{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1820 <br>KARAR NO: 2023/1955<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 19/11/2019<br>NUMARASI: 2015/1418 E. - 2019/1112 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Rekabet Yasağı Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin altmış yıldan beri inşaat ve iş makineleri alanında faaliyette bulunduğunu ve dünya genelinde önemli markaların Türkiye distribütörlüğünü yaptığını, 2014 yılı başında müvekkilinin distiribütörlüğünü yaptığı ... şirketlerinin aniden müvekkili şirket ile  aralarındaki sözleşmeleri sona erdirdiklerine ilişkin ihtarnameler gönderdiklerini, iş ilişkisinin sona ermesinden sonra, işçinin önceki işverenin yanında edindiği bilgileri rakip bir işverenin işinde kullanması veya kendisinin açmış olduğu rakip işletmede söz konusu bilgilerden yararlanmasının işverene zarar vereceğini, bu nedenle taraflar arasında rekabet yasağı sözleşmesi düzenlendiğini, müvekkili ile iş yapan şirketlerin fesih ihtarlarının aynı sektörde faaliyet görmek üzere kurulan ... San. Tic. AŞ. isimli rakip şirketin kuruluşundan itibaren başladığını, davalı şirket genel müdürü adına İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/628 Esas sayılı dosya ile tespit, maddi ve manevi zararın tazminat talepli dosya açıldığını, taraflar arasında 16.03.2012 tarihinde imzalanan hizmet akdine istinaden davalının ithalat ve ihracat uzmanı olarak çalışmaya başladığını, ancak davalının 20.10.2014 tarihinde istifa ederek iş sözleşmesi feshettiğini, fesih sonrası davalının mevcut rekabet etmeme yükümlülüğüne doğrudan aykırılık teşkil edecek şekilde müvekkili ile aynı faaliyet hatta aynı markalara ilişkin faaliyet gösteren ...  A.Ş'de işe başladığını, davalının istifasını takiben müvekkilinin tüm iş potansiyelini lehine çevirme maksadı taşıyan ve müvekkiline karşı neredeyse kanunda tanımlı her türlü haksız ve rekabet fiilini gerçekleştiren ... A.Ş. isimli firmada işe başlamakla kalmadığını, firmanın stok, maliyet ve diğer ticari sırlarını rakip firma da ifşa ettiği gibi aynı zamanda uzun yıllarca ticari hayatta gösterilen faaliyetin getirmiş olduğu ve kendisine aktarılan know how ve müşteri portföyünü de rakip firmaya doğrudan aktarmakla hizmet sözleşmesinin 4/D maddesinde yer alan rekabet etmeme yasağını ihlal ettiğini, davalının akdinin 4. maddesine aykırı davranması nedeniyle sözleşmede belirtilen 12 net maaş tutarında cezai şartı ödemesi gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL'nin eylem tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili, 01.11.2018  tarihli dilekçesi ile dava değerini 4.584,00 TL artırarak 14.584,00 TL'sına yükseltmiş ve cezai şarta ilişkin eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren faiz talep ederek ıslah harcını yatırmıştır. Davacı vekili daha sonra 04.10.2019 tarihli dilekçesi ile dava değerini 11.876,24 TL artırarak 21.876,24 TL cezai şart bedelinin tahsilini talep etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; iş mahkemelerinin görevli olduğunu, davacı şirketin mali ve finansal durumunun son yıllarda bozulduğunu, çalışanların iş akitlerinin yurtdışı markalarında yaşanan azalma gerekçesi ile feshedildiğini, birçok yabancı şirketin davacı ile olan sözleşmelerini feshettiklerini, ... Holding bünyesindeki grup şirketlerin genel olarak ekonomik sıkıntı yaşadıklarını, dava dilekçesinde belirtilen distribütör şirketlerin davacı ile anlaşmalarını sona erdirdiklerini, müvekkillinin işe başladığı ... şirketin ile iş yapan distribütör firmaların, müvekkilinin çabası ile dava dışı şirket ile çalışmaya başlamadıklarını, bu şirketlerin müvekkilinin istifasından uzun süre önce davacı şirket ile olan anlaşmalarını feshederek dava dışı şirket ile çalışmaya başladıklarını, davacı şirketin müşteri ve distribütör kayıplarının da kendi kusurundan kaynaklandığını, müvekkilinin 16.03.2012 tarihinden itibaren davacı şirkette dış ticaret görevlisi olarak çalıştığını, görev tanımına göre davalının, işin bütün ayrıntılarına ulaşmasının mümkün olmadığını, ayrıca iş sözleşmesinin 4.maddesi hükmünde rekabet yasağı düzenlemesinin yer yönünden sınırlandırılmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, müvekkilinin haklı nedenle istifa ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"... davalının  davacı şirket nezdinde 16/03/2012 - 28/10/2014 tarihleri arasında ithalat elemanı olarak çalışması  sırasında işyerinin müşteri çevresini ve işverenin yaptığı işleri bilebilecek bir pozisyonda çalıştığı; davalının istifa sonrası davacı için çalıştığı esnada faaliyet gösterdiği adres ile aynı adres ve bina ile aynı faaliyet alanında faaliyet gösteren dava dışı ... A.Ş'nde işinden ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı; davalı ve dava dışı (66) çalışanla birlikte dava dışı şirkete geçiş yapması sonrasında, davacının satışlarında büyük oranda azalma/düşme bulunduğu; davalının, davacı ile rakip olan firmada rekabet sözleşmesine rağmen çalışmaya başladığı; taraflar arasında düzenlenen dava konusu işçi sözleşmesinde öngörülen rekabet yasağına dair 4. Maddede rekabet yasağı faaliyet alanı ve yer yönünden sınırlarının açıkça belirlenmediğinden; yer ve faaliyet alınını davacı şirket nezdinde yapılan iş ve tüm ülke sınırları şeklinde kabulünün gerektiği; rekabet yasağının tüm ülke sınırları kapsaması sebebiyle aşırı nitelikte olduğu; ancak, TBK nun 445/2 maddesi uyarınca, süre ve coğrafi alan ile faaliyet alanı bakımından rekabet yasağının sınırlanmasında hakime takdir/uyarlama yetkisi verildiği de dikkate alındığında; taraflar arasındaki rekabet yasağının davalının çalıştığı Marmara ve Ege Bölgesi ile davacı işveren nezdinde yaptığı iş sözleşmenin yasal unsurları aykırılığı bulunmadığından davacının, davalı aleyhine işbu davayı açmakta haklı ve hukuki yararının da bulunduğu görülmekle; 15/05/2018 tarihli bilirkişi raporunda  davalının, davacıya ödemesi gereken hizmet akdinin 4/d maddesinde bulunan en son aylık net ücretinin (12)  katına tekabül eden tutarın (2.430,69 TL x12) 29.168,28 TL olarak hesaplandığı; mahkemece aldırılan 30/09/2019 tarihli bilirkişi heyeti raporunda davalının, davacıya ödemesi gereken hizmet akdinin 4/d maddesinde bulunan en son aylık net ücretinin (12)  katına tekabül eden tutarın (1.823,02 TLx12)  21.876,24 TL olarak hesaplandığı; davacı vekili tarafından 01/11/2018 ve 04/10/2019 tarihli ıslah dilekçeleri verildiği, HMK 176/2 Md. Göre aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceğinden davacı vekilinin 01/11/2018 tarihli ilk ıslah dilekçesinin kabul edilmesi gerektiği, davacı vekili tarafından bilirkişi raporları ile tespit edilen cezai şart toplamından daha azının ıslah ile talep edildiği, talep edilen miktarın fahiş olmadığı, davacı tarafından davalı aleyhine açılan işbu davanın sübut bulduğundan davanın kabulü ile ıslah ile arttırılmış 14.584,0 TL'nin cezai şartın başladığı 10/11/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte...\" gerekçesiyle davanın kabulü ile ıslah ile arttırılan 14.584,00 TL cezai şart alacağının 10.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece davalı işçinin, iş sözleşmesinde bulunan rekabet yasağı maddesinin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve cezai şart bedelinin ödenmesine ilişkin verilen kararın hatalı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede bulunan ceza koşulunun geçerli olup olmadığının mahkemece değerlendirilmediğini, ceza koşulunun TBK'nın 420. maddesine göre geçersiz olduğunu, zira işçi aleyhine tek yanlı konulan bu tür cezai artların geçersiz olduğunun bir çok mahkeme kararı ile belirlendiğini;Hükmedilen cezai şart bedelinin tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına uygun şekilde belirlenmediğini, dava konusu ihtilaftan müvekkilin elde ettiği hiçbir menfaat  bulunmadığını, ancak mahkemece bu hususların değerlendirilmediğini;  Islah tarihinden itibaren faizine karar verilmesi gerekirken 2014 yılından itibaren karar verilmesinin yasaya açıkça aykırı olduğunu, rekabet yasağına ilişkin getirilen sınırlamaların (yer,zaman ve tür) açık şekilde sözleşmede yer alması gerekirken, yer açısından sınır içermeyen sözleşme hükmünün geçersiz olduğunu, maddenin rekabet sınırlamalarını açıkça içermediğinden mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, iş akdinin işverenin kusuru ile feshedilip edilmediğinin mahkemece değerlendirilmediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, işçinin rekabet yasağını ihlal etmiş olması nedeniyle, sözleşmede yer alan ceza koşulu alacağının tahsili istemiyle TBK'nın 446. maddesi uyarınca açılmış alacak davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi 16.03.2012 tarihinde düzenlenmiştir. Davalı 20.10.2014 yılında, hizmet akdini istifa suretiyle sona erdirmiştir. Akdedilen hizmet sözleşmesinde; işçinin, işten ayrıldığı takdirde iki yıl süreyle rekabet etmeme yükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin bu hükmü, davalının işten ayrıldığı 2014 yılında hüküm doğurmaya başlamıştır.  Bu nedenle Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin rekabet yasağına ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.Olaya uygulanması gereken TBK'nın 445/1. maddesi uyarınca, \"Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğine hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde, yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz\". Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise \"Hakim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve iş verenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir\". Rekabet yasağı içeren sözleşmende genel işlem koşullarının bulunduğu savunularak kanıtlanmamıştır. Kaldı ki sözleşmenin şekli anlamda da TBK'nın 20.maddesinde belirlenen unsurları içermediği anlaşılmaktadır. Ayrıca TBK'nın 445. maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay 11.H.D.'nin 2015/12450 E - 2016/6672 K.sayılı, 16.06.2016 tarihli kararı).Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davalının ithalat ve ihracat uzmanı olarak çalışmakta iken istifa sonucu işten ayrıldığı ve  dava dışı ... Sanayi ve Ticaret AŞ unvanlı şirkette çalışmaya başladığı ihtilafsızdır. Davacının ve dava dışı ... Şirketinin merkez adresleri İstanbul'dadır. Davalı, davacı şirketin İstanbul'daki işyerinde çalışmış, buradan istifa suretiyle ayrıldıktan sonra dava dışı ...'ye ait İstanbul'daki iş yerinde (Bu iş yeri davacının eski adresindedir) çalışmaya başlamıştır. Rekabet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için coğrafi sınırlama yapılması zorunlu olmakla birlikte eğer sınırlama yapılmamışsa coğrafi sınır tüm Türkiye'dir. Dava konusu sözleşme coğrafi sınır içermemesi nedeniyle tüm Türkiye'yi kapsadığından TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca hakim tarafından kapsam olarak yani coğrafi sınır yönünden sınırlandırılmalıdır. Sınırlandırma yapılırken davalının davacı nezdinde çalıştığı il sınırlarının esas alınması hakkaniyete uygun görülmüştür. Davalı, İstanbul'da davacının iş yerinde çalışırken, rekabet yasağı sözleşmesini imzaladığına göre, rekabet yasağı hükmünün İstanbul İli için geçerli olduğunun kabulü gerekir. Davalı İstanbul'daki çalışması için rekabet etmeme taahhüdünde bulunduğuna ve işten ayrıldıktan sonra da İstanbul'da rakip bir firmada çalışmaya başladığına göre, rekabet yasağı hükmünün geçersiz olduğunun ileri sürülmesi aynı zamanda TMK.'nın 2.maddesine de aykırıdır. Dairemizin emsal gösterilen kararları ve özellikle 2018/1193 Esas, 2019/802 Karar sayılı ilamında TBK'nın 420. maddesinin değerlendirilerek ceza koşulunun geçersiz olduğu belirtilmiştir. Dairemizce bu şekilde kararların verildiği, ancak Dairemizin  benzer nitelikteki 02.01.2020 tarih ve 2019/2274 Esas, 2019/1535 karar sayılı ısrar kararına karşı temyiz yoluna başvurulmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/11-447 Esas ve 2023/179 Karar sayılı ilamı ile Dairemizin kararı bozulmuş ve sözleşmenin ihlali iddiasına davalı bu tür taleplerde cezai şart talep edilebileceği kabul edilmiştir. Bu nedenle, Dairemizce önceki görüşündün dönülerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı doğrultusuna inceleme yapılmıştır.Tüm bu açıklamalara göre; taraflar arasındaki rekabet etmeme sözleşmesi iş dalı ve zaman sınırı içermekte olup bu yönlerden bir aşırılık içermemektedir. Coğrafi sınır Türkiye olmakla, bu yönden aşırı olan rekabet yasağı kapsamı TBK'nın 455/2. maddesi uyarınca Dairemizce sınırlandırılmış olup coğrafi sınır İstanbul ili olarak belirlenmiştir. Davalının işten ayrıldıktan sonra, rekabet yasağı süresi içinde İstanbul'da, aynı faaliyet alanında çalışmaya başladığı dosya kapsamı ile sabit olup işçinin rekabet yasağını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. Davalı, istifa dilekçesi vermek suretiyle kendi özgür iradeleriyle iş akdine son vermiştir. Davalı, davacının ekonomik küçülmeye girdiğini, ekonomik sıkıntılar nedeniyle küçülme sürecine girmesi nedeniyle işten ayrılmak zorunda kaldığını savunmuşsa da dosyada alınan bilirkişi raporu içeriğine göre, davalının çalıştığı dönemde davacı şirketin ekonomik darboğazda olmadığı, bilançosunun iyi durumda olduğu, davalının maaş ödemelerinin tam olarak ve zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacının başka işçileri işten çıkarması, davalıların istifa etmesi için haklı sebep oluşturmaz. Davalı, davacıdan kaynaklanan haklı sebeplerle işten ayrıldıklarına dair savunmasını kanıtlayamamışlardır. Davalının TTK'nın 447/2. maddesi anlamında iş akdini haklı nedenle feshettiğini kanıtlamaması nedeniyle anılan fıkra hükmüne göre rekabet yasağının sona erdiği savunması yerinde değildir. Davalı, davacıyla aynı faaliyet kolundaki, aynı müşteri portföyü ile iş yapan ... Şirketinde benzer pozisyonda çalışmakla rekabet yasağını ihlal etmiş durumdadırlar. Davalının, davacı şirketteki pozisyonu göz önünde bulundurulduğunda, davacı şirketteki müşteri portföyünü iyi bildiği dikkate alındığında, TBK'nın 444/2. maddesi uyarınca davalının bu eylemli, davacıya önemli bir zarar verebilecek nitelikte olup davacının cezai şart talebi yerindedir. İş yerindeki pozisyonlu itibariyle davalının davacıya ait sırları bilmediği yönündeki savunmasına değer verilemez (Yargıtay 11. H.D.'nin 2015/8396 E. - 2016/3470 K. sayılı, 30.03.2016 tarihli kararı).Davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK'nın 182/son maddesi uyarınca, hâkim, fahiş bulduğu cezai şartı resen tenkis edebilir. Davaya konu olayda, davalının rekabet yasağını ihlal etmesi halinde 12 aylık net maaşı cezai şart olarak kararlaştırılmıştır. Bu cezai şart karşılığında davacı işveren herhangi bir yükümlülük üstlenmemiş olup 12 aylık ücret tutarının fahiş olduğu kanaatine varılmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre talep edilebilecek cezai şart miktarının 29.168,28 TL olduğu  belirlenmiştir. Davacı tarafından 01.11.2018 tarihli ıslahla harcı da yatırılarak dava değeri 14.584,00 TL'ye yükseltilmiş olup, TBK'nın 445/2. maddesi gereğince takdiren %50 tenkis yapılarak cezanın talep edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Son olarak, kısmi dava açılması halinde alacağın sonradan artırılan kısmı yönünden de dava dilekçesinde faiz talebi bulunması nedeniyle ıslahla artırılan miktara da ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşme ilişkisinden kaynaklanmış olup, haksız fiil bulunmadığından dava öncesi döneme ilişkin faiz uygulanabilmesi için TBK'nın 117. maddesine göre davalının temerrüte düşürülmüş olması gerekir. Ancak somut olayda dava tarihinden önce davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin bir kanıt bulunmadığından hükmedilen alacağın dava dilekçesinde talep edilen kısım yönünden dava tarihi olan 25.11.2015 tarihinden itibaren, ıslahla artırılan kısım bakımından ise ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekirken bu tarihlerden önce faiz uygulanması doğru görülmediğinden davalı vekilinin faize ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, diğer istinaf başvuru nedenlerinin reddine, faiz yönünden ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının faiz yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, temerrüt faizi yönünden düzeltilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın asıl alacak talebi bakımından kabulüne, temerrüt faizinin başlangıç tarihi yönünden kısmen kabulüne, toplam 14.584,00 TL alacağın 10.000,00 TL'lik kısmına dava tarihi olan 25.11.2015 tarihinden itibaren, ıslahla artırılan 4.584,00 TL'lik kısmına ise ıslah tarihi olan 01.11.2018 tarihinden itibaren işletiletilecek yasal temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, faizin başlangıç tarihine ilişkin fazla talebin reddine,2- Peşin alınan 170,78 TL karar ilam harcı ile 281,80 TL ısla harcı toplamı 452,58 TL harcın, alınması gereken 996,23 TL harçtan mahsubu ile bakiye 543,65 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacının yargılama sırasında yapmış olduğu 170,78 TL peşin harç, 281,80 TL ıslah harcı ile posta ve tebligat gideri 307,00 TL ve  bilirkişi ücreti olan 1.600,00 TL olmak üzere toplam 2.359,58 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi nedeniyle, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 2.725,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Artan gider avansının ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, 6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a)Davalı tarafça yatırılan 148,60 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan peşin istinaf karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,b)Davalı tarafça sarf edilen 148,60 TL başvuru harcı gideri, 36,10 TL posta gideri olmak üzere toplam 184,70 TL kanun yolu giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,8-Gerekçeli kararın, ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,9-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353.1.b.2. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 30.11.2023 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9800f076dff5bd23","SID":"23b7261a1f1a4474"}}