{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1921 <br>KARAR NO: 2023/1650<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2011/174<br>KARAR NO: 2020/142<br>KARAR TARİHİ: 12/02/2020<br>DAVA: Alacak <br>KARAR TARİHİ: 22/11/2023<br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile dava dışı üçüncü kişiler arasında yapılmış finansal kiralama sözleşmelerine istinaden, alacağın temini amacıyla borçluların taşınmazları üzerinde tesis edilecek ipoteklere ilişkin gayrimenkul değer tespitinin, 17/02/2005 tarihli Ekspertiz ve İpotek Alımı Hizmet Protokolü gereği davalı şirkete yaptırıldığını, kredi borçlarının ipotek veren dava dışı borçlularca ödenmemesi üzerine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takiplerde, üzerine ipotek tesis edilmiş gayrimenkullerin satış değerlerinin, davalı şirket tarafından belirlenen değerlerin çok altında olduğunu, davalının oluşan zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle uğranılan zarara ilişkin şimdilik 250.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafça icra müdürlüğü aracılığı ile yaptırılan kıymet takdirinin küresel kriz döneminde hazırlandığını, müvekkili şirket tarafından yapılan değerleme raporları ile icra müdürlüğü aracılığıyla alınan kıymet takdir raporları arasında fark olmasının doğal olduğunu ancak, bu hususun değerlemenin gerçeğe aykırı olduğunu göstermeyeceğini, diğer yandan gayrimenkullerin kriz ortamlarında ve cebri satış koşullarında fiyatlarının çok daha fazla düşeceğini, değerlemenin hazırlandığı dönemde piyasa rayiçleri ile uyumlu olduğunu, davacının icra müdürlüğünce yaptırılan kıymet takdirlerine de itiraz etmediğini, müvekkilinin dava konusu olayda yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve kusuru bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''... Somut olayda davacının dilekçesinde belirttiği takip dosyaları getirtilmiş; yapılan incelemede, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davalı tarafından değerleme raporlarını hazırladığı taşınmazlar üzerinde 3.kişilere davacı tarafça kullandırılan kredilerin teminatı olarak ipotekler tesis edildiği, borcun ödenmemesi üzerine ipotek veren kredi borçluları hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takiplerine girişildiği ve icra dairelerince yaptırılan kıymet takdirlerine herhangi bir itiraz yapılmaksızın kesinleşen kıymet takdirleri üzerinden ipotekli taşınmazlar paraya çevrildiği görülmüştür. Davacı tarafça dava dışı 3.kişilere kullandırılan kredilerden dolayı ödenmeyen borçtan, birinci derecede krediyi kullanan 3.kişiler sorumludur. Davacı tarafça 3.kişiler hakkında doğrudan icra takibine girişildiğine göre; öncelikle kredi borcunun 3.kişilerden tahsili yoluna gidilmeli, bu konuda tüm yasal yollar tüketilmeli, buna rağmen zarar tazmin edilememiş ve davalı borçlu da kusursuzluğunu kanıtlayamamış ise bu durumda borçlunun sorumluluğuna gidilmelidir. Bunun yanında rehinle temin edilmiş bir alacağın, rehnin paraya çevrilmesi sonucu elde edilecek bedelden tamanen karşılanamaması durumunda, alacaklı İİK'nın 150/f ve 152.maddeleri gereğince alacağı bir rehin açığı belgesi ile alacağın karşılanamayan kısmı için borçlunun diğer mallarının haczini isteyebilir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları ile dosya kapsamından davacı tarafın; kredi borçluları hakkında başlattığı icra takiplerinde, icra müdürlüğünce yaptırılan kıymet takdirlerine İİK'nın 128/a md gereğince şikayet/itiraz hakkını kullanmadığı gibi, rehinle temin edilip tamamı tahsil edilmediği ileri sürülen alacağın kalan kısmı için rehin açığı belgesi alınarak kredi borçlularının diğer malları hakkında haciz istenildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda zararın henüz doğduğundan bahsedilemeyeceği gibi, zararın doğduğu kabul edilse bile zararın doğmasına, davacı tarafın kıymet takdirlerine itiraz etmemesinin ve bu nedenle taşınmazların düşük bedellerle satılmalarının neden olduğunun kabulü gerekir. Dolayısı ile davalının, henüz doğmamış veya doğmuş olsa bile yukarıda değinilen nedenle (zararın doğmasına davacının ihmalinin sebebiyet vermiş olması nedeniyle) sorumluluğundan bahsedilemez. Yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen davanın reddine'' dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; kıymet takdiri raporuna yönelik itiraz edilip edilmemesinin davalının kusuru yönünden bir öneminin bulunmadığı, davalının taraflar arasında düzenlenen sözleşme gereğince davacı şirket lehine üzerinde ipotek tesis edecek gayrimenkulün değerinin belirlediği, davalının gayrimenkullerin satış değerine ilişkin tespitlerinin davacının ticari faaliyeti açısından hayati önem arz ettiği, belirlenen gayrimenkullerin muhammen satış değerlerinin olduğundan çok daha fazla gösterilmesi sonucunda davacının zarara uğradığı ve davalının yükümlülüğüne aykırı davrandığı belirtilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, davalının 17.02.2005 tarihli protokol uyarınca yüklendiği edimleri gereği gibi ifa etmediğinden bahisle oluştuğu iddia olunan zararın tazmini talebine ilişkindir.Taraflar arasında düzenlenen 17.05.2005 tarihli ''Ekspertiz ve İpotek Alımı Hizmet Protokolü''nün incelenmesinde; protokol konusunun, davacı ve grup şirketlerinin gayrimenkul ipoteğine konu olacak Finansal Leasıng tarafından öngörülen Türkiye'nin herhangi bir yerinde bulunan gayrimenkullerin ekspertiz raporunun, doğrudan doğruya ... Genel Müdürlüğü'ne yapılan yazılı taleplerle, tanzim tarihindeki muhammen satış değerinin belirlenmesine ilişkin protokolde belirtilen konularda ... eksperleri aracılığı ile ekspertiz raporları hazırlanması, Finansal Leasıng tarafından belirlenecek şartlarla talep edileceği , üçüncü kişilerin gayrimenkulleri üzerinde Finansal Leasıng lehine ipotek tesis edilmesi işlemleri ile değerleme çalışması uygulanmasında dikkate alınacak kural, hak ve yükümlülükleri oluşturduğu belirtilmektedir. Dosya kapsamında sunulan beyanlarda anılan iş bu sözleşmenin Beşiktaş ... Noterliği'nin 05.05.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshedildiği ifade edilmiştir. Mahkemece, Şanlıurfa/Merkez, Akçakale, ve İstanbul İcra Müdürlüklerine ait ve uyuşmazlığa konu icra takip dosyaları celp edilerek dosya arasına alınmış, taşınmazların bulunduğu yerde bulunan talimat mahkemeleri aracılığıyla taşınmazların değer tespitine yönelik bilirkişiler eşliğinde mahallinde keşif yapılarak yıllara göre taşınmazlarının değerini belirten raporlar düzenlenmiştir.Tazminat alacağına konu bilirkişi heyet raporları: Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku Öğretim Üyesi Doç. Dr. ..., gayrimenkul değerleme uzmanı ..., Doç. Dr. ... ve mali müşavir ... tarafından düzenlenen 18.11.2013 havale tarihli raporda özetle: taraflar arasındaki sözleşmenin hukuki niteliği itibariyle vekalet sözleşmesi benzeri sürekli edimli iş görme sözleşmesi olduğu, öncelikle dosya değerleme raporlarındaki farklı bilgilerin tetkiki için ilgili kurumlardan raporlama tarihindeki teknik bilgilerin resmi yazıyla temininin gerektiği, ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile tespitlerinin davalı şirkete yapılmış olduğu tarihteki (2006 ve tarihindeki) gerçek piyasa değerlerinin tespit edilmesi gerektiği, değer tespitinde emsal karşılaştırma yöntemi dışındaki diğer yöntemlerin de kullanılması ve tapu kayıtlarından gerçek satış verilerinin araştırılması gerektiği, bundan sonra ise, o tarihte taşınmazların bu gerçek piyasa değeri üzerinden ipotek tesis edilmiş olsaydı 2009 tarihindeki ipotekli taşınmazların bu nedenle üzerinden paraya çevrilmesi halinde davacının hangi miktarda tahsil yapabileceğinin tespit edilmesi ve davalı tarafından tespit edilmiş olan değerler üzerinden tespit edilmiş ipoteklerin paraya çevrilmesi sonucunda davacının elden tahsil etmiş olduğu tutarın saptanması gerektiği, burada 2007 yılından sonra başlamış olan ekonomik krizin taşınmazın hangi ölçüde etkileyeceğinin de dikkate alınarak raporunun tanzim edilerek daha sonra ise ipotekli taşınmazların 2009 tarihinde parayı çevirmesi neticesinde davacının fiilen tahsil etmiş olduğu tutar ile 2006 yılında gerçek değeri üzerinden ipotek tespit edilmiş olsaydı davacının tahsil edecek olduğu tutar arasındaki farkı saptanarak davacının uğrayacağı maddi zararın hesaplanacağı, ancak hesaplamanın yapılabilmesi için ipoteğin paraya çevrilmesi konusunda uzman bilirkişinin dosyaya atanması gerektiği görüş tespitinde bulunmuştur. Bilirkişi  Dr. Öğr. Üyesi  ... tarafından düzenlenen 18.09.2018 tarihli raporda özetle, dava dosyasında yer alan 18.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen tespit ve değerlendirmelere göre hesaplama davacı şirketin zararın tespite yönelik kriterlerinin belirlendiği, icra takip dosyalarındaki taşınmazların bazılarının satıldığı ve davacının zararının rapor içeriğinde açıklandığı üzere taşınmazın satış bedeli dikkate alınarak belirlendiği, taşınmazların bazılarının ise satılmadığı halde davacının zararının dosyadaki kıymet takdir raporu dikkate alınarak değerlendirildiği, ekspertiz değerlerinin davalı firma tarafından gerçek değerinin çok üstünde belirlenmiş olması nedeniyle dava konusu 11 adet icra dosyasındaki davacının zararının raporu içeriğinde açıklandığı şekilde tespit edilebildiği, tazminat hesaplanmasında dikkate alınan değerlemelerin dosya mevcudu yönünden gerçek zarara en yakın değerlemeler olabileceği yönünde kanaat oluşmakla birlikte, bu hususta yapılan hesaplamaların davacının gerçek zarar tutarını tam olarak karşılayıp karşılamadığı konusunda nihai takdir ve değerlendirmenin tümüyle mahkemeye ait olduğu görüş ve tespitinde bulunmuştur. Davacı vekili tarafından mahkemeye sunulan 13.03.2019 tarihli davanın ıslahına ilişkin sunulan beyan dilekçesinde, 11 adet icra dosyası için toplamda 1.748.276,01 TL olarak zarar miktarının belirlendiği davanın başlangıcında 250.000,00 TL dava değeri olarak gösterildiğinden bu bedelin tenzili ile 1.498.276,01 TL üzerinden davanın ıslah edildiği belirtilmiştir. Hesap uzmanı bilirkişisi ... tarafından düzenlenen 30.09.2019 tarihli raporda özetle; Dosya kapsamındaki 18.11.2013 tarihli bilirkişi kurulu hesap yöntemlerinin uygulanabilmesi için öncelikle İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E., ... E. ... E. ve ... E. sayılı icra dosyasının tamamının dosya içerisine alınması gerektiği ve dosya içerisinde bulunan ... E., ... E. ... E. ... E., ... E. ... E. ve ... E. sayılı dosyaların ... A.Ş.'ye (eski unvan ... A.Ş.) Beyoğlu .... Noterliği vasıtasıyla düzenlenen temlik sözleşmesiyle devredildiği, dolayısıyla bu devir sebebiyle alınan bedelin hesaplamada mahsubunun gerektiği, ayrıca temlik sözleşmesi ekinde bulunan listede dosya borçluları aleyhine mükerrer icra takibi yapıldığının tespit edildiği ve temlik sözleşmesi kapsamında hesaplama yapılabilmesi için bu dosyanın dosyaya ibrazı gerektiği belirtilmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan beyan dilekçesinin ekinde, ... Gazetesine ait 10.11.2006 tarihli davalı şirketin ekspertiz yetkisinin SPK tarafından iptal edildiğine dair gazete yazısı yer almaktadır. Davacı vekili tarafından sunulan istinaf yasa yolu başvuru dilekçesi ekinde davalının SPK lisansının iptal edildiğine dair SPK'nin resmi internet sitesinde yayımlanan 2006/48 sayı ve 06.11.2006 -10.11.2006 tarihli ''haftalık bülten'' başlıklı duyurunun 9. maddesinde davalının listeden çıkarılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.Davalı vekili tarafından sunulan delil listesinde konut fiyatlarının düştüğüne ilişkin internet sitelerinde yer alan haber görüntüleri sunulmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ise, davanın reddine dair karar verilmiş olup, davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Sunulan istinaf dilekçesinin kanunun amir hükümleri çerçevesinde incelenmesi:Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin hukuki niteliği; İş görme sözleşmelerinin hemen tümünde müşterek olan nokta, taraflardan birinin (iş görenin) diğer tarafa (iş sahibine) karşı daima bir iş görme borcu altına girmesi ve onun da bu borcunu iş görme olarak nitelendirdiğimiz bir faaliyette bulunmak suretiyle yerine getirilmesidir. Bu sebeple iş görme sözleşmeleri arasında büyük bir benzerlik vardır. Sözleşme ve dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 818 sayılı TBK'nin hizmet akdi başlıklı 313. maddesi ''(1)Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder. (2)Ücret, zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği takdirde dahi işçi muayyen veya gayri muayyen bir zaman için alınmış veya çalışmış oldukça, hizmet akdi yine mevcuttur; buna parça üzerine hizmet veya götürü hizmet denir.'' şeklindedir. İş görme sözleşmesi olan vekalet sözleşmesi ise 818 sayılı TBK'nin 386. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. ''(1)Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler. (2)Diğer akitler hakkındaki kanuni hükümlere tabi olmayan işlerde dahi, vekalet hükümleri cari olur. (3)Mukavele veya teamül varsa vekil, ücrete müstahak olur.''Taraflar arasındaki sözleşme hükümleri nazara alındığında, taraflar arasındaki ilişki bir işçi işveren ilişkisi olmayıp, kendine has bir iş görme ilişkisi olduğu ve 818 Sayılı BK'nin 386/2 maddesi uyarınca vekalet hükümlerinin uygulanmasını gerektirir nitelikte bir vekalet ilişkisi olduğunun kabulü gerekmektedir. Somut davada, davalı şirket gayrimenkul değerleme konusunda davacıya hizmet vermiş olup, davacnın kredi sözleşmeleri uyarınca dava dışı üçüncü kişilere verdiği krediye teminat oluşturmak üzere ipotek koyduğu taşınmazların, gerçek değerinin tespiti için gayrimenkul değerleme raporu düzenlemiştir. Davacı taraf, davalının düzenlediği raporun gerçeğe uygun olmadığını ve bu nedenle zararının oluştuğunu belirterek eldeki davayı açmıştır.Yukarıda belirtildiği üzere, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacının kredi borçları hakkında başlattığı icra takiplerinde icra müdürlüğü tarafından yaptırılan kıymet takdirlerine yönelik şikayet/itiraz hakkını kullanmadığı, aynı zamanda rehine temin edilip de tamamının tahsilinin gerçekleşmediği iddia edilen alacağın kalan kısmı yönünden rehin açığı belgesi alınarak kredi borçlusunun diğer malları üzerinde haciz kurulmasını talep ettiğine yönelik somut belgelerin dosyada bulunmadığı nazara alınarak davacının henüz zararının oluşmadığı bahsedilerek davanın reddine karar verildiği belirtilmiştir.Bilindiği üzere, aciz belgesi borçlunun mal varlığının, alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren ispat aracıdır. Somu davada ise, bu yönde belge sunulamamıştır. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin gereği gibi ifa edilmediği iddiasıyla açılan iş bu tazminat davasında, teminat altına alınan ipoteklerin paraya çevrildikten sonra satıştan sonra ödenmeyen bir alacağın kalması durumunda kesin/geçici aciz belgesi alınması ve asıl borçluya karşı tüm takip yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Sunulan 18.11.2013 tarihli bilirkişi heyet raporunda icra takip dosyalarındaki taşınmazların bazılarının satıldığı yönünde tespitte de bulunulmuştur. Emsal mahiyette yer alan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 25/03/2019 gün ve 2019/1325 E. 2019/3912 K. sayılı ilamında da bu hususa değinilmiş olup, Yargıtay ilamında ''... Davalı gayrimenkul değerleme uzmanı Tuğba Kaynar’ın zarara neden olduğu iddia edilen ekspertiz raporunda, ipotekli taşınmazın rayiç değeri 65.000 TL olarak belirlenmiştir. Banka, hatalı ekspertiz raporu nedeniyle uğradığı zararı, davalıdan eksperden talep edebilmesi için öncelikle teminat olarak alınan ipoteği paraya çevirmesi ve satıştan sonra ödenmeyen bir alacağının kalması halinde bunun için kesin veya geçici rehin açığı belgesi (İİK m.152, 150/f) alınması, ayrıca asıl borçlu hakkında tüm takip yolları tüketilmesine rağmen, tahsil edilemeyen bakiye alacak için aciz vesikası alınması (İİK m.105) zorunludur. Zira ödenmeyen kredi borcunun, rehin paraya çevrilerek veya asıl borçludan tahsili halinde, eldeki davanın konusuz kalacağı açıktır. Bu nedenle, asıl borçlu hakkında aciz vesikası ve rehin açığı belgesi alındıktan sonra eldeki davaya devam edilmesinde davacının hukuki yararının olduğu kabul edilmelidir. Buna göre, mahkemenin davacı tarafa asıl borçlu hakkında varsa rehin açığı belgesi ve aciz vesikası sunulması için uygun mehil verilmesi, bakiye alacağın kalması halinde eldeki davaya devam edilmesi gerekirken aksine düşünce ile davaya devam edilerek yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirir.'' belirtilmiştir. Uyuşmazlıkta, asıl borçlu hakkında aciz belgesi /rehin açığı belgesi alınmadan ve tüm takip yolları tüketilmeden, talep henüz istenebilir hale gelmeden yani zamanından önce davanın açıldığı sabittir. Bu durumda ise, erken dava açılmasının sonuçları üzerinde durulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, ilerideki (müstakbel) bir yarar davanın açılması için yeterli değildir. Davanın açıldığı anda da , hukuki yarar bulunmalıdır. Bu konuda yani erken dava açılması ile ilgili olarak Yargıtay 23.Hukuk Dairesi'nin 04.05.2023 tarih ve 2022/829 E 2023/1652 K sayılı ilamında \"... Somut olayda; davacı yanca, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesine dayalı olarak, toplu iş sözleşmesinden doğan maaş farkı ve fer'ileri talep edilmiş olup, davacının bu tutarı işçilerine ödemediği hususunda tartışma bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece, işçilerine henüz ödeme yapmamış olan davacı alt yüklenicinin davası erken dava olarak değerlendirilerek, HMK'nın 114/1-h maddesi uyarınca hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi ayrıca hükmedilecek yargılama giderleri ile vekalet ücreti takdirinde dava şartı yokluğunun ön şart yokluğu sayılacağının dikkate alınması gerekirken, yanılgılı gerekçelere dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır.'' belirtildiği üzere, muaccel olmayan (müeccel) alacak için dava açılamayacağı ve açılması durumunda ise, alacağın muaccel hale gelmesinden sonra yeniden dava edileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Mahkemece davacı tarafın rehinle temin edilip tamamı tahsil edilmediği iddia edilen alacağın kalan kısmı yönünden rehin açığı belgesi alınarak kredi borçlarının diğer malları hakkında haciz istenildiği iddia ve ispat edilemediğinden bu durumda zararın henüz doğduğundan bahsedilemeyeceği yönündeki tespiti yerindedir. Ancak, dava dosyasında yer alan tüm bilgi ve belgeler birlikte ele alındığında; erken açılan davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği anlaşılmaktadır. HMK'nin 353/(1)-b-2 maddesinde, \"Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında ...\" duruşma yapılmadan karar verileceği hükmü düzenlenmiştir.İş bu nedenle; davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun yukarıda açıklanan gerekçelerle kabulü ile, 6100 Sayılı HMK'nin 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, HMK 353/1.b.2 maddesi uyarınca İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin, 2011/174 Esas, 2020/142 Karar sayılı ve 12/02/2020 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, 2- Davanın HMK'nın 114/1-h maddesi uyarınca HUKUKİ YARAR YOKLUĞU NEDENİYLE USULDEN REDDİNE,İlk Derece Mahkemesi Yönünden:1- Alınması gereken 269,85 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 29.298,51 TL harcın mahsubu ile fazla yatan 29.028,66 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istemi halinde davacı tarafa iadesine, 2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,3-Davalı tarafından toplamda sarf edilen 2.050,00 TL yargılama giderlerinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,4-HMK 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde artan gider avansının yatıranlara resen iadesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereği hesap olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,İstinaf İncelemesi Yönünden;1-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, 2-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf maktu karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile noksan kalan 215,45 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,3- Davacı tarafça toplamda sarf edilen 225,00 TL (istinaf harcı, yargılama gideri) istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilemesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nin 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 22/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9a0771dd5fe8c2e5","SID":"90aa15bd08ad63c5"}}