{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1476 <br>KARAR NO: 2023/1215<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 26/12/2019<br>NUMARASI: 2014/692 Esas - 2019/910  Karar<br>DAVA: Tazminat <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/11/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA: Davacı vekillerince dava dilekçesinde özetle ; Müvekkilinin, dava dışı ...  A.Ş'de %16,666 oranında paydaş olduğunu İstanbul (41.) Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/167 Sayılı dosyası kapsamında yapılan özel denetçi incelemesinde, dava dışı şirketin ticari defterlerinin TTK'da belirlenen usullere uygun tutulmadığını, 2011 yılı yevmiye defterinin ve envanter deflerinin kapanış tasdiklerinin yapılmamış olduğunu, bu durumun ilgili defterlerin şirket açısından beklenen şeffaf, güvenilir ve anlaşılır kayıtlar içerme fonksiyonunu gerçekleştirmesini engellediğini, bu defterlerin artık sadece dava dışı şirket aleyhine delil teşkil edeceğini, TTK m. 375 uyarınca anonim şirket yönetim kurulunun muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde finansal planlama için gerekli düzenin kurulması konusunda devredilemez görev ve yetkisinin olduğunu, bu durumda şirket faaliyet raporunun ve ilgili belgelerin geçerliliğinin şüphe uyandırdığını, müvekkili davacının yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini dava dışı şirkete bildirmesine rağmen, bildiriminin bir yıldan fazla bir süre teşdi edilmemiş olduğunu, sırf bu hususun bile yönetim kurulunun üzerine düşen görev ve sorumlulukları layığıyla yerine getirmediğini gösterdiğini, yönetim kurulu üyeleri tarafından bir takım gerçek dışı ve usulsüz işlemin şirketin ticari defterlerine işlenmiş olduğunu, bu durumun şirketin ve şirket pay sahibi olan davacının zararına olduğunu, bu usulsüzlüklerden en çarpıcı olanın özel denetim raporu ile tespit edildiğini ve bu durumun davacı tarafından özel denetim raporu ile birlikte öğrenildiğini, buna göre 203.960 EURO'nun 27 Mayıs 2011 tarihinde şirket tarafından davacıya ödenmiş olarak gösterildiğim ancak davacıya hiçbir ödeme yapılmadığını, bu tutarın şirket pay sahiplerinin hâkim ortak olduğu ... A.Ş. çalışanı ... tarafından şirkete ait banka hesabından çekilmiş olduğunu ve şirket pay sahiplerinin hâkim ortak olduğu bir diğer şirket ... A.Ş. (...) hesabına yatırılmış olduğunu, işlemi yapan şahsın davacı tarafından yetkilendirilmemiş olduğunu, davacı ile herhangi bir fiili veya hukuki temsil ilişkisinin bulunmadığım, söz konusu muhasebe işleminin usulsüz, gerçek dışı, şirkete ve davacıya zarar verici nitelikte olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin davacının şirketten olan alacağını ödememek amacıyla usulsüz işlem gerçekleştirmiş olduğunu, şirket bilançosunda, gelir gider tablosunda ve diğer finansal belgelerde usulsüzlükler yaptığını yönetim kurulu faaliyet raporunu ve ilgili belgelerin gerçekleri yansıtmadığını, yanlış ve çarpıtılmış bilgiler içermekte olduğunu, şirketin hiçbir nakit sıkıntısı olmamasına rağmen, bankadan yüksek miktarda kredi çekilmiş olduğunu ve alınan bu kredilerin yönetim kurulu üyelerine aktarıldığını, şirket bilançosu ve kar-zarar hesaplarının usulüne uygun düzenlenmediğini, yönetim kurulu tarafından birçok usulsüz ve hukuka aykırı işlem yapıldığını, şirket kaynaklarının dürüstlük kuralına aykırı olarak bir kısım pay sahipleri arasında dağıtılmış olduğunu ve pay sahiplerinin birçok işlemden kişisel menfaat elde ettiğini, şirketin ve şirket pay sahiplerinin zarara uğramasına sebebiyet verildiğini, davalı şirketin  ... projesi kapsamında inşa edilen bir kısım konutlarının, pay sahiplerinin yakınlarına emsal bedelin çok altında bedellerle satıldığını, projenin 26 numaralı bağımsız bölümünün 4 Aralık 2011 tarihinde pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olan ...'in oğlu  ... 2.200.000 TL, 27 numaralı bağımsız bölümün ise ...’in yakın akrabası ...’ya 1.911.600,00 TL karşılığında satıldığını, bu satış işlemlerinin pay sahipleri lehine çok açık bir örtülü kazanç aktarımını ifade ettiğini, bunun dışında 17 adet bağımsız bölümün emsal bedellerinin altındaki fiyatlarla yönetim kurulu üyelerinin yakınlarına satıldığını, müvekkili davacı dışındaki tüm pay sahiplerinin şirket varlıklarını kendi aralarında paylaştığını ve bu bakımdan davacının haklarının gasp edildiğini, yönetim kurulu üyelerinin yapmış olduğu bu işlemlerin Kurumlar Vergisi Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu ile yasaklanmış olan ve ciddi cezai müeyyideler getirilmiş olan örtülü kazanç aktarımına isabet ettiğini, şirketin bu işlemlerden dolayı önemli ölçüde zarara uğradığını, bu işlemlerde yönetim kurulu üyelerinin kusurunun ve sorumluluğunun açık olduğunu, bu durumun finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını ortaya koyduğunu,  ... projesi kapsamında İnşa edilen taşınmazların diğer bir kısmının ise üçüncü kişilerle yapılan kayıt dışı sözleşmeler ile emsal bedelinin altında satıldığını, şirketin önemli ölçüde zarar ettiğini, projenin 21-22 numaralı bağımsız bölümlerinin 2.065.000 USD bedelle ... Limited Şirketi’ne (...) satıldığını, 31 numaralı bağımsız bölümün ise 2.065.000 USD bedelle ... A.Ş.'ye (...) satıldığını, yönetim kurulu üyelerinin bu satışlarda usulsüzlük yaparak haksız kişisel kazanç elde ettiklerini, yönetim kurulu üyelerinin ... ve ... ile akdedilen satış sözleşmeleri dışında şirketin bilgisine sunmadıkları üçüncü/kayıt dışı bir sözleşme imzalayarak 21 -22 numaralı bağımsız bölümler için 3.850.000 USD, 31 numaralı bağımsız bolum için 4.000.000 USD olmak üzere toplamda 7.850.000 USD şahsi menfaat elde ettiklerini, imzalanan taşınmaz satış vaadi sözleşmelerde davacının da İsmi olmasına rağmen müvekkili davacının sözleşme ile ilgisinin bulunmadığını, sözleşmenin ... ve ... tarafından imzalandığını, 21-22-31 numaralı bağımsız bölümlerin satışından 13.980.000 USD kazanılmış olmasına rağmen, şirket ticari defter ve kayıtlarında bu satışlardan 4.130.000 USD gelir elde edilmiş olduğunun gösterildiğini, ilgili kısmın doğrudan yönetim kurulu üyeleri tarafından alındığını,  ... Anonim Şirketi tarafından yapılmış olan değerlemeye göre bu 3 bağımsız bölümün toplam değerinin 10.800.000 USD (21 numaralı bağımsız bölüm 2.900.000 USD, 22 numaralı bağımsız bölüm 2.400.000 USD; 31 numaralı bağımsız bölüm 5.500.000 USD) olduğunu, dolayısıyla bu usulsüz işlemlerin şirket finansal tablolarının eksik, hatalı ve çarpıtılmış olmasına yol açtığını, pay sahiplerinin şirket kaynaklarını kendi menfaatleri için kullandıklarını, yönetim kurulu üyelerinin dürüstlük kuralına aykırı olarak şirkete borçlandıklarını, 31.12.2012 ve 31.11.2011 tarihli bilançolar incelendiğinde, pay sahiplerinin şirkete olan borçlarının 2011 yılında 3.893.543 TL, 2012 yılında ise 4.025.261,13 TL olduğunu, şirket yönetim kurulunun şirket hesabından menfaat sağlamak amacıyla kendilerine kazanç aktarımı yapmış olduklarını, her ne kadar TTK pay sahiplerinin şirkete borçlanmalarım tamamen yasaklamasa da, şirketin yeni yatırımlar yapacağı, ortaklara kar payı dağıtacağı bir dönemde ortaklara sürekli borç vermesinin olağan kurallar çerçevesinde dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, şirket pay sahiplerinin kullanmış oldukları kredilerden dolayı şirkete herhangi bir faiz ödemesinde bulunmadıklarını, bu hususun özel denetim raporunda tespit edildiğini, bunun dışında, Denetçinin, Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri’nin yapmış olduğu tüm usulsüzlüklerden haberdar olmasına rağmen bu usulsüzlükleri ve Şirket finansal tablolarında yapılan oynamaları hiçbir şekilde denetçi raporuna yansıtmadığını, tüm bu gerekçelerin, Şirket Denetçisi ...'ın Şirket'in ve Müvekkili ...’ ın uğramış olduğu zararlardan dolayı sorumluluğunu doğurmakta olduğunu öne sürerek, fazlaya dair tüm hakları saklı kalmak suretiyle; a- Şirket Yönetim Kurulu'nun iş ve işlemlerinden dolayı Müvekkili ...’ın uğramış olduğu doğrudan zararın öncelikle Sayın Mahkeme tarafından tespitine ve tespit edilecek toplam zarar miktarı belirlemek mümkün olmadığından şimdilik 5.000,00 TL’nin dava tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri olan ..., ..., ..., ... ve ... alınarak Müvekkile ödenmesine, b- Şirket Denetçisi  ...' ın kanuni görevlerini yerine getirmemiş olmasından dolayı Şirket'in ve Şirket pay sahiplerinin uğramış olduğu zararın tespit edilmesine ve sorumluluğu ölçüsünde tahsiline, c-Şirket Yönetim Kurulu'nun iş ve işlemlerinden dolayı Şirket'in uğramış olduğu toplam zarann Sayın Mahkemeniz tarafından tespitine, tespit edilen toplam zararın Şirket Yönetim Kurulu Üyesi olan: ..., ..., ..., ... ve ... ve denetçi ...'dan müştereken ve müteselsilen tazminine, dava tarihinden hesaplanacak ticari faizi ile birlikte Şirket’e iadesine, toplam zararın Müvekkil tarafından bilinmesi mümkün olmadığından bu zararlar karşılığı şimdilik 5.000,00 TL'nin dava tarihinden hesaplanacak ticari faizi ile birlikte Şirket’e iadesine,  dava masraflarıyla vekalet ücretinin davalı üzerine yükletilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalılar vekilince cevap dilekçesinde özetle; Dava dışı ... A.Ş'nin 23.09.2005 tarihinde %50 si ... ailesine %50'si ... ailesine ait olmak üzere kurulan ve 6 pay sahibinin de eşit paya sahip olduğu bir anonim şirket olduğunu, davacının kuruluştan itibaren \"şirketi temsil konusunda da yetkili” yönetim kurulu üyeliğinde bulunduğunu, son olarak 29.06.2010 tarihli genel kurulda üç yıl süre ile yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olmasına rağmen, bu görevden 2012 yılında istifa ederek ayrılmış olduğunu, davacının görevden ayrılmasının, davacı ile büyük kardeşleri ... ve ... arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın müvekkili şirket iç ilişkisine yansımasının bir sonucu olduğunu, bu uyuşmazlığın tarafların birlikte ortak oldukları diğer tüm şirketlere de yansımış olduğunu, davacının gerçekte bir hak ihlali olmamasına rağmen mütemadiyen her bir genel kurul kararı aleyhine iptal davası açmaya başladığını, İstanbul 41. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından atanan özel denetçi  ... tarafından özel denetçi raporu hazırlandığını, bu raporda davacının bütün iddialarının cevabının bulunduğunu, ticari defterlerin kapanış tasdiklerinin yaptırılmamış olduğuna dair tespit haricinde davacı tarafın iddialarını destekleyen tek bir bulgunun olmadığını, 2011 yılı olağan genel kurul toplantısının iptali için İstanbul 36. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde açılan 2012/196 E. Numaralı dosya kapsamında hazırlanmış olan bilirkişi raporunda, dava dışı şirket yöneticilerinin şirket gelirlerini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak kar payını azaltmış oldukları yönünde bir tespite rastlanamadığından bilanço ve kar zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin kararın iptal edilmesini gerektirecek bir aykırılığın bulunmadığını, dava konusu genel kurul kararlarının davacıya zarar vermek kastıyla alınmış kararlar olmadığı ve bu nedenle iyi niyet kurallarına aykırılık iddiasının ileri sürülemeyeceğinin açıkça belirtildiğini, davacının iddialarından biri olan adına yapılmış 203.960 EURO tutarında bir ödemenin bilgisi dışında gerçekleştiği ile ilgili olarak özel denetim raporunda, davalı şirket 2011 yılı yasal defterlerinde davacı hesaplarında yapılan incelemelerde davacı hesaplarına giriş çıkışlarda usule aykırı bir durum olmadığı kanaatine varıldığının ifade edildiğini, davadışı şirketin defterlerinde hiçbir usulsüzlük bulunmadığını, davacının ihtiyaç olmamasına rağmen kullanıldığını iddia ettiği, kredinin 22 Mart 2011 tarihli ... Bankasından kullanılmış olan 6.000.000 Euro tutarında bir yatırım kredisi olduğunu, bu kredinin ... projesinin inşası için temin edilmiş olduğunu, davacının yüksek tutarlarda kar elde edildiğini iddia ettiği işin davadışı şirket ortaklarının sahibi olduğu bir arazi üzerinde geliştirilen tır parkı işletmesinin şirket tarafından işletilmesinden hâsıl olan kar olduğunu, 2012 yılı sonunda gelir tablosunda görülen yaklaşık toplam 745,000 TL tutarındaki karın bahse konu işletmeden hâsıl olan kısmının 2008-2012 yıllan arasında yaklaşık toplam 350.000,00 TL olduğunu kalan tutarın döviz cinsinden işlemlerden ortaya çıkan kur farkı değişimlerinin etkileri, ortaklar cari hesabına yürütülen faizler, banka mevduat faizleri ve hesaben oluşmuş karlar olduğunu, tır parkı işletmesinden sağlanan karlarla İnşaat projesinin yapılamayacağının ortada olduğunu, ... Bankası'ndan kullanılmış olan kredi sözleşmesinde davacının da imzasının bulunduğunu, bilanço ve kar-zarar hesaplarının usulüne uygun düzenlenmiş olduğunu, esasen yönetim kurulunun şirketi zarara uğratıcı herhangi bir eyleminin olmadığını, davacının 12.07.2012 tarihli Genel Kurul Toplantısında ...'in oğlu ... projenin 26 numaralı bağımsız bölümünün, akrabası  ... 27 numaralı bağımsız bölümün 50.000,00 TL bedelle satıldığı iddiasında bulunduğunu, hâlbuki bahse konu şahıslarla ön satış sözleşmelerinin 4 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirilmiş olduğunu, kendilerinden kapora olarak 50.000 TL alındığını, davacının bu sırada yönetim kurulu üyesi olduğunu, bunun söz konusu bedellerle yapılmış bir satış işlemi olmadığını bilebilecek bir durumda olduğunu, bu iddiaların özel denetçi raporunda cevaplanmış olduğunu, buna rağmen bu iddiaların 2012 yılı genel kurul toplantısında yeniden gündeme getirilmesi üzerine davacıya iskan belgesi tarihine kadar müstakbel alıcılarla ön satış protokolü imzalanabileceği ancak bunların gelir değil avans niteliğinde olduğu bilgisinin verildiğini, projenin 26 numaralı bağımsız bölümünün 2.200.000,00 TL bedelle  ... 27 numaralı bağımsız bölümünün 1.911.600,00 TL bedelle ...'ya satıldığını, öte yandan satış işlemlerinin 2013 yılında gerçekleştiğini ve bu kazançlardan hasıl olan kazançların 2013 yılı mali tablolarına yansıtıldığını, yönetim kurulunun üretilen bağımsız bölümlerin muhtemel satış fiyatlarını belirlemek amacıyla gayrimenkul için rayiç bedel araştırması yaptığını, bunun için çevresinde bulunan diğer residence projelerinin fiyatlarını emsal olarak aldığını, 12 Eylül 2012 tarihinde İstifa eden davacının 2011 yılının ilk aylan içerisinde satış bedellerinin belirlenmesinin her aşamasında bizzat rol aldığını, satış fiyatlarını benimsemeyen davacının neden 1,5 yıl sonra istifa ettiğini, davacının 9 Mart 2012 tarihli ... Şirketi tarafından hazırlanan değerleme raporunu neden yönetim kurulu üyeleri ile paylaşmadığını, paylaştığı ve yönetim kurulu tarafından rapora itibar edilmediği varsayıldığı takdirde neden istifa etmek için 6 ay beklediğini, neden satış fiyatları noktasında eleştiri konusu yaptığı ... ve ... şirketlerine 21, 22 ve 31 numaralı bağımsız bölümlerin satışım bizzat kendisinin yaptığını, her iki şirketin temsilcisi olan ...  aynı zamanda davacının ... A.Ş. unvanlı şirketindeki ortağı ve ... ve ... şirketlerinin sahibi olan şahsın ... A.Ş.'deki temsilcisi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, 21, 22 ve 31 numaralı bağımsız bölümlerin satılması için davacının Ekim 2010 tarihinde müşteriyi yönetim kuruluna bildirdiğini, satış işlemlerini başından sonuna kadar yönetim kurulunun alıcı ile hiç karşı karşıya gelmediğini bütün ilişkinin davacı ile yasal vekili ... tarafından gerçekleştiğini, uzun pazarlıklar esnasında davacı tarafından müşteri ile beraber hazırlanarak yönetim kuruluna sunulan birçok satış protokolünün olduğunu, nitekim davacının 12 Şubat 2012 tarihinde göndermiş olduğu “... sözleşme taslakları konulu e-mail'de ... protokol son şekli, Pazartesi imzaya hazırlar.\" ifadesinin de durumu açıkça ortaya koyan örnek olduğunu, gerçek satış sözleşmesinin 5 Nisan 2011 tarihinde tapuda tescil edildiğini, hal böyle iken davacının esasen farklı bir amacının olduğunun açıkça anlaşıldığım, ortada tek bir sözleşmenin var olduğunu, imzaları dahi eksik ve natamam bir takım taslakların delil niteliklerinin yürütülmek suretiyle zaman zaman ortaklara kullandırdığını ve ihtiyaç duyduğu tarihlerde verilen borçlan geri çağırdığım, Özel denetim raporunda \"ancak davalı şirketin diğer ortaklarınca şirketten çekilen paralarla ilgili olarak (131 Ortaklardan Alacaklar hesabına) 44.252,02 TL tutarında faiz geliri tahakkuk ettirildiği görülmüştür’’ ifadesinin yer aldığını, ortakların 2011 yılından devreden 3.893.543 TL borcundan 2012 yılı içinde 211.848 TL tahsil edildiğini, ortakların şirkete olein borçlanan 3.681.695 TL’ye düştüğünü, yıl İçinde ortakların bu tutardaki borçlarına şirket lehine 343.566 TL faiz gelirinin tahakkuk ettirilmiş olduğunu, toplam borcun 4.025.261 TL olduğunu, ... ve ... isimli davalıların 2013 yılında şirkete borçlarının kalmadığını, şirkete sağladıkları finansman nedeniyle şirketten alacaklı durumunda olduklarını, özel denetçi raporunda açıkça şirketin ortaklarına borçlanması durumunda ortaklara herhangi bir faiz uygulanmadığı belirtilmesine rağmen, davacının bunu sanki şirketin ortaklarından alacaklı olması durumunda bu parayı bedelsiz kullandırdığı şeklinde algıladığını, bu itibarla şirketin ortaklara haksız kazanç aktardığından bahsetmenin mümkün olmadığını belirterek davanın zamanaşımı yönünden reddi ile davacının \"doğrudan zarar” talebi bakımından belirsiz alacak davası şartlan oluşmadığından 203.960 Euro üzerinden harem tamamlatılmasına, yine \"doğrudan zarar\" talebi adı altında gerçekte ... AŞ'ye karşı yöneltilmesi gereken bir \"alacak talebi\" bulunduğundan husumet yönünden de bu talebin reddine, \"Dolayısıyla zarar\" adı altında ileri sürülen talepler yönünden müvekkillerin ... A.Ş.'yi zarara uğratıcı herhangi bir eylemleri olmadığından bu yönüyle de davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları, Beşiktaş Tapu Müdürlüğü'nden gönderilen tapu kayıtları, İstanbul 41. ATM'nin 2012/67 Esas sayılı özel denetçi atanmasına ilişkin dosyası, İstanbul 2. ATM'nin 2014/81 Esas sayılı ilamı celp edilmiş, sorumluluk davasında tazminatın varlığı ve miktarı yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti 16/01/2017 tarihli raporunda \" Dava dosyası üzerinde ve davadışı şirketin 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ait mübrez ticari defter kayıtları ve dayanağı belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucu huzurdaki davada, davalı Yönetim Kurulu Üyelerinin dolayısıyla zarara istinaden dava tarihi (25/04/2014) itibariyle sorumluluğu; 1. Dolaylı Zarara İstinaden: a.Kaydı satış bedelleri ile satış tarihleri itibariyle tespit edilen rayiç bedeller arasındaki olumsuz farktan dolayı oluşan şirket zararı: (5.975*244,60 USD) TCMB Efektif Satış Kim üzerinden TL karşılığı (5378244,60 USD x 2,1470 TL=) 12.799421,68 TL, b. Şirket ortaklarına verilen borçlara ticari faiz oranı üzerinden faiz tahakkuku gerektiği halk yasal faiz oranı üzerinden faiz tahakkuku yapılmış olması sebebiyle ticari faiz-yasal faiz arasındaki farktan dolayı oluşan şirket zararı: 449.429,09 TL, olmak üzere toplam (12.799427,68+449429,09=) 13.248.850,77 TL olarak hesap ve tespit edilmiştir. Takdir yüce mahkemenindir. 2. Doğrudan zarara istinaden dava dışı şirketin, davacının imzasını havi kanunen geçerli bir belgeye dayanmaksızın, 27/05/2011/312 nolu mahsup fişi ile davacının 332 Ortaklara Borçlar (331.03 ...) hesabına 203.960,00 Euro karşılığı 460.052,18 TL tutarında borç kaydedilmiş olmasının, şirket ortağı ve şirket alacaklısı davacının doğrudan zararı olarak kabulünü getirdiği, dava tarihi (25.04.2014) itibariyle davacının davalılardan doğrudan zararı olarak (203360,00 Euro x 23630 TL=)604,333,48 TL'nın tazminini talep edebileceği, 3. 13.248.850,77 TL tutarındaki dolaylı, 604.333,40 TL tutarındaki doğrudan zarardan (6), davalı denetçinin de YK Üyeleri ile birlikte sorumlu olduğu,\" görüşü bildirilmiştir. Tarafların itirazlarının değerlendirilmesi için ek rapor alınmış, bilirkişi heyeti 15/11/2017 tarihli raporunda \"Huzurdaki davada, davalı Yönetim Kurulu Üyelerinin dolayısıyla zarara istinaden dava tarihi (25.04.2014) itibariyle sorumluluğu; 1. Dolaylı Zarara İstinaden: a. Kaydi satış bedelleri ile satış tarihleri itibariyle tespit edilen rayiç bedeller arasındaki olumsuz farktan dolayı oluşan şirket zararı: (29.698.244,40 USD) TCMB Efektif Satış Kur ı üzerinden TL karşılığı (29.698.244,40 USD x 2,1410 TL-) 63.583.941,26 TL, b. Şirket ortaklarına verilen borçlara ticari faiz oranı üzerinden faiz tahakkuku gerektiği halde yasal faiz oranı üzerinden faiz tahakkuku yapılmış olması sebebiyle ticari faiz-yasal faiz arasındaki farktan dolayı oluşan şirket zararı: 449.429,09 TL, olmak üzere toplam (63.583.941,26 TL +449.429,09=) 64.033.370,35 TL olarak hesap ve tespit edilmiştir. 2. Doğrudan zarara İstinaden; Dava dışı şirketin, davacının imzasını havi kanunen geçerli bir belgeye dayanmaksızın, 27.05.2011/312 no'lu mahsup fişi ile davacının 331 Ortaklara Borçlar (331.03 ...) hesabına 203.960,00 Euro ödemesinin yapılmış gibi yapıldığı anlaşılmakta, bu bedelin ... Hesabına geçmediği düşünüldüğünde bu bedelin, şirket ortağı ve şirket alacaklısı davacının doğrudan zararı olarak kabulünü gerektirdiği bu bedelin aynen ifasının gerektiği, 3.64.033.370,35 TL tutarındaki dolaylı, 203.960,00 Euro tutarındaki doğrudan zarardan YK Üyeleri ile birlikte denetçinin de müteselsilen sorumlu olduğu,\" görüşü bildirilmiştir.Taşınmaz satışlarıyla ilgili yapılan itirazların değerlendirilmesi için yeniden bilirkişi heyeti oluşturularak rapor alınmış, bilirkişi heyeti 18/04/2019 tarihli raporunda \"1- Dava konusu zarar iddiası yönünden yapılan incelemelerde dava dışı ... şirketinin- Gayrimenkul satışları nedeniyle 29.628.244,40.- USD (dava tarihi itibariyle TL karşılığı 63.434.071,26.- TL) ve - Ortakların şirkete olan borçlarına eksik yürütülen faiz nedeniyle 449.429,09,- TL zararının olduğu, -... şirketinin hesaplanan zararının 29.628.244,40.- USD + 449.429,09.- TL olduğu ve bu tutarların dava tarihi olan 25.04.2014 tarihi itibariyle TL karşılıklarının 63.434.071,26 + 449.429,09 - 63.883.500,35.- TL olarak hesaplandığı, 2- Davacının dava dışı ... şirketinde geçerli bir belgeye dayanılmaksızın ve davacının muvafakati olmaksızın 203.960,00.- EURO işlem yapılması nedeniyle 203.960,00.-EURO zararının olduğu, bu tutarın dava tarihi itibariyle TL karşılığının 604.333,48.-TL olarak hesaplandığı, 3- Davacı ile davalılar arasında hukuki ihtilafın 2012 yılında başladığının anlaşıldığı, davacının dava dışı ... şirketinin 2012 yılında yapılan 2011 yılı olağan genel kurul kararlarına muhalif olduğu ve genel kurulda özel denetçi talep ettiği ancak oy çokluğuyla bu talebinin reddedildiği, 4- Dava dışı ... şirketince yapılan gayrimenkul satışları ile ilgili olarak yönetim kurulu kararı alınmadığı, taraflar arasındaki ihtilaf nedeniyle davacının istifa yoluyla yönetim kurulundan 12.09.2012 tarihinde ayrılmış olduğu, 5- Davalı yönetim kurulu üyeleri ile davalı denetçinin heyetimizce hesaplanan zarara dayanak işlemlerin gerçekleştiği tarihte dava dışı ... şirketinde görev yaptıkları, konunun hukuki değerlendirmesinin sayın mahkemeye ait olduğu,\" görüşü bildirilmiştir.Davacı vekili 07/10/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını arttırmış, harç tamamlanarak dilekçe davalı tarafa tebliğ edilmiştir. Açılan dava, TTK 553/1 md. göre yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davasıdır.TTK 553/1 Md.'de \"Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket ortaklarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar\" hükmünü içermektedir. Davacı taraf, dava dışı ... Tic. A.Ş.'nin şirket ortağı, davalılar ise yönetim kurulu üyeleri ve denetçisidir. Davacı taraf 29.06.2010 tarihinde yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş ve 12.09.2012 tarihinde bu görevinden istifa etmiştir. Davacı, dava dilekçesindeki taleplerinde yönetim kurulu üyesi olan davalıların doğrudan doğruya kendisine verdikleri zararı ve dolaylı olarak şirkete verdikleri zararı talep etmektedir. TTK 560 Md'de \"Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve sorumluluğu öğrendiği tarihten iki ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar\" Hükmünü içermektedir. Öncelikle davalı tarafın zamanaşımı itirazı mevcut olduğundan davacının talepleri ayrı ayrı değerlendirilecek olursa davacı taraf, doğrudan zarar kalemi olarak belirttiği 27.05.2011 tarihinde meydana gelen davacının şirket hesabından dava dışı şirketçe 203.960 Euro karşılığı 460.052,18 TL bedelin ...'a gönderildiği fakat bunun davacının talimatı veya imzasına havi bir belgeye dayanmaması nedeniyle davacının malvarlığında doğrudan doğruya azalma meydana getirmesi nedeniyle talep edilmekte olduğu, işlemin meydana geldiği 27.05.2011 tarihinde davacının yönetim kurulu üyesi olup ticari defterlere kaydedilen bu işlemden haberdar olması gerektiği davacı tarafça her ne kadar bu usulsüz işlemin özel denetçi raporuyla öğrendiğini beyan etmiş ise de davacının 12.09.2012 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olduğu ve yapılan işlemin 2011 ticari defterlerine kaydedilmiş olduğu gözetildiğinde öğrenme tarihinin en geç 2011 yılı defterlerinin kapanış tarihi olan 31.12.2011 tarihi olduğu, TTK 560 Md. dikkate alındığında zarar ve sorumlu bu tarih itibariyle öğrenilmiş olduğundan iki yıllık zamanaşımı süresi dolmuş olup dava tarihi itibariyle doğrudan zarar istemi zamanaşımına uğradığından bu talebin reddine karar vermek gerekmiştir.Dolaylı zarar olarak belirtilen tazminat istemlerinde kayıt dışı yönetim kurulu üyelerinin yakınlarına yapılan muvazalı satışlar nedeniyle zararın davacı tarafça dava tarihinden önce biliniyor olması mümkün olmadığından bu talep yönünden zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. Dolaylı olarak verilen zararlar yönünden davanın esasına geçilecek olursa yönetim kurulu üyelerinin usulsüz ve kusurlu iş veya işlemleri nedeniyle dava dışı şirketin uğradığı zararın yansıma yoluyla şirket pay sahibi olan ortağa dolaylı olarak verilen zarar TTK 553 Md. kapsamında davacı tarafça talep edilebilecek olup dava dışı şirket tarafından ... projesi kapsamında yapılan bağımsız bölümlerin kaydi satış bedelleri ile satış tarihleri itibariyle tespit edilen rayiç bedelleri arasındaki farktan oluşan zararın 29.628.244,00 USD yani dava tarihi itibariyle 63.434.071,26 TL olduğu, ayrıca şirket ortaklarınca verilen borçlara ticari faiz oranı üzerinden faiz işletilmesi gerekirken yasal faiz uygulanması nedeniyle oluşan zararın 449.429,09 TL olduğu, toplam tazminat bedelinin 63.883.500,35 TL olduğu, bu miktara talep gibi dava ve ıslah tarihleri gözetilerek ticari faiz işletilmesi gerektiği, verilen zararın dolaylı zarar olması nedeniyle tazminatın şirkete ödenmesi gerekeceği, zararın oluştuğu tarihlerde denetçi olarak görev yapan ...'ın yönetim kurulu üyeleri ile birlikte müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmakla dolaylı olarak şirkete verilen zarar yönünden talep edilen tazminat için açılan davanın kabulüne\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekilince istinaf dilekçesinde özetle; Doğrudan zarar talebinin zamanaşımına uğradığına ilişkin karar usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira davacı müvekkil zarardan özel denetim raporu ile haberdar olduğunu, hiçbir şekilde müvekkilin doğrudan zararını 31.12.2011 tarihi itibariyle öğrenmiş sayılacağının kabulü anlamına gelmemekle birlikte, 2011 yılı ticari defterinin kapanış tasdikinin yapılmadığı bilirkişi raporları ile sabit olduğunu, bu nedenle davalılar lehine delil teşkil etmesi mümkün olmadığını, belirsiz alacak davasında faizin tüm alacak miktarı bakımından dava tarihinden itibaren başlatılması gerektiğini,dolaylı zarar talebinin TL karşılığının dava tarihindeki kur üzerinden hesaplanması hatalı olduğunu, dolaylı zararın fiili ödeme günündeki kur üzerinden ödenmesine karar verilmesi gerektiğini,  öncelikle İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/692 E. - 2019/910 K. sayılı  26.12.2019 tarihli kısmen ret kararı yönünden tehir-i icra kararı verilmesine incelemenin duruşmalı yapılarak, istinaf başvurumuzun kabulü ile; İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/692 E. - 2019/910 K.  sayılı dosyasında verilen 26.12.2019 tarihli kısmen ret kararının kaldırılarak, davanın doğrudan zararın tazmini yönünden tümden kabulüne ve zararın fiili ödeme günü kuru üzerinden davacıya ödenmesine karar verilmesine, dolaylı zararın dava tarihindeki kur üzerinden hesap edilen 63.583.941,26 TL tutar üzerinden değil fiili ödeme günündeki kur üzerinden dava dışı şirkete ödenmesine, mahkemece hükmedilen toplam 63.883.500,35-TL dolaylı zarara ilişkin tazminatın tamamı yönünden, davanın belirsiz alacak davası olması sebebiyle dava tarihinden itibaren faiz hesaplanmasına ve işbu hesaplanacak tutarın dava dışı şirkete ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekilince istinaf dilekçesinde özetle; Islah harcı süresinde yatırılmadığını, yönetim kurulunun şirketi zarara uğratıcı herhangi bir eylemi olmadığını, raporlar arasında büyük miktarda bedel farklılıkları söz konusu olduğunu, çelişki giderilmeden hüküm tesis edilmesi hatalı olduğunu satışlar davacının da imzalamış olduğu satış sözleşmelerinde ki değerlere uygun olduğunu, satışların bir çoğu davacının yönetim kurulu üyesi iken yapıldığını, müvekkillerden ..., ... AŞ'de Yönetim kurulu üyesi sıfatını taşımayıp yalnızca denetçi olarak görev aldığını, öncelikle karar kesinleşinceye kadar kararın icrasının geri bırakılmasına, istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına, yasa ve usule aykırı İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/692 E. 2019/910 K sayılı ve 26.12.2019 tarihli kararın kaldırılmasına ve davanın tümüyle esastan reddine, yargılama masrafları ve ücreti vekâletin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ve denetçisinin sorumluluğu davasıdır.İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davacının doğrudan zarara ilişkin talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine, dolaylı zarar talebinin ise kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı ..., dava dışı ... A.Ş nin 6 pay sahibinden oluştuğu, davacının ise %16,67 oranıyla azınlık pay sahibi olduğu, davacı dışındaki diğer tüm pay sahiplerinin Yönetim Kurulu üyesi olduğu ve 2012 yılına kadar yönetim kurulu üyesi olan davacının hiç bir yönetim kurulu toplantısına çağrılmadığı gerekçesiyle 12/09/2012 tarihinde dava dışı şirket yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiği, davalı taraf yönetim kurulu üyelerinin usulsüz iş ve işlemleriyle hem şirketi hem de şahsını zarara uğrattığı, bu işlemlerin neticesinde 03/12/2013 tarihinde yapılan 2012 yılı Olağan Genel Kurulunda davacının olumsuz oyu ile yönetim kurulunun ibra olamadığı, dava dışı şirketin yönettiği ... Projesi kapsamındaki taşınmazların bir kısmının yönetim kurulu üyeleri tarafından kendi yakınlarına piyasa fiyatının çok altında değerlere satılarak şirketin zararına yol açtığı, ayrıca şirket tarafından davacının bilgisi dışında davacıya yapılmış gibi gösterilen ödemelerle usulsüz işlemler yapılması ve davacının doğrudan ve taşınmaz satışlarından elde edilen paradan yönetim kurulu üyelerinin şahsi hesaplarına geçirilmesi nedeniyle dolaylı zararın oluştuğu iddiası ile iş bu davayı açmış olup davalı taraf ise iddiaların asılsız olduğunu, davacının dava dışı şirketin tüm işlemlerinden haberdar olduğunu ve taleplerin zamanaşımından reddine karar vermek gerektiğini  savunmuştur. Dava dışı şirket, ana sözleşmesinin 23/09/2005 tarihinde İstanbul Ticaret Siciline ... sicil numarası ile tescili ve ilanı ile tüzel kişilik kazanmış ( 6 ) ortaklı 2.779.946,08 TL sermayeli bir anonim şirkettir. Davacı davadışı şirkette %16,68 paydaştır. Dava dışı şirketin İstanbul Ticaret Siciline 30/10/2010 tarihinde tescil ve TISG' nin 08/07/2010 / 7602 sayılı nüshasırun 751.sayfalarında ilan edilen 2009 yılına ait 29/06/2010 tarihli Olağan Genel Kurul toplantısında davadışı şirketin yönetim kurulu ( 3 ) yıl süre ile görev yapmak üzere oybirliği ile seçilmiş  ve kurucu 6 ortak yönetim kurulu üyesi olmuştur.Davaci, 29.06.2010 tarihinde ( 3 ) yıl için seçildiği davadışı şirketteki yönetim kurulu üyeliğinden 12/09/2012 tarihinde istifa ederek ayrılmış ve 2012 yılına ait 03/12/2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında, yönetim kurulunun ( 5 ) üyeden oluşmasına ve ( 3) yıl süre ile görev yapmak üzere, davalılar ..., ..., ..., ... ve ... yönetim kurulu üyesi seçilmiştir. Alınan bu karara davacı olumsuz oy vermiştir.Davadışı şirketin, 2011 yılına ait 12/07/2012 tarihli olağan genel kurul toplantısında, görev süresi dolan ...' ın ( 3 ) yıl süre ile denetçi olarak seçilmesine aynı şekilde oy çokluğu ile karar verilmiştir.Dava dışı şirket ana sözleşmesinin 8. maddesinde şirketin yönetim ve dışarıya karşı temsil yetkisinin yönetim kuruluna ait olduğu ve yönetim şekli düzenlenmiştir. Şirketin 01/06/2007 tarihli olağan genel kurulunda 7. madde ile genel kurulda yönetim kurulunun temsiline ilişkin karar alınmış, yine 29/06/2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında yeniden bir önceki dönem yönetim kurulu üyelerine yetki verilmiş ve şirketin resmi yada gayri resmi daireler nezdinde tanzim edilecek yazışmalar, beyannameler, bildirgelerve bilumum evrakın geçerli olabilmesi için ayrı ayrı yönetim kurulu üyelerinin münferiden tek imza ile yetkili kılındıkları düzenlenmiştir.Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, 6102 sayılı TTK’nın 553/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Maddenin 3. fıkrasına göre, Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.TTK  557. maddesi gereğince Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. (2) Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir. (3) Birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenir.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir.6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları  zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.Doğrudan doğruya zarar, şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya anonim şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya zararı, yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda bu kimselerin ferdi ve hususi haklarının ihlali şeklinde ortaya çıkar.Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır.Davacının doğrudan zarar talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi bakımından yapılan incelemede;Davacı, davadışı şirketçe imzası alınmadan hesabına borç kaydedilmesi sebebiyle oluşan 203.960 EURO tutarındaki doğrudan zararından davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumlu bulunduğunu öne sürerek 25/04/2014 tarihi itibariyle karşılığı TL nin dava tarihinden itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte davalı Yönetim kurulu üyeleri tarafından ödenmesini talep etmiştir.Davadışı şirketin 2011 yılına ait ticari defterleri, kayıtları üzerindeki incelemede 01/01/2011 tarihi  davadışı şirketin 131.03 cari hesap kodunda davacıdan 14.977,96-TL tutarında alacaklı olduğu, davacının ise 331.03 cari hesap kodunda ise davadışı şirketten 480.836,56-TL tutarında alacaklı olduğu, her iki hesapta da davacının alacaklı olarak eklendiği tutarlar aylar itibariyle Tır Parkından elde edilen kira bedelleri olduğu, 27/05/2011 tarihinde davadışı şirketçe davadışı ... ... Bankası aracılığıyla 203.960,00- EURO gönderildiği, paranın aynı gün davadışı şirketin ... Bankası Taksim Şubesindeki hesabından nakit olarak ... tarafından çekildiği ve davadışı ... Tic. A.Ş. nin banka hesabına 203.960 Euronun yatırıldığı ve yapılan işlemde davacının onayı yada talimatı olduğunun sabit olmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar ilk derece mahkemesince işlemin meydana geldiği 27/05/2011 tarihinde davacının yönetim kurulu üyesi olup ticari defterlere kaydedilen bu işlemden haberdar olması gerektiği davacı tarafça her ne kadar bu usulsüz işlemin özel denetçi raporuyla öğrendiğini beyan etmiş ise de davacının 12/09/2012 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olduğu ve yapılan işlemin 2011 ticari defterlerine kaydedilmiş olduğu gözetildiğinde öğrenme tarihinin en geç 2011 yılı defterlerinin kapanış tarihi olan 31/12/2011 tarihi olduğu, değerlendirilerek talebin zamanaşımından reddine karar verilmiş ise de şirket ortakları arasında hesapların denetimine yönelik uyuşmazlık bulunduğu sabit olup davacının şirket hesaplarına ulaşmadaki imkansızlık sebebiyle özel denetçi atanması yoluna da gittiği, davacının fiktif olarak yapılan ve aynı gün çekilern ödemeyi bilemeyebileceği gözetildiğinde kendisinin haberi olmaksızın dava dışı şirketin HMK 222 vd. maddelerine uygun tutulmayan ve aleyhe delil niteliğindeki ticari defterlerinde de davacı alacağı olarak kayıtlı olduğu şekilde 203.960,00-EURO nun dava dışı ... şirketi hesabına yatırıldığı, bu zarar davacı şirket ortağının yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradığı bir zarar olduğundan doğrudan zarar niteliğindedir. Bu zarardan davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğu ve  davacının zararı özel denetçi raporu ile öğrendiğinin kabulü gerekir. TTK'nın 560. maddesinde Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar dolayısıyla dava tarihi itibariyle 2 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu nedenlerle mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile talebin zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Belirsiz alacak davası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenmiştir. Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.  (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. Şirket ortakları arasında hesapların denetimine yönelik uyuşmazlık bulunduğu, davacının şirket hesaplarına ulaşmadaki imkansızlık sebebiyle özel denetçi atanması yoluna da gittiği gözetildiğinde davaya konu zararın tespiti için gerekli olan kayıtlara ulaşmanın ve zarar hesabı yapılmasının davacı elinde olmayan sebeplerle mümkün olmaması karşısında HMK 109. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası açma şartlarının somut olayda mevcut olduğu ve dava tarihinden itibaren faize hükmetmek gerekirken aksi kanaatle davanın kısmi alacak davası olarak nitelendirilip dava ve bedel arttırım tarihinden itibaren ayrı ayrı faize hükmedilmesi isabetli olmamıştır. Davacının dolaylı zarar talebi yönünden ise davacı dava dışı şirkete ait ... projesi kapsamında inşa edilen bir kısım konutların pay sahiplerinin yakınlarına emsal bedelin çok altında bedellerle satıldığı ve böylece pay sahipleri lehine açık bir örtülü kazanç aktarımı sağlandığını iddia etmiş, 09/03/2012 yılında ...  A.Ş den rapor almıştır.  Her ne kadar davalı vekilince dolaylı zarar talebi yönünden de zamanaşımı itirazında bulunulmuş, davacının dava dışı şirketin daire satış işlemlerinin her aşamasına hakim olduğunu sözleşmeleri bizzat hazırladığını savunmuş ve buna ilişkin e-mailler sunmuş ise de maillerin davacının imzası olmaksızın düzenlenen sözleşmelere ait olduğunun tespit edilemediği, mail içeriğinin açık olmadığı görülmüştür. Ancak davacı pay sahibinin hesapların denetiminde sorun yaşadığı, 2012 yılında şirket genel kurulunda özel denetçi atanması talebinde bulunduğu reddi üzerinde dava açtığı, yine 21/01/2014 tarihinde dava öncesinde dava dışı şirket ve şirket YK başkanı sıfatıyla davalı ...'a şirkete ait taşınmazların muvazaalı satışına ilişkin ihtarname gönderdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının zararı ve sorumluyu öğrenme tarihi gözönüne alındığında davacının davayı zamanaşımı süresi içerisinde açtığının kabulü gerekmektedir.Davalı vekilinin ilk derece mahkemesince davanın kısmi dava olarak kabul edilip zararın öğrenilme tarihinin dava tarihi olarak değerlendirmesine rağmen ıslah edilen kısım yönüyle davanın zamanaşımından reddi yoluna gidilmesi gerektiğine dair istinaf istemi bakımından yapılan incelemede yukarıda açıklanan nedenlerle davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi gerektiği gözönüne alınarak  buna ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.6762 sayılı mülga Ticaret Kanunu zamanında var olan üyelerin mutlak müteselsil sorumluluğu sisteminden farklı olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 557. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak Kurumsal Yönetim İlkeleri çerçevesinde “farklılaştırılmış teselsül ilkesi” benimsenmiştir.  Bu yeni düzenleme uyarınca, hiç bir yönetim kurulu üyesi kendisinin sebep olmadığı zararlardan sorumlu değildir. Sorumluluk dış ilişkide kişisel kusurun varlığına bağlıdır. Aynı zarardan birden fazla yönetim kurulu üyesi kusurlu ise zararın tamamından müteselsil sorumlulukları devam eder. Ancak zararın ortaya çıkmasında tek bir üyenin kusuru varsa kural olarak diğer üyeler dış ilişkide sorumluluktan kurtulur. (H. Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.B. S 671 vd.)Mahkemece bilirkişiden rapor alınmış, bu rapor uyarınca davanın kabulüne karar verilmiş ise de, eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. Şöyle ki, öncelikle alınan bilirkişi raporu aynı alacak sebebiyle sorumlu kişilerin tespiti ile kusurları tespit edilmeden düzenlenmiştir. Mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda açıklandığı üzere farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca aynı alacak sebebiyle sorumluluğu bulunanlar tespit edilerek her bir daire satışına ilişkin sözleşme  olup olmadığı varsa dosyaya kazandırılarak, yine dava dışı şirketçe alınan yönetim kararları göz önüne alınarak her bir daire satışından hangi yönetim kurulu üyesinin hangi işlem/sözleşme altında imzası olduğu, hangisinin ne kadar zarardan sorumlu olduğu hususu her bir sözleşme yada taşınmaz satışı gözönüne alınarak ayrıntıları ile araştırılıp rapor alındıktan sonra sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı ve davalılar vekillerince istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı ve davalılar tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 08/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0f9008d6ebc63ad5","SID":"7210325c31ee0e63"}}