{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2191 <br>KARAR NO\t: 2023/1265<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 14/07/2020<br>NUMARASI\t: 2018/754 Esas -  2020/400 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/11/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari iş ilişkisinin kurulduğunu, yapılan tüm ihtarlara rağmen cari hesap alacağının tahsil edilemeyince müvekkili şirket adına öncelikli olarak Bakırköy ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... Esas sayılı dosyasıyla faturalardan kaynaklı cari hesap alacağının tahsili amacıyla davalı borçluya karşı ilamsız icra takibinin başlatıldığını, ilamsız icra takibine karşı süresinde ve usulüne uygun olarak yetki ve borca itirazda bulunulduğunu, bunun üzerine Bakırköy ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine yapılan yetki itirazına karşılık kendilerince dosyanın süresine ve usulüne uygun olarak yetkili olan İstanbul Anadolu İcra Müdürlükleri'ne gönderildiğini, İstanbul Anadolu İcra Müdürlükleri'ne gönderilen işbu icra takip dosyasının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü nezdinde ... sayılı esasına kaydının yapıldığını, borçlu şirket vekili tarafından bu kez ise yalnızca davalı borçlu şirketin böyle bir borcunun bulunmadığını belirterek itirazda bulunulduğunu, davalı borçlu borçlu şirket vekili tarafından yapılan bu itiraz uyarınca davacı müvekkili şirket adına başlatmış oldukları icra takibinin durduğunu, davalı borçlu şirket tarafından yapılan bu itirazın tamamen gerçek dışı, kötü niyetli ve süreci uzatmaya yönelik olduğunu, müvekkili şirketin muhasebe kayıtları, fatura ve irsaliye kayıtlarının davalı borçlu şirketin ticari ve muhasebe kayıtları üzerinde inceleme yapıldığında bu hususun ispatlanacağını, davalı borçlu şirket ile aleyhine icra takip yoluna başvurulmadan önce ve işbu davayı ikame etmeden önce defalarca şifahi olarak borcun ödenmesi için uzlaşmaya çalışılmış olsa da davalı borçlu şirket tarafından herhangi bir olumlu yanıt alınamadığını, davalı şirket tarafından borçları ertelemek, zaman kazanmak ve müvekkili şirketi ekonomik olarak zarara uğratmak amacıyla haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edilerek başlatılan icra takibinin durdurulduğunu, davalı borçlunun İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptal edilerek takibin devamına karar verilmesini, davalı borçlu şirket aleyhine %20'den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacının düzenlediği faturaların müvekkile teslim edildiğini, müvekkilin bu faturalara itirazının olmadığını, belirtilenler dışında müvekkil şirkette herhangi bir kayıt olmadığını, dilekçe ekinde sunulan senet teslim tutanakları ile tahsilat makbuzlarından anlaşılacağı üzere davacıya ödemelerin yapıldığını ve davacının kötü niyetli olduğunu, anılan nedenlerle davanın reddini ve takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Somut olayda; davacı, davalıdan olan alacağının tahsili amacıyla İstanbul Anadolu 23. İcra Dairesinin ... sayılı icra takip dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlattığı, davalının itirazı ile icra takibinin durmuş olduğu, davacı tarafın itirazın iptali talebiyle mahkememizde süresi içerisinde huzurdaki davayı ikame etmiş olduğu, yapılan yargılama sırasında tarafların ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi marifetiyle incelenmesinde ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarının usulüne uygun olarak yapıldığı, davacının defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 10.140 USD karşılığı 49.684,97 TL alacaklı olduğunun, davalının defter ve kayıtlarına göre davacının davalı nezdinde 5.965,03 TL borçlu olduğunun tespit edildiği görülmüştür. Ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak değerlendirilebilmesi için defterlerin usulüne uygun olarak açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılmış olması ve ayrıca dayanak belgeleri ile birlikte bir bütünlük teşkil etmesi ve faturaların yanında teslim belgelerinin de bulunması gerekmektedir. Bu haliyle; davacının faturaya konu malın teslim edildiği/hizmetin yerine getirildiğini usulüne uygun delillerle ispatlaması gerekir. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacının icra takip tarihi itibariyle davalıdan toplam 10.140 USD karşılığı 49.684,97 TL alacaklı olduğu, alacağa konu faturanın davalı taraf defter ve kayıtlarında işlenmiş olduğu, faturanın davalı defterlerine işlenmiş olmasının malın teslim edildiğine dair karine olduğu, malın teslim edilmediğinin ya da iade edildiğinin davalı tarafça yazılı delille kanıtlanması gerektiği, ancak davalı tarafın mal teslim edilmediğine ilişkin bir delil sunmadığı, kaldı ki bu hususta taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık olmadığı, davalı tarafın 55.650,00 TL bedelli çek ile dava konusu borcu ödeme iddiasının bulunduğu, mezkur çeke ilişkin bankaya yazılan müzekkereye verilen cevabi yazıda 01.12.2018 vade tarihli çekin bankaya ibraz edilmediğinin bildirildiği, davacının çeki davalı tarafa iade ettiğine yönelik tediye makbuzunu dosyaya ibraz ettiği ve iade işlemini ticari defterlerine işlediği, taraf defterleri arasındaki farkın davalının çeki kendi defter ve kayıtlarına ödeme işlemi olarak kaydetmiş olmasından kaynaklandığı, her ne kadar davalı taraf çeki iade almadığını, tediye makbuzu altındaki imzanın kendi müvekkiline ait olmadığını iddia etmişse de takip tarihi itibariyle iş bu çeke ilişkin herhangi bir ödeme yapılmamış olduğu anlaşılmakla bu hususta ayrıca araştırma yapılmaksızın davalının ödeme iddiasını ispatlayamadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın kabulüne ve alacağın faturaya dayalı ve likit olması nedeniyle icra inkar tazminatına hükmedilerek davanın kabulüne\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının hukukun genel ilkelerinden birisi olduğunu, yargılama bakımından esaslı unsur niteliğini taşıdığını, işbu kuralın istisnalarından birinin karşı tarafın muvafakatinin alınması olduğunu, somut olaya bakıldığında davacı tarafın iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında delil sunmasına muvafakat etmediklerini yazılı ve sözlü olarak açıkça izah etmiş olmalarına rağmen yerel mahkemenin hukuka ve usule aykırı olarak hüküm kurduğunu, icra takibine konu edilen sözde alacaktan haksız şekilde mükerrer olarak tahsilat yapılmasına yol açmış bulunduğunu, bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davacı taraf ile yapılan ticari iş neticesinde ödemenin çek aracılığı ile yapıldığını, işbu hususların usulüne uygun tutulan ticari defterler ile ispatlanmış bulunduğunu, ancak davacı tarafça sonradan düzenlenmiş 29/08/2018 tarihli 249 sıra numaralı tediye makbuzu ile çekin iade edildiğinin iddia edildiğini, müvekkilinin işbu tediye makbuzundan bihaber olduğunu, altındaki imzanın da müvekkiline ait olmadığını, bilirkişi raporunda ticari defterlerdeki farklılığın bahse konu tediye makbuzundan kaynaklandığı konusunda açık bir şekilde kanaat bildirildiğini, iki tarafça da imza incelemesinin talep edilmiş olmasına rağmen yerel mahkemenin işbu talebin reddedilmesinin usule ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, davacı tarafın söz konusu çeki halen bünyesinde bulunduruyor veya çeki zıya etmiş olabileceği gibi 3. bir kişiye de ciro etmiş olabileceğini, bu durumda müvekkilinin mükerrer ödem tehdidi ile karşı karşıya kalacağını, kambiyo senedinin tedavül kabiliyeti ile sebepten soyutluğu ilkelerine aykırılık oluşacağının izahtan vares olduğunu, davacı tarafça iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağından sonra dosyaya sunulmuş olan müvekkilinin bihaber olduğu ve müvekkiline ait olmayan imzayı içeren tediye makbuzunun geçerliliği ve gerçekliğinin tartışmalı olduğunu, tüm taleplerine karşı ısrarla imza incelemesi yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu, adil yargılanma hakkı ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, ayrıca müvekkilince kambiyo senedi ile ödeme yapılmış olmasına rağmen bu husus değerlendirmeden kambiyo senedinin sebepten soyutluk ilkesi ve tedavül kabiliyetinden ötürü mükerrer ödemeye sebep olacak şekilde itirazın kaldırılarak takibin devamına ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesi davacı tarafın haksız kazanç sağlamasına ve müvekkilinin hak kaybına uğramasına sebep olacağını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini, davacının haksız ve kötü niyetli olması sebebiyle %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı müvekkili şirkete herhangi bir ödeme yapılmadığından alacağın faturaya dayalı bir alacak olduğunun ispatlandığını, kaldı ki bankadan gelen cevabi yazının da müvekkili şirketin alacağını tahsil edemediğini ispatlar nitelikte olduğunu, müvekkili şirket adına yapılan icra takibinin haklılığı ve yerel mahkemece verilen kararın Kanuna ve mevzuata uygun olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafından ileri sürülen istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yerel mahkeme kararının onanmasını talep ve beyan etmiştir. <br>GEREKÇE:  Dava; ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile  davanın kabulüne  karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalı tarafça borcuna karşılık davacıya verilen çek nedeniyle borç bakiyesinin kapanıp kapanmadığı ve  davacının takip miktarı kadar alacağı bulunup bulunmadığı  noktasındadır.Davacı alacaklı  tarafından, davalı hakkında, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ...  Esas sayılı takip dosyası ile \"10.140 USD tutarındaki (cari hesap ekstresi )\" açıklamasıyla 10.140 USD alacağın tahsili istemiyle   takip başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve süreside itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir.  Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih,  2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı).  Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. 6098 sayılı TBK'nun 133. Maddesine göre; yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz. Konunun daha iyi anlaşılması için İfa yerine geçen edim ve ifa uğruna (amacıyla) yapılan edim kavramlarını açıklamak  gerekmektedir. İfa yerine geçen edim: borcun konusu olan şeyden başka bir şey alacaklıya önerilir ve alacaklı tarafından da kabul edilirse  ifa gerçekleşmiş sayılır. Buna ifa yerine geçen edim denir.<br>İfa  uğruna (amacıyla) yapılan edim; borçlanılan edim ifa edilmeden alacaklının ekonomik açıdan geçici olarak tatminine denir. Bu edimin paraya çevrilip alacaklı tatmin edildiği ölçüde borç ifa edilmektedir. Alacaklıya borcun konusu olan şeyden başka bir şey teklif edilmekte alacaklının da kabulüyle söz konusu şey paraya çevrilmekte ve borç çevrilen miktar uyarınca sona ermektedir. Paraya çevrilen şeyden borçtan az ise borçlu bakiyeyi öder. Fazla ise alacaklı fazlayı iade eder. Borçlunun temel borç  ilişkisine  dayalı bir borcun  ödenmesi  amacı ile  kambiyo  senedi düzenleyerek alacaklısına vermesi halinde temel borç ilişkisinin varlığını devam ettirecek, ancak kambiyo senedinin ifa uğruna değil de, ifa yerine geçmek üzere düzenlendiği takdirde borcun yenilenmiş sayılacaktır. Kambiyo  senedinin  ifa  uğruna düzenlemesi durumunda ise birisi  temel borç  ilişkisinden  diğeri  de  kambiyo  ilişkisinden doğan iki ayrı talep hakkı ortaya çıkacaktır. Tarafların ifa uğruna edim hususunda mı, yoksa ifa yerine edim hususunda mı anlaştıkları açıkça anlaşılamıyorsa doktrinde ifa uğruna edimin varlığı kabul edilmektedir.Somut uyuşmazlıkta; tarafların iddia ve savunmaları ile taraflar arasında ticari satım söz konusu olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para üzerinden yürütüldüğü, satıma konu malın davalıya teslimi konusunda bir uyuşmazlığın bulunmadığı, davacı tarafça davalıya düzenlenen 02/08/2015 tarihli fatura ile 49.684,97 TL tutarında fatura düzenlendiği, faturanın içeriğinde döviz kuru belirtilerek 10.140 USD döviz tutar kaydının bulunduğu, faturanın davacı ve davalı ticari defterlerine kayıtlı olduğu, davalı tarafça bu fatura bedeli için ... bankası Pendik şubesine ait 01/12/2018 keşide tarihli 55.650 TL tutarlı çekin davacıya 08/08/2018 tarihli tahsil makbuzu ile teslim edildiği taraflar arasında uyumazlık konusu değildir. Fatura düzenleme tarihi ile çek keşide tarihi dikkate alındığında kur farkınında dikkate alınarak  çek bedeline dahil edildiği anlaşılmaktadır. Düzenlenen tahsilat makbuzunda borcun yenilendiğine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı,  anlaşılmakla, davacıya verilen çek ile  borcun yenilendiğinden bahsedilemez.  Kaldı ki çek bir kıymetli evrak olup, ifa uğruna verilmektedir. Ancak çekin karşılığının ödenmiş olması halinde borç ifa edilmiş sayılır(Yargıtay11. H.D.'nin 28/02/2018 Tarih,  2016/10878 Esas ve 2018/1532 Karar sayılı İlamı). Davalı taraf çek bedelini ödediğini savunmadığı gibi TEB bankasına yazılan müzekkereye verilen 20 Mart 2020 tarihli cevabi yazıda  söz konusu çekin bankaya ibraz edilmediği bildirilmiştir. Bu durumda  davacıya borç ödemesi için teslim edilen çekin ödenmediği anlaşılmakla borcun ifa edilmediği sabittir. Bu durumda davacı  tarafça söz konusu çekin davalıya tediye edildiğine dair savunmasına dayanak tediye makbuzu üzerindeki imzanın davalıya ait olup olmamasının sonuca bir etkisi bulunmamakla davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Takip konusu alacak açık hesap alacağıdır. İtirazın iptaline ilişkin davalarda uygulanması gereken  İ.İ.K. 67/2 maddesi; \"Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.\" düzenlemesini içermektedir. Davacının alacağı likit, davalı itirazında haksız olmakla mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Gerekçeli kararın ikinci bendinde \"davalının kötü niyetli olduğu anlaşıldığından\" şeklindeki cümle mahkemece hükmedilen tazminat kötü niyet tazminatı olmayıp, icra inkar tazminatı olduğundan sonuca etkili değildir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR  : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 4.356,85 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 1.135,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.221,85‬ TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,  nispi istinaf karar harcının istemi halinde davalıya kendisine iadesine,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.20/11/2023<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ab1238aee5964e8c","SID":"49cd84bbf13922f5"}}