{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi    21.Hukuk Dairesi    2023/1801 Esas 2023/1795  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1801 <br>KARAR NO\t: 2023/1795<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t:  04/05/2021 <br>NUMARASI\t\t: 2021/351 Esas -2021/497 Karar <br>DAVACI \t:<br>VEKİLİ\t<br>DAVALI \t:<br>DAVA\t: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 28/04/2021 <br>KARAR TARİHİ\t: 13/12/2023<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 13/12/2023<br><br><br>\tTaraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle dava şartı olan zorunlu arabuluculuğa başvurulmadığından davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ve dava dışı İntergroup  ... ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine davalı banka tarafından Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/199 D.iş sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararına dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin davalı bankadan kullandığı bir kredi bulunmadığı gibi müvekkilinin borçlu, tek yetkilisi olduğu .....Ltd. Şti'nin lehtarı olarak gösterildiği takip dayanağı senet incelendiğinde müvekkilinin yetkilisi olduğu şirkete borçlanamayacağı açık olduğundan müvekkilinin senette borçlu sıfatının bulunmadığını, üstelik munzam senet olarak bankanın yasal prosedür olduğunu iddia ederek başkaca bilgi vermeksizin zorunlu kılarak  almış olduğu senedin davalı banka tarafından vade düzenleme tarihi ve bedeli doldurularak dava dışı İntergroup şirketi ile yapılmış bir protokolün varlığına ve taksitlerin ödenmesine karşın takibe konulması hususları birlikte değerlendirildiğinde icra dosyasına konu meblağ yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiğini, ancak açıklandığı üzere ne takibe esas senet yönünden ne de protokol yönünden müvekkilinin davalı bankaya borcunun bulunmadığını, icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine %20 den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP<br>\tDavalıya dava dilekçesi tebliğe çıkarılmamıştır.  <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tİlk derece mahkemesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda tensiple;   kıymetli evraktan kaynaklanan menfi tespit istemiyle açılan davada, davanın açıldığı tarih olan 28/04/2021 tarihi itibariyle davacının TTK 5/A maddesi gereğince zorunlu arabuluculuk yoluna başvurmadığı anlaşılmakla (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2019/1719 E. 2020/439 K. sayılı örnek ilamında da belirtildiği üzere) ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı yasanın 20.maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A-1 maddesinde yer alan \"Bu Kanunun 4.maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan,konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartıdır.\" hükmü uyarınca ve HMK'nun 115/2 maddesi gereğince davacının davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.  <br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  eldeki dava İİK'nın 72. Maddesi gereği icra takibi başlatıldıktan sonra menfi tespit istemiyle açılmış olup para borcunun ödenmesine ilişkin olmadığından TTK'nın 5/A maddesi gereği zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığını, istinaf mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin Yargıtay 19. HD tarafından verilen 2020/85 Esas-2020/454 Karar sayılı kesin kararda menfi tespit davalarının dava şartı arabuluculuk kapsamında kalmadığının hüküm altına alındığını ileri sürerek açıklanan bu ve re'sen gözetilecek nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir. <br>\tDavalı vekili davacı vekilinin istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava, kambiyo senetlerine özgü icra takibinden dolayı İİK'nın 72/3 maddesi gereği borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle dava şartı arabuluculuğa başvurulmamış olması nedeniyle dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.  <br>\t 01.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren 05.04.2023 tarih ve 32154 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 31. Maddesiyle değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesinde;  Bu Kanunun 4. Maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Ne var ki eldeki dava işbu maddede kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 01.09.2023 tarihinden önce 28.04.2021 tarihinde açılmıştır. Kuşkusuz her dava açıldığı tarihteki mevzuata tabiidir. Bu sebeple, davanın açıldığı tarihte söz konusu maddede menfi tespit davalarında dava açılmadan önce  arabuluculuğa başvurulma şartı kabul edilmemiştir. <br>\tDairemizin menfi tespit davalarında arabuluculuk dava şartına ilişkin emsal uygulamalarında; \"01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/A maddesi, ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı haline getirmiştir.<br>\tDeğişikliğe ilişkin genel gerekçede “ 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunuyla işçi ve işveren uyuşmazlıkları bakımından kabul edilen ve 1 Ocak 2018 tarihinden bugüne kadar uygulanan “dava şartı olarak arabuluculuk” kurumunun uygulamada sağladığı başarı ve fayda göz önünde bulundurularak bu kurumun ticari uyuşmazlıklara da teşmil edilmesi yönünde düzenlemeler yapılmaktadır.\" <br>\tMadde gerekçesinde ise \" Maddeyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğu getirilerek bu uyuşmazlıkların temelinden, çok daha kısa süre içinde, daha az masrafla ve tarafların iradelerine uygun bir şekilde çözülmesi amaçlanmaktadır.\" <br>\tAçıklamaları yapılmıştır.<br>\tKanunun genel gerekçesine göre taraflar arasındaki uyuşmazlıkların açılabilecek dava türlerinden bağlantısız olarak arabulucuk kapsamında kalmasının amaçlandığı belirtilmektedir. Madde gerekçesinde ise konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurma zorunluğu getirilerek bu uyuşmazlıkların temelinden, çok daha kısa süre içinde, daha az masrafla ve tarafların iradelerine uygun bir şekilde çözülmesi amaçlanmaktadır ifadesi kullanılmıştır.<br>\tAnayasa Mahkemesi 2017/178 esas 2018/82 karar sayılı kararında İş Mahkemelerine ilişkin  dava şartı arabuluculuk hakkındaki iptal davasında;  \"Uyuşmazlıkların yargı yetkisi kullanılarak devlet tarafından mahkemeler aracılığıyla çözülmesi esas olmakla birlikte her uyuşmazlığın çözümünün mahkemelerden beklenmesi mahkemelerin iş yükünün artmasına ve davaların makul sürelerde bitirilememesine yol açabildiği gibi bu durum tarafların menfaatlerine de ters düşebilmektedir. Yargı görevinin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça, yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması da gözetilerek uyuşmazlıkların çözümü için arabuluculuk gibi yöntemlere başvurulabilmektedir. Esasen anayasal kurallara uygun olmak şartıyla bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususu kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Ancak kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun, hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak kullanması gerekir. \" gerekçesine yer vererek iptal isteminin reddine karar vermiştir. <br>\tAnayasa Mahkemesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere hangi uyuşmazlığın arabuluculuk kapsamında kalacağının takdiri anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak belirlenmesi gerekir. Uyuşmazlık kriterinden ayrılınarak dava türüne göre arabulucuk çözümüne yönelme elbette kanun koyucunun takdirinde olmakla birlikte bu durum aynı ihtilaftaki taraflar arasındaki silahların eşitliği prensibi ile birlikte değerlendirilmelidir. (Arabulucukta silahların eşitliği; Medeni Yargılama Hukukunda Silahların Eşitliği, Emel Hanağası, sayfa 201-213)  Aynı uyuşmazlığın taraflardan birinin dava açmasını dava şartı arabulucuk dava şartına bağlamak, uyuşmazlığın karşı tarafını ise bu dava şartına tabi tutmamak uyuşmazlığın tarafları arasında silahların eşitliği prensibi karşısında zorlama bir yöntem olacaktır.<br>\tMadde gerekçesi taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinin amaçlandığına dikkat çekmekte, uyuşmazlık bazında bir değerlendirme yapmaktadır. Uyuşmazlığın taraflarının davacı ve davalı olmasına ilişkin bir ayrım gözetmemektedir. Madde metninde de \"alacak ve tazminat davaları\" tabirinden kaçınılarak \"...konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava\"  anlatımı kullanılmıştır.<br>\tBir akti yorumlamak istersek akidlerin ortak rızalarını araştırırız. Kanunda durum bu değildir. Kanunu yorumlamak demek, kanunun ruhunu ortaya koymak demektir. .... Bu durum karşısında hukuk kuralının içinde yatan anlamın, dil tekniğine dayanılarak yüze çıkarılamayacağı açıktır. Hâkimin kanuna  bağlı olduğu yolundaki ilke, lafza bağlılık olarak yorumlanmamalıdır. Bize kalırsa yanlış bir ifade tarzı, hatalı bir çeviri, hâkimi bağlayamaz; çünkü bir hükmün yorumlanmasında, sözkonusu olan kelimenin sözlük anlamından çok, o kelime ile kastedilen anlam önemlidir. Bu fikrin doğruluğunu Medeni Kanun'un 1. Maddesi hükmü de teyit eder. ... Demek oluyor ki yorumda, yalnız bu bakımdan kanun koyucunun iradesi; daha doğrusu, onun kanun müzakere edilirken etkisi altında kaldığı etmenler göz önüne alınacaktır. ...Kanun görüşmelerine esas olan tasarılar ve gerekçeleri, ... Komisyon tutunakları, tasarının kabulü hakkındaki karar özetleri özel kaynak grubuna girer. (Pratik Hukukta Metot, Ernst E. Hirş sayfa103-110) ...  <br>\tKanun hükmünün yorumunda kullanılan sözcükler esas tutulur. Kullanılan sözcüklerin kanun koyucunun amacına, hükmün ruhuna uygun olması asıldır. Ancak sözün, öze aykırı olduğu yani kanun koyucunun asıl amacına, hakiki maksadına aykırı olduğu sonucuna varılırsa  kanun hükmünü ruhuna, kanun koyucunun amacına uygun olarak yorumlamak gerekir. Bu kanunun üstünlüğünün, hâkimin yasama organının kanun şeklinde oluşan iradesine uygun karar verme görevinin sonucudur. Kullanılan deyimler veya üslup yasama organının gerçek iradesinin kolayca anlaşılmasına imkan vermeyebilir. Sözleşmenin yorumunda olduğu gibi kanun hükümlerinin yorumunda da hakiki maksadı (ratio legis) kanun koyucunun gerçek maksadını (amacını) aramak gerekir. (Hukukda Öğretim-Kaynaklar-Metod, Problem Çözme, Yaşar Karayalçın, Aynur Yongalık 7. Baskı sayfa 136)   <br>\tTMK 1. Maddesinin \"Kanun sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır\" hükmü de kanunun ruhunun uygulamada dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. <br>\tKanun metninin kaleme alınış şekli itibarı ile anlatım ve ifade yerleşiminin tam olmadığı görülse de “konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” dava açılmadan önce denilmek sureti ile kriter olarak alacak ve tazminat  talebi öngörülmüştür. Kanun alacak ve tazminat davası ibaresini bilinçli olarak tercih etmemiş bu tür taleplere ait dava türü ayırt etmeksizin arabuluculuğa başvurmayı dava şartı olarak düzenlemiştir. Gerekçeden ve metinden sadece alacak ve tazminat istemli  davaların dava şartı arabuluculuk dava şartına bağlandığı sonuç çıkmamakta, alacak ve tazminat istemleri hakkındaki açılacak tüm davaların arabulucuk dava şartına bağlı olduğunun  hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. <br>\tEda davası veya tespit davası ayrımı arabulucuğa ilişkin anılan düzenlemede yer almamaktadır. İİK.'na tabi menfi tespit davasının anılan düzenlemeden ayrı tutulduğuna dair gerek TTK’da gerekse İİK’da bir hüküm de bulunmamaktadır.<br>\tİİK kapsamında kalmayan menfi tespit davaları da olabileceği için menfi tespit davasının ayrıntılı olarak İİK’da düzenlenmesi de dava şartı arabulucuk dava şartından muaf olması için yeterli bir done değildir. <br>\tİİK 72. maddesindeki menfi tespit davasının aynı zamanda kendiğilinden istirdata dönüşme ihtimali de gözetilmelidir.<br>\tDiğer taraftan  ödeme üzerine açılan menfi tespit davasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı da Yargıtay'da tartışmalı bir konudur. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ödemeden sonra istirdat davası yerine soyut olarak tespitle yetinilmesini istenilmesi özel düzenlemelerden olmadığı gibi genel biçim koşullarına aykırılık oluşturduğundan davanın reddi gerektiği görüşünde (Baki Kuru Menfi Tespit Davası  ve İstirdat Davası sayfa 233 ve devamı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 02/02/1999 gün 7417-428 e-k sayıl kararı)  iken Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise davanın hukuki tavsifin bizzat hakime ait olduğu gerekçesiyle davacı tarafça menfi tespit  olarak açılan davanın istirdat davası olarak görülmesi gerektiği kanısındadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 15/06/1989 6597/3653)    <br>\tİİK 72. maddesinde düzenlenen istirdat davası niteliği itibarı ile eda davası olmakla birlikte özünde davacı öncelikle ödeme emrindeki alacağın var olmadığı ya da hukuken borçluyu ilzam eder nitelikte bulunmadığı yönlerinin ispatı ile ilgilidir. (Baki Kuru Menfi Tespit Davası  ve İstirdat Davası sayfa 233 ve devamı HGK 03,02,1972 3/1347-73) <br>\tArabuluculuk dava şartı bakımından menfi tespit ve istirdat ayrımı yapılır ise eldeki dava gibi ikisinin bir arada istenilmesi durumunda- ki uygulamada sıklıkça yaşanan dava türü bu tiptedir- arabuluculuk dava şartının yorumlanması daha da karmaşık bir hal alacaktır.<br>\tDiğer taraftan alacak ve tazminata ilişkin davalarda, davalı menfi tespite ilişkin savunmalarını bu dava üzerinden dile getirmek hakkına sahiptir. Hatta bu durumda ayrı bir menfi tespit davası açmasında hukuki yararı da bulunmamaktadır. Alacak ve tazminat davasından önce başlatılan dava şartı arabulucuk sürecinde, kendisinden alacak ve tazminat  talep edilen tarafın borcun doğmadığına ve sona erdiğine veya tutarına ilişkin savunmaları ileri sürmesi engellenemeyeceği gibi bu beyanlar çerçevesinde üzerinde uzlaşılmasına da engel bir hal bulunmamaktadır. Yani alacaklı arabuluculuk sürecinde karşı tarafın  beyanlarına göre uzlaşma ile alacağının olmadığını veya istediği kadar olmadığını kabul ederse arabuluculuk süreci uzlaşma ile sona erebilecektir. Bu ihtimalde arabulucuk sürecine tabi olan olumsuz tespit dayanaklarının ayrı bir talep olarak tek başına ileri sürülmesi halinde davanın arabuluculuk sürecinin dışında olduğunun kabulü de tarafların sıfatına göre uyuşmazlığın tabi olduğu rejimi değiştirmek olacaktır. Menfi tespit istemine ilişkin başlatılan arabulucuk sürecinde de taraflar aynı uyuşmazlık konusu hakkında uzlaşarak arabulucuk sürecini olumlu sona erdirebilirler. <br>\tYukarıda açıklandığı üzere; kanun metni yoruma muhtaç ifadeler içermesi  nedeniyle sırf kanun dili ile sonuca varılamamaktadır. İşin içine yorum katılması gerektiğine  göre yorumun kanunun amacına uygun yapılması gerekir. Kanunun amacı ise gerekçesinden ve ruhundan faydalanarak tespit edilmelidir. Somut kanun hükmünün madde metninden olumsuz tespit davalarının dava şartı arabuluculuğa tabi olmadığına dair açık bir düzenleme bulunmadığına göre genel gerekçe ve madde gerekçesinde kullanılan ifadelerden anlaşılan gayeden hareketle yorum yapılmadır. Genel gerekçe ve madde gerekçesi uyuşmazlık kriterine işaret ettiğinden dava türüne göre değil uyuşmazlık türü esas alınarak  yapılan değerlendirme  sonucunda; eldeki davanın (genel tarımsal kredi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve ödenen tutarların -miktar belirtilmemiş- istirdadı davası) TTK 5/a maddesi gereğince dava şartı arabuluculuğa tabi olduğu sonucuna varılmaktadır.\" gerekçesiyle menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi olduğuna karar verilmiştir. <br>\tEmsal nitelikteki Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri’nin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesine İlişkin Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 13/02/2020 tarih ve 2020/85 Esas 2020/454 Karar sayılı ilamı, 04/06/2020 tarih ve 2020/237 Esas 2020/805 Karar sayılı ilamı, <br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01/04/2021 tarih 2020/4396 Esas 2021/3198 Karar sayılı ilamında ise; \"Bir ticari davanın açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olabilmesi bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre; (a) Öncelikle konusu, bir miktar paranın ödenmesi olmalı, (b) Sonra dava konusu olan bir miktar paranın ödenmesi için yapılan talep, bir alacak veya tazminat talebi olarak ileri sürülmelidir. Bu koşulların bulunması halinde dava açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olacaktır. Bu koşulların gerçekleşmediği ticari davalarda davanın açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması, dava şartı olarak kabul edilmeyecektir. <br>\tKanun maddesinin metni ve gerekçesi bu kadar açık ve net olup zorlamayla da olsa genişletici bir yorum yapılmasına elverişli değildir. Zaten ileri ve özgürlükçü hukuk düzenlerinde zorunlu ve emredici kuralların dar yorumlanması esastır.  Menfi tespit davalarının ticari bir dava olduğu için TTK’nun 5/A maddesi kapsamına alınması ve böyle bir davayı açmak isteyen kişinin önce arabulucuya başvurmaya zorlanması, kanuna aykırı olduğu gibi sayısız hukuki sakıncalara da neden olacaktır. Bu itibarla kanun hükmünde öngörülen açık ifadelere rağmen dava şartı arabuluculuğun uygulama alanının genişletilmesi doğru değildir. <br>\tHMK’nın 106. maddesinde düzenlenen tespit davasının özel bir şekli olan menfi tespit davası, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davası olarak nitelendirilemez. Bu dava sonucunda, borçlunun borçlu olmadığının anlaşılması halinde borçlu olunmayan kısım belirtilmek suretiyle olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü hâllerde dahi olumsuz tespit hükmü kurulması gerekmektedir. Başka bir deyişle, menfi tespit davasının niteliği gereği verilen kararlarda, yalnızca davacının borçlu olup olmadığı belirlenmekte, borçlu olmadığı kısma ilişkin olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Bu hüküm, herhangi bir alacağın tahsilini gerektirir nitelikte bir ilam olmadığından esasa yönelik olarak İİK'nın 32. maddesi uyarınca doğrudan ilamların icrası yolu ile takibe konulamaz. Oysa arabuluculuk sonucu verilen kararlar ilam hükmünde olup, cebri icra yoluna başvurulabilecek niteliktedir. Ancak menfi tespit davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak cebri icraya konu edilip infaz edilemeyeceğinden, ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.\" gerekçesi ile menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı kararlaştırılmıştır. <br>\tBu durumda Dairemiz menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi olduğu görüşünde ise de, Yüksek Yargı kararlarında anılan görüşün aksi olacak şekilde menfi tespit davasının arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı görüşü benimsendiğinden  Dairemizce verilen karar ile kesinleşen dosyalar yönünden Yüksek Yargı kararları ile çelişecek şekilde sonuç doğmaması amacıyla Yüksek Yargı kararları doğrultusunda uygulama yapılması hakkaniyete ve usul ekonomisine uygun görülmüştür.<br>\tHal böyle olunca, mahkemece arabulucuya başvurulmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi, emsal nitelikteki Yüksek Yargı kararlarına aykırı bulunduğundan doğru görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle mahkemece arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, işin esasına girilerek yapılacak yargılama sonunda yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. <br>  HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/(1)-a.4 maddesi gereğince KABULÜNE,<br>\t2-Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/05/2021 tarih ve 2021/351 Esas 2021/497 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA ,<br>\t3- Davanın yeniden görülmesi için dosyanın  ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, <br>\t4-İstinafa başvuran davacı tarafından yatırılan 59,30 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,  <br>\t5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,  <br>\t6-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 353/(1)-a.4 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 13/12/2023<br> <br>      Başkan-              Üye -           Üye -                Zabıt Katibi -<br><br>\t     <br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c03ccd64707d409c","SID":"b6f17c5b591f987b"}}