{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2111 <br>KARAR NO: 2023/1680<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/12/2019<br>ESAS NO: 2017/574 <br>KARAR NO: 2019/1207<br>DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ: 14/06/2017<br>KARAR TARİHİ: 29/11/2023<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kuruluşu ... . Bölge Müdürlüğü ile davalı arasında ... Adapazarı ve Çatalağzı tesisleri çevrenin temizliği, bakımı, sosyal hizmetleri yemek pişirme ve yemek servisi yapılması işi için 24/12/2012 tarihinde sözleşme imzalandığını, davalı şirketin işçilerinden ... tarafından, kıdem tazminatının ödenmemesi nedeniyle Kuruluşu ... aleyhine ve sözü edilen şirket aleyhine alacak davası açıldığını, Sakarya İş Mahkemesi 2014/436 esasında açılmış olan davanın yargılaması sonucunda, davalı şirket tarafından ödenmeyen kıdem tazminatı alacağının mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte Kuruluşu ve davalıdan müteselsilen tahsiline karar verildiğini, bunun üzerine alacağın tahsili amacıyla davacı ... tarafından Sakarya .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine ve Kuruluşu aleyhine icra takibine başvurulduğunu ve Kuruluşu icra emri gönderildiğini, Kuruluşunca ilgili icra müdürlüğüne 13.959,48-TL ödeme yapıldığını, bu miktarın davalı yüklenici firmaya rücu edilmesi zorunluluğu doğduğunu, şöyle ki; Kuruluşu ...  Bölge Müdürlüğü ile davalı arasında imzalanan 24/12/2012 tarihli sözleşmeye ve sözleşmenin eki niteliğinde olan hizmet işleri genel şartnamesine ve diğer ek belgelere göre kuruluşun işçi alacaklarından 3 aylık ücret alacağı dışında sorumluluğu bulunmadığını, işçi alacaklarından çalıştırdığı tüm personel işvereni olarak davalı şirketin sorumlu olduğunu, dolayısıyla yüklenici firmanın sözleşme gereği personeli ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle Kuruluşun zararı oluştuğunu, Kuruluşun hiçbir kusuru bulunmamasına rağmen ödemek zorunda kaldığı miktarın tahsili için işbu davayı açmak zorunluluğu doğduğunu, davanın kabulü ile 13.959,48-TL'nin ödeme tarihinden itibaren avans faizi, masraflar ve vekalet ücreti ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; Yeni Borçlar Kanunu hükümleri de dikkate alınmak suretiyle, taraflar arasındaki müteselsil sorumluluk bakımından iç ilişkideki kusur oranının belirlenerek; işçilere verilen zarar bakımından müvekkil şirketin hiçbir haksız fiil ifa etmemiş olması nedeniyle; müvekkilin kusursuz olduğunun tespitini ve bu nedenle davanın tamamen reddini, bu talebin kabul görmemesi halinde, taraflar arasındaki kusur oranının belirlenerek, kusur oranının dışında kalan meblağ bakımından davacının davasının reddini, bu talebin dahi kabul görmemesi halinde, Yeni Borçlar Kanununda da açıkça belirtildiği üzere müteselsil sorumlukta her halükarda borçluların %50'den fazla sorumlu tutulamayacağı gerekçesi ile davanın fazlaya ilişkin kısmının reddini, davacı tarafın faiz talebinin başlangıç tarihinin hukuka aykırı olduğunu, ancak dava tarihinden itibaren faiz işletilebileceği gerekçesi ile faiz talebinin reddini, ayrıca muhakeme masrafları ve avukatlık ücretinin de karşılık tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''Dava; Alt işveren davacı şirketin, davalı asıl işveren tarafından çalıştırılan dava dışı işçinin açmış olduğu dava sonrasında ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu olayda da davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcuttur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı ile davalı arasında imzalanmış olan sözleşmenin sorumluluğa ilişkin 22.1. maddesinde genel şartname hükümlerine atıf yapıldığı; ancak genel şartnamenin 6. bölümünde yer alan 38. maddesinde;  işçi ücretleri açısından düzenleme getirildiği; fakat kıdem tazminatına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle; asıl işveren ve alt işveren olan taraflar arasındaki sözleşme ve şartnamelerde, iş akdinin feshedilmesi nedeniyle doğan dava konusu tazminat alacaklarından tümüyle yüklenici alt işverenin sorumlu olacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından, dava dışı işçiye yapılan söz konusu ödemeler nedeniyle davacı taraf ve davalının yarı oranda sorumlu olduklarının kabulü gerekmiştir. İşçinin çalışmış olduğu her bir alt işveren dönemine isabet eden işçilik alacaklarından, ilgili olan alt işveren sorumlu olacağından, davalı alt işverenin sorumluluğu da sadece kendi dönemi ile sınırlı olmalıdır. Davalının \"son işveren\" olması da bu sonucu değiştirmez. İhbar tazminatı dışındaki tüm işçilik alacaklarında, işinin çalışmış olduğu dava dışı ve davalı alt işverenler, davacı üst işverene karşı, kendi dönemiyle sınırlı olmak üzere sorumludurlar. Bu nedenle; davaya konu kıdem tazminatı alacağından, kendi dönemine isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olduğu kabul edilerek, tespit edilecek miktarın 1/2'sinin davalıdan tahsili gerektiği anlaşılmıştır. Somut olaya dönüldüğünde; dosya kapsamına alınan ve hüküm kurmaya elverişli bulunan kök ve ek bilirkişi raporlarında yukarıdaki açıklamalar ışığında yapılan hesaplama sonucunda belirlendiği üzere; Sakarya İş Mahkemesi'nin 2014/436 Esas sayılı dosyasında; dava dışı işçi lehine kıdem tazminatı olarak 6.874,66-TL bedele hükmedildiği ve kararın Sakarya ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile takibe konulduğu, davacı tarafça icra müdürlüğü dosyasına 13.959,48-TL ödeme yapıldığı, ödenen bu tutarın eldeki dava ile davalı yandan rücuen tahsilinin talep edildiği, dava dışı işçinin davalı bünyesindeki çalışmasının gerçekleştiği 11/03/2010-10/10/2012 günleri arasındaki 944 güne isabet eden kıdem tazminatının 1/2'sinden davalı tarafın sorumlu olduğu, davalının sorumlu olduğu 944 güne isabet eden kıdem tazminatının 1/2'sinin 1.216,21-TL olduğu ve davalı tarafın sorumlu olduğu nihai bedelin ise; ferileri ile birlikte 2.469,60-TL olduğu anlaşılmış, açıklanan sebeplerle davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle;. Uygulanması gereken yasal durum \"11.09.2014 Tarihli 6552 sayılı İş kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması ile bazı alacakların yeniden yapılandırılmasına dair kanun'undur. Kanunun  8. Maddesi bu konuya ilişkin düzenlemeyi içermektedir. Bu madde kapsamında kanun uygulanmasına dair Çalışma ve  Sosyal  Güvenlik Bakanlığına yönetmelik çıkarma yetkisi verilmiştir. İlgili kurum ve kuruluşların görüşü alındıktan sonra Söz konusu maddenin (8:madde) son fıkrası uyarınca Kamu İhale  Kanununa Göre İhale edilen personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımları kapsamında istihdam edilen  işçilerin  kıdem tazminatlarının ödenmesi hakkında yönetmelik 08.02.2015 tarih ve 29261 sayılı Resmi Gazetede  yayınlanarak yürürlüğe  girmiştir. Burada 6552 sayılı yasanın yürürlüğünden sonra doğan alacaklara ilişkin  kurumların sorumluluğu  tartışmasızdır. Bizim dava konusu alacak bu yasanın yürürlüğünden  önce doğmuştur.  (kişi  işten 02.06.2013 tarihinde  çıkarılırmıştır). Bu yasal durum, ilgili yasanın yürürlüğünden  önce iş akdi feshi yapılmış olan işçilere ilişkin ödeme yapılamayacağını belirtmektedir. Bu duruma göre davamızın kabulü gerekirdi. Yine, müvekkil kurumun 1/2 sorumlu tutulmasına dair mahkeme kabulü doğru değildir. İhale kapsamında tüm belgeler alınmış, bu kapsamda tüm belgeler imzalandığı gibi sorumlulukta kabul edilmiştir. Müvekkil yönünden daha sunduğumuz yasal durumlar karşısında Müvekkil firmanın çalıştırığı personelle ilgili sadece 3 aylık ücretten sorumludur. Davalı, borcun kaynağı  olan işçi  alacak davasında işçinin son çalıştığı işverendir. (Yani sadece kendi döneminden değil tamamından sorumludur) Bu durum dikkate alınmadan sadece kendi dönemine ve çalıştırma süresine göre bir oranlama yapılmıştır. Davalı tazminatın tamamından  sorumludur. 1/2 bir oranlama yapılacaksa  tamamı üzerinden yapılmalıdır.'' şeklinde beyanda bulunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili, süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrarla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Öncelikle davalının istinaf itirazı incelendiğinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 341/2. maddesinde \"Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.\", aynı yasanın \"Parasal sınırların artırılması\" üst başlığı ile Ek Madde 1'de, \"(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların on Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. (2) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır.\" hükümleri yer almaktadır. İstinaf incelemesine konu kararın verildiği tarih 24/12/2019 olup mahkemece 2.469,60 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Kararın verildiği tarih itibariyle istinaf kanun yoluna başvuru için parasal sınır 4.400 TL olarak belirlenmiştir. Yani bu miktarın altında olan kararlar kesin olup, istinafa konu kararın verildiği tarih itibariyle kesin olduğu tespit edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 346. maddesi gereğince kesin karara yönelik istinaf başvurusu ile ilgili ilk derece mahkemesince karar verilebileceği gibi, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar oluşturulmadan, istinaf incelemesine gönderilen dava dosyaları ile ilgili olarak aynı yasanın 352/1.b maddesi gereğince, istinaf mahkemesince karar verilir. Davalı tarafça kanun yolu başvurusuna konu edilen kararın, kesin nitelikte olması nedeniyle, istinafı kabil bir karar olmadığı anlaşılmaktır.Davacının istinaf itirazlarının incelenmesine gelince;Dava, taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmeleri kapsamında çalıştırılan işçiye ödenen kıdem tazminatında sözleşme hükümleri kapsamında davalının sorumlu olduğu iddiası ile icra dairesine ödenen bedelin davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Dava dışı işçi ... tarafından kıdem tazminatının tahsili talebiyle davacı davalı hakkında açılan dava neticesinde Sakarya İş Mahkemesinin 05/08/2014 tarihli  2014/436 E. 2014/763 K. sayılı kararı ile; davanın kabulü ile 6.874,66 TL brüt kıdem tazminatının 10/10/2012 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesince onararak 29/02/2016 tarihinde kesinleşmiştir. Sakarya ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Dosyasında, dava dışı işçi tarafından Sakarya İş Mahkemesinin 05/08/2014 tarihli  2014/436 E. 2014/763 K. sayılı kararına istinaden hükmedilen alacaklar;6.874,66 TL yeni alacak kalemi, 154,55 TL harç, 4,64 TL işlemiş faiz, 249,70TLyargılama gideri, 7,51 TL işlemiş faiz, 825,00TL avukatlık ücreti, 24,81TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.921,61TL'nin tahsili talebiyle 09/12/2014 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. Davacı tarafından 01/04/2016 tarihinde 13.959,48 TL ödeme yapılmıştır. Ödenen miktara ilişkin hesap tablosu incelendiğinde; takipte kesinleşen miktar 10.240,97TL, 465,96 TL harç, 1.954,63TL toplam faiz, 1.228,92TL vekalet ücreti, 29,00TL masraf, takip sonrası asıl alacak işlemiş icra faizi 2.754,58 TL, takip sonrası masraf vs. işlemiş faizi 445,14 TL, icra masrafı 57,00 TL ve icra vekalet ücreti 4.087,57 TL'dir  Mahkemece alınan bilirkişi raporunda özetle; ''Sakarya İş Mahkemesinin 2014/436.E nolu dosyasına sunulan bilirkişi raporunda İşçi ... in 16.04.2005-10.10.2012 günleri arasında 2668 gün çalıştığını, ... davalıdaki çalışmasının 11.03.2010-10.10.2012 günleri arasında olduğuna işaret etmiş ve 6.874,66.TL kıdem tazminatı hesaplanmıştır. Bu halde İşçi ... in 18.04.2005-10.10.2012 günleri arasındaki 2668 gün çalışmasının, Davalı ... deki döneme isabet eden kısmı 11.03.2010-10.10.2012 günleri arasındaki 944 gündür. işçi ... lehine 2668 gün için 6.874,66.TL için kıdem tazminatı tahakkuk etmiş ise, 944 güne isabet eden kıdem tazminatı (944 x 6.874,66 : 2668-) 2.432,41.TL dir. Davalı ... aynı Yargıtay kararı gereği bu bedelin 1/2 sinden sorumlu olacaktır. Bu halde Davalı ... in sorumlu olduğu kıdem tazminatı tutarı (2.32,41.TL/ 2=1.216,21.TL dir. Davacı aleyhine hükmedilen 6.874,66.TL için icra dosyasına 01.04.2016 günü 13.959,48.TL ödemiştir. Bu halde davalının sorumlu olduğu 1.216,48.TL sına isabet eden bedel (1.216,21 x 13.959,48 : 6.874,66 -) 2.469,60.TL dir.'' şeklinde mütalaa olunmuştur. Davacı, hizmet alım ihalesinin davalılar tarafından üstlenildiğini, sözleşme ve teknik şartname hükümlerine göre davalı yüklenicilerin çalıştırdığı işçinin iş hukukundan doğan her türlü işçilik hakları ve tazminatlarından sorumlu olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava dışı işçiye ödenen bedelden hangi tarafın veya tarafların ne oranda sorumlu olduğuna ilişkindir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde; \"Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.\" hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda davacı ile davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusudur ve işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla getirilmiş olan sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 167. maddesi \"Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.\" şeklinde düzenleme mevcut olup, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi, teknik şartname ve genel şartnamelerinin sorumluluğa yönelik hükümleri ve genel hukuk prensipleri dikkate alınarak bir sonuca gidilmesi gerekmektedir. Tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümlerinde işçi alacaklarından kimin, ne kadar sorumlu olduğuna ilişkin hüküm varsa bu hükümler tarafları bağlar. Hizmet sözleşmelerinde, ihale evraklarında teknik ve idari şartnamelerde ve taraflar arasında karşılıklı düzenlenen diğer belgelerde yüklenici şirketin sorumluluğuna ilişkin açık hüküm olan hallerde, asıl işveren ödemiş olduğu miktarın tamamını, ilgili alt işverenden rücuen tahsilini talep edebilirken alt işverenin, asıl işverenden rücu imkanı yoktur. Sözleşme değerlendirilirken işçinin çalıştığı dönemlere ilişkin sözleşme hükümleri dikkate alınmalıdır. Buna göre, son alt işverenin alacağın tamamından sorumlu tutulamayacağı, tamamından sorumlu olmasının İş Kanunu gereği yalnız işçiye karşı olduğu, işçiyi çalıştırmış olan alt işverenlerin her birinin dava dışı işçiyi çalıştırdığı dönemi kapsayan kısmından sınırlı sorumlu olacağı dikkate alınmalı ayrıca işçilik alacakları davası neticesinde davacının ödediği yargılama giderleri, faiz ve vekalet ücreti yönünden de alt işverenlere rücu edilecek işçilik alacağı miktarına göre bir oranlama yapılarak davacının alt işverenlerden bu alacak kalemleri ile ilgili talep edebileceği miktar açıkça belirlenmelidir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 24/05/2018 tarihli 2015/38873 E. 2018/6205 K., yine aynı Daire'nin 31/05/2018 tarihli 2016/2779 E. 2018/6452 K., 11/05/2017 tarihli 2016/7790 E. 2017/5936 K. sayılı ilamları)Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 25/01/2021 tarihli 2019/2330 E. 2021/175 K. sayılı kararı; ''İş Kanunu'na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması  sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir.İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği  bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye  devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar. Yükleniciler aleyhine açılan rücü davalarında ayrı sözleşmelerle hizmet ifa eden yükleniciler mecburi dava arkadaşı olmadığı gibi borçtan müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin kanun hükmü veya sözleşme bulunmamaktadır. Bu nedenle alacak davalarında  her davalı aleyhine ayrı tahsil hükmü kurulmalıdır. Davanın itirazın iptali şeklinde açılmış olması durumunda ise takibin hangi davalı açısından hangi miktarla devam edeceği ayrı ayrı belirlenmelidir.'' şeklindedir. Emsal kararda da ifade edildiği gibi yıllık izin ücreti ve ihbar tazminatından son yüklenici sorumlu iken, diğer alacaklardan ise her bir yüklenici işçiyi çalıştırdıkları süreyle sınırlı olacak şekilde sorumludur. Ücret alacağı yönünden de sorumluluk son işverene aittir. Bu ücretlerden asıl işveren ve alt işverenin sorumlulukları yönünden ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7 ve 14. Hukuk Daireleri arasında çıkan uyuşmazlıkta Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 05/05/2023 tarihli 2023/1118 E. 2023/1683 K sayılı kararı ile; \"...Somut olaya gelince; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'ncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlık, az yukarıda yer verilen emsal Yargıtay ilâmı doğrultusunda giderilmelidir. Dairemiz'in istikrar kazanan uygulamalarında da belirtildiği gibi, hizmet alımına ilişkin sözleşmelerde, hizmetin yüklenicinin (alt işveren) işçileri tarafından yerine getirilmesi kabul edildiğinden, asıl işverenin yüklenicinin (alt işveren) işçileri ile herhangi bir organik bağı bulunmamaktadır. Hizmet alımına ilişkin tip sözleşmelerde, işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlenmekte ve bu şartlarla sözleşme imzalanmaktadır. İş Kanunu'nda, işçiyi korumak amacıyla düzenlenmiş olan asıl işveren ve alt işverenin (yüklenici) müteselsil sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin taraflar arasındaki hizmet sözleşmelerinde iç ilişki bakımından uygulanması mümkün değildir. Hizmet alım sözleşmelerinde, işçilerin özlük hakları ile ilgili olarak yüklenici (alt işveren) lehine herhangi bir hüküm bulunmaması durumunda, yüklenicinin (alt işveren) işçisi ile organik bir bağı olmayan asıl işveren,  işçilerin özlük haklarından sorumlu tutulmamalıdır. Bu itibarla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'üncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın, asıl işverence yüklenicinin (alt işveren) işçilerine ödenen ücretlerden yükleniciyi (alt işveren) tamamen sorumlu tutan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin uygulaması doğrultusunda giderilmesi gerekmiştir...\" şeklindeki uyuşmazlığın giderilmesine karar verilmiştir. Emsal karar, TBK'nın 167. maddesinde yer alan \"...borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça...\" hükmü çerçevesinde değerlendirildiğinde, kararda da ifade edildiği gibi hizmet alımına ilişkin tip sözleşmelerde, işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlendiği ve bu şartlarla sözleşme imzalandığı için sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça asıl işverenin sorumluluğuna gidilemeyecektir. Taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmeleri, eki niteliğinde şartnameler incelendiğinde; işçiye ödenen dava konusu bedelden asıl işverenin de sorumlu olduğuna dair bir hüküm yer almadığı anlaşılmakla, bu durumda davalının dava konusu kıdem tazminatından işçiyi çalıştırdığı süreyle sınırlı olmak üzere sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece asıl işverenin sorumluluğu bulunmadığı halde ödenen bedelin yarısına hükmedilmesi hatalı olmuştur. Bu bağlamda davacının bu husustaki istinaf itirazı yerindedir ancak davalı tazminatın tamamından değil, sadece kendi dönemindeki hizmet süresinden sorumludur.Somut davada, dava dışı işçinin davalı bünyesinde 11.03.2010-10.10.2012 günleri arasındaki 944 gün hizmeti olduğu tespit edilmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi  işçi ... lehine 2668 gün için 6.874,66.TL için kıdem tazminatı tahakkuk etmiş ise, 944 güne isabet eden kıdem tazminatı (944 x 6.874,66 : 2668-) 2.432,41.TL dir. Davalı bu miktardan sorumludur.Yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden ise 6,874,66 TL'nin davalının sorumlu olduğu miktar olan 2.432,41 TL'ye oranlanmasında, davalının sorumluluğunun, toplam alacağın  %.35 ine tekabül ettiği, bu durumda, 1.954,63TL toplam faiz, 1.228,92TL vekalet ücreti, 29,00TL masraf, takip sonrası asıl alacak işlemiş icra faizi 2.754,58 TL, takip sonrası masraf vs. işlemiş faizi 445,14 TL, icra masrafı 57,00 TL ve icra vekalet ücreti 4.087,57 TL= 10.556,84 TL'nin %. 35 inden yani 3.694,89 TL'sinden davalının sorumlu olduğu hesap edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun, kanun yolu başvurusuna konu edilen kararın, kesin nitelikte olması nedeniyle, istinafı kabil bir karar olmadığı anlaşılmakla,  6100 sayılı HMK'nın 352/1.b maddesi uyarınca reddine; mahkemece verilen karar hatalı olduğundan, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 341 ve 352/1.b maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE,2-Davacı tarafın istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile, 6100 sayılı HMK'nun 353/1.b.2 bendi uyarınca İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/574 E. 2019/1207 K. sayılı 24/12/2019 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,3-Davanın  KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE;6.127,30TL'nin ödeme tarihi olan 01.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine. 4-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden,a-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken  418,56 TL harçtan peşin yatırılan 238,40 TL harcın mahsubu ile  bakiye 180,16 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,b-Davacının yapmış olduğu 274,40 (Peşin, başvuru ve vekalet harcı),  280,44 TL tebligat ve yazışma gideri ile 385,45 TL bilirkişi ücretinden oluşan toplam 940,29 TL yargılama giderinin, kabul red oranına göre 412,72 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan miktarın davacı üzerinde bırakılmasına,c-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,ç-Davacı taraf vekille temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT 13/2 uyarınca 6.127,30 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,d- Davalı taraf vekille temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT 13/3 maddesi uyarınca 6.127,30  TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,e-HMK'nın 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde halinde ilgili tarafa iadesine 4-İstinaf İncelemesi Yönünden; 1-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,2-Davacı tarafça yatırılan  istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcından, davacı tarafça yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafça sarf edilen  230,50 TL (harç ve posta masrafı) istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerlerinde bırakılmasına,6-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince iade edilmesine,7-İstinaf yargılaması duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına,8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.29/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a23a5e232366736a","SID":"19f44a3c7261909f"}}