{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2020/1923 <br>KARAR NO: 2023/1499<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 01/10/2019<br>NUMARASI: 2017/815 E. - 2019/953 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/11/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasına konu 15/02/2017 vade tarihli bonoya başlatılan takip başlatıldığını, taraflar arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, davaya konu bonoda bulunan imzanın davacının imzası olmadığını, dosyanın teminatsız olarak takibin durdurulmasını, kötü niyetli alacaklı aleyhine takip konusu alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere tazminata ve yargılama gideri ve vekalet ücretinnin karşı tarafa yüklenilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın talebi haksız ve mesnetsiz olduğunu, bonoda bulunan imzanın karşı tarafa ait olduğunu, bu durumun bilirkişi incelemesi ile anlaşılacağını, davacı tarafın borcu olmadığı ve aralarında ticari ilişki olmadığı iddiası doğru olmadığını, kambiyo senetlerinin ticari defterlerde gösterilmesinin zorunlu olmadığını, dava konusu bonoda bulunan imzanın karşı tarafa ait olduğunu, mahkemeyi yanıltarak ihtiyati tedbir kararı alarak icra takibini durdurmayı hedeflediğini, karşı tarafın %20 den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; \"Davacının İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibi ve takip konusu bono nedeniyle davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,Kötü niyet tazminat talebinin kabulü ile takip konusu alacak miktarı olan 100.000,00 TL nin %20 si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesini,Davalının tazminat talebinin reddine,\" karar verilmiştir. <br>İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Mahkemece davacı yanın iddialarına göre takibe konu bononun davacının eli ürünü olup olmadığının tespiti için grafoloji uzmanı bilirkişiden rapor alındığını,  bu raporda dava konusu senet üzerinde bulunan imzanın davacı ... eli ürünü olmadığı kanaatine varıldığı belirtildiğini, mahkemece de bu rapor esas alınarak davanın kabulüne karar verildiğini, müvekkil huzurunda davacı tarafından atılan imzanın davacı eli ürünü olup olmadığını anlayabilmesi gerektiğini, belirtilen üzere bononun keşideci kısmındaki el yazısı ve imzalar kesinlikle davacıya ait olduğunu, müvekkil huzurunda yazılmış ve imzalandığnı, öte yandan, dava konusu senet  arada her hangi bir ciro olmadan  doğrudan lehdar tarafından icra işlemine konu edildiğini, dolayısı ile bu durumda senedin müvekkil tarafından imzalanmış olması gerektiğini, bu durumun ise sahte senet tanzim etmek olduğu ve bir imza incelemesi ile anlaşılabilecek olması karşısında müvekkilin neden böyle bir yola tevessül ettiği de açıklanması gerektiğini, müvekkilin tacir olduğunu,  her hangi bir kişi adına kendi lehine senet düzenleyip onu kendi adına icra takibine konu etmesinin beklenemeyeceğini, bu durum kolayca anlaşılabilecek ve müvekkil aleyhine ceza soruşturmasına neden olabileceğini, bu nedenle bu senedi müvekkilin düzenlemiş olması mümkün olmadığını, mahkemece bu durum gözetilerek müvekkil aleyhine asıl alacağın % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedildiğini, eğer müvekkil gerçekten bu senedi kendisi düzenlemiş ise (senetteki imza kabule göre borçluya ait olmadığına göre senedi müvekkilin düzenlemiş olması gerekir) müvekkil kendisi tarafından icra işlemine konu edilmesi halinde böyle bir durumla karşılaşacağını bilebilecek durumda olduğunu, müvekkil bu halde dahi bonoyu ciro yolu ile başkası adına icra işlemine konu etse bu kötüniyet tazminatından kurtulacak iken bu yola dahi tevessül etmediğini, müvekkilin dava konusu bonoyu kendi adına icrai işleme koymasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ayrıca, senet altındaki imza davacıya ait değil ise bizzat davacı neden vekil olarak şahsım ile iletişime geçmiş, bizzat ofisime gelmiş ve taksitlendirme isteğinde bulunduğunu, üstelik icra dosyasında tebligat yapıldığı halde çok sonra davacı huzurdaki davayı zaman kazanmak için açmış, taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığı, bu nedenle bononun karşılığının bulunmadığı ileri sürülemeyeceğini, zira, kambiyo senetlerinin mücerretlik ilkesi gereği senet düzenlenmekle asıl ilişkiden bağımsız hale geleceği, müvekkilin davacı yandan bono meblağı tutarında alacağı da mevcut olduğunu, bu sebeplerle  dosyanın Adli Tıp Kurumu, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü veya Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'ndan birine gönderilerek  yeni bir rapor alınmasına yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu  belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İstinafa Cevap: Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; istinafa konu müvekkilin imzalarını içeren altı adet belge sunulmuş olup, bilirkişi, dava konusu bonodaki imzayı bu belgelerde yer alan imzalarla karşılaştırmak suretiyle inceleme yapıldığını, 31.07.2019 tarihli söz konusu bilirkişi raporunda, senette müvekkile ithafen atılmış imzalar ile müvekkile ait karşılaştırma imzaları arasında, imza incelemesinde kullanılan grafolojik ve kaligrafik tanı unsurları bakımından çok önemli farklılıklar saptanmış, bonoda yer alan imzanın müvekkilin elinin ürünü olmadığı sabit hale geldiğini, Raporun inceleme kısmında, imzalar arasındaki farklılıklar teknik bir biçimde detaylandırılmış olup, bu bilgiler ışığında farkılıklar açıkça görülebildiğini, Söz konusu rapor bilimsel, hüküm kurmaya elverişli olmadığını, ilk derece mahkemesi kararına dayanak bilirkişi raporundan ve müvekkilin ticari defterlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere, müvekkilin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını, aralarında herhangi bir ticari ilişkide olmadığını, herhangi bir ciro işlemi olmadan, doğrudan davalı lehtar tarafından icra takibine konu edildiğini, imzanın müvekkile ait olmadığını, senetteki imzanın müvekkile ait olmadığı, karara dayanak bilirkişi raporuyla da ortaya konulduğunu, ilk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesinde, dava konusu bonodaki imzanın müvekkile ait olmadığı tespit edildiğini, davalı vekili müvekkilin kendisiyle iletişime geçtiğini, bizzat ofisine geldiğini ve taksitlendirme isteğinde bulunduğunu iddia ettiğini, davalı vekilinin iddiası gerçekdışı olup, davalı, bu iddiasını ispat yönünde herhangi bir delil sunmadığını, davalının söz konusu iddiasına itibar edilmemesi gerektiğini, davalı tarafın istinaf taleplerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek istinaf taleplerinin reddine, karar verilmesini yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Gerekçe ve Sonuç: Dava İİK'nın 72/1. maddesi uyarınca icra takibinden  sonra  açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Davacı vekili ,  uyuşmazlık konusu  bonodaki  imzanın  davacıya ait olmadığını , taraflar arasında ticari ilişki bulunmadığını   beyanla İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına konu bono nedeniyle borçlu olunmadığının  tespitini talep etmiştir. Somut olayda,  İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında;   24.08.2016  tanzim tarihli , 15.02.2017  vade tarihli, 100.000 TL bedelli,  keşidecisinin davacı,  lehtarının  davalı olduğu bono dayanak yapılarak    kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi yapıldığı, takibin kesinleştiği görülmektedir. İmza incelemesi için alınan bilirkişi raporunda; inceleme konusu senet ile  karşılaştırma imzaları arasında , imza incelemesinde kullanılan grafolojik ve kaligrafik tanı unsurları bakımından çok önemli farklılıklar saptandığından, söz konusu imzaların, mevcut karşılaştırma imzalarına kıyasla davacı ...  eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Dosya kapsamına göre ;  24.08.2016  tanzim tarihli, 15.02.2017  vade tarihli , 100.000 TL bedelli,  keşidecisinin davacı,  lehtarının  davalı olduğu bono dayanak yapılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi yapıldığı,  ancak söz konusu bonodaki borçlu  davacı adına atılmış olan  imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiği, hükme esas alınan raporda imzanın borçlunun eli ürünü olmadığı yönünde kesin kanaat bildirildiği, bahsi geçen raporun uzman bilirkişi tarafından gerekli teknik cihazlar kullanılmak suretiyle, 2010-2016 dönemini kapsayan  keşide tarihine yakın mukayeseye esas belgeler üzerinden inceleme yapılarak düzenlendiği, dolayısıyla kesin kanaat içeren bu raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu , bu durumda bononun davacı tarafından tanzim edilmemiş olması nedeniyle sahte olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu, sahtecilik iddiası herkese karşı ileri sürülebilen defilerden olup menfi tespit talebinin kabulüne karar verilmesi yerindedir. Ayrıca, davalının  senedin lehtarı olduğu , yüz yüzelik ilkesinin  söz konusu olduğu , bu nedenle imzanın borçluya ait olmadığını bilecek durumda olduğu halde  senedi takibe koymakla kötü niyetli olarak kabulü gerektiği, İİK'nın 72/5 maddesindeki tazminat koşullarının  somut olay bakımından gerçekleştiği,  davalı aleyhine tazminata  hükmedilmesinin isabetli olduğu, ilk derece mahkemesinin kararında yazılı gerekçelere göre istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç olarak , dosya kapsamında  iddia ve savunmaya, saptanan dava niteliğine ve  toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin kararda gösterilen yasal ve yeterli gerekçeye göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı   vekilinin,  istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Davalı vekilinin İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine  kesin olmak üzere karar verilmesi gerektiği kanaati ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/10/2019 tarih ve 2017/815 E. 2019/953 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7003,06-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 1.750,76-TL harcın mahsubu ile bakiye 5.252,30-TL  harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6b5a8db92503b72c","SID":"711ba15afeabd7af"}}