{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1738 <br>KARAR NO\t: 2023/1290<br>KARAR TARİHİ: 22/11/2023<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/01/2020<br>NUMARASI\t: 2018/1036 Esas -  2020/25 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/11/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davaya konu ... plaka sayılı ve ... 2015 model aracın 30/10/2015 tarihinde davalı ...  sıfır kilometre olarak 189.507,73-TL bedel ile satın alındığını, davaya konu aracın müvekkili tarafından 07/09/2018 tarihinde üçüncü bir kişiye satmak amacıyla yaptırdığı ekspertiz işleminde motor kaputunun boya kalınlığının normalin üstünde olduğunun belirlendiği, dolayısıyla davaya konu aracın kaputunun işlem görmüş olarak müvekkiline satışının yapıldığı, ayıplı olarak müvekkiline satışı yapılan davaya konu aracın satışında oluşacak zararlar nedeniyle maddi tazminat talep ettiklerini ileri sürerek, şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminatın davalıya ihbar edilen 02/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari işlere uygulanan en yüksek reeskont faiziyle birlikte tahsiline, dava öncesi alınan bilirkişi ücreti ve işbu mahkeme masrafları ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 26/12/2019 tarihli dilekçesi ile, dava değerini 15.000,00 TL'ye ıslah etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu talepler yönünden uygulanacak olan 2 yıllık zamanaşımının dolduğunu, davanın esasına girilmeden reddine karar verilmesi gerektiğini, ayıp iddialarının kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı taraf yasanın öngördüğü ayıp ve ihbar yükümlülüğüne uygun davranmadığını, bu nedenle dava hakkının ortadan kalktığını, dava konusu aracın sonradan boyanmış veya imalat hatalı olarak davacıya satılmış olmadığını, dava konusu araçta boyama işlemi var ise aracın davacı tarafın uhdesinde iken boyanmış olması ihtimali dahilinde olduğunu, davacı tarafın bilirkişi raporuna işlemine ilişkin yapılan masrafları talep etmesi usulüne ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, davanın 2 yıllık zamanaşımı süresinde açılmamış olması sebebiyle reddine, makul sürede yapılması gereken ihbar yükümlülüğüne uyulmamış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Davalı zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Mahkememizce öncelikle zamanaşımı yönünden inceleme yapılmıştır. Davacı ise; davalının ağır kusurlu olduğunu, davalıya ayıbın derhal bildirildiğini belirtmiştir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa ve 818 sayılı Borçlar Kanununa göre; ticari satışlarda zamanaşımı süresi 6 aydır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre ise; bu süre 2 yıla çıkarılmıştır. Taraflarca zamanaşımı süresi daha fazla uzatılmış ise bu süre uygulanacaktır. Uygulamada bu süre garanti süresi olarak adlandırılmaktadır. Zamanaşımı malın alıcıya teslimi ile başlamaktadır Davalının beyanına göre; garanti süresinin 2 yıl olduğu belirtilmiştir. Garanti süresinin 2 yıl olduğu hususuna davacı tarafından itiraz edilmemiş, daha uzun olduğu ileri sürülmemiştir. Aracın tesliminin 30/10/2015 tarihinde yapıldığı, her iki tarafın kabulündedir. Bu süreye 2 yıllık garanti süresi eklendiğinde sürenin bitimi 31/10/2017 tarihidir. Oysa ki, dava 31/10/2018 tarihinde açılmıştır. Davacı tarafından 01/10/2018 tarihinde ihtarname gönderilmiş ise de ihtarname zamanaşımını kesmemektedir. Davacı, davalının ağır kusuru olduğunu ileri sürerek zamanaşımı süresinin uygulanmayacağını belirtmiştir. Ağır kusur kavramı kanunda tarif edilmemiştir. Her olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Öğretide ise genelde satıcının hile ve saklama ile satışı yapılan maldaki ayıpların saklanması olarak kabul edilmiştir. Mevcut davadaki araçta ayıbın gizli ayıp olduğu anlaşılmakla davalının zamanaşımı def'inin reddine karar vermek gerekmiştir. Ayıbın satıcı tarafından bilindiği ve hile ile alıcıdan saklandığı tespit edilememiştir. Davacı bu hususta ispat edici delil sunamamıştır. İlk itirazlar yerinde olmadığından mahkememizce hak düşürücü süre incelemesine geçilmiştir. Davamızda uygulanacak 6102 sayılı Kanunun 23.maddesi uyarınca \"Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değil ise alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223.maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.\" hükmü dikkate alındığında somut olayda davacı araçtaki ayıbı 07/09/2018 tarihinde satış esnasında eksper incelemesi neticesinde öğrendiğini açıkça beyan ettiği,  davacı tarafın ayıbı 8 gün içinde davalı tarafa bildirmesinin gerektiği, ihtarname tarihini 01/10/2018 tarihinde bildirdiği, davacının  tacir olduğu,  satın aldığı araçla ilgili ihbar konusunda TTK 23'e göre hareket etmediği anlaşılmakla davanın 31/10/2018 tarihinde açıldığı, bu haliyle davacı tarafın davasının hak düşürücü süreye uğradığından  davanın  hak düşürücü süre nedeniyle reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Ağır kusurun, yargısal kararlarda ''aynı durum ve koşullar altında her mantıklı insanın göstereceği en ilkel (basit) dikkat ve özenin gösterilmemesi'' şeklinde tanımlandığını, ağır kusurda; hal ve şartların yüklediği özen gösterme ve tedbir alma ödevlerine veya bir hareket tarzı emreden kurallara ''tam bir aldırmazlık'' söz konusu olduğunu, ağır kusurun, bağışlanması kesinlikle olanaksız olan irade eksikliği esasına dayandığını, ilgili markanın Türkiye'deki tek distribütörü olan davalı tarafın bilerek (aldırmayarak) veya bilmeyerek (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık sonucu) mikronu yüksek aracı davalı şirkete satmasının, kendisinin ağır kusurundan kaynaklı olduğu izahtan vareste olup, nitekim aracın motor kaputundaki boya kalınlığının diğer parçalardaki boya kalınlığına göre yüksek olması, bu durumun sıfır kilometre bir araçta olmaması gerekliliği ve böyle bir durumun varlığı halinde davalı şirketin iradesinin olumsuz etkileneceği tespitlerinin satıcının ağır kusurunun kanıtı olduğunu, kaldı ki satıcının gizli ayıptaki ağır kusurunun, bu konudaki uzman bilirkişilerin sunduğu rapor dışında başka türlü kanıtlanmasının fiiliyatta mümkün olmadığını, ilk derece mahkemesinin ayıbın süresinde satıcıya ihbar edilmemesinden ötürü haklı davasını reddettiğini ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.225 :''Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.'' hükmüne haiz olup belirtilen nedenlerle satıcının ağır kusurlu olduğu gerçeği bir kenara; davalının satıcılığı meslek edinmiş olması da ihbarın süresinde yapılmamış olmasından kaynaklı olarak kendisini sorumluluktan kurtarmamakta olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE :Dava, ticari satım sözleşmesi kapsamında ayıplı olarak teslim edildiği iddia olunan araç nedeniyle uğranılan zararın tazmini davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sözleşmeye konu ürünün ayıplı olup olmadığı, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı noktasındadır.Davacının, davaya konu aracı 30/10/2015 tarihli fatura ile davalıdan satın almıştır.Davacı taraf, satılanın ayıplı olması nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle eldeki davayı açmıştır.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 225/1. Maddesine göre, ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Maddenin ikinci fıkrasına göre, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.TBK'nın 231/1. maddesine göre ise, satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def'i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre ise, satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz. Davalı satıcı, ... marka araçların Türkiye'de yetkili satıcısı olup, davaya konu araç da sıfır km olarak satışı gerçekleştirilmiştir. Davayı konu aracın iddia edilen motor kaput mikronunun yüksek olması durumu sıfır km araçlarda beklenemeyecek bir durum olup, satıcılığı meslek edinen davalının, aracı bu şekilde satması ağır kusur teşkil edecek niteliktedir. Bu durumda davalı ayıbın kendisine süresinde ihbar edilmediğini ileri süremeyeceği gibi iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamayacaktır.  Sonuç olarak, eldeki davada ayıp ihbarı gerekli olmayıp, zamanaşımı süresi içeresinde de açıldığından, mahkemece işin esasına girilmesi gerekirken, davanın ayıp ihbar süresine uyulmadığından bahisle hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 22/11/2023<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"247b2dac84859eab","SID":"53c06ebdc96ed8ce"}}