{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2020/1919 Esas<br>KARAR NO: 2023/1498<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 12/09/2019<br>NUMARASI: 2018/409 E.-2019/361 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/11/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava konusu \"...\" markasının SMK koruması altında,  mimarlık, mühendislik ve inşaat alanında bilinen müvekkili şirket adına  tescilli olduğunu, ... numarası ile markanın 35,37,42 sınıflarda tescil edildiğini,  müvekkil firmanın markasını korumak maksadıyla yaptığı araştırmada davalıya ait firmadan haberdar olduğunu, \"...  müvekkili firma tarafından uzun yıllardır mimarlık ve mühendislik alanında hizmet veren ve bilinen bir firma olduğunu, bu bağlamda, aynı sektörde hizmet veren davalı tarafın basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü olduğunu, davalı tarafın haksız rekabete sebebiyet veren fillerinden ötürü müvekkili firmanın  itibar kaybı yaşadığını, maddi ve manevi zarara auğradığını, bu nedenle davalı yanın marka hakkına tecavüz ve haksız fiil teşkil eden dava konusu \"...\" markasının ve isminin kullanılmasının durudurulması, ticaret unvanının terkini, davalı firmaya ait internet ortamında (web sayfalarında) marka isminin kullanılması sabebiyle internet içeriğinin engellenmesi ve tecavüz teşkil edecek her türlü yazılı görsel içeriğinin kaldırılmasını talep ettiklerini,  TTK Madde 54 uyarınca rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve  hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin verdiği hizmetin müşteriler bazıda aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkili firmanın ilgili SMK'dan doğan haklarının ihlal edildiğini ve iltibas yarattığını, davalı yanın söz konusu markayı kullanırken basiretli bir tacir gibi davranmadığını, markayı kullanırken hiçbir hüküm ve sınır gözetmediğini,  6769 SMK’mn 159 vd. Maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilerek, SMK 150 uyarınca markadan doğan haklara tecavüz ve TTK Madde 52 ve 55 uyarınca haksız rekabet suretiyle verilen “...\" adıyla verilen hizmetin durdurulması ve her türlü tanıtım evrakına el konulması, davalı tarafa ait internet yer sağlayıcılarının engellenmesi ve tecavüz teşkil eden her türlü fiilinin durdurulmasını, müvekkil adına Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescilli “...\" adına marka ve marka başvurusundan kaynaklı haklara dayalı tarafın tecavüzünün ve haksız rekabet teşkil eden fiillerin tespiti, meni ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, ilgililere tebliğ edilmesi ve  tirajı yüksek gazetelerden birinde yayınlanmasını davalının ettiği kazanca göre ve fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000-TL maddi tazminat ve yasal faizinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  SMK m. 29 ve bu maddede m.7’ye yapılan atıfla hangi fiillerin marka hakkına tecavüz sayılacağının düzenlediğini, 7. maddenin ihlalini teşkil eden eylemlerin oluşumu için anılan hükümde yer verilen \"haksız kullanım modelleri”nden birinin \"haksız kullanım şekilleri \"nden biri vasıtasıyla gerçekleştirilmiş olması gerektiğini, davacının ihlal ettiğini iddia ettiği işaretin müvekkilinin usulüne uygun şekilde tescil ettirdiği ticaret unvanı olduğunu, ticaret unvanının işletmeleri birbirinden ayırt etme amacı taşıdığını, markanın ise ticaret unvanının aksine malları ve hizmetleri birbirinden ayırt etmeye yaradığını, bu iki işaretin ayırt edicilik fonksiyonlarına uygun şekilde kullanılması halinde işaretler arasında karıştırma ihtimali olmasının zayıf olduğunu, ayrıca, müvekkilinin davacıya ait olan ... tescil numaralı \"...\" markasından önce bu ibareyi mimarlık ve inşaat hizmetlerinde kullandığını, davacının SMK m. 19/2'ye göre, itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye'de ciddi biçimde kullanmakta olduğunu ispatlaması gerektiğini, itiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması halinde itirazın, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak inceleneceğini, \"... müvekkil tarafından 2010 yılından itibaren kullanılıyor olması itibarıyla marka tecavüzü için zamanaşımı süresinin dolduğunu,  SMK m. 157'ye göre  sınai mülkiyet hakkı veya geleneksel ürün adından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde, Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin uygulanacağını, Borçlar Kanunu madde 70'e göre, 2 yıllık zamanaşımının zararın ve fiilin öğrenilme tarihinden itibaren işleyeceğini, davacının basiretli bir tacir olarak 2010 yılından beri kendisiyle aynı sicilde tescilli olan davalı müvekkilini bilmesi gerektiğinin tartışmasız olduğunu, bu itibarla ihlal ve tecavüz davası açmak için aranan 2 yıllık sürenin dolduğunu,  davalının \"... 2010 yılından itibaren aralıksız, yoğun ve yaygın bir şekilde kullanması nedeniyle marka üzerinde kazanılmış bir hakkı olduğunu, davacının marka tescilinin ise davalının unvan tescilinden sonra 2011 yılında yapıldığını, dolayısıyla müvekkilinin \"...\"  ibaresi üzerinde üstün hakkı olduğunu, kaldı ki şirketlerin yakın tarihlerde kurulmuş ve üzerinden uzun zaman geçmiş olması karşısında müşterilerin iki ayrı \"... varlığı hakkında eğitim ve tecrübe kazandıklarını, AB Mahkemesi’nin de belirttiği üzere, bazı durumlarda iki markanın piyasada bir arada aynı anda bulunmasının (coexistence) karışıklık riskini düşürebileceğini,  bunun için önceden kullanılan marka ile başvurusu yapılan markanın aynı olması ve aynı mal/hizmetler için hiçbir karışıklık olmadan kullanılmış olmasının gerektiğini,  müvekkilinin 2010 yılından itibaren \"... kullanarak emek verdiğini; davacının sessiz kaldığı 8 yılda korunmaya değer bir ekonomik değer yarattığını, SMK m. 25/6’e göre; marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceğinin düzenlendiğini,  davacının unvan tescilinden 8 yıl sonra müvekkilinin markasına karşı çıkarak tecavüz ve tazminat iddiasında bulunmasının kötü niyetli olduğunu; müvekkilin \"...\" ibaresini kullanımının davacının aktifinin azalması veya pasifinin artması yönünde bir etki doğurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi veya belgenin dosyada olmadığını, müvekkilinin \"... kullanımı nedeniyle haksız bir rekabet olmadığını, davacının \"...  orijinal bir ibare olduğunu söylemesine karşın \"... ilk kullanan ve tescil ettirenin davacı olmadığını, davacının müvekkilinin \"...\" ibaresini markasal olarak kullandığına ilişkin herhangi bir kanıt sunmadığını ve bu hali ile marka tecavüzünü kanıtlayamadığını,  müvekkilinin \"...\" ibaresini 2010 yılından beri kullanması nedeniyle marka tecavüzü açısından zaman aşımı süresinin dolduğunu, ayrıca yoğun ve yaygın kullanımdan dolayı \"...\" ile önemli bir ekonomik değer yarattığından \"...\" üzerinde kazanılmış hakkı olduğunu; davacının 2011 yılından beri tescilli ... markasını markasal anlamda kullanmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. <br>İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkemece; \"Davanın REDDİNE,\" karar verilmiştir.  <br>İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Somut olayda davacı müvekkile ait www.....com.tr alan adının 02.04.2010 tarihinde tahsis edilmiş olduğu ve kullanılmakta olduğu tespit edildiğini, 17.07.2012 tarihinde davacının ... no.lu “...” markasının tesciline karar verildiğini, davalının markasal kullanımını gösterir alan adı ise 05.08.2014 tarihinde tahsis edildiğini, davalı adına “...” ibaresini ieren bir marka tescili bulunmadığını, davalının, davacının 2010 yılından beri kullandığı ve 2011 yılında 35, 3, 42. sınıflarda tescilli olan markasındaki “...” esas unsurunun davalı tarafından da esas unsur olarak markasal kullanımı marka hakkına tecavüz kapsamında olduğunu, müvekkil Firma “...” İle davalı taraf “... Limited Şirketi” davalı şirketin verdiği hizmet, müşteriler bazında aldatıcı ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, müvekkil firmanın ilgili SMK’dan doğan haklarını ihlal ettiği ve aleyhine iltibas yarattığını, davalı yan her ne kadar iştigal konularının farklı olduğunu kendi iş konusunun konut inşaatı olduğu, müvekkil davacının ise mimarlık ve mühendislik olduğunu iddia etse de https://www.instagram.com/.../ alan adlı Instagram hesabından da görüleceği gibi, davalıya ait hesap isminin ... olması bir yana paylaşımların büyük çoğunluğu da mimarlık ve iç mimarlık hizmetleri olduğu açıkça görüldüğünü, Bu durum davalı yanın iştigal konusu olmamasına rağmen raporlarda da açıkça ispatlanmış olan davalıya ait mimarlık faaliyetlerinin reklamını yaptığı alan adı ve sosyal medya hesaplarında 2016'dan bu yana mimarlık alanında çalışmalar yaptığı belgelendirildiğini, davalının \"...\" ibaresini kendi markasında esas unsur olarak kullanmış olması davacı müvekkilin emeğinden haksız faydalanma olarak TTK m.55/1/a/4 haksız rekabet kapsamında olduğu, Bununla birlikte davalının \"...\" ibaresini markasal biçimde kullanılması markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkilin tescilli markasının başkaca firmalara tarafından kullanıldığını kendi firmasına iş başvurusu yapan kişilerden aldığı mailler ile farkettiğini, Bir eleman arayışında olmayan davacı müvekkilin mailler üzerinden başvuranların başka bir firmaya başvurduklarını anladığını, söz konusu ilk mail 23.02.2018 tarihinde görülmüş ve bu tarihten sonra başkaca iş başvurusu maili firmaya geldiğini, bu sebepledir ki müvekkilin başkaca firmaların “...” marka ismini kullandığını öğrenme tarihi itibariyle vakit kaybetmeksizin dava açtığını, işbu davaya konu ... ibaresi davalı firma tarafından markanın esaslı unsur olarak kullanımı karışıklığa sebebiyet verdiği ve  devam eden markasal bir kullanım da söz konusu olduğundan marka hakkına tecavüz gerçekleşmiş, davacı müvekkilin emeğinden haksız olarak faydalandığından haksız rekabet oluşmuş, maddi tazminat talebinin kabulü için gereken ve aranan kusur şartı da gerçekleştiğini, bu sebeplerle yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu  belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın  kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İstinafa Cevap: Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirket 2010 yılından beri unvan olarak tescilli, 2011 yılından itibaren de sosyal medyada aktif olarak kullanılan müvekkilin ... unvanından haberdar olduğunu, ... markasıyla ödüller alarak bilinirlik kazandığını öne süren davacının kendisiyle aynı sicilde  8 yıldan uzun süreden beri tescilli olan sosyal medyada da 7 yıldan uzun süreden beri kullanılmakta olan müvekkilin unvanından haberdar olmadığını nitekim yargıtay kararları da sessiz kalmada genel olarak 5 yıllık süre uygulamakta olmaları karşısında olayımızsa sessiz kalma için aranan sürenin de geçmiş olduğunu, bu çerçevede, 8 yıldan uzun süreden beri davacıyla aynı sicilde(İstanbul) tescilli unvan olarak 7 yıldan uzun süreden beri de sosyal medyada kullanılan müvekkilin ... ibaresini basit bir araştırmayla bulabilecek olan davalının bu kullanımı bildiği/bilmesi gerektiği halde sessiz kalmış olması nedeniyle dava hakkını kaybettiğini, ... kararında da belirttiği üzere; önceki markanın varlığı hakkındaki mevcut veya muhtemel bilgi başvurunun kötü niyetle yapıldığını, davacının aleyhine gelen karardan sonra kötü niyet iddiasında bulunmuş olması da bu konudaki argümanının zeminden yoksun olduğunu davacı tarafın istinaf taleplerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek istinaf taleplerinin reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına, karar verilmesini talep etmiştir.<br>Gerekçe ve Sonuç: Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ortadan kaldırılması ile maddi tazminat  istemlerine  ilişkindir.Davacı vekili feragat dilekçesi sunmuş ancak dilekçenin içeriğinin somutlaştırılması bakımından muhtıra çıkarılmasına rağmen bir bildirimde bulunmamıştır. Sunulan dilekçenin içeriği itibariyle şarta bağlı bir feragat beyanı olduğu ve hangi talepler yönünden feragat edildiği belirsiz olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesi gerekmiştir. SMK 7. maddesinde marka sahibinin  izinsiz olarak yapılması hâlinde, önlenmesini talep edebileceği fiiller belirtilmiş, aynı kanunun 29. Maddede ise, marka hakkına tecavüz sayılan  fiiller gösterilmiş, buna göre , marka sahibinin izni olmaksızın, tescilli olan marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri olan  bir işaretin tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması marka hakkına tecavüz olarak  gösterilmiştir. Aynı kanunun 149. Maddesine göre  marka hakkına tecavüz edilen hak sahibinin tecavüzün tespitini, önlenmesini  durdurulmasını, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir.  6102 Sayılı TTK'nın 55/1-5 maddesine göre; \"Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak\" dürüstlük kuralına aykırı haksız rekabet hâli olarak belirtilmiştir. Bu durumda, kişinin bir başkasının haklı olarak kullandığı mal veya iş ürününün ya da ticaret unvanı veya markasının aynısını ya da benzerini kendi iş ve faaliyetinde ticari amaçla kullanması, ilgili malı veya iş ürününü piyasaya sunması iltibasa yol açar ve haksız rekabet teşkil eder. O hâlde SMK 7. ve 29.  Maddeleri kapsamında  tecavüz fillerinden birini işleyen mütecavizin eylemi aynı zamanda haksız rekabet teşkil etmektedir.Dosya kapsamına göre, “... +şekil”  markasının davacı ... şirketi adına  ... tescil numarası ile 35, 37, 42  sınıflarda 26.01.2011 başvuru tarihinden itibaren korunduğu, markanın 17.07.2012 tarihinde tescil edildilği anlaşılmıştır. Davalı adına \"...\" ibareli marka tescili bulunmadığı görülmektedir. Uyuşmazlık davalının markasal kullanımları noktasında toplanmaktadır.   09.08.2019 tarihli bilirkişi raporunda; ... tescil no.lu “...+şekil” markasının 35, 37, 42. sınıfta davacı adına tescil edilmiş olduğu, davalının  ileri sürdüğü kullanım ispatı defi kapsamında yapılan incelemede  tespit edildiği üzere davacı markasının şirketin faaliyet alanı kapsamında  2010 yılından beri kullandığı ve 2011 yılında 35,37,42. sınıflarda tescilli olan markasındaki “...” esas unsurunun davalı tarafından da markada esas unsur olarak kullanımı karışıklığa sebebiyet verebileceğinden marka hakkına tecavüz kapsamında değerlendirilebileceği (SMK m.7/3/d, 29),... ibaresinin davacı markasında esas unsur olarak kullanılıyor ve davacının bu ibare üzerinde hak sahibi olması karşısında, davalının “...” ibaresini kendi markasında esas unsur olarak kullanılmış olmasının davacının emeğinden haksız faydalanma olarak haksız rekabet kapsamında değerlendirilebileceği (TTK m.55/l/a/4); Maddi tazminata hükmedilebilmesi için aranan kusur şartının gerçekleşmiş olduğunun kabul edilebileceği,  davacı ... Ltd. Şti. 17.04.2008 tarihinde ve davalı  .... Tic. Ltd. Şti. 08.03.2010 tarihinde kurulmuş olduğunu, davacı ve davalı şirket unvanlarının ek/vurgulayıcı unsurunun “...” ibaresi olduğunu,  tarafların ticaret unvanlarındaki ek/vurgulayıcı unsurları benzer olmakla, davalı unvanının sicilden terkini şartlanrının mevcut olduğunu, davalı şirketin  08.03.2010 tarihinde kurulmuş ve huzurdaki dava 15.08.2018 tarihinde ikame edilmiş olmakla, aradan geçen yaklaşık 8 yıl 5 aylık sürede sessiz kalmak suretiyle hak kaybının olup olmadığınnın mahkemenin takdirinde olduğu, www.....com.tr alan adının 02 Nisan 2010 tarihinde alındığı, www.....com alan adının 05 Ağustos 2014 tarihinde alındığı, ..\" tespit edilmiştir. Markaların benzerlik karşılaştırılmasında, doktrin ve Yüksek Yargı uygulamaları ile belirlenen kriterler, işaretler arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik olup olmadığı ile itiraza mesnet markanın doğasından gelen veya sonradan kazanılmış ayırt edeciliği bulunup bulunmadığıdır. İlke olarak benzerlikte, markaların tüketici üzerinde  bütün olarak bıraktığı  genel izlenim veya akılda kalan kaba görünüm dikkate alınmalıdır. Yine  ilgili mal veya hizmetin benzerliği üzerinde de durulmak gerekir.  İltibas ya da karıştırma riskinin varlığı için, tescil kapsamındaki mal/hizmetlerin ve aynı zamanda markanın (işaretlerin) karıştırma ihtimali bulunacak derecede aynı yada benzer olması gerekir.Davacının ... no.lu “...+şekil” markasının 2010 yılından beridir tescil edildiği sınıflarda kullanılmakta olduğu, davacıya ait www.....com.tr alan adının 02.04.2010 tarihinde alındığı , davalının kullanımında olan  www....com alan adının 05 Ağustos 2014 tarihinde alındığı ve kullanılmakta olduğu, davacı ... ünvanlı şirketin 17.04.2008 tarihinde, davalı ... ünvanlı  şirketin ise  08.03.2010 tarihinde kurulmuş olduğu, davacının markasını faaliyeti çerçevesinde dava tarihinden geriye 5 yılı kapsar şekilde kuruluşundan itibaren  kullanmakta olduğu, davalının SMK 29/2 maddesi kapsamındaki kullanmama def'inin yerinde olmadığı, ibare üzerinde davacının öncelik hakkı bulunduğu,  davalının alan adı ve ticaret ünvanında  davacı markasının esas unsurunu teşkil eden \"..\" ibaresini  davacı markasının tescilli olduğu sınıfta aynen markasal olarak kullandığı , bu kullanım ile iltibas oluştuğu açıktır. Öte yandan sessiz kalma yoluyla hak kaybı SMK 29. Maddesinde hükümsüzlük davaları bakımından düzenlenmiş olmakla  birlikte, bu kuralın dayanağını tüm hakların kullanılmasında gözetilmesi zorunlu olan , hakların kullanılmasının sınırını belirten TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ve iyiniyet kuralı  oluşturmaktadır. Zira markanın kullanımına uzun süre sessiz kalınmış olması bu kullanıma zımnen muvafakat edildiği anlamına gelir ki bu şekilde  uzun süre sessiz kalınarak güven yaratıldıktan sonra   ihlalin dava edilmesi dürüstlük ve iyiniyet kuralları ile bağdaşmaz,  hakkın kötüye kullanılmasını teşkil eder ve hukuk düzeni hakkın kötüye kullanılmasını  korumaz. Somut olayda, ihlale dayanak davacı marka başvurusunun 2011, tescilinin ise  2012 tarihinde yapıldığı,  davalının  www...com alan adının 05 Ağustos 2014 tarihinde alındığı   ve kullanılmakta olduğu, davanın 15.08.2018 tarihinde açıldığı , bu hali ile  ibarenin alan adı olarak markasal kullanımı üzerinden 5 yıldan fazla bir zaman geçmeden eldeki davanın açılmış olduğu, davalı adına ibareyi içeren ticaret ünvanı tescili daha önce ise de sırf ünvan tescilinin tek başına ticaret alanında markasal kullanım olarak kabule yeterli olmadığı, bu nedenle alan adının alındığı tarihte markasal kullanımın varlığının ispatlandığı, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğraması için davalının markasal kullanımlarını bilmesi ve buna rağmen sessiz kalması şartının arandığı, davacının alan adının alındığı tarihten önce ibarenin markasal olarak kullandığını bildiği veya bilmesi gerektiği ispatlanamamıştır. Davacı kendisine  iş başvurusu için müracaat edilmesi üzerine durumu öğrendiğini beyan etmiş olup bu beyanın aksi ispatlanamadığından mahkemece davacının talepleri hakkında inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği  anlaşıldığından  davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiştir.Davacı   vekilinin İstinaf başvurusunun kabulü ile  HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına  kesin olmak üzere karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2-İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 12/09/2019 tarih, 2018/409 E. 2019/361 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,  4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5-Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1/g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 30/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6750c6dcb51d5984","SID":"feaa4fe1541bded7"}}