{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1795 <br>KARAR NO: 2023/1150<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/07/2020<br>NUMARASI: 2018/1171 Esas -  2020/286 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/11/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı cari hesaba dayalı alacağın tahsili amacıyla davalı ... aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlattıklarını, davalı-borçlu tarafından borca ve ferilerine itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, borçlunun itirazının haksız ve takibi sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, her iki tarafın ticari defter ve kayıtları incelendiğinde bunun ortaya çıkacağını belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, ayrıca davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin gelirlerinin esnaflık sınırları içerisinde kaldığını ve tacir sayılamayacağını, bu nedenle görev itirazında bulunduklarını, buna göre görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davaya konu icra takibinde dayanak belge olan cari hesap ekstresinin müvekkiline gönderilmediğini, müvekkili ile davacı şirket arasında herhangi bir cari hesap ilişkisi bulunmadığını, cari hesaba dayanan alacak kalemlerine dair faturaların da dosyaya sunulmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini, ayrıca takip başlatmakta haksız ve kötü niyetli olması sebebi ile davacı aleyhine alacak miktarının %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinde; davacı şirketin taraflar arasındaki ticari ilişkiye uygun olarak davalı adına faturalar düzenlendiği, düzenlenen faturaların irsaliyeli faturalar olduğu ve faturaların teslim alan kısımda imzaların bulunduğu, bu faturaların davacının resmi ve mevzuata uygun ticari defterlerine kayıtlı olduğu, böylelikle taraflar arasındaki ticari ilişkinin varlığı konusunda mahkememizde kanaat oluştuğu, davacı tarafın bilirkişi incelemesi için defter, kayıt ve belgelerini ibraz ettiği, ancak davalı taraf mahkememizce verilen kesin süreye ve yapılan ihtarata rağmen ticari defterlerini ibrazdan kaçındığından ispat yükü kendisinde olan davacı tarafın ticari defterlerinin lehine delil olduğu, davacı tarafça sunulan ticari defter, kayıt ve belgelere göre düzenlenerek hükme esas alınmasında sakınca görülmeyen ve mahkememizce de benimsenen bilirkişi raporunda tespit edilen miktara göre taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı olarak davacı şirketin davalıdan takip tarihi itibariyle 7.302,68-TL. alacaklı olduğu, taleple bağlı kalınarak davalının benimsenen bilirkişi raporu ile tespit edilen 7.302,68-TL. alacak miktarına yönelik itirazının haksız olduğu anlaşılmakla davanın kabulü ile İİK.'nun 67. maddesi gereğince davalının itirazının iptalinin gerektiği, ayrıca İİK.’nun 67/2 maddesinde düzenlenen icra inkar tazminatının amacı alacağın tahsilini geciktirmeye yönelik haksız itirazları önlemek olduğundan ve takip konusu alacaklar likit ve itiraz da haksız olduğundan, kabul edilen miktar üzerinden davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatını da kapsayacak şekilde aşağıdaki şekilde\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece müvekkil ile davacı arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesi bulunup bulunmadığını incelemediğini, müvekkil bir şahıs şirketi olup işletme hesabına tabi olduğunu, müvekkil açısından yalnızca gelir ve gider kalemleri kaydedilmekte olup TTK'da sermaye şirketleri bakımından tutulması zorunlu olan defterleri tutmadığını, kaldı ki müvekkil ile davacı arasında TTK md. 89/2'de yazılı şekilde yapılması öngörülen bir cari hesap sözleşmesi de bulunmadığını, kanunda öngörülen şekilde düzenlenmeyen sözleşmelerin yaptırımı kesin hükümsüzlük olduğunu, bununla birlikte müvekkilimin BS formu düzenlememesinin sebebi böyle bir hizmet/ürün almamış olmasını, müvekkilimin ticari defterlerini sunmamasından bahisle taraflar arası geçerli bir cari hesap sözleşmesi bulunup bulunmadığı dahi incelenmediğini, mahkeme irsaliyeli faturalarda bulunan imzaların müvekkilime ait olmadığı hususunda hiçbir incelemede bulunulmadığını, davacının dosyaya sunacağı muhtemel irsaliyeli faturalardaki imzalara itiraz etmiş isek de mahkemece kararında irsaliyeli faturalarda imzanın bulunması hususunu yeterli gördüğünü, alacaklı kendi düzenlediği irsaliyeli faturalara müvekkilce imzalanması gereken boşluğa imza atmış olabileceğini, ne müvekkili ne de müvekkil işletmesinde çalışan işçiler tarafından davacı alacaklının dosyaya sunabileceği muhtemel irsaliyeli faturalara imza atılmadığını, faturalarda bahsi geçen ürünler asla teslim edilmediğini, bu sebeple dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere yerel mahkemeye gönderilerek davacının sunduğu faturalar üzerindeki imzaların müvekkilimden sadır olup olmadığının tespiti açısından imzalar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması, müvekkil imzası haricinde faturalarda imza bulunması durumunda ise teslim alan sıfatında bulunan bu kişinin müvekkil işletmesinde çalışıp çalışmadığının SGK'ya müzekkere yazılarak sorulması gerektiğini, bu sebeple davanın reddini ve alacaklının takibinde haksız ve kötü niyetli olması sebebi ile alacak miktarının %20'sinden aşağı olmamak üzere müvekkil lehine uygun bir tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava; taraflar arasında ticari satıma dayalı açık (cari) hesap ilişkisinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı tarafça davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas dosyası ile cari hesap açıklaması ile  icra takibi başlatılmış, davalı tarafın süreside borca ve ferilerine yaptığı itiraz ile takip durmuş ve eldeki itirazın iptali davası açılmıştır. İlk derece mahkemesinde dosyaya alınan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın  kabulü ile itirazı 7.302,68 TL asıl alacak yönünden iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde,  ilk derece mahkemesinin görevli olup olmadığı ve davacının cari (açık) hesap nedeniyle davalıdan alacaklı olup olmadığı noktasındadır.Davalı tarafın eldeki uyuşmazlıkta davacının tacir olmaması nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesinin değil Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin istinaf istemi yönünden yapılan değerlendirmede: ilk derece mahkemesince davalının bu savunması üzerine vergi dairesi cevabına göre ticari mükellef olduğu, ticaret sicili kayıtlarına göre ticari işletme  kaydı bulunduğuna dair yazı cevapları incelendiğinde davalının tacir ve işin ticari işletmesiyle ilgili olduğu anlaşıldığından bu yöne ilişen istinaf talebi yerine görülmemiştir.  Dosyaya toplanan deliler ile davacı taraf  davalıya mal satışı yaptığını iddia etmiş, davalı davacı ile TTK 89/2 maddesinde öngörülen cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, cevap dilekçesi verildiği esnada sunulmamış olmakla birlikte sunulacak irsaliyeli faturalardaki imzayı kabul etmediklerini, davacı ve işçilerinin irsaliyeli faturalarda imzasının bulunmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir.  Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz. Davacı  1. sınıf tacir olup yevmiye defteri, defteri kebir ve diğer ticari defterleri tuttuğu, davalının işletme defteri tuttuğu, davacının ticari defter kayıtlarına göre davalıya düzenlediği 6 adet fatura karşılığı 8.902,68 TL alacak kaydedildiği, bu miktardan davalı tarafça yapılan nakit ödeme karşılığı olarak nakdi tahsilat açıklaması ile 2 ayrı tahsilat girişi yapılarak 1.600 TL'nin defterlere işlendiği, bakiye 7.302,68 TL alacaklı olduğu, davacının ticari defterlerine irsaliyeli faturalarının kaydedildiği, irsaliyeli faturalar üzerinde teslim alan imzasının bulunduğu, davacıya ait 2018  BS formunda davacıya satılan alların beyan edildiği, vergi dairesi cevabına göre davalının işletme hesabına göre defter tutması nedeniyle BA-BS  formu verme zorunluluğunun bulunmadığı bildirilmiş, yazı ekinde karşılaştırma tablosu sunulmuş bu tabloda davacının sattığını iddia ettiği ürünlerin BA formunun verilmediği belirtilmiştir. Davalının tuttuğu işletme defterinin niteliği gereği ödemeye ilişkin kayıtların bu defterlerde yer almamasına rağmen  mal ve hizmet alımlarının  deftere kaydının yapıldığı, davalıya usulüne uygun yapılan ihtar ve verilen kesin süreye rağmen davalı tarafça defteri incelemeye sunulmamıştır.İspat yükünü düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nun 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.  6100 sayılı HMK 200 maddesi gereği bir hakkın doğumu düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar ve değeri iki bin beş yüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.Davacı defterlerinde kaydı bulunan ancak davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınması nedeniyle cari hesaba esas faturaların muhteviyatının davalıya teslim edilip edilmediği yönünden davalı  ticari defterleri üzerinde bir inceleme yapılamamıştır. Fatura sözleşmenin kurulmasına değil ifa aşamasına ilişkin bir evrak olduğundan sözleşmenin kuruluşuna delil olmaz. Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu ispat edilmediği müddetçe faturanın 6102 sayılı TTK 21/2 maddesinde düzenlenen karineden  yararlanma imkanı yoktur. Salt fatura düzenlenmesi yada satış için B/S beyanında bulunulması, faturanın düzenleyenin ticari defterlerine kaydedilmiş olması fatura içeriği malın teslim edildiğinin ispatı için yeterli olmayıp, bir alacağın varlığının başka delillerle  alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir.Davacı taraf dava dilekçesinde ticari defterlere başvurmuş,  mahkemece taraflara ticari defterlerini sunmaları, ticari defterlerin sunulmamasının sonuçlarını 6100 sayılı hmk 220/3 maddesi gereği hatırlatılarak defter ibrazı istenmiş davacı ticari defterlerini sunarken davalı taraf ticari defterlerini ibrazdan kaçınmıştır.Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir. Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4). Öte yandan taraflardan birinin diğer deliller yanında karşı tarafın ticarî defterlerine dayanmasıyla karşı taraftan ticarî defterlerin ibrazının istenilmesi, ancak ticarî defterlerin ibrazından kaçınılması durumunda, HMK’nın belgelerin ibraz mecburiyetini içeren 219 ve devamındaki hükümler uygulama alanı bulacaktır. Bu çerçevede HMK’nın 220/3. maddesinde düzenlenen belgenin ibraz yükümlülüğüne aykırı davranışın sonucunda, HMK’nın 222/5. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak hâkime takdir hakkı tanınmış olup hâkim, ibraz edilmeyen belgenin/ticarî defterin içeriği hakkında, somut durumun niteliğine uygun düştüğü ölçüde yapacağı değerlendirme sonrasında ibrazı isteyen diğer tarafın beyanının kabul edilip edilemeyeceğine karar verecektir (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, s. 1834).(Yargıtay HGK'nın 27.01.2022 tarihi ve 2019/11-172 E. - 2022/69 K. sayılı kararı )Bu kurallar birlikte değerlendirildiğinde ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü  tarafın ticari defterleri Yasa'da belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. Davacının da bu durumu bilerek ticari defterlere delil olarak dayandığı ve karşı tarafın ticari defterlerinin de incelenmesini istediği kabul edilmelidir.  Aksinin kabulü halinde davacının ticari defterleri tek başına delil niteliği taşımadığından dayanılan böyle bir delilin incelenmesine gerek de olmayacaktır. Karşı taraf ticari defterlerini sunar ise birlikte incelenip değerlendirildiğinden delil olup olmadığı sonucuna göre değerlendirilebilecektir. Karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile   kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'daki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır.Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde;  mahkemece taraflara ticari defterlerini sunmaları için süre verilmiş olup, davacı defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporu ile talep edilen alacağın varlığı belirlenmiştir. Davalı taraf ticari defterlerini sunmaktan kaçınmış olması karşısında HMK 222/II ve III. maddeleri dikkate alınarak davacının kanuna göre eksiksiz tuttuğu ticari defter ve kayıtlarının lehine delil teşkil ettiği kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 498,85 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 124,72 TL nispi harcın mahsubu ile bakiye 374,13 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.02/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cb2497cdfb357af2","SID":"367b4f3680aab2d5"}}