iki  tarafa borç yüklen sözleşme türünden olup edimlerin aynı anda yapılmasının gerektiği ve imza günü 16.41 ve 16.51 saatinde ödemenin gerçekleştiği , saat 16: 51 itibariyle davalı şirket  yönetim kurulundan davacının hisse  defterine  hissedar olarak kaydı yönünde karar alınması ve ticaret siciline tescilinin sağlanmasının mümkün olmadığı , bu nedenle sözleşme gününün kesin  vade  olarak kabul edilmesinin sözleşmenin mahiyetine göre hukuken mümkün bulunmadığı, öte yandan  kesin vade kabul edilse dahi sözleşmede edimin vadesinde yerine getirilmemesi halinde artık kabul edilemeyeceği hakkında bir hükmünde bulunmadığı , yine sözleşmede ifaya uygun mehil verilmeden doğrudan fesih yoluna gidileceğine dair hükmün de yer almadığı , bu nedenle sözleşmenin fesih haklı olmadığı , bir an için davacının önel vermeden sözleşmeden döneceği kabul edilse dahi davacının sözleşmeden dönme iradesini bildirir ihtarnamenin geçerli ve usulüne uygun düzenlenmediği , zira ihtarnamede 300.000,00 USD nin en yüksek USD mevduat faiziyle birlikte ödenmesi istenilmiş ise de paranın yatırılması için bildirilen hesap TL hesabı olduğu, davacının bu beyanıyla parayı TL olarak istediği düşünülse dahi bu halde de takibin TL üzerinden başlatılması gerektiği, bu nedenle davada muaccel, haklı bir alacak bulunmadığı gibi davalı aleyhine sonuç doğuracak ihtarname ve temerrüdü bulunmadığı, mahkeme hesabın cinsinin ilgili bankadan sorulmasını talep edilmiş ise de işbu talebin kabul görmediği, İstanbul BAM 45.Hukuk Dairesinin 2020/1472 E. sayılı ilamında da yabancı  para alacaklarında alacaklının parasını TL ya da yabancı para olarak isteme türünde seçim hakkı bulunduğu ve bu hakkın bir kez kullanılabileceğinin belirtildiği, ihtarnameye hukuki sonuç bağlanmasının Anayasanın 36. maddesine aykırılık teşkil edeceği, davacının davaya dayanak ettiği Alanya ... Noterliğince düzenlenen ihtarnamenin de tebliğinin usulsüz olduğu, depo emrine esas hesabın duruşmanın atılı olduğu gün hesabı olması gerektiği bu nedenle 15.08.2021 tarihli depo emrine dayanılarak iflas kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirterek mahkemece verilen kararın kaldırılması talep edilmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, İflas yolu ile başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan, itirazın kaldırılması ve iflas davasıdır. (İİK 156 m) Davacı alacaklının davalı şirket hakkında 31/09/2021 tarihinde Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında  '' 07/08/2019 tarihli hisse devir sözleşmesine dayalı ödenen bedele'' dayalı olarak 300.000,00 USD  asıl alacak  805,48 USD  işlemiş faiz  olmak üzere toplam 300.805,48 USD alacağın tahsili amacıyla iflas yoluyla adi takip  başlattığı, ödeme emrinin davalı şirkete 20.09.2021 tarihinde tebliğ edildiği ve davanın 07.01.2022 tarihinde açıldığı tespit edilmiştir. İİK 174. Maddesi \" Alacaklı, borçlunun itiraz ve şikayetinin kaldırılmasını ve iflasına karar verilmesini ticaret mahkemesinden isteyebilir. Mahkeme, 158. Madde uyarınca iflas davasını karara bağlar \" hükmünü yer verilmiştir.2004 sayılı İİK 154.maddenin üst başlığı ise, “ İflas Yolu İle Takip “ olup ilk maddede yetki düzenlenmiştir. Maddede, İflas yolu ile takipte yetkili merciinin, borçlunun muamele merkezinde bulunan icra dairesi olduğu, 154/3.fıkrada ise, borçlu ile alacaklının yetkili icra dairesini yazılı anlaşma ile tayin etmişlerse, o yerin icra dairesinin  dahi İflas takibi için yetkili sayılacağı, İflas davaları için yetki sözleşmesinin yapılamayacağı, İflas davasının mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılacağına yer verilmiştir. Maddedeki İflas davasının açılacağı yetkili yer mahkemesinin yetkisi, mutlak yetki olup, kamu düzenine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/1- ç bendinde, yetkinin kesin olduğu hallerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartları arasında sayılmıştır. Yani aynı yasanın 115.maddesinde belirtildiği gibi, mahkemece, davanın her aşamasında ve kendiliğinden araştırılması gerekir. Bu açıklamalar sonrasında somut olay değerlendirildiğinde, dava, davalı borçlunun sicil  adresinin (Esenler /İstanbul)  yetki çevresinde bulunan  Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. 2004 sayılı İİK‘nun 176. maddesindeki yasal düzenleme kapsamında atıf yapılan İİK.nun 156/son fıkrası uyarınca, iflas isteminin, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren bir sene içerisinde, yani hak düşürücü süre içerisinde yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. Somut olayda, iflaslı takibe ilişkin ödeme emri borçluya 20/09/2021  tarihinde tebliğ edildiği,  bir senelik hak düşürücü süre içerisinde istinafa konu davanın açıldığı anlaşılmıştır. İİK 158. Maddesi \" Alacaklının iflas takibi kesinleştiğinde l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. İflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde diğer alacaklılar davaya müdahele veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler.Mahkeme, icra dosyasını celbeder ve basit yargılama usulüne göre duruşma yaparak, gerek iflas talebini gerek itiraz ve defileri umumi hükümler dairesinde tetkik ve intac eder. Şu kadar ki, borçlu takibe karşı usulü dairesinde itiraz etmemiş veya itiraz ve defileri varit görülmemişse mahkeme yedi gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa veya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş olan vekiline, dava vicahda devam ediyorsa duruşmada, aksi takdirde Tebligat Kanunu hükümleri dairesinde yapılacak tebliğ ile emreder. Borçlu imtina ederse ilk oturumda iflasına karar verilir.\" hükmüne yer verilmiştir. Taraflar Arasında düzenlenen  07/08/2019 tarihli hisse alım sözleşmesi incelendiğinde : Davacının alıcı, davalı şirketin satıcı olarak adlandırılan sözleşmenin konusunun Alıcı tarafından hisse devir bedelinin alıcı tarafından satıcıya ödenmesi üzerine alıcı tarafından hisse senetlerinin satıcıdan satın alınması işlemi olduğu belirtilmiştir. (madde 2). Buna göre satıcı, iş bu sözleşmenin hüküm de koşullarına uygun olarak , buna bağlı haklarla ve alıcıya karşı her türlü yükümlülükten muaf olarak hisseleri satmayı kabul ,beyan ve taahhüt eder ve alıcı hisseleri satın almayı kabul ,beyan ve taahhüt eder. (madde 3)Sözleşme maddeleri incelendiğinde; Madde 1.5: taraflar madde 1.3 ve 1.4'te belirtilen adreslerinin tebligatları için yasal adresleri olduğunu kabul beyan ve taahhüt ederler .1.6: taraflar ,iş bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir tebligatı , iş bu sözleşmede aksi belirtilmedikçe iş bu sözleşmenin 1.3 ve 1.4 maddelerinde verilen tebligat adreslerine yazılı olarak , taahhütlü posta veya noter aracılığıyla veya alıcı tarafın  almaya  yetkili personeli tarafından tebligatın alındığını gösteren imzalı teslim alındı tutanağı protokolüne karşı elden teslim edeceklerdir. Elden yapılan teslimatlar aynı adrese teslim edilecek ve alıcı tarafın bu tebligatı almaya yetkili personel tarafından imzalanan teslim alındı tutanağının icrası ile belgenin aslı resmen tebliğ edilmiş sayılacaktır . İşlem hızlandırmak için taraflar faks veya e-posta yoluyla yazılışabilirler. Söz konusu yazışmalar sözleşmede verilen faks numaraları veya e-posta adresleri aracılığıyla yapılacaktır. Faks ve/veya e-posta yoluyla yapılan yazışmalarda dahi, kullanılan teknolojinin izin verdiği ölçüde diğer taraftan söz konusu iletişimin sağlandığına dair teyit talep edilecektir , aksi takdirde kullanılan teknoloji tarafların bu teyidi talep etmelerine izin vermiyorsa , faks ve /veya e-posta yoluyla yapılan tüm yazışmaların asıl nüshaları da bu maddenin hüküm ve koşulları çerçevesinde derhal posta ile veya elden teslim edilecektir. Belgelerin faks veya e-posta yoluyla teslim alınması halinde ,iş bu sözleşme veya kanunu kapsamında geçen süreler , aynı  belgenin imzalı asıllarının posta  veya elden teslim edilmesi ile başlar Madde 4:tedbirlerİmza tarihinde aşağıdaki eylemler gerçekleştirilecektir :i) Alıcı, hisse devir bedelini satıcının aşağıda belirtilen banka hesabına ödeyecektir .(ii) Satıcı ,hisselerinin satıcıdan alıcıya devri alıcının şirketin hisse defterinde hissedar olarak kaydedilmesi konusunda şirket yönetim kuruluna karar aldıracaktır .(iii) Satıcı , hisseleri temsil eden nama yazılı hisse senedinin aslını, söz konusu hisse senedini alıcı lehine devi cirosu ile tasdik ederek alıcıya teslim edilecektir.(iv) Satıcı ,6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (geçerli ise )198. Maddesi uyarınca şirket Yönetim Kurulunun gerekli kararları almasını ve bu kararların tescili için İstanbul Ticaret Siciline başvuruda bulunulması sağlayacaktır. 14.Asgari katkı payı 10 hisse olacaktır. Hisse fiyatı 1340 dolardır .Davalı şirkete ait sicil kayıtlarının incelenmesi: Davalı şirketin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasıyla  08/05/2018 tarihinde kurulduğu, yetkilisinin münferiden ... olduğu , sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle şirket sermayesinin toplam 100 paya ayrıldığı anlaşılmaktadır. 01/02/2022 tarih ve 2022/02 Yönetim kurulu kararı ile ''Şirketimiz hissedarlarından ... hisse pay devrinin gerçekleştirilebilmesi için girişimlerde bulunulmuş ancak ulaşılamamıştır.  ... tarafından 07.01.2022 tarihi itibariyle şirketimize karşı açılan dava dikkate alınarak hisse ortaklığına ilişkin taraf olma iradesinin ortaya konulduğu görülmektedir. Bu nedenle hisse senetlerinin 07.01.2022 tarihi itibariyle  ...''a devrine karar verilmiştir. '' kararı alınmıştır.Bilirkişi heyet raporunda yer alan tespitler uyarınca iş bu tarihten önce  davalı şirketin Yönetim  kurulu karar defterinde , davacı ile ilgili alınan bir karar yer almadığı, davalı şirketin pay defterinde ... numaralı sayfadan davacıya ortak olarak kayıt açıldığı, 01.02.2022 tarihinde B grubu hissedar olarak 1707 adet 1.707.000,00 TL bedeli sermaye payı işlendiği , davalı şirketin defterinde  davacıya 01.02.2022 tarihinde 1707  adet 1.707.000,00 TL bedeli sermaye payı işlenmiş ise de davalı şirketin 10.03.2022 tarihi itibariyle ortaklarının ve ortaklarının sermaye payını gösteren yönetim kurulu kararında davacının yer almadığı anlaşılmaktadır. İhtarnameler: -Alanya ... Noterliği'nin 26.08.2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinde, davacı tarafından davalıya gönderildiği  ve davacının 300.000,00 USD ödeme yapmasına rağmen hisse devrinin gerçekleşmediği, 07.08.2019 tarihinde davalının temerrüde düştüğü ve iş bu nedenle sözleşmeden dönüldüğü belirtilerek ödenen bedelin ivedilikle en yüksek USD mevduat faiz ile birlikte ödenmesi ihtaren  bildirilmiştir. -Bakırköy ....Noterliği'nin 22.09.2021  tarih ...  yevmiye sayılı ihtarnamesinde, davalı tarafından davacıya gönderildiği  ve sözleşme gereği hisse devrinin gerçekleşmesi adına davalı şirket tarafından muhataba ulaşılmaya çalışıldığı ancak başarılı olunamadığı, sözleşme gereği 300.000 USD karşılığında ise devrin  gerçekleşeceğinin  imza altına alındığı bu süre zarfında muhatap  tarafından herhangi bir iletişim kurulmadığı, davanın tek taraflı olarak sözleşmedeki edimlerini yerine getirmeye çalıştığı, sözleşmede  devir tarihi olarak herhangi bir tarih kararlaştırılmadığı, davalının hisse senetlerini devretmeye hazır olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi heyet raporu:-Mali müşavir ... ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğr.Üyesi Prof.Dr. ... tarafından düzenlenen 16.05.2022 tarihli raporda özetle: ''...1.İİK m. 156/3 kapsamında açılan itirazın kaldırılması ve iflas davalarında alacağın mevcut olup olmadığı, mevcut ise miktarının ne olduğu, alacaklının kim olduğu gibi hususlarda maddi hukuk yargılaması yapıldığı;2. Taraflar arasında akdedilen pay satış sözleşmesinde sözleşme konusu pay açıkça belirtilmese de tarafların iradelerinin açık olduğu; pay bedeli de sözleşmede belirlenmiş olduğundan sözleşmenin hukuka uygun şekilde kurulmuş olduğu;3.Tarafların sözleşmede edimlerin yerine getirilmesi için ifa zamanını açıkça belirlediği; bu kapsamda sözleşmenin imzalandığı tarihte tarafların borçlarını ifa edeceklerinin açıkça düzenlendiği;4.Davalı borçlu sözleşmenin imzalandığı tarih olan 07.08.2019 tarihinde sözleşmeden doğan borcunu ifa etmediğinden temerrüde düştüğü;5. Alacaklı Davacı’nın sözleşmeden dönme hakkını kullanabilmesi için temerrüt durumunun tek başına yeterli olmadığı ve TBK m. 123 vd. hükümlerindeki şartların gerçekleşmesi gerektiği; bu bağlamda alacaklı Davacı’nın sözleşmeden dönmesi için TBK m. 123 uyarınca borçlu Davalı’ya ek süre vermesi gerektiği ve bu sürenin verildiğine ilişkin dava dosyasında herhangi bir delile rastlanılmadığından dönme beyanının hukuka aykırı olduğu ve hükümsüz olduğu; buna bağlı olarak Davacı’nın ödemiş olduğu 300.000 USD’nin iadesini talep etmesinin mümkün olmadığı;6.Sözleşmenin imzalanmasından sonra borçlu Şirket’in sermaye artırımı yapması ve sonrasında Şirket’in paylarını A grubu paylar ve B gurubu paylara bölmek suretiyle A Grubu paylara imtiyaz tanıması işlemlerinin Sayın Mahkeme tarafından TBK m. 124/1 kapsamında ek süre verilmesini gereksiz kılacağı sonucuna varılması halinde ek süre verilmeden dönme beyanında bulunmanın hukuka uygun olacağı; bu ihtimalde Davacı’nın iade talebinin Yargıtay içtihatları uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabi olacağı; sözleşme dönme beyanıyla geçmişe etkili olarak sonar erdirilmiş olsa da, sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak talep hakkı dönme beyanının ileri sürülmesi ile doğduğundan, zamanaşımı süresinin dönme beyanından itibaren başlaması gerektiği; bu nedenle huzurdaki davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı '' görüş ve tespitinde bulunulmuştur.Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 15/08/2022 havale tarihli ek raporunda özetle; ''...Davacı şirketin, asıl alacak, takip öncesi işlemiş faiz, takip tarihinden rapor tarihi olan 15.08.2022 tarihine kadar hesaplanan faiz, vekalet ücreti, tahsil harcı ve icra masrafları olmak üzere, 15.08.2022 tarihi itibariyle depo emrine esas alacak tutarının 5.940.489,79 TL  olarak hesaplandığı, 15.08.2022 tarihinde depo kararı verilmemesi halinde, bu tarihten sonra Asıl alacağa işleyecek günlük faiz tutarının 31,1643 USD olacağı ve bunun gün sayısı ve hesaplama yapılan günkü TCMB Efektif satış kuru ile çarpılarak TL karşılığının bulunarak, toplam alacağa eklenmesi gerektiği, '' belirtilmiştir.Davacı hakkında 6100 TL yabancılık teminatı yatırması için bir haftalık kesin süre verilmiş ise de , 27.06.2022 tarihli ara kararda davacının 18.11.2021 tarihi itibariyle Türk vatandaşlığına  geçmesi  nazara alınarak verilen işbu ara  karardan dönülmesine dair karar verilmiştir. Mahkemece iflas ilanlarının Türkiye geneli 50.000 üstü gazetelerin birinde bir defaya mahsus olmak üzere yayınlanması ve aynı zamanda iflas ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğünde yayınlanması amacıyla müzekkereler yazılmış ve ilanların yapıldığına dair Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 21.07.2022 tarih ve 10622 sayı-247 sayfa numaralı gazete örneği ile Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğünün 28.07.2022 tarihli yazıları dosya arasına alınmıştır. Mahkemece 15.08.2022 tarihli muhtırada ''İİK'nun 158.maddesi uyarınca 300.000,00 USD (5.398.770,00 TL) asıl alacak, 13.650,00 USD (245.644,04TL) Tahsil Harcı,  142.612,70 TL İcra Vekalet Ücreti,  8.385,00 USD (150.895,62 TL) Takip Sonrası İşlemiş Faiz,  138,90 USD (2.499,63 TL) ve 67,80 TL masraf olmak üzere  üzere toplam 5.940.489,79 TL miktarın 7 günlük kesin süre içerisinde davacıya ödenmesi veya bu meblağın mahkeme veznesine depo edilmesi, aksi takdirde ilk oturumda şirketinizin iflasına karar verileceği ihtar olunur.'' yer almaktadır.Mahkemece  yapılan yargılama sonucunda depo emrinin yerine getirilmemesi nazara alınarak  davanın kabulüne dair karar verilmiş olup , davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Sunulan istinaf sebeplerinin incelenmesi:Somut davada öncelikle hisse devir sözleşmesi geçerliliği, devir konusu payların hangi şirkete ait olduğu ve pay adedi yönünden kanunun amir hükümleri ve yargıtay kararları ışığında incelenmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/6567 E. 2014/16638 K. Sayılı ilamında; \"Dava tarihinde yürürlükte bulunan “Hisse Senetlerinin Devri” başlıklı TTK’nun 415. ve 416. maddelerinde, hamile ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği gösterilmiş olup, her iki halde de hisse devrinin noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul yoktur. TTK'nun 415. maddesinde hamile yazılı pay senetlerinin devri için özel bir düzenleme getirilmiştir. Hamile yazılı senetler, elden teslim ile devir edilir. Bu işlem ile pay devri yapılmış olur. Nama yazılı pay senetleri ise ciro ve teslim ile devir edilir. Ancak, devir şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Anonim ortaklığın  çıplak  paylarının  devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır.\tPayın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarufi bir  işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş  çıplak  payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılır. Bedeli hiç ödenmemiş veya kısmen ödenmiş çıplak payın devrinin hukuki niteliği bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devrinden farklıdır. Zira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından her hangi bir malvarlıksal borç içermemekte dolayısıyla sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri yukarıda açıklandığı üzere alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Ancak bedeli tam olarak ödenmemiş pay için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü bedeli tam ödenmemiş pay, pay sahibi dışından malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir. İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu sebepten ötürü, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir. (Sevi, Ali Murat, Anonim Ortaklıkta Payın Devri Ankara 2012, 294 vd.). belirtilmektedir.Sözleşme maddeleri incelendiğinde, sözleşmenin pay satışına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Ancak 07.08.2019 tarihli hisse alım sözleşmede yukarıda belirtilen maddeler  çerçevesinde yapılan inceleme neticesinde hangi şirket payının satışa konu edildiği belirtilmemiş ise de, tarafların sunduğu beyan dilekçeleri nazara alındığında davalı şirket paylarının devrinin sözleşmeye konu edildiği anlaşılmaktadır. Zira , 01.02.2022 tarih ve 2022/02 sayılı davalı şirketin yönetim kurulu kararında şirket yönetim kurulu şirket merkezinde toplanarak kararlar alındığı ve buna göre şirketin hissedarlarından ...'a hisse pay devrinin gerçekleştirilmesi için girişimlerde bulunulduğu ancak  ulaşılamadığı,  ... tarafından 07.01.2022 tarihi itibarı ile şirkete karşı açılan dava dikkate alınarak şirket ortaklığına ilişkin taraf olma iradesinin ortaya konulduğunu görüldüğü , hisse senedinin 07.01.2022 tarihi itibariyle  ...'a devrine karar verilmiş ve davalı şirketin pay defterinde ... numaralı sayfadan davacıya ortak olarak kayıt açıldığı, 01.02.2022 tarihinde B grubu hissedar olarak 1707 adet 1.707.000,00 TL bedeli sermaye payı işlendiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen 07.08.2019 tarihli hisse alım sözleşmede, devir konusunu oluşturan  pay  adedine ilişkin açık bir ifade yer almamaktadır. Sözleşmenin 14. maddesinde asgari katkı payının 10 hisse olacağı ve hisse fiyatının  1340 dolar olduğu belirtilmiştir. Ayrıca sözleşmenin amacı ve konusunu belirten 2. maddede yatırılan tutarın 300.000,00 ABD Doları (2.1.) olduğu belirtilmektedir. Sözleşmenin işbu maddeleri nazara alındığında, her bir payın 1340 USD olduğu ve toplamda 300.000,00 USD ödeme yapılması sonucunda devre konu  pay miktarı yaklaşık olarak 223,88 adet olduğu tespit edilmektedir.Yukarıdaki bilgiler ışığında devre konu edilen pay ve bu payın karşılığında ödenen bedelin sözleşmede belirtilmesi nazara alınarak taraflar arasında  hisse pay devrine  ilişkin sözleşmenin kurulduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmenin feshi ve önel verilip /verilemeyeceği konusunda yapılan inceleme:Taraflar arasındaki akdi ilişkinin tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. TBK m. 97.'de iki tarafa tam borç yükleyen sözleşmelerde ifa zamanını ilişkin özel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan iş bu kanun hükmünde, karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerin tarafları hakkında aynı anda ifa karinesi'ni koymuştur. İş bu maddeye göre iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmede ifasını isteyen tarafın, sözleşmenin içeriğini ve mahiyetine göre belirli bir süreden yararlanma hakkı bulunmuyor ise kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını teklif etmiş olması gerekmektedir.Karşılıklı borç içeren sözleşmelerde, taraflardan birinin borçlanmış olduğu edimin muaccel olması, onun hakkında öncelikle ifa zorunluluğu doğurmaz. Taraflardan biri borçlanmış olduğu edimi yerine getirmiş veya ifası teklif etmiş olmadıkça, diğer taraf kendi edimini ifadan kaçınma hakkına sahiptir. (bkz. Prof.Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, shf:1116) Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, borç olunan edimlerin aynı anda ifa edilmesi yönünde karine mevcuttur. Ancak öncelikli ifa yükümlülüğü ve istisnaları mevcuttur. Taraflar sözleşmeyi yaptıkları sırada alacaklı veya borçlunun öncelikle ifa yükümlülüğünü kararlaştırabilirler. Örneğin bir satış sözleşmesinde taraflar, önce satıcının edimini ifa edeceği hususunda anlaşmışlarsa, durum böyledir. Satım sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olmakla beraber, tarafların sözleşmede önce satıcının edimini ifa yükümlüğünü öngörmeleri, bu duruma örnek gösterilebilir. (bkz. Prof.Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, shf:1117) 6098 sayılı TBK'nın  117. (BK'nın 101.) ve devamındaki maddelerde borçlunun temerrüdü ve temerrüdün sonuçları düzenlenmiştir. TBK'nin 117. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer, ancak borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş ise vadenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. TBK'nin 124. maddesi uyarınca borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa, borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa, borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa temerrüde düşen borçluya edimini ifa için süre verilmesine gerek bulunmamaktadır. 07.08.2019 tarihli hisse alım sözleşmesi maddeleri incelendiğinde, taraflar arasında 07.08.2019 tarihinde sözleşmenin akdedildiği  ve yatırılan tutarın 300.000 ABD doları olduğu  belirtilmiş ve sözleşmenin ''tedbirler''  başlığı altında 4. maddede imza tarihinde gerçekleştirilecek eylemler açıkça yazılmıştır. Buna göre alıcı hisse devir bedelinin satışının belirtilen banka hesabına ödeyecek, satıcıda hisselerin satıcıdan alıcıya devri ve alıcının şirketin hisse defterine hisseder olarak kaydedilmesi konusunda şirket yönetim kuruluna karar aldıracaktır. Satıcının hisseleri temsil eden nama yazılı hisse senedinin aslına söz konusu hisse senedini alıcı lehine devir cirosu ile tasdik ederek alıcıya teslim edecektir. Sözleşme maddeleri nazara alındığında davalının üstlendiği edimlerin ifa gününün, imza tarihi olan 07.08.2009 olduğu ve bu haliyle ifa zamanının sözleşme taraflarınca belirlendiği anlaşılmaktadır. Davalının sözleşmeyi ifası için davacıya ulaşılamadığı yönündeki beyanların sözleşme maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde yerinde olmadığı, davalının  temerrüde düştüğünün kabulü gerektiği  anlaşılmaktadır. Karşılıklı borç doğuran sözleşmelerde alacaklıya bağımsız seçimlik haklar tanınmıştır. Ancak bu hakların kullanılabilmesi için TBK m. 123. uyarınca  alacaklının borçluya, borcun ifa edilmesi için uygun süre vermesi ya da  uygun bir süre verilmesini hakimden istemesi gerektiği düzenlenmiştir. Bununla birlikte, TBK'nin 124. Mahallesinde süre verilmesine gerek olmayan durumlar belirtilmiştir. TBK madde 124 . maddesi uyarınca, 1.Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumdan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa 2.Borçlunun temerrüdü sonucunda borcunun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa<br>3.Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa, borçluya borcunu yerine getirmesi için süre verilmesine gerek bulunmaksızın, alacaklı seçimlik haklarını  kullanılabilecektir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30.11.2015 tarih ve 2015/5383 E. 2015/12683 K. sayılı ilamında ''... TBK'nın 125. maddesi uyarınca temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir. TBK'nın 126. maddesi uyarınca ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir'' belirtilmiştir. Somut davada, davacı Alanya ... Noterliği'nin 26.08.2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davalının temerrüde düştüğünden bahisle sözleşmeden döndüğünü ihtar etmiştir. Dosya kapsamında davacı tarafından davalıya TBK m. 123. uyarınca ek süre verildiğine dair herhangi bir delile rastlanılmadığı anlaşılmıştır.Ancak 16/05/2022 tarihli   alınan bilirkişi raporunun 18. sayfasında  belirtildiği üzere, davalı şirketin  dava konusu sözleşmenin akdedildiği tarih itibariyle her biri 1.000,00 TL değerinde 100 adet paya bölünmüş, toplamda 100.000,00 TL sermayeye sahip iken, 03.09.2019 tarihinde yapılan sermaye artırımı neticesinde şirketin yeni sermayesi her biri 1.000,00 TL değerinde 55.000,00 paya bölünmüş, toplamda 55.000.000,00 TL olmuştur. Daha sonra 07.04.2021 tarihli genel kurulda şirket’in payları, her biri 1.000,00 TL değerindeki 11.000,00 adet pay A Grubu, her biri 1.000,00 TL değerindeki 44.000,00 adet pay B Grubu olacak şekilde sınıflandırdığı ve  A Grubu paylara imtiyaz tanınırken, B Grubu payların herhangi bir imtiyazı bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu haliyle, uyuşmazlığa konu sözleşmenin  kurulmasından  sonra, sözleşme gereği davacının sahip olması gereken payların etki oranını azaltabilecek niteliğe sahip olan bu işlem açıkça borcun ifasının davacı  alacaklı yönünden yararsız hâle  geldiğinin göstergesi  olduğundan davacı alacaklının ek süre vermesine gerek bulunmadığına dair karar verilerek bu yöndeki mahkeme tespitinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Usulüne uygun olarak ihtarname tanzim edilmediği yönündeki itirazın değerlendirilmesi: -Alanya ... Noterliği'nin 26.08.2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin davacı tarafından davalıya gönderildiği yukarıda da açıklanmıştır. İş bu ihtarnamede 08.01.2021 tarihli  sözleşmeden dönüldüğü bildirilerek sözleşme kapsamında ödenen bedelin faiziyle birlikte takdirde talep edilmiş ve ihtarnamenin ''açıklamalar'' başlığı altında 3. Paragrafında ''bu kapsamda, 134.000,00 doların ivedilikle ... adına bulunan ... Bankası T.A.O. ... IBAN  numaralı hesaba asıl alacağı işleyecek en yüksek mevduat faizi (USD) ile birlikte ödenmesini'' ihtar etmiştir. TBK'nın 99. maddesi \"Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.\" düzenlemesi yer almıştır. Bu durumda, yabancı para cinsinden borcun ödenmesi konusunda  alacaklının seçim hakkı söz konusu ise de, bu hak bir kez kullanılmakla tükenir ve  yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/02/2020 tarih 2018/4145 Esas 2020/1212 Karar sayılı ilamı) Davalı tarafça sunulan istinaf başvuru dilekçesinde yukarıda belirtilen hesabın Türk Lirası hesabı olduğu, iş  bu nedenle davalı aleyhine sonuç doğuracak bir ihtarname ve temerrütün bulunmadığı belirtilmiştir .Davanın esası hakkında  sunulan  beyan dilekçesinde de yabancı para alacağının Türk lirası hesabına yatırılmasına dair istemin hukuken kimseyi ilzam edemeyeceği ileri sürülmüştür.Bu durumda ise, yani  iddia edildiği gibi davacı tarafça davalıya gönderilen Alanya ... Noterliği'nin 26.08.2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamede belirtilen hesabın TL hesabı olaması durumunda ,  davalının, davacıya ödeme yapma konusunda tevdi mahalli tayin ettirip/ettirmediği önem taşıyacaktır. Zira, 6098 sayılı TBK'nin 106.maddesinde; \"Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.\", TBK'nin 107.maddesinde; \"Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.\", TBK'nın 111. maddesinde; \"Borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç, alacaklıya veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının temerrüdünde olduğu gibi, tevdi ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.\" hükmüne yer verilmiştir. TBK'nin 111.maddesi uyarınca, alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç, alacaklıya veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının temerrüdünde olduğu gibi tevdi mahalli tayini yoluna gidilmesi gerekmektedir. Somut davada, tevdi mahalline gidildiği yönünde bir iddia ileri sürülmediği anlaşılmakla, davalının, davacının ihtarnamede belirttiği hesabın TL hesabı olması nedeniyle temerrüd koşullarının oluşmadığı yönündeki itirazın yerinde olmadığına karar vermek gerekmiştir. Aynı zamanda, bilindiği üzere, 4721 sayılı TMK'nin 2. maddesinde ise \"Dürüst Davranma\" başlığı altında \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" hükmüne yer verilmiştir.Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, kanun hükümlerinin katı uygulanması nedeniyle meydana gelebilecek olan hakkaniyete, ahlak anlayışına ve adalete aykırı sonuçları önleyecek bir hukuk ilkesi niteliğindedir. Dürüst davranma bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, tutarlı, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edeceği yolu tercih etmesidir. Objektif iyi niyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK'nin 2. maddesinde bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edilmesi gerektiği ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını Kanun'un korumayacağı ifade edilmiştir.Dosyada yer alan beyanlardan, davalının tevdi mahalli tayini dışında ayrıca borcunu ifa etmek amacıyla, davacıdan Alanya ... Noterliği'nin 26.08.2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinde belirtilen TL banka hesabı dışında, borcun yatırılabileceği USD hesabı bildirilmesinin talep edildiğine dair  bir bilgi bulunmamaktadır. Bu haliyle, davacının sözleşmeden dönme  hakkının hukuken mümkün bulunmadığını ve yerinde olmadığını belirten istinaf sebeplerinin dosya kapsamına uygun düşmediğine  karar verilmiştir.  Alanya ... Noterliği'nin 26.08.2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin usulüne uygun tebliğ edilmediği yönündeki itiraz:Dosyada mübrez tebligat parçasının incelenmesinde, ihtarnamenin ''... Mah. ... Bulv. ... Apart. No:... Alanya /ANTALYA''  adresine tebliğe çıkarıldığı ve '' muhatap adreste patron ve müdürün iş takibinde olduğu reşit ehil ve yetkili olduğunu beyan eden ... imzasına tebliğ edildi'' şerhinin yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalı vekili, anılan ihtarnamenin usulüne uygun tebliğ edilmediğini  istinaf dilekçesinde ileri sürülmüş ise de, yargılama sırasında sunulan cevap dilekçesi ve beyan dilekçelerinde bu konuya ilişkin  beyan ve itirazda  bulunulmadığı anlaşıldığından,  HMK 357. madde gereğince istinaf aşamasında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlemeyeceği nazara alınarak  davalı tarafın  bu yöndeki iddiaları incelenmemiştir. -Depo emrinin usulüne uygun düzenlenmediği itirazın değerlendirilmesi:İlk derece mahkemesince depo emrine esas asıl alacak, işlemiş faiz, icra harç ve masrafları, icra vekalet ücreti hesabı yönünden bilirkişiden alınan15/08/2021  tarihli raporda; 15/08/2021 tarihi itibariyle depo emrine esas alacak tutarı  hesaplanmış ve bu konuda yukarıda da belirtildiği üzere 15/08/2021  tarihli muhtıra düzenlenmiştir.Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 05/09/2013 tarihli 2013/4197 E. 2013/5054 K. sayılı ilamı \"...İİK'nın 158. maddesine göre depo emrinin, verildiği güne kadar alacağın esas ve eklentileri hesaplattırılıp, buna göre bulunacak miktar üzerinden verilmesi ve bu miktarın 7 gün içinde depo edilmemesi halinde iflasa karar verileceği ihtarını içermesi gerekir. Mahkemece verilen depo emrinde, icra dosyasındaki borcun asıl alacak, faiz ve diğer giderleri ile birlikte icra dosyasına ödenmesi veya mahkeme veznesine depo edilmesi istenilmiş olup; asıl alacak, işlemiş faiz, icra masrafı ve vekalet ücreti kalemlerinden oluşan meblağ açıkça belirtilmediğinden çıkartılan depo emri İİK'nın 158. maddesi hükmüne uygun değildir...\"Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 26/10/2020 tarihli 2017/3091 E. 2020/3281 K. sayılı ilamı \"... Dava, iflas istemine ilişkindir. İİK'nın 158. maddesine göre depo emrinin, verildiği güne kadar alacağın esas ve eklentileri hesaplattırılıp, buna göre bulunacak miktar üzerinden verilmesi ve bu miktarın 7 gün içinde depo edilmemesi halinde iflasa karar verileceği ihtarını içermesi gerekir. Depo kararı, verildiği gün için hesaplanan alacağı içermelidir...\"Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/07/2015 tarihli 2014/5678 E. 2015/5377 K.sayılı ilamı \"... Mahkemece, depo emrinin verildiği güne kadar asıl alacak, faiz ve icra masrafları hesaplattırılıp, borçluya İİK'nın 158. maddesine uygun olarak, depo kararında takip konusu borç ve fer'ilerinin depo kararı tarihi itibariyle ulaştığı miktar açıkça gösterilmeli ve 7 gün içinde depo edilmemesi halinde iflasa karar verileceği meşruhatı yer almalıdır...\"Emsal ilamda da belirtildiği gibi İİK'nın 158. maddesine göre depo emrinin, verildiği güne kadar alacağın esas ve eklentileri hesaplattırılıp, depo emrinde asıl alacak, işlemiş faiz, harç, masraf, vekalet ücreti gibi kalemlerin ayrı ayrı miktarları ile belirtilmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece ara karara konu edilen depo emrine esas alacak hesabı 15/08/2021 tarihi dikkate alınarak ve 15/08/2021 tarihli TCMB USD efektif satış kuru nazara alınarak hesaplama  yapılmış ve 22/09/2021 tarihli duruşmada depo emri tebliğine rağmen , davalı tarafça yatırılmadığı belirtilmiştir. Ancak yukarıda yer alan bilgilerden de anlaşılacağı üzere, mahkemece depo emrinin  verildiği  güne kadar alacağın esas ve eklentileri hesaplattırıp, borçlu davalıya İİK'nin 158. maddesine uygun olarak takip konusu borç ve fer'isini gösteren depo emri tebliğ edildiği anlaşılmakla, depo emrinin usulüne uygun düzenlendiğine karar vermek gerekmiştir.Davalı vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesinde, duruşmanın atılı olduğu gün nazara alınarak depo emri hesabının yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.Doktirinde (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, 2013, Ankara, sh 1118, Talih Uyar tarafından kaleme alınan Ankara Barosu Dergisi, Yıl: 65, Sayı: 2, Bahar 2007, 201-210, İflas Davalarında Yargılama Usulü ve Depo Kararı) ve Yargıtay 19 HD'nin 05.10.2006 tarih ve 8094 E, 9184 K sayılı ilamında ifade edildiği üzere; depo kararı ile borçluya borcunu ödeyerek iflâs etmekten kurtulabilmesi için son bir imkân tanınmaktadır. Ticaret mahkemesi, depo kararını verirken, borçlunun borçlu olduğuna kesin kanaat getirmiş ve borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar vermiş, bununla borçlunun iflâsına karar vermek gerektiği sonucuna varmıştır. Ancak mahkeme, depo kararı ile, iflâs kararını yedi gün daha ertelemektedir. Bu yedi gün içinde borç (faiz ve icra giderleri ile birlikte) depo edilmez veya ödenmezse, mahkeme borçlunun iflâsına karar vermek zorundadır. Depo kararında sonraki ilk oturumda alacaklı borçluya borcu ödemesi için mehil verirse, mahkeme, bu mehile göre başka bir oturum günü belirler ve iflâs kararı verilmesini o oturuma erteler. Bu halde, mahkemenin, o günkü duruma göre yeni bir depo kararı vermesi ve bunu yeni oturum günü ile birlikte borçluya veya vekiline tefhim veya  tebliğ etmesi gerekir. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 19/09/2013 tarih 2013/3665 E. 2013/5527 K. sayılı ilamı) Yukarıda da belirtildiği üzere, mahkemece, depo kararının verildiği gün sonrasında  yapılan duruşmada iflas kararı verilmemesi ve duruşmanın talik edilmesi durumunda ,  mahkemenin, o günkü duruma göre yeni bir depo kararı vermesi gerekmekle, olayımızda bu koşulların bulunmadığı tespit edilmiştir. İş bu nedenle depo kararının usulüne uygun olmadığı yönündeki, istinaf sebepleri yerinde  değildir.  HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, hükme esas alınan ve denetime elverişli bilirkişi raporuna, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1,b.1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan başvuru harcının hazineye GELİR KAYDINA,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 189,15 TL'nin istinaf eden davalıdan tahsili ile hazineye GELİR KAYDINA,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, İİK'nın 308/a maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 29/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"89a758c58e49a8ef","SID":"badf8b7e4011a274"}}