{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>40. HUKUK DAİRESİ<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  KARARI<br>DOSYA NO: 2021/1962 <br>KARAR NO: 2023/1609 <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEME: İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 20/09/2021<br>NUMARASI: 2015/380 (E) - 2021/664 (K)\t<br>DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat <br>KARAR TARİHİ: 28/11/2023<br>Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; plakası tespit edilemeyen kaza nedeniyle yaralanan müvekkilinin yasal sorumluluğu gereği bedeni zarar kaynaklı maddi tazminatın ödenmesinden ilgili tarihte trafik sigorta poliçe limiti kapsamında maluliyete istinaden maluliyet teminatının tamamından ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmayan tedavi ve bakıcı giderleri teminatı için teminatın tamamından davalının sorumlu olduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere belirlenecek maddi tazminatının sigorta şirketine başvuru tarihinden sonra sekiz iş gününden itibaren ticari temerrüt avans faizi ile alınarak davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; eksik belgelerle başvuru yapan davacının davasının zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, kusur ve maluliyet raporunun Adli Tıp Kurumundan (ATK) alınmasını, tazminatın uzman bilirkişilerce hesaplanmasını, davalı şirketin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını, SGK tarafından rücuya tabi ödeme var ise bunun tazminattan mahsup edilmesini, davalının poliçedeki teminat limitiyle sorumlu olduğunu, bakıcı, iyileşme ve geçici iş göremezlik, ek tedavi giderleri, yol, yemek, refakatçi vs gider ve zararından 6111 sayılı Yasa uyarınca SGK’nin sorumlu olduğunu, müvekkili aleyhine karar verilmesi halinde dava tarihinden itibaren ve yasal faize hükmedilmesinin gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince; davanın kabulü ile davacı ... için  32.574,10 TL sürekli iş göremezlik tazminat alacağının temerrüt tarihi 05/06/2012 tarihinden itibaren  işleyecek yasal faiziyle birlikte (...nın 2006 yılı için Hazine Müsteşarlığı'nın belirlediği poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sekiz yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açılan davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini, plakası tespit edilemeyen bir aracın çarpması sonucu yaralanan davacının aracın varlığı ve kazaya kusuruyla sebep olduğu iddiasının somut delillerle ispat edilemediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla tazminat hesaplaması yapılırken PMF yaşam tablosusunun kullanılması gerektiğini, dosyada bulunan maluliyet raporları arasında çelişki bulunduğunu, tehiri icra taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazsından kaynaklı maddi tazminat istemine ilişkindir. Dosyada mevcut Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinden gelen belgelerde davacının hastaneye başvuru sebebinin trafik kazası nedeniyle yaralanma olduğu, davacının hastanede 02/02/2006 tarihli trafik kazası giriş kaydı bulunmaktadır.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 109/1. maddesinde \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar\" hükmü, yine aynı Kanun'un 109/2. maddesinde ise  \"dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir\" hükmüne yer verilmiştir. Dava konusu olayda trafik kazası 02/02/2006 tarihinde meydana gelmiş, görülmekte olan dava ise 02/04/2015 tarihinde açılmıştır. Bu durumda KTK'nin 109. maddesinde düzenlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin somut olayda dolmamış olduğu anlaşılmakla, ilk gözetilmesi gereken husus; KTK'nin 109. maddesinde düzenlenen 2 yıllık kısa zaman aşımı süresinin geçirilip geçirilmediği hususudur. Kısa zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihtir. Somut olayda, ... Yönetmeliğinin 9. maddesi gereğince zarar sorumlusunun ... olduğunu, kazaya karışan aracın ve sürücüsünün tespit edilemediği ve TCK'nin 66/1-e maddesinde belirtilen dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğundan bahisle, Adana Cumhuriyet Başsavcılığında verilen 16/10/2017 gün ve 2010/12027-2017/37605 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla öğrendiklerinin kabulü gerekmektedir. Bu nedenle davanın açıldığı 02/04/2015 tarihi itibariyle 2 yıllık kısa zamanaşımı süresinin dolmadığı ve 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazı yerinde değildir. Mahallinde davacı asilinde katılımıyla keşif yapılarak bilirkişi tarafından düzenlenen ve hükme esas alınan 08/10/2020 tarihli raporda; davacı .... KTK'de yayaların uyacakları kurallarda (madde 68) belirtildiği tanımlamalar gereği yürüme yönünü karşıdan gelen araçları görecek şekilde yolun uygun tarafını kullanmadığı sebebiyle %75 (yüzde yetmişbeş) oranında asli kusurluğu olduğu, plakası ve sürücü tespit edilemeyen motosiklet Sürücüsünün KTK'nin 47/1-d maddesi uyarınca trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve Yönetmelikte belirtildiği maddeleri yerine getirmeyerek ... arka kısmından gelip çarpması ile yaralanmasına sebebiyet verdiği, sürücünün yola dikkatini vermemesi sebebiyle %25 (yüzde yirmibeş) oranında tali kusurluğu olduğu bildirilmiş, böylece motosiklet sürücüsü ile davacı yayanın kaza sırasındaki konumları ve tarafların davranışları irdelenerek, olayın meydana gelmesine neden olan kusur oranlarının, yasal dayanaklarıyla birlikte, eylemler ile sonuç arasında bulunan nedensellik bağını ortaya koyacak biçimde, dosya kapsamından anlaşılan oluşa, bilimsel ölçütlere, usul ve kanuna uygun olarak saptandığının anlaşılması karşısında, HMK'nin 279. maddesine uygun düzenlenen ve dosya kapsamına uygun somut olgu ve ölçütlere dayanan, yeterli gerekçeyi de taşıyan kusura ilişkin bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında hukuka aykırılık bulunmadığı kabul edilmiştir.Adli Tıp Kurumu (ATK) 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 06/06/2018 tarihli raporuyla davacının 02/02/2006 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağılı yaralanmasının Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerinden yararlanılarak E cetveline göre %8,1 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme süresinin kaza tarihinden itibaren dokuz aya kadar uzayabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla olay tarihinde geçerli olan Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre alınmış maluliyet raporu tazminat hesaplamasına dayanak alınabilecek nitelikte ve usulüne uygun olduğundan maluliyete ilişkin istinaf itirazı yerinde değildir. Yargıtay 17. (kapatılan) ve  4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda bahsedilen kararı sonrasında vermiş olduğu güncel kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da \"progressive rant\" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/6135 E. ve 2022/10604 K., 2021/16078 E. ve 2022/10550 K., 2021/13398 E. ve 2022/10498 K.,Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin  2020/2598 E. ve 2021/34 K., 2019/3713 E. ve 2020/2420 K. sayılı kararları). Somut uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 17/05/2021 tarihli aktüerya bilirkişi raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve progressive rant yöntemi esas alınarak tazminatın belirlenmesi yerinde olup davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazı yerinde değildir. <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 2.225,13 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin yatırılan toplam 556,28‬ TL istinaf karar ve ilam harcı mahsup edilerek, bakiye 1.668,85‬ TL istinaf karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davalının istinaf kanun yolu başvurusu nedeniyle harcadığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333. maddesinin, 1. fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran tarafa geri verilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nin 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 28/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"38186f70583c33d4","SID":"e3b2b7cc988cff33"}}