{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>4. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/945 <br>KARAR NO: 2023/3941<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 08/12/2021<br>NUMARASI: 2021/249 Esas -  2021/884 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/12/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi, <br>GEREĞİ  DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde; 28/02/2014 tarihli ... Gazetesinde \"...\" başlığı ile yayınlanan, haberin, metin içeriği bakımından gerçekleri yansıtmayan, haksız ve kasıtlı olarak kamuoyunu müvekkil şirketler aleyhine yönlendirmek ve pro voke etmek amacıyla hazırlanmış  asılsız yayın olduğunu davaya konu olan yazının hukuka aykırılığı nedeniyle davalılara düzeltme ve tekzip metni gönderildiğini, davalıların yasal süresi içinde cevap vermemesi üzerine, tekzip metinin yayınlanması için yetkili mercilere yapılan başvurunun kabul edilerek kesinleştiğini, konu edilen haberde  ne şekilde anlaşılmayan ses kayıtlarından  bahsedilerek, gerçeklik payı bulunmayan subjektif iddialar kaynak gösterilmek suretiyle müvekkiller hakkında asılsız isnatlar ile ticari itibarları ve marka değerlerinin zedelenmeye çalışıldığını, yapılan haberin gazetecilik etiği ile bağdaşmadığını  sadece müvekkilere ve gazeteciliğin etik ilkelerine değil, kamuoyuna da zarar verdiğini, müvekkil aleyhine ileri sürülen isnatların tamamı gerçek dışı olduğunu ilgili suçlamaların ifade ve eleştiri hakları kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığını, davaya konu haberin müvekkilinin  kişilik haklarına zarar verdiğini belirterek, toplam 50.000 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte müvekkilinin kişilik haklarını ihlal  eden davalılarda mustereken ve müteselsilen tahsiline, kararın ... Gazetesinde ve tirajı en yüksek ulusal iki gazetede yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkil şirket dışında müvekkil ... hakkında dava açıldığını, eser sahibi ya da yayımcı olmayan davalı ...'ın manevi tazminat davasında hukuki sorumluluğunun bulunmadığını, hasım yönünden reddenin gerektiği, haberde gerçeğe aykırık ve kişilik hakkı ihlali bulunmadığını, habere konu köşe yazısının bir takım ses kayıtları neticesinde ortaya çıkan iddialara ilişkin olduğunu, \"...\" tabiri müvekkili gazete tarafından ortaya çıkartılmış bir tabir olmayıp sari basın kuruluşlarında da birçok haberde zikredildiğini, bahse konu köşe yazısının gündemde var olan konu üzerinde toplumu bilgilendirmek amacıyla eleştirisel nitelikte yazı olduğunu, haber verme yönünden aranılacak ölçülere uyulduğunu, davacının mesleki itibarına, onuru ile kişilik haklarına yönelik saldırı olmadığını, davacının tazminat talebinin fahiş olup sebepsiz zenginleşmeye yönelik ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu belirterek, haksız ve yerinde olmayan manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; \"...Eldeki manevi tazminat davasının sebebi olarak ... Gazetesi'nin 28/02/2014 tarihli nüshasında \"...\" başlığı ile yayınlanan haber gösterilmiştir. Uyuşmazlık konusu habere ilişkin olarak İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 21/05/2014 tarih 2014/2498 esas sayılı D.iş kararının incelenmesinde düzeltme cevap talebinin reddine karar verildiği, bu karara itiraz edilmesi üzerine İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/721 D.iş esas sayılı kararı ile itirazın kabulüne kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Somut olayda, köşe yazısında yer alan ifadelerin ağırlığı, ifadelerin ulaştığı kitle, davacıların sıfatı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, olay tarihi, özellikle manevi tazminatın bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararı karşılamayı da amaç edinmemesi yanında zarara uğrayanda manevi bir huzuru doğurmaya elverişli olması ile yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde, her bir davacı yararına 10.000,00 TL manevi tazminatın ödetilmesinin davacılarda manevi huzuru doğurmayı kısmen de olsa gerçekleştireceği ve manevi tazminatın amacına uygun olacağı kanaatine varılmış, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, fazlaya dair isteminin ve kararın yayınlanması yönündeki taleplerin reddine ...\" karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu beyanla Yerel Mahkeme  kararının kaldırılarak  davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... A.Ş  vekili istinaf dilekçesinde; Davacı ... A.Ş.nin 05.02.2016 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlandığı ilana göre; 01.02.2016 tarihinde \"birleşme sebebiyle\" terkin edilerek ... Yayıncılık A.Ş. İle birleştiğini, bu nedenle infisah edilen bir şirket lehine 10.000 tl manevi tazminata hükmedilemeyeceğini, davacılar birbirlerine organik bağ ile bağlı olduğundan tek tarafa aynı sebepten iki defa manevi tazminat verilemeyeceğini, dava konusu haberin, ifade ve basın özgürlüğü çerçevesinde olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Esas No: 2018/3857 Karar No: 2019/1258 Karar sayılı ilamıyla benzer ifadelere tazminat verilmediğini, yargılamanın son celsesinde taraflarına beyan için süre verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu  beyanla Yerel Mahkeme  kararın kaldırılarak  davanın  reddine  karar verilmesini talep etmiştir. Davalı  ...  vekili istinaf dilekçesinde; Davacı ... A.Ş.nin 05.02.2016 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlandığı ilana göre; 01.02.2016 tarihinde \"birleşme sebebiyle\" terkin edilerek ... Yayıncılık A.Ş. İle birleştiğini,bu nedenle infisah edilen bir şirket lehine manevi tazminata hükmedilemeyeceğini, davacılar birbirlerine organik bağ ile bağlı olduğundan tek tarafa aynı sebepten iki defa manevi tazminat verilemeyeceğini, dava konusu haberin, ifade ve basın özgürlüğü çerçevesinde olduğunu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Esas No: 2018/3857 Karar No: 2019/1258 Karar sayılı ilamıyla benzer ifadelere tazminat verilmediğini beyanla Yerel Mahkeme  kararın kaldırılarak  davanın  reddine  karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; Davaya konu yayının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını,müvekkili davalı bakımından husumet yokluğu olduğunu   beyanla Yerel Mahkeme  kararın kaldırılarak  davanın  reddine  karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosyada mevcut Ticaret Sicil kayıtlarından davacılardan ... A.Şnin, ... A.Ş ile birleşerek unvan değiştirdiği, şirketin yeni unvanının  ... A.Ş olduğu,  davacı şirketlerin ortaklık yapıları benzerlik gösterse de her iki şirketin gerek isim gerekse de iştigal alanları birbirinden farklı olup ayrı tüzel kişiliğe sahip oldukları, buna göre ayrı ayrı tazminat talep etmelerine herhangi bir yasal engelin bulunmadığı anlaşıldığından davalılar vekilinin bu hususa ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 7251 s. Kanun ile değişik Sözlü Yargılama başlıklı 186. Maddesine göre;  Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. Dosya içeriğinden; Davalı ... A.Ş vekilinin son celsede hazır bulunmadığı anlaşıldığından verilen karar usule uygun olup davalı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 13. maddesinde süreli ve süresiz yayınlarda hukuki sorumlular düzenlenmiştir. Buna göre süreli yayınlarda eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, yayın sahibi tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Dosyada mevcut ticaret sicil kayıtlarından davalı şirketin yayın tarihinde yönetim kurulu başkanı ... olduğu görülmekle davalı ... vekilinin  bu hususa ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde  yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve  yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında  ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız  kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken  özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda; davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde;  davalının iddialarını maddi olguya dayandırmadığı, haberin verilmesinde kamu yararının amaçlanmadığı ve kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik olmadığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, haber yapılırken objektif sınırlar içinde kalınmadığı,  bu haliyle yapılan yayınla basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı (Aynı doğrultuda Dairemizin 2020/280 E-2022/14 K. Sayılı ilamı). anlaşıldığından davalılar vekilinin bu hususa ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. TBK'nın 58/2.maddesinde, kişilik hakkının zedelenmesi durumunda hakimin tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderin biçimi kararlaştırabileceği veya bu tazminata ekleyebileceği; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebileceği ve bu kararın yayınlanmasına hükmedilebileceği düzenlenmiştir. Davaya konu haberin yayın tarihinden bu yana geçen süre nedeniyle konunun güncelliğini yitirmesi, haberin içeriği dikkate alındığında, sadece manevi tazminata hükmedilmesi ile yetinilmesi yerinde olup  davacılar vekilinin bu yöne değinen istinaf başvurusu yerinde değildir.Manevi tazminatın miktarı yönünden yapılan incelemede; 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi hükmüne göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir  olunacak manevi tazminatın   tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut olayda; Yayının içeriği, haberde kullanılan ifadelerin ağırlığı, haberin davacılar üzerindeki etkisi, haber tarihi, talep miktarı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın olay tarihindeki alım gücü ve yukarıdaki ilkeler nazara alındığında davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı yerindedir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/12/2021 tarih, 2021/249 Esas -  2021/884 Karar sayılı kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın  353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 80,70 TL'nin mahsubuyla bakiye 189,15 TL harcın davacılardan müteselsilen tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.366,2‬0 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 593,02‬ TL'nin mahsubuyla bakiye 773,18‬ TL harcın davalı ... A.Ş'den  tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.366,2‬0 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 341,55‬ TL'nin mahsubuyla bakiye 1.024,65‬ TL harcın davalı ...'dan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 5- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.366,2‬0 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 341,55‬ TL'nin mahsubuyla bakiye 1.024,65‬ TL harcın davalı ... tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 6-  Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 8- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 9- Karar tebliğinin Dairemizce yapılmasına, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.   27/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d2450ca227f26a8b","SID":"7a17303dd8938519"}}