{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br><br>ESAS NO:2022/496 Esas<br>KARAR NO\t:2023/960<br><br>DAVA:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ:20/03/2018<br>KARAR TARİHİ:14/12/2023<br><br>Yukarıda tarafları ve konusu yazılı davanın mahkememizce yapılan açık yargılaması sonrasında; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili .... Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği daha sonra görevsizlik kararı verilerek mahkememize gönderilen dava dilekçesinde özetle; davalının iki ortak ile anonim şirket kurduğunu ve yatırımcı arayışına girdiğini, yatırımcıların şirketin kuruluş amacına yönelik olması şartı ile yatırım yaptıklarını ancak, davalının sermayeleri başka amaçlarla kullandığını, ... Asliye Ceza Mahkemesi’nin 09/04/2013 tarihli ve ... KLs 1/11 ve ... Js 24/06 (...) sayılı kararı ile davalı aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıllık mahkumiyet kararı verildiğini, davalının yatırımcıları bu şekilde dolandırdığının Alman mahkemesince verilen ceza mahkumiyeti kararıyla sabit olduğunu, şirkete para yatıranlar arasında müvekkili davacının da bulunduğunu, davalı hakkında Almanya ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 15/07/2008 tarihinde 12.40’da tüketici iflası açıldığını, akabinde alacaklıların alacaklarını iflas masasına yazdırdıklarını, müvekkilinin alacağını zamanında 01/09/2008 tarihinde iflas masasına yazdırdığını, sonuç itibariyle müvekkilinin davalıdan 25.806,54 Euro alacağı bulunduğunu, davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde kötü niyetli olarak Muğla-Bodrum-Bitez'de 256 ada, 35 parselde bulunan 1.781,54 m²'lik taşınmaz malvarlığını beyan etmediğini, ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin iflas mahkemesi olarak verdiği 18/03/2015 tarihli yazısı ve ekindeki alacaklı ile borçluyu gösteren tablonun İİK.’nun 68. maddesi kapsamında bir belge olduğunu, alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine.... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının borca itiraz ettiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle itirazın iptaline, davalının icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili İstanbul ... Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği daha sonra görevsizlik kararı verilerek mahkememize gönderilen cevap dilekçesinde özetle; müvekkili davalının Berlin-Almanya’da ikamet eden bir “gerçek kişi” olduğunu, davacının da Almanya’da yaşayan ve dava dışı ...'den alacaklı olduğunu iddia eden bir “gerçek kişi” olduğunu, dava dışı  ...'nin de Almanya’da faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, ... Asliye Hukuk Mahkemesi kararında davacının ..., davalının ise EECH European ..AG olduğunun açıkça anlaşıldığını, davalı müvekkilinin ...'nin yetkilisi olduğunu, bu nedenle davada iddia edilen ticari ilişkide şahsen (aslen) sorumlu olmasının mümkün olmadığını, ticari ilişkide taraf olmayan müvekkiline karşı husumet yöneltilemeyeceğini, mahkemenin yetkili olmadığını, yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri olan Berlin Mahkemeleri olduğunu, alacağın 2005 yılına ait bir ticari ilişkiden kaynaklandığını, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının tanıma ve tenfiz gibi hukuki başvuru hakkı varken Türkiye'de yeniden dava açmasının kötü niyetli olduğunu, davacının dava ile ilgisi bulunmayan ... Sulh Hukuk Mahkemesinin belgeleri dışında başka bir belge de sunmadığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini savunmuştur. <br>Mahkememizce yapılan yargılama sonrasında 18/11/2021 tarih, 2020/... E, 2021/... K sayılı kararla dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, verilen karar davacı tarafça istinaf edilmiştir. <br>İstanbul BAM 12.Hukuk Dairesi'nin 19/07/2022 tarih ve 2022/... E-... Karar Sayılı kararıyla; \"Uluslararası karakterli özel hukuk davalarında  halli gereken ilk sorun davada ülke mahkemelerinin yetkili olup olmadığını belirlemektir. Devletler genel olarak ,sahip olduğu hukuk geleneğine veya menfaatler durumuna bağlı olarak ,yabancı unsurlu davalarda mahkemelerinin yetkisini kullanabilmesi için ,dava veya davanın tarafları ile ülke ülke arasında şahsi veya coğrafi anlamda bir irtibatın olmasını aramaktadır. Bu irtibata sahip işlem veya davalar bakımından ülke mahkemeleri milletlerarası yetkiye sahip sayılmakta, böyle bir irtibatın bulunmadığı durumlarda ,yetkisiz sayılmaktadır.Mukayeseli Milletlerarası Usul hukukunda; tarafların veya taraflardan birinin ülke vatandaşı olması  ya da ülkede ikamet etmesi veya ülkede mutad meskene sahip olması ,dava konusu şeyin ülkede bulunması ,zarara sebebiyet veren fiilin ülkede gerçekleşmesi veya zararın ülkede doğması ,davalının ülkede bir malvarlığı veya alacağının bulunması ,ihtilaf konusu şeyin ülkede bulunması ,davalının ülkede bir malvarlığı veya ekonomik bir faaliyetinin bulunması ya da davalıya ülkede tebligat yapılmış olması ,tarafların bir sözleşme ile ülke mahkemesinin yetkisinin kararlaştırılması gibi bağlantılar ülke mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin tesisi için yeterli irtibat noktaları ile görülmektedir.<br>Türk hukukunda, yabancı unsurlu davalarda mahkemelerin milletlerarası yetkisi ,kural olarak ,iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına atfen düzenlenmiştir.MÖHUK'un 40.maddesinde \"Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.\"hükmü bunu ifade etmektedir.Buna göre HMK ,TBK,TTK ve sair kanunlarda yer alan yetki kaideleri ,aynı zamanda ,yabancılık unsuru içeren davalarda milletlerarası yetkisini de tesis etmektedir.Diğer bir ifade ile ,yerel yetkinin tesisi için aranan irtibat noktaları ,milletlerarası karakterli davalarda Türk mahkemelerinin yetkisi için de yeterli sayılmıştır.Bununla beraber,bazı hallerde yer itibariyle yetki kurallarının ihtiyaca cevap vermeyeceğini düşünerek ,bu hallere münhasır olmak üzere MÖHUK da özel milletlerarası yetki kurallarına yer vermiştir.<br>Yargılama usulü bakımından ise; Türk hukukunda prensip ,yargılama usuülüne uygulanmak üzere çıkarılmış özel hükümler veya uluslararası anlaşma hükümleri yok ise ,HMK nundaki düzenlemelerin -sanki dava yerel karakterli bir dava imiş-gibi uygulanmasıdır. <br>HMK nunda \"yargı yetkisinin mevcudiyeti \"bir dava şartı olarak düzenlenmiştir.HMK 114(a)Yargı bağışıklığı bulunan bir kimse hakkında mahkemenin yargı yetkisi mevcut olmadığından , böyle bir durumda mahkeme davayı usulden reddedecektir.<br>\"Bir ihtilaf hakkında bir devletin mahkemelerinin  yargı yetkisinin bulunması ile milletlerarası yetkisinin bulunması  iki farklı konudur. Türk Mahkemelernin yargı yetkisinin bulunup bulunmadığı Devletler Hukuku çerçevesinde belirlenirken ,milletlerarası yetkisinin mevcudiyeti Türk Hukukunun milletlerarası yetki konusunu düzenleyen kuralları çerçevesinde belirlenir.yabancılık unsuru taşıyan bir davanın Türk mahkemelerinde görülebilmesi için hem yargı yetkisinin mevcut olması ,hem milletlerarası yetkiyi haiz bir Türk mahkemesinin bulunması gerekir. Yabancılık unsuru taşıyan bir özel hukuk uyuşmazlığının Türk Mahkemelerinde görülebilmesi için Türk mahkemelerinin yargı yetkisini sınırlayan bir devletler hukuk kuralının mevcut olmaması gerekir. Yaabancı devletlere ,devleti temsil yetkisini ,sınırsız biçimde haiz olan devlet başkanı ,hükümet başkanı ,dışişleri bakanının yanında devleti sınırlı biçimde temsil yetkisini haiz diplomatik ve konüler temsilcilere ,ayrıca yabancı devletin askeri kuvvetlerine mensup kişilere ,uluslarası örgütlere ve nihayet bazı uluslarası mahkemelerin hakimleri ve diğer ilgililere yargı bağışıklığı tanınmaktadır. (Prof Dr.Cemal Şanlı ,Prof.Dr.Emre Esen,Dç.Dr.İnci Ataman Milletlerarası Özel Hukuk .sh.429 vd.)<br><br>Dairemizin 01/09/2020 tarih ve ... Karar Sayılı kararıyla;HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yine 9. maddede Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmaması halinde yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir. Davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresi Şişli /İstanbul olarak belirtilmiştir. Buna göre Türkiye' de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutad meskeni Şişli/İstanbul'dur. HMK 9. maddesine göre davada mahkeme yetkili olup, mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır.\"denilerek HMK 353(1) 3 gereği kesin olarak kaldırıldığı halde, milletlerası yetkisizlik ve yargı yetkisinin karıştırılarak somut olayda uygulama yeri olmayan mahkemenin yargı hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br>Bu nedenlerle; davacı vekilinin  istinaf başvurusunun kabulü ile davanın usulden reddine ilişkin kararın kaldırılmasına, tarafların delillerinin toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye  gönderilmesine karar verilmiştir.\t\" neden ve gerekçesiyle mahkememiz kararı kaldırılmıştır. <br>Dava; davalının ortağı olduğu   Almanya'da faaliyet gösteren dava dışı ... sermayesine yatırım amacıyla davacı tarafça konulan paranın, davalı tarafça başka amaçlarla kullanılmasından dolayı davacının uğradığı ileri sürülen zararın davalıdan tazminine yönelik.... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinde itirazın İİK'nun 67. maddesi gereğince iptali istemine ilişkindir.<br>Taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği itibari ile çözümü uzmanlık gerektirdiğinden, davacı tarafça ileri sürülen hukuki sebeplere göre davalıdan alacağının bulunup bulunmadığı, varsa takip tarihi itibari ile miktarının tespiti için bilirkişi kurulu raporu alınmasına karar verilmiş; bu yönden dosya bilirkişiler SMMM Dr.... ..., İcra ve İflas Hukukunda nitelikli hesaplamalar konusunda uzman Prof. Dr. ... ve Özel Hukukta nitelikli hesaplamalar konusunda uzman Doç. Dr. ...'a tevdi edilmiş, adı geçen bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 26/01/2023 tarihli raporun ve davacı tarafın itirazı üzerine aynı bilirkişi kurulundan alınan 20/05/2023 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüştür. <br>Alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporunda özetle; somut olayda davacının alacak hakkını tespit eden kararın Alman mevzuatına göre alınmış olduğu anlaşılmakla bu kararın tanınması ya da tenfizine ilişkin MÖHUK çerçevesinde tespit edilmiş olan prensipler tatbik edilmeden Alman mevzuatına göre alınmış söz konusu iflas kararı ve buna bağlı alacak hakkını tespit eden kararların Türk hukuku bakımından tanıma ya da tenfiz süreçleri aşılmadan davaya ya da takibe konu edilmelerinin mümkün olamayacağı, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesinin yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olacağı,<br>Somut olayda vaki itiraz üzerine açılan dava bir itirazın iptali davası olup, bu davada davacının alacağını ispat etmesi gerekeceği, MÖHUK m.58 “Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır” hükmünü sevkettiğine ve davacının da tenfiz prosedürüne müracaat etmeden doğrudan Türk yargı makamları önünde icra takibine ve iptal davasına müracaat ettiği açık olduğuna göre kanaatimizce öncelikle ortada Türk hukuk mevzuatına göre (tanıma tenfiz açısından) takibe ya da davaya konu edilecek davacıya özgü (özgülenmiş/özelleştirilmiş) bir alacağın olmadığı, bunun da dava şartlarından olan “yargı hakkı”  hakkı şartının bir sonucu olarak açık olduğu,<br>HMK m.353/a hükmünde düzenlenen hallerde, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması esasen bir bozmaya benzetilebileceği, ancak bu karara karşı yerel mahkemenin “direnmesi” nin mümkün olmadığı,<br>Somut olayda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 16.06.2022 tarih ve 2018/... Esas 2018/... Karar ile yerel mahkeme kararını kaldırdığına göre dosyadaki mevcut belgelere göre davacının alacak hakkının bulunup bulunmadığının mali yönden incelenmesinin mümkün olabileceği, <br>Dosya içerisinde Alman maddi hukukuna göre tanzim edilmiş, talep edilebilir olup olmadığı tarafımızca anlaşılamayan, talep edilebilir ise söz konusu alacak haklarına ilişkin fer’ilerin Alman maddi hukukuna tabi olması sebebiyle heyetimizi içinde Alman maddi hukukuna hakim bir üyenin de bulunmadığı dikkate alındığında hesaplanmasının mümkün olmadığı; bu sebeple heyetimize Alman maddi hukukunu değerlendirecek bir üyenin atanmasında yarar bulunduğu,<br>Dosyaya sunulan ve farklı dosyalara ait bilirkişi raporu örneklerinin tamamının mevcut dava bakımından takdiri delil niteliğini haiz olduğu, iş bu dosyada sunulan 26.01.2023 tarihli raporun da takdiri delil mahiyetinde  olduğu, sayın mahkemenin uygun gördüğü rapor içeriğine göre karar vermesi önünde hiçbir engelin olmadığı,<br>Sonuç ve kanaatine ulaşılmış olup; ancak, Sayın Mahkemenin gerek savunmalarının tümü ve gerekse faize hasren tamamen davalı müdafaaları yönünde hüküm kurmak hususunda da hiç şüphesiz muhtar bulunduğu yönünde görüş bildirilmiştir. <br>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, İstanbul BAM 12. HD'nin 14/03/2019 tarih ve 2019/... E - ... K sayılı ve aynı dairenin 01/09/2020 tarih ve 2020/... E - ... sayılı kararları, alınan bilirkişi kurulu raporu, toplanıp değerlendirilen delillere göre; <br>Mahkememizce daha önce verilen kararların istinafı üzerine İstanbul BAM 12. HD'nce verilen ve az yukarıda numaraları belirtilen 14/03/2019 ve 01/09/2020 tarihli kararlarındaki tespitlere göre; davacı tarafça açılan dava, şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat istemine ilişkin olup; <br>Olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nun 553. maddesi; \"Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirket hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hali hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.\" hükmünü içermektedir.<br>6102 sayılı TTK'nın 553.maddesi uyarınca 3.kişi alacaklının şirket yöneticisine karşı dolaylı zararını ancak şirketin iflası halinde isteyebileceği kabul edilmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/... E-2022/... K).<br>TTK'nın 556.maddesinde ise zarara uğrayan şirketin iflası halinde tazminatın şirkete ödenmesinin şirket alacaklıları tarafından da talep edilebileceği düzenlenmiştir. Anılan madde hükmüne, göre şirketin iflas halinde olmaması durumunda, zarara istinaden dava açma hakkı yalnızca şirket ortaklarına tanınmış, bir başka ifadeyle iflas hali dışında alacaklının zarar nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dayalı tazminat davası açamayacakları düzenlenmiştir. <br>Somut olayda; davalının Almanya'da mukim şirketi için yatırımcı arayışına girdiği ve şirkete yatırım yapan davacı tarafından konulan sermayenin davalı tarafından başka amaçlar ile harcandığı ileri sürülerek, ödenen sermayenin davalıdan tahsili talep edilmiş ise de, davacı tarafından sermayenin ayrı bir tüzel kişiliği haiz Almanya'da mukim dava dışı şirket adına ödendiği, TTK'nun 553. maddesi ve yerleşmiş Yargıtay içtihatları uyarınca alacaklıların şirket yöneticilerine karşı sorumluluk davası açmalarının şirketin iflası halinde mümkün olduğu, dava dışı şirket hakkında verilmiş ve uygulanabilir bir iflas kararının bulunmadığı, bu nedenle davalının sorumlu tutulabilmesi için gereken şartların oluşmadığı anlaşıldığından davanın  reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M : Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere;<br>1-Davanın REDDİNE,<br>2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli olan  269,85 TL maktu karar ve ilam harcının, başlangıçta yatırılan 2.136,84 TL peşin harçdan mahsubu ile bakiye  1.866,99‬ TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, <br>3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, <br>4-Davalı tarafından yapılan 99,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, <br>5-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde  taraflara iadesine, <br>Dair, taraf vekillerinin yüzünde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde  İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkca okunup, usulen anlatıldı. 14/12/2023<br><br>Başkan ...<br> ¸e-imzalı<br>Üye ...<br> ¸e-imzalı<br>Üye ...<br> ¸e-imzalı<br>Katip ...<br> ¸e-imzalı<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9d194de337c59208","SID":"f20f8e2b38792772"}}