{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2021/1652 - 2023/1013<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t: 2021/1652 <br>KARAR NO\t: 2023/1013<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 01/07/2020<br>NUMARASI\t\t: 2017/130 Esas 2020/317 Karar<br><br>DAVACILAR\t:<br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI\t: <br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 14/12/2023<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 10/01/2024<br><br>\t\tİlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili, 19.12.2015 tarihinde dava dışı ...’nün idaresinde olup davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı araçta yolcu konumunda bulunan davacının yaralandığını ve sakat kaldığını, dava dışı araç sürücüsünün asli ve tam kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davacının kaza sonucunda % 32 oranında vücut fonksiyon kaybına uğradığının sağlık raporu ile tespit edildiğini, ancak raporda ortopedik ve plastik cerrahi yönlerinden vücut fonksiyon kayıplarının dikkate alınmadığını, gerçek engel oranının çok daha yüksek olduğunu, ayrıca davacının çeşitli zamanlarda tedavi gördüğünü, davacının maluliyet oranının kesin olarak bilinmesinin mümkün olmadığını, her ne kadar davacının % 32 özürlü sağlık kurulu raporu uyarınca davalı sigorta şirketi tarafından eksik tazminat ödemesi yapılmışsa da Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından rapor alınmasını talep ettiklerini, davacının hak kazandığı tazminatın ödenen tazminattan çok daha yüksek olduğunu, ödemenin ardından 03.02.2017 tarihinde ekte yer alan başvuru evrakı hazırlanarak talep edildiğini, ancak ödeme yapılmadığını, 6100 sayılı HMK’nin 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak dava açıldığını ileri sürerek, tazminat, maluliyet artışı ve diğer fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamında sakatlık/iş göremezlik tazminatı miktarının belirlenmesi ve 4.000,00 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatının davalının temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında talebini 20.710,23 TL’ye artırmıştır. <br>\tDavalı sigorta şirketi vekili, sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalının kusurlu olması halinde söz konusu olduğunu, öncelikle kusur tespiti yapılması gerektiğini, davalı sigorta şirketi tarafından % 100 kusur ve % 32 maluliyet oranı esas alınarak 09.05.2016 tarihinde 157.098,60 TL ödeme yapıldığını, yeniden hesaplama yapılması halinde ödemenin faiz güncellemesinin yapılması gerektiğini, bakiye tazminat tespitinde ödeme tarihindeki verilerin dikkate alınması gerektiğini, yapılan ödemenin tüm zararı karşıladığını, kazaya karışan sigortalı aracın ticari araç olmaması sebebiyle hükmedilecek faizin yasal faiz olması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, 19.12.2015 tarihinde davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı aracın karıştığı kazada yolcu olarak bulunan davacının yaralandığı ve maddi tazminat talebiyle dava açıldığı, düzenlenen 06.05.2019 tarihli ve 17.02.2020 tarihli  aktüer bilirkişi raporlarında hesaplamanın %24 oranında çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı ile 9 ay geçici iş göremezlik süresine göre  davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme tarihi olan 09.05.2016 tarihi ile sınırlı olarak yapılan hesaplama ile davalı sigorta şirketi tarafından yapılan 157.098,60 TL'lik ödemenin davacının zararının karşılandığı ve bakiye zararının bulunmadığının belirtildiği, davacının bakiye maddi zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde, 19.12.2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasında sigortalı araçta yolcu konumunda bulunan davacının % 32 oranında vücut fonksiyon kaybına maruz kaldığının engelli sağlık raporu ile tespit edildiğini, davalı sigorta şirketine yapılan müracaat üzerine bir miktar ödeme yapıldığını, davacının hak kazandığı tazminatın ödenen tutardan çok yüksek olduğunu, yargılama sırasında maluliyet ve aktüer bilirkişi raporları tanzim edilmiş ise de mevcut raporların hükme esas alınmaya elverişli olmadığını, raporların Anayasa Mahkemesi kararı ile geçmişe dönük sonuç doğuracak şekilde iptal edilen Genel Şartlar'a göre tanzim edildiğini, maluliyet ve aktüer bilirkişi raporlarına itirazlarının karşılanmadığını, kararın mevzuat ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu, davacının maluliyetini ispat eden raporla çelişen ve mevzuat hükümlerine aykırı biçimde tanzim edilen rapora itirazları karşılanmadan ve çelişki giderilmeden davanın reddine karar verildiğini, maluliyete ilişkin raporun Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre tanzim edilmesi gerektiğini, ayrıca davacının maluliyetinin zaman içinde artış gösterdiğini, buna karşın maluliyete ilişkin 20.11.2018 tarihli raporda davacının ortopetik ve plastik cerrahi yönden maluliyeti göz ardı edildiği gibi artan maluliyetine ilişkin hastane evrakının değerlendirilmediğini, Adli Tıp Kurumundan rapor alınması talebinin reddedildiğini, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda davacının aleyhine sonuç doğuracak biçimde haksız ve hatalı hesaplama yapıldığını, itirazları karşılanmadan davanın reddine karar verildiğini, davalının dahi kabulünde olan davacının o tarihte saptanmış % 32 maluliyet oranı ve ödeme tarihindeki asgari ücret verilerine göre yeterli ve yerinde olmadığının tespiti gerektiğini, aşırı orantısızlık söz konusu ise bu kez hesap tarihinde yürürlükte olan asgari ücret verisi ve % 24 maluliyetine karşılık gelen tazminat bedelinin belirlenmesi gerektiğini, raporun Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilen Genel Şartlarda belirtilen usul ve esaslara göre tanzim edildiğini, hükme esas almaya elverişli olmadığını, TBK’nin 54. maddesine göre bedeni zararın hesaplanmasında Yargıtay içtihatlarına ve PMF 1931 yaşam tablosuna göre yapılması gerektiğini, raporun Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına ve mevzuat hükümlerine açıkça aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE\t<br>\t6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;<br>\tDava, trafik kazasında yaralanma nedeniyle açılan maddi tazminat istemine ilişkindir. <br>\tDavacı vekili, 19.12.2015 tarihinde davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı aracın karıştığı kaza sonucu araçta yolcu olarak bulunan  davacının yaralandığı, davacı hakkında düzenlenen 02.03.2016 tarihli Engelli Sağlık Kurulu raporunda %32 oranında vücut fonksiyon kaybına uğradığının belirtildiği, ancak davacının ortopedik ve plastik cerrahi yönlerden vücut fonksiyon kayıplarının söz konusu raporda dikkate alınmadığını, gerçek engel oranın çok daha yüksek olduğunu, davacının hak kazandığı tazminat miktarının davalı sigorta şirketi tarafından ödenen miktardan fazla olduğunu belirterek maddi tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 20.11.2018 tarihli raporu ile davacının Özürlülük Ölçütü ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre vücut özür oranının % 24 olduğu, erişkin olması halinde 9 ay süre ile iş göremez halde kalacağı, iş göremez halde kaldığı 9 ay süresince başkasının bakımına muhtaç olduğunun belirtildiği, ibraz edilen 06.05.2019 tarihli ve 17.02.2020 tarihli bilirkişi aktüer bilirkişi raporları uyarınca davalı sigorta şirketi tarafından yapılan 157.098,60 TL'lik ödeme ile davacının zararının karşılandığı ve davacının bakiye maddi zararının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>\t1-Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.<br>\t\t\t\t\t\t\t\tMaluliyete ilişkin alınacak raporların 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihi ile 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.<br>\t\t\t\t\t\t\tDava dilekçesinde kaza tarihinden sonra davacının muhtelif zamanlarda tedavi gördüğü ve operasyonlar geçirdiği, ayrıca ortopedik ve plastik cerrahi yönlerinden vücut fonksiyon kayıtlarının mevcut olduğu, maluliyetinin engelli sağlık kurulu raporunda belirtilen orandan çok daha yüksek olduğunun ileri sürüldüğü, ne var ki mahkemece alınan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 20.11.2018 tarihli raporunda davacının kaza sonrası muayene raporunda; araç içi trafik kazası, frontal, nazal, sağ el bilek, sağ femurda deformasyon olduğu, sağ göz ödem kanama ve hematom olduğu, yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu,  sağ femur şaft kırığı sag dıstal radıus ve ulna kırığı olduğu belirtildiği halde bu yaralanamalar nedeniyle maluliyetinin bulunup bulunmadığı araz bırakmadan iyileşip iyileşmediği hususunda değerlendirme yapılmadığı, sağ gözündeki araz nedeniyle maluliyet belirlendiği, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi 19.07.2018 tarihli sağlık kurulu raporunda davacının oftalmolojik muayenesi sonucunda yapılan tespitlerin hastanın kaza öncesi muayene bulguları bilinmediğinden mevcut durumunun kaza ile ilişkili olup olmadığının bilinmediğinin belirtildiği, bu durumda davacının malulyetinin tespiti için kaza nedeniyle gördüğü tüm tedavi belgeleri temin edilerek Yargıtay uygulamalarına göre olay tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelik hükümlerine göre davacının itirazları da değerlendirilmek suretiyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekirken bu husunun göz ardı edilmiş olması doğru değildir.<br>\t\t\t\t\t\t\t\t\t2-Esasen, tarafların bilirkişi raporunda kullanılan yaşam tablosuna ve tatbik edilen esaslara açık itirazları olmasa dahi TBK'nın 51. maddesi uyarınca tazminatın kapsamının hakim tarafından belirlenmesi zaruridir. Gerçek zarar miktarının, hak sahibi davacının olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak hesaplanması gerekmektedir. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Hak sahiplerinin bakiye ömürleri önceki yıllarda Fransa’dan alınan 1931 tarihli “PMF” cetvellerine göre saptanmakta iken, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmaları ile “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumunca’da ilk peşin sermaye değerinin hesaplanmasında anılan tabloların uygulanmasına geçilmiştir. <br>\tGerek diğer kurumlar ile Yargıtay Daireleri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından ve gerekse bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içerdiği de göz önüne alınarak, ülkemizce de tazminat hesaplamalarında TRH 2010 Tablosu’na göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinin, güncel verilere ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olacağına Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nce de karar verilmekle görüş değişikliğine gidilmiştir. (Yargıtay 17.HD 22.12.2020 tarih, 2019/5206 E. - 2020/8874 K. sayılı ilamı, 14.01.2021 tarih 2020/2598 E. – 2021/34 K. sayılı ilamı)<br>\tBu itibarla, ödeme tarihi itibarıyla tazminatların belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi kullanılarak hesap yapılması ve davacının gerçek zararının belirlenmesi ve buna göre ödemelerin değerlendirilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi TRH 2010 yaşam tablosu kullanılmış olmasına rağmen 1.8 teknik faize göre tazminat hesabı yapıldığı anlaşılan aktüer bilirkişi raporlarının esas alınmış olması doğru olmadığından, Yargıtay uygulamalarına uygun olmayan tazminat raporlarına itibar edilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br>\tBu durumda öncelikle davacının kaza nedeniyle gördüğü tedavilere ilişkin tüm tıbbi belgelerin mercinden temini ile davacının maluliyeti konusunda Yargıtay uygulamalarına göre olay tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelik hükümlerine göre itirazlar da değerlendirilmek suretiyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınması, daha sonra davacının maddi tazminat talebi yönünden TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi kullanılarak davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemelerin ödeme tarihi verilerine göre zararın karşılanıp karşılanmadığının denetlenmesi, zararın karşılanmadığının tespiti halinde rapor tarihi verilerine göre hesaplama yapılarak ödenen tazminat yasal faiz ile güncellenerek belirlenen zarardan düşülerek bakiye zarar miktarının belirlenmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekmektedir. <br>\tDavacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1.a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, <br>Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br>\t2-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine, <br>\t3-İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılacak yargılamada dikkate alınmasına,<br>\t4-Karar tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 14.12.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br>Üye <br>Üye <br>Katip <br> <br><br><br><br><br><br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8e4a270eca700b3a","SID":"09ce3bfd857bf4bb"}}