{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1773 <br>KARAR NO: 2023/1922<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 21.12.2017<br>NUMARASI: 2015/696 E. - 2017/1494 K.<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Tüzel kişilik perdesinin aralanması talepli)<br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili  tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  Almanya'da yerleşik davacının dava dışı ... Ltd. Şirketi aleyhine Almanya'da dava açtığını, mahkemece talebin hüküm altına alındığını, ilgili davalının mahkum olduğu 186.000,00 EURO'yu ödemediğini, kararın tenfizi için dava açtıklarını, kararın tenfizine karar verildiğini, ilamın infazına başlandığını, haciz amacı ile .... Ltd. Şti.'nin adresine gidildiğini,  ... AŞ'nin unvanının değiştirerek ... AŞ unvanını aldığını, ayrıca davalı ... AŞ'nin burada faaliyet gösterdiğini, durumun haciz tutanağına yazıldığını, işyerinde ... Ltd. Şti.'ne ait icra evrakına rastlandığını, ticaret sicilinde yapılan araştırmada davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunun belirlendiğini, verilen vekaletnameler yönünden de organik bağın belirli olduğunu, organik bağ sebebiyle tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılması yoluyla davalı şirketlerin aynı tüzel kişi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirterek, tenfiz kararı ve buna bağlı icra takibine konu 160.000,00 EURO alacağın ilamda belirtilen tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Müşavirliği AŞ vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin davanın tarafı olmadığını, davanın borçlu şirketin ortaklarına yöneltilmesi gerektiğini, borçlu şirketin ortaklarının şirket kurmaları hâlinde kurulan şirketin borçlu olarak kabul edilmeyeceğini, müvekkilinin adresinde haciz uygulanmadığını, borçlu şirket ile müvekkili arasında organik bağ olmadığını, şirketin borcun doğumundan önce kurulduğunu, borçlunun sicildeki adresinde bulunmadığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin iş yerinde organik bağı destekleyen bir döküman bulunmadığını, gümrük mevzuatı gereğince gümrük müşaviri sıfatını taşıyan bir kişinin imza yetkisi olduğundan bu tür şirketlerde gümrük müşaviri sıfatını taşıyan kişilerin  varlığının organik bağı göstermediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"Davacının dava dışı ... Ltd. aleyhine Almanya'da dava açtığı, verilen kararın Türkiye'de tenfizine karar verildiği, kararın kesinleştiği ancak başlatılan takibin sonuçsuz kaldığı, borçlu şirket ile diğer davalılar arasında gerek ticari defter ve kayıtlarına göre, tüm şirketlerin gümrük müşavirliği alanında  faaliyet gösterdikleri, dava dışı borçlu şirket ile davalı şirketlerin ortaklık yapıları açısından organik bağ bulunduğu; dava dışı ... davalı ... Gümrük'de ortak ve yetkili,  ... ortak ve yetkili (bu şirket yönünden 24/12/2007'ye kadar ) davalı ... A.Ş'de ortak ve yetkili ve yine dava dışı ... şirketinde ortak ve yetkili olduğu, faaliyet alanlarının aynı olduğu, davacı şirket tarafından borçlu ... hakkında yapılan takibin sonuçsuz kaldığı, 2010, 2011, 2012 yılında dava dışı ...  şirketi olarak çalışan bazı müşterilerle aynı cari kod kullanılarak 2015 yılında da ... A.Ş olarak çalışılmaya devam edilmiş olduğu, aynı konuda faaliyet gösteren şirketlerden davadışı borçlu şirketin, ortaklık ve mali yapıları itibariyle özdeş konumda olan davalı şirketlerin yönetim yapısındaki özdeşlik'ten (şirketlerin ortak-yetkilisi ... oluşu)yararlanılarak borcu ödeyemez hale getirildiği, fiilen faaliyetine son verildiği, âtıl hale getirildiği, durumun icra dosyasındaki tutanaklarla tevsik edildiği, aynı faaliyet alanındaki(mali müşavirlik) faaliyetlerin kardeş şirketler üzerinden yürütüldüğü, mahkeme ilamının infaz edilemediği, böylece tüzel kişilik perdesinin kaldırılması(çapraz olarak perdenin kaldırılması) için hem özdeşlik ve hem de sermaye yetersizliği/yoksunluğu koşullarının gerçekleştiği, tüzel kişilik perdesi arkasında adı geçen şirketlerin iktisadi bütünlük oluşturarak faaliyet göstermeleri nedeniyle  dava dışı ... firmasının borcu ve hakkındaki takibin sonuçsuz kalması sebebi ile davalıların sorumlu oldukları sonucuna ulaşılmış, asıl borçlu hakkında başlatılan 207.144,10.-EURO tutarlı icra takibinin 160.000.-EURO'luk kısmı yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.... \"   gerekçesiyle, davanın kabulü ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı takibi ile ilgili mükerrer tahsil oluşturmamak kaydıyla 207.144,10 EURO'nun asıl alacak olan 160.000,00 EURO'luk kısmına 1 yıl vadeli EURO cinsi mevduata devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faizi yürütülmek suretiyle davalılar ... A.Ş ile ... Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine  karar verilmiştir. Bu karara karşı,  davalı ...AŞ vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı ... AŞ vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın tespit davası gibi sürdürüldüğünü, alacak davası olarak neticelendirildiğini, alacağın varlığının dahi incelenmediğini, birbiriyle çelişkili bilirkişi raporunun dosyada olduğunu, gümrük müşaviri bilirkişi taleplerinin gerekçesiz olarak geri çevrildiğini, dava konusu alacağın kefalet ilişkisinden kaynaklandığını, sözleşmenin asıl borçlusundan iflas dairesi vasıtasıyla tahsilatın sağlandığını, davacının iş bu dava ile tekerrür eden tahsilat sebebiyle sebepsiz zenginleşeceğini, mahkeme tarafından alacağın ödenip ödenmediğinin araştırılmadığını, tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla borçlu ile müvekkili arasında ilişki kurulduğunu, ancak bu ilişki kurulurken teorinin gereklilikleri ve kapsamının keyfi olarak genişletildiğini, mahkemenin yenilikçi olma hevesinin hukuka aykırı bir karar vermesiyle sonuçlandığını, davanın bir tespit davası olduğunu, tespit davası gibi yürütüldüğünü, dava dışı ... Firması ile davacı arasında ticari ilişkiden kaynaklanan bir protokol imzalandığını, ... Ltd Şirketinin bu protokolü kefil  sıfatıyla imzaladığını, ... Şirketinin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/169 sayılı dosyasında 19.07.2011 tarihinde iflas ettiğini, iflas işlemlerine başlandığını, davacı firmanın iflas dosyasına alacağını kayıt ettirdiğini, protokol kefili aleyhine takip başlatıldığını, borçludan tahsilat yapılıp yapılmadığının bilinmediğini, araştırma yapılmadığını, davacının Türkiye'de faaliyetinin bulunmaması sebebiyle zarar durumunda tazminin yapılamayacağının açık olduğunu, davacının aynı borcu, protokol borçlusundan, iflas idaresi vasıtasıyla, protokol kefilinden icra vasıtasıyla ve müvekkilinden ilk derece mahkemesi vasıtasıyla tahsil ettiğini, Türkiye'de yasaklanmış olan bir Alman firmasının Türk İcra Daireleri ve Türk Mahkemeleri eliyle sebepsiz zenginleştiğini, bilirkişi raporları arasında ve benimsenen raporun kendi içinde çelişkiler bulunduğunu, itirazlarına rağmen çelişkiler giderilmeden karar verildiğini, mahkemenin hatalı oluşturulmuş bir bilirkişi heyetinden rapor düzenlenmesini istediğini, ticaret hukuku alanında uzman bilirkişi isteklerinin dikkate alınmadığını, yargılamanın başından beri bilirkişi heyetine gümrük mevzuatı uzmanının dahil edilmesi taleplerinin  bulunduğunu, çünkü müvekkili ile ... Ltd arasında organik bağ bulunup bulunmaması ve şirket yetkilileri ile ortakların durumunun inceleneceğinin belli olduğunu, gümrük müşavirliği şirketlerinin yapısı ve ortaklık durumlarının diğer ticari şirketlerin durumundan çok daha farklı olduğunu, gümrük müşavirlerinin gümrük beyannamesi imzalayabilmesi için çalıştıkları şirkette hisse sahibi  olmak zorunda olduklarını, gümrük müşavirinin her yeni iş yerinde hisse sahibi olması gerektiğini, yine gümrük müşavirliğinin vekalete dayalı ilişki olduğunu, mahkemece perdenin aralanması teorisi uygulanarak yenilikçi olmaya çalışıldığını, kanun uygulayıcılarının önündeki en büyük görevin hakkaniyete uygun karar vermek olmalıyken mahkeme tarafından Türk Kanunlarında bulunmayan bir teoriyi uygulamak hevesiyle onlarca işçinin çalıştığı, her biri binlerce lira vergi ödeyen ülke istihdamına ve ülke ekonomisine katkı sağlayan Türk firmasının bir oyunmuşcasına iflasa sürüklendiğini, davanın başından beri en büyük taleplerinin ise sınırları ve kuralları belirsiz bir teorinin değil Türk Kanunlarının uygulanmasının istendiğini, kanun koyucunun yaptığı hiçbir düzenlemede borçlu şirketlerin ortaklarının başka şirket kuramayacakları ,kurallarsa o şirketlerinde borçlu olacağı sonucuna varmadığını, hiçbir kanunda bu düzenlemenin yer almadığını, perdenin aralanmasının öğreti ve uygulamada kabul gören bir sistem olmadığını, perdenin aralanması teorisi yerine kanuni düzenlemelerin tercih edilmesi gerektiğini, ek bilirkişi raporunun mahkemece benimsenen kısmında öğretide ve uygulamada kabul görmüş olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesinden ve davada uygulama alanı bulduğundan bahsedildiğini, itirazlarının dilekçelerinde yer aldığını, hukuk düzeninde nereye oturtulacağı tartışmalı olan kavram için doktrinde kurum ya da kural niteliği kazandığını kabul edenlerle bu teorinin kurum niteliğine şüphe ile bakanlar olduğunun ifade edildiğini, perdenin aralanması için alacaklının alacağını asıl borçludan tahsil imkanının bulunmadığını, İİK uyarınca tespit edilmiş olması gerektiğini, çapraz perdenin aralanması teorisinin şartlarının  bulunmadığını, mahkemece benimsenen ek raporda tüzel kişilik çatısı altında ticari faaliyet yürütmeninde MK 2.maddedeki dürüstlük kuralına uygun olarak kullanılması gerekir tespitinden yola çıkarak çapraz aralanması teorisi uygulanması gerektiğinin belirtildiğini, borçlu firma ile müvekkili arasında iktisadi özdeşlik bulunmadığını, borçlu ile müvekkili arasında iktisadi özdeşlik bulunduğu tespitinin ise 2 hususa dayandırıldığını, 2 şirket arasındaki ortaklardan birinin aynı olması ve bazı müşterilerde aynı cari kod kullanılması olduğunu, belirtildiği üzere gümrük müşavirlerinin gümrük şirketlerine ortak olmasının diğer ortaklık ilişkilerinden farklı bir temele dayandığını, bu yüzden ... her iki şirkette de ortak olması durumunun o halde aralarında organik bağ olduğunu söylemenin çok sığ bir yaklaşım olduğunu, kök rapor ve ek raporda ekonomik olarak tek işletme kimliği oluşmadığının bilimsel delillerle açıkça ortaya konulduğunu, borcun doğduğu tarihte ve sonrasında ortaklar ve hisse oranları incelendiğinde organik bağın bulunmadığını açıkça görüleceğini, borcun sebebinin kefalet olduğunu, davacı ile dava dışı ... Firması arasında ticari bir ilişki bulunmadığını, ... Şirketinin taraflar arasındaki protokole limitli kefil olarak yer aldığını, kefalet borcu olduğunu, müvekkili şirketin 1988'de borçlu ... Şirketinin 2001 yılında kurulduğunu, borcun doğum tarihinin ise 2006 tarihli protokol olduğunu, borçlu şirket ile müvekkili şirket adreslerinin farklı olduğunu, hiçbir zaman aynı adreste faaliyet göstermediğini, şirket ortaklarının farklı olduğunu, borçlu şirketin iştigal konusu ile müvekkili şirketin iştigal konusunun farklı olduğunu, kurucuların farklı olduğunu, borcun müvekkili şirketin kuruluşundan 18 yıl sonra doğduğunu, davanın ... Şirketinin alacaklısından mal kaçırması amacıyla müvekkili şirket olarak faaliyetine devam ettiği iddiasıyla iş bu davanın açıldığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararı kaldırılmasına ve müvekkili aleyhindeki davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE  Dava, tüzel kişilik perdesinin aralanarak  alacağın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı ... AŞ vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacı şirket ile dava dışı ... Ltd Şirketi arasında gerçekleşen ticari ilişki kapsamında yabancı mahkeme kararı ile davacının alacak talebine dair hüküm tesis edildiği, kararın Türk Mahkemelerince tenfiz edildiği, tenfiz kararının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, davacı alacaklı şirket tarafından dava dışı borçlu şirket hakkında mahkeme ilamından kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla ilamlı icra takibi başlattığı konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, dava konusu alacak istemi yönünden tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayalı olarak davalı şirket hakkında davanın açılmış olmasının, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının, davacının alacak hakkının sübuta erip ermediğine yönelik incelemenin yeterli olup olmadığı, dava dışı borçlu şirket ile davalı şirket arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması sonucunu doğurur nitelikte organik bağın olup olmadığı, hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek rapor ile kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından dava dışı ... Ltd Şirketi hakkında Krefelt Eyalet Mahkemesinin 13.042011 tarihli 03.05.2011 tarihinde kesinleşen kararı ile dava konusu talebin karşılığı olarak 180.000,00 EURO bedelin  ödenmesine  karar verildiği, kararda diğer hususları yer verildiği, davacı şirket tarafından, dava dışı ... Ltd Şirketi aleyhinde , 06.04.2012 tarihinde Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin tanıma ve tenfiz istemli dava açtığı, mahkemenin 2012/197 Esas, 2013/330 Karar ve 18.06.2013 tarihli kararıyla Almanya Krefeld Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının 03.05.20211 tarihinde kesinleştiği, karşılıklı olarak ülkeler arasında tanıma ve tenfizlerin kabul edildiği belirtilmek suretiyle davanın kabulü ile Krefeld Eyalet Mahkemesinin 03.05.2011 tarihinde kesinleşen 13.04.2011 tarih, 12028/10 nolu kararının 5718 sayılı kanunun 50 vd maddeleri gereğince tenfizine karar verildiği, söz konusu kararın ilgili dosyadaki davalı şirket tarafından temyiz  edilmesi neticesinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2013/5562 Esas, 2014/4486 Karar ve 26.06.2014 tarihli ilamı ile onandığı, onama ilamına karşı davalı vekilinin karar düzeltme isteminin aynı dairenin 2014/6289 Esas, 2015/238 Karar ve 19.01.2015 tarihli ilamı ile reddedildiği, söz konusu ilk derece mahkeme kararının 19.01.2015 tarihinde kesinleştirildiği, davacı şirket tarafından kesinleşen mahkeme ilamı kapsamında  dava dışı borçlu ... Ltd Şirketi aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, 160.000,00 EURO asıl alacak işlemiş faizleri ile ferileri olmak üzere toplam 207.144,10 EURO ve 57.479,31 TL alacağın tahsili amacıyla 13.03.2015 tarihinde para borcuna veya teminat verilmesine veya bir işin yapılmasına veya yapılmamasına irtifak hakkının veya gemi üzerindeki intifa hakkının kaldırılmasına ilişkin ilamların yerine getirilmesine dair icra takibi başlattığı, dava dışı borçlu şirkete ödeme emrinin 10 Mart 2015 tarihinde tebliğ edildiği, icra takip dosyasında talimat yoluyla haciz işleminin gerçekleştirildiği, 10.04.2015 tarihli haciz tutanağında, dava dışı borçlu şirketin iş yerine gidildiği, iş yerindeki kişinin ... Firmasının 2015 yılının ilk başından beri hizmete başladığını, halen bu firmanın hizmet verdiğini belirttiği, alacaklı vekilinin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla haciz talebinin olmadığını ifade ettiği, genel haciz işlemi sırasında borçlu şirket yetkilisi ...'e verilmek üzere haber kağıdı düzenlenerek SGK'lı çalışana teslim edildiğinin belirtildiği, haciz tutanağının 1.sayfasında, ... AŞ şirketinin bulunan vergi levhası uyarınca mükellef olduğunun görüldüğü, geliş sebebinin anlatıldıktan sonra şirket yetkilisinin ... olduğunun tutanağa geçirildiği, orada bulunan kişinin şirketin 1980 yılında kurulan şirket olduğunu, alacaklı vekilinin ise söz alarak, ...'in bu şirket ortağı olduğu gibi borçlu şirketinde yetkilisi olduğunu belirttiği, ...'ın ise burada aynı zamanda .... AŞ'ninde hizmet verdiğini, ve şirket yetkilisinin yine ... olduğunu beyan ettiği, tutanağının altının imzalı olduğu, dava dışı borçlu şirketin ünvanın ... AŞ olarak değiştirildiği, unvan değişikliğinin 15.05.2015 tarihinde gerçekleştirildiği, tescil tarihinin 28.05.2015 tarihi olduğu, ilan tarihinin ise 03.06.2015 olduğu ,yönetim kurulu başkanının münferiden ..., yetkililerinin yine münferiden ... olduğu, unvan değişikliği tarihinin haciz tarihinden yaklaşık 1 ay sonra gerçekleştirilmiş olduğu, firma sicil   bilgilerine göre 16.02.2017 tarihinde unvan değişikliği gerçekleştirilen şirket adresinin Ataşehir İstanbul'daki adresi olarak gösterildiği, takip talebindeki borçlu şirketin bulunduğu adresinin Bakırköy İstanbul'daki adres olduğu, davacı alacaklı vekili tarafından iş bu dosyadaki davalı şirket adresine 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesini 01.03.2017 tarihli talebi ile belirttiği, davalı şirkete 89/1 haciz ihbarnamesinin 07.03.2017 tarihinde tebliğ edildiği, davacı şirket tarafından haciz tutanağının tutulması aşamasından sonra davalı unvan değişikliği gerçekleştirilen borçlu şirket ile birlikte organik bağ olduğu belirtilen diğer davalı şirketler hakkında 03.07.2015 tarihinde iş bu alacak davasının açmış olduğu, istinaf talebinde bulunan davalı ... AŞ şirketinin sicil kayıtlarından şirketin 09.06.1988 tarihinde odaya kaydedildiği, 18.03.1988 tarihinde ana sözleşmenin tescil edildiği, davalı şirketin yönetim kurulu başkanının dava dışı borçlu şirket yetkilisi ve ortaklarından olan ... olduğu, ...'in aynı zamanda eski yönetim kurulu üyesi olup dava dışı ... ile birlikte yetkili olduğu, yetkisinin münferiden olduğu, diğer yetkilinin yetkisinin ise sınırlı olduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır. 07.02.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda; mahkemenin 13.10.2016 tarihli ara kararına istinaden; davalı şirketler ile dava dışı ... kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına, yapılacak incelemede dava dışı ... ile davalılar arasında İİK'nun 44 ve BK 202 maddeleri kapsamında ticari işletme devri niteliğinde bir ilişki olup olmadığının tespit edilerek rapor alınmasına  karar verildiği, mahkemenin 13.10.2016 tarihli ara kararı doğrultusunda davalı ...  A.Ş. ne ait ticari defterler üzerinde incelemeler yapılarak varılan sonuçlarının rapora bağlandığı, davacı şirket ile davalı ...   A.Ş. arasında dava konusu ite ilgili olarak aralarında bir sözleşmenin var olmadığının tespit edildiği, gösterilen muavin (cari hesap kayıtlarından (120 ve 320 Hesap) iki şirket arasında ticari bir ilişkinin  var olduğunun görüldüğü, 31.12.2011 tarih ve ... yevmiye numaralı kapanış kaydının muhasebesel olarak anlamının ise ... A.Ş.' nin ... Ltd. Şti.' ne 31412.2011 tarihi ttibariyle 110.109,03 TL borçlu olduğunun görüldüğü, görüldüğü üzere TTK m. 11/ F.3 hükmüne göre ticari işletmenin devri sözleşmesinin yazılı şekilde yapılacağı, ayrıca devir işleminin ticaret siciline tescil ve ilan edileceği, bu yazılı sözleşmede ticari işletmede bulunan malvarlığı unsurlarının ayrı ayrı belirtilmesine gerek olmadığı, bu düzenlemenin en önemli özelliğinin ticari işletmenin devri sözleşmesi ile ticari işletmenin taşınmaz üzerindeki ayni haklar dahil her türlü haklar ve taraf olduğu sözleşmelerin devralana geçeceği, ancak TTK m. 11/ f. III hükmünün 6102 sayılı yeni TIK'da yer aldığı, 01.07.2012'de yürürlüğe girdiğinden bu tarihten sonrası için yapılacak bir devir için uygulama bulacağı, 2011 yılında yürürlükte olan eski TTK'da ise ticeri işletmenin devrine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından bu dönemde yürürlükte olan ve TBK m. 202'nin muadili olan 818 sayılı eBK m. 179 hükmü uygulanacanağı, bu dönemde bir işletmenin devrine ilişkin sözleşmenin herhangi bir geçerlilik şartına tabi olmadığı, böyle bir durumda ise bir ticari işletmenin devrinden bahsedebilmek için ticari işletmenin unsurunu teşkil eden bir malvarlığının, hakkın (örneğin taşınmaz olarak fabrika ya da atölye vb. devri ya da makinelerin, üçüncü kişiler ile yapılan sözleşmelerin veyahut müşteri portföyünün devri gibi) devri gerektiği,  dosyada bulunan bilgi ve belgelerden dava dışı ... Şirketi ile davalılar arasında bu yönde bir devrin yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeye rastlanılmadığı,  davalı şirketin defter ve kayıtları, dava dosyasında ki  mübrez deliller üzerinde yapılan ve detayları yukarıda verilen inceleme ve değerlendirme sonucunda, takdiri mahkemeye ait almak üzere; 2011 yılında  dava dışı ... Gümrük Müşavirliği Şirketi ile davalılardan ... A.Ş. ile arasında bir ticari bir ilişkinin var olduğu, ancak İİK'nın 44 ve TBK'nın 202. maddeleri kapsamında iki şirket arasında ticari işletme devri niteliğinde bir ilişki olduğuna dair bilgi veya veriye rastlanmamış olduğu belirtilmiştir. 13.09.2017 tarihli ek  bilirkişi heyet  raporunda; taraf vekillerinin bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazları ayrı ayrı belirtildikten sonra, davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde,  ancak rapora eklenen kayıtlar incelendiğinde, taraflar arasındaki ilişkinin, bilirkişilerin göstermeye çalıştığı manada sadece 110.109,03 TL lik bir borç  olduğu, kayıtlardan dava dışı asıl borçlu ... Gümrük Müşavirliğine  para transferleri yapıldığı,  01.01.2011 yılına devreden 205.154,82 TL , 31.03.2011 tarihinde 10.635,13 TL nakit geldiği, 30.06.2011 tarihinde 11.303,50 TL nakit geldiği, 30.07.2011 tarihinde 24.898,00 TL nakit geldiği, 30.09.2011 tarihinde 11.581,53 TL nakit geldiği, 31.12.2011 tarihinde 145.761,27 TL nakit geldiği, bunun dışında başkaca para transferlerinin de olduğu, 2011 yılında kesinleşen Alman Mahkemesi ilamı ile davacıya 180.000 Euro, ödemeye mahkum olan da dışı borçlu şirketin söz konusu tarihteki borcunun karşılığı yaklaşık 405.000.TL iken, aynı borçlu şirketin 2010-2011 yıllarında huzurdaki davalılardarn ... şirketine toplamda 410.390,71 transfer etmiş olmasının, tarafların tüzel kişilik perdesinin varlığından istifade ederek davacıya olan borcun tahsilini engellemeye matuf, Yargıtay' ında ifade ettiği şekilde fikri birlik içinde mal kaçırma amacı ile muvazaalı para transferleri yaptıkları gerçeğini tartışmasız ortaya çıkarmakta olduğunu, kayıtlarla sabit olan gerçek durum karşısında, bilirkişilerce bu gerçeğin ifade edilmekten kaçınılmış olmasının ciddi ve önemli hukuk hatası olduğunu, belirtilen bu durum çerçevesinde rapora ekli kayıtlarda görülen o dönem döviz kuru ele alındığında neredeyse davacının alacağı ile aynı|miktardaki para transferlerinin, taraflar arasındaki organik bağın varlığı karşısında, muvazaalı mal kaçırma işlemleri olduğu sonucuna varılmasının gerekmekte olduğu, öncelikle bilirkişi raporundaki tamamen hatalı ve eksik tespitlerin giderilmesi için yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınmasına karar verilmesini, dosya kapsamı ve Yargıtay içtihatları uyarınca bilirkişiye tevdi edilecek görevin, tüzel kişilik perdesi kaldırıldığında şirketler arasında organik bağın var olup olmadığı şekli nitelendirilerek, bu amaçla yeni alınacak bilirkişi raporunda, ticaret sicil kayıtları, ortaklık yapıları  şirket temsilcilerinin ortak olup olmadığı, şirketlerin faaliyet konuları, şirketlerin ortak müşterilerinin olup olmadığı hususlarının incelenmesine karar verilmesi, 2010-2011 yılında olduğu görülen ... yapılan 410.390,71 TL tutarındaki para transferlerinin davacıya olan borcu tahsilini engellemeye matuf, Yargıtay' ımda ifade ettiği şekilde, fikri birlik içinde yapılan para transferi olup olmadığının incelenmesini, tüm bu incelemelerin 2011 yılından önceki hesaplar, defter kayıtlarını ve ticaret sicil kayıtlarını  da kapsayacak şekilde yapılmasına karar verilmesinin talep edildiği, yapılan incelemede, Ticaret Sicil Kayıtları değil Kurumlar Vergisinde hisseye sahip ortakların  2010.2015 yılları dökümleri kök raporun 6.3 ve 7.2 bölümlerinde ayrıntılı olarak yazıldığı, önce 6.2 bölümde  ... A.Ş. şirketinin ortakları ve ortaklık yapısının yazılmış, 7.2 bölümünde, dava dışı ...   Ltd Şti nin ortakları ve ortaklık  yapısının belirtilmiş olduğu, davacı vekilinin dilekçesinde  bütün bunların raporda yazıldığı, fakat sonuç ve kanaatte neden bunun belirtilmediği hususunda  durulduğu, oysa bilirkişi heyetinin yazdığı raporun sonuç ve kanaat kısmının mahkemenin verdiği görev doğrultusunda olduğu, dava dosyasında mevcut olan 12.05.2015 tarihli (Firma Sicil Bilgilerinde Eski Unvan: ...  Anonim Şirketi yazılı olduğu, yeni unvan: ... Lojistik Destek Anonim Şirketi yazılı olduğu, iş adresinin ... Mh ... Cad ... Merkezi No:...) K:... D:... Ataşehir İstanbul yazılı olduğu, odaya kayıt tarihinin 12.09.2012 yazılı olduğu, ana sözleşme tescil tarihinin 12.09.2012 yazılı olduğu, sermaye 50.000,00 TL yazılı olduğu, meslek grubu: 25 Gümrük Müşavirliği yazılı olduğunun görüldüğü, dosyasında mevcut olan 27.05.2015 tarihli Firma  sicil bilgilerinde Eski Unvan: ...San ve Tiç Ltd Şti ve ... Taşımacılık Ltd Şti yazılı olduğu, yeni unvan: ... yazılı olduğu, iş adresi. ... Mah ... Sokak No: ... Zemin Kat Kağıthane İstanbul yazılı olduğu, odaya kayıt tarihinin: 08.09.1995 yazılı olduğu, ana sözleşme tescil tarihinin: 07.09.1995 yazılı sermayesinin 10.000,00 TL mesleklgrubunun: 24 Taşımacılık ve Lojistik Hizmetleri yazılı olduğunun  görüldüğü, dava dosyasında mevcut olan 17.06.2015 tarihli Firma sicil bilgilerinde eski unvanın: ... Anotiim Şirketi , yeni unvanı: ... Anonim Şifketi , iş adresinin: ... Cad ... Sokak ... No:... K:... Yenibosna İstanbul , odaya kayıt tarihinin 09.06.1988 , ana sözleşme tescil tarihinin 18.03.1988 , sermayesinin  370.000,00 TL , firmanın iş konusunun 4458 Sayılı Gümrük Kanunu ve Gümrük Yönetmeliğinde belirtilen yasal haklar çerçevesinde gümrük işleri takip edip sonuçlandırmak ve ... hizmetini vermek olduğu, dava dosyasında mevcut olan 12.06.2015 tarihli firma sicil bilgilerinde eski unvanı: ... Ltd Şti, ... Ltd Şti ve ...; Lid Şti , yeni unvanı: ... Ticaret Ltd Şti , iş adresi ... Mah ... Cad ... Apt No:... Bakırköy İstanbul, odaya kayıt tarihinin 26.03.2001 y, ana sözleşme tescil tarihinin 26.03.2001,  sermayenin 1.300.000,00 TL , ... olduğunun görüldüğü, dava dışı  ... davalı ... Gümrük Müşavirliği ve ... A.Ş.'de ortak ve şirketi temsil etmeye münferiden yetkili olduğu, diğer davaı ... Ltd. Şti.'ndı ortaklığının ve müdürlüğünün 24.12.2007 tarihinde son bulduğu, diğer davalı ....'de ortak ve şirketi temsil etmeye münferiden yetkili olduğu ,dava dışı eski unvan ...'nde ortak ve şirketi temsil etmeye müuferiden yetkili olduğu, Ticari Sicil Kayıtlarına göre adreslerinin ortak olmadığı, Ticaret Sicil Kayıtlarına göre ... ve ... A,Ş ve dava dışı   eski unvan ... ile faaliyet konularının (Gümrük Müşavirliği) üçünü de aynı olduğu, davacı vekilinin itiraz dilekçesinin  hatalı yorumlandığı, 01.01.2011 tarihli açılış kaydında gözüken 205.154,82 TL davalı ... A.Ş.' nin dava dışı eski unvan ... Ltd Şti' nden alacaklı alduğu rakamı göstermekte olduğu, 31.03.2011 tarihli para transferi olarak gösterilen 10.635,13 TLnin ise yine davalı ...  A.Ş.' nin dava dışı eski unvan ... Ltd Şti' ne 119988 nolu fatura karşılığında (1,2.3.aylar kira bedeli olarak düzenlendiği) alacaklı  olduğu, 30.06.2011 tarihli para transferi olarak gösterildiği, 11.303,50 TL nin ise yine davalı ...  A.Ş.' nin dava dışı eski unvan ... Ltd Şti' ne ... nolu fatura karşılığında (4,5,6.aylar kira bedeli olarak düzenlendiği) alacaklı olduğu, 30.07.2011 tarihli para transferi olarak gösterilen 24.898,00 TL nin ise yine davalı ...  A.Ş.” nin dava dışı eski unvan ...Ltd Şti' ne ... notu fatura karşılığında alacaklı olduğu, 30.09.2011 tarihli para transferi olarak gösterilen 11.581,53 TL nin ise yine davalı ...  A.Ş. nin dava dışı eski unvan ... Ltd Şti' ne ... nolu fatura karşılığında (7,8,9.aylar kira bedeli olarak düzenlendiği) alacaklı olduğunu gösteren muhasebe  kayıtları olduğu, 31.12.2011 tarihli kaydın anlamının ise dava dışı eski unvanı ...Şti” nın davalı ...  A.Ş ne 2011 yılında fazladan ödenen 145.761.27 TL muhasebe kuralları gereği 320 satıcılar hesabına virmanın yapıldığı, 320 satıcılar hesabında bulunan davalı ...  A.Ş.” nin dava dışı eski unvan ... Ltd Şti ne borcu olan 35.652,24 TL” nin düşülmesi sonucu  10.109,00 TL borçlu  olduğu anlamına gelmekte olduğu, davacı vekilinin dava dilekçesinde belirttiği gibi dava dışı eski unvan ... Ltd Şti ile davalı ... gibi asıl borçlu ...Ltd Şti' nin 201)1 yılında ödeme güçlüğü içinde olmadığı, davacı vekilinin itiraz dilekçesinde belirtmiş olduğu 180.000 Euro borcun 20.000 Eura ödeme dekontunda dava dışı  ... tarafından 22.06.2011 tatihinde davacı ... firmasına ödendiği, dekont üzerinde dava dışı ... Bankası) yazdığı, hesap numarası olarak 765 şube kodu ... nolu hesap ve ... müşteri numaralı hesaptan 20.000 Euro'nun gönderildiğinin görülmekte olduğu, her hak gibi, tüzel kişilik kurarak, tüzel kişilik çatısı altında ticari faaliyet yürütmenin de Medeni Kanun'un 2. maddesindeki dürüstlük kuralına uygun olarak kullanılmaması gerektiği, tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması halinde, öğretide ve uygulamada kabul görmüş olan ve gücünü dürüstlük kuralından alan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesi (teorisi) uygulama alanı bulacağı, zira tüzel kişilik müessesesi çerçevesinde kişi ve malvarlığı ayrılığı ilkelerini suistimal edenlerin, sonradan alacaklılara karşı sorumluluk gündeme geldiğinde, bu ilkelere dayanmalarına izin verilmemesi hakkaniyetin gereği olduğu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2006 tarih ve E. 2005/8774, K. 2006/5232 sayılı kararı ile onadığı İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17.02.2005 tarih ve E. 2002/843, K. 2005/64 sayılı kararında, iki şirket arasındaki özdeşlik nedeniyle, farklı tüzel kişiliklerin mevcut olduğu savunmasının, hakkın kötüye kullanılması olduğu sonucuna varıldığı, karar metninin;\".. hukuki açıdan farklı tüzel kişilikler olsa da “perdeyi kaldırma teorisi” çerçevesinde her iki davalı şirket arasında kardeş şirket ilişkisinden kaynaklanan özdeşlik mevcuttur. Davalı ... A.Ş.'nin tek savunması Ayrı tüzel kişilik oldukları, borcun tamamından diğer davalının sorumlu olduğu yönündedir. Bu savunma MK'nın 2. Maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. Zira... davacı yurt dışı ... ile sözleşmeyi akdeden, malı testim alan, bir konteynirlik akreditifi çıkaran her iki şirketin ortak temsilcisidir. Bu tarihte her iki şirket ortakları, aynı kişilerden müteşekkildir. Farklı tüzel kişilikler olgusu biçimsel olarak ele alınamaz. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, boyutları ile dürüstlük kuralı çerçevesinde, hakkaniyet ölçüleri içinde dikkate almarak değerlendirilmelidir. Davalı ... A.Ş.'nin ödeme kabiliyeti olmayan, biçimsel olarak farklı tüzel kişiliği bulunan diğer şirkete, borçları yüklemeye yönelik çabaları kabul görmemelidir. Dolayısı ile, sonuç olarak tüm borçtan her iki şirketin müteselsilen sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır ”.hukuki açıdan farklı tüzel kişilikler olsa da “perdeyi kaldırma teorisi” çerçevesinde her iki davalı şirket arasında kardeş şirket ilişkisinden kaynaklanan özdeşlik mevcuttur. Davalı ... A.Ş.'nin tek savunması ayrı tüzel kişilik oldukları, borcun tamamından diğer davalının sorumlu olduğu yönündedir. Bu savımma MK'nın 2. Maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. Zira... davacı yurt dışı ... ile sözleşmeyi akdeden, malı teslim alan, bir konteynirlik akreditifi çıkaran her iki şirketin ortak temsilcisidir. Bu tarihte her iki şirket ortakları, aynı kişilerden müteşekkildir. Farklı tüzel kişilikler olgusu biçimsel olarak ele alınamaz. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, boyutları ile dürüstlük kuralı çerçevesinde, hakkaniyet ölçüleri içinde dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Davalı ... A.Ş.'nin ödeme kabiliyeti olmayan, biçimsel olarak farklı tüzel kişiliği bulunan diğer şirkete, borçları yüklemeye yönelik çabaları kabul görmemelidir. Dolayısı ile, sonuç olarak tüm borçtan her iki şirketin müteselsilen sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.. ” Söz konusu kararın temyizi üzerine 19. HD. de anılan kararında “.. tüzel (kişilik) perdesinin kaldırılarak davaların sorumlu turulmasında bir isabetsizlik bulunmamasına...” ifadeleriyle verilen kararın onandığını, bir ticaret şirketinin borçlarından, başka bir tüzel kişinin sorumlu tutulmasına, çapraz olarak perde kaldırma denildiği, bu durum özellikle aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler bakımından söz konusu olduğu, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesince sorumluluğun doğabilmesi için her şeyden önce her iki şirket arasında iktisadi özdeşliğin bulunması gerektiği, iktisadi özdeşliğin birbirinden farklı şirketlerin oluşturduğu topluluğun, ekonomik anlamda tek işletme kişiliğini oluşturması olduğu  tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması hallerinde, birden fazla şirketin oluşturduğu iktisadi bütünlüğün  hukuki açıdan tek bir işletme kabul edilerek, söz konusu şirketlerin aynı sorumluluk rejimine tâbi tutulmasının olanaklı bulunduğu, ancak perdenin kaldırılması ilkesince sorumluluk için sadece iktisadi özdeşliğin varlığının yeterli olmadığı, bundan başka tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesince sörumluluk hallerinden birinin varit olması gerektiği, bunların temel olarak üç tane olup, özkaynak (sermaye) yetersizliği, malvarlıklarımın (tüzel kişilik alanlarının birleşmesi ve yabancı yönetim hallerinden ibaret olduğu, belirtilen üç halin hepsinin birden gerçekleşmesi olmayıp, en azından birinin mevcut olmasının  yeterli olduğu, ancak her halükârda iktisadi özdeşliğin varlığının aranacağı,  somut uyuşmazlıkta yukarıda teknik kısımda da açıklandığı üzere, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesince sorumluluğun koşullarının,  gerçekleşmiş olduğu, zira dava dışı borçlu şirket ile davalı şirketlerin iktisaden özdeş olduğu sonucuna varıldığı, bu bağlamda dava dışı borçlu şirket ile davalı şirketlerin ortaklık yapıları açısından organik bağ bulunduğu sonucuna varıldığı, dava dışi  ..., yukarıda da açıklandığı üzere, davalı ...  A.Ş.'de ortak ve şirketi temsil etmeye münferiden yetkili olduğu, diğer davalı ... Ltd. Şti.'nde ortaklığının ve müdürlüğünün 24.12.2007 tarihinde son bulduğu, diğer davalı ....'de ortak ve şirketi temsil etmeye münferiden yetkili olduğu, dava dışı eski unvanı ...'nde ortak ve şirketi temsil etmeye münferiden yetkili olduğu, Ticaret Sicil Kayıtlarına göre adreslerinin ortak olmadığı, Tiçaret Sicil Kayıtlarına göre ... ve ...A.Ş. ve dava dışı eski unvan .... ile faaliyet konularının (Gümrük Müşavirliği) üçünün de aynı olduğunun görüldüğü, dava dışı borçlu şirket bakımından somut uyuşmazlıkta özkaynak yetersizliği şartının da oluştuğu, davacı şirket tarafından yapılan tcra takibi sonucunda  bu takibin sonuçsuz kaldığı, 2010, 2011 ve 2012 yılında dava dışı ... Ltd Şti olarak çalışılan bazı müşterilerle aynı cari kullanılarak 2015 yılında da davalı ...  A.Ş. olarak çalışılmaya devam edildiğinin tespit edilmiş olduğu, dava konusu alacağın, davacı şirket ile dava dışı borçlu şirket arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklandı; ve bu nedenle de kural olarak bir sözleşmeden doğan hak ve borçların tarafları bağlayacağı, ancak somut olayda öğretide ve uygulamada kabul edilen ve gücünü MK m. 2'deki dürüstlük kuralından  alan, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesi uyarınca sorumluluk koşulları gerçekleştiğinden, davalı şirketlerin dava konusu borçtan tamamen ve müteselsilen sorumlu olduğu; davalı şirketlerin, asıl borçlu dava dışı şirket ile aynı sorumluluk rejimine tâbi tutulması gerektiği, çünkü bu şirketlerin iktisaden özdeş olduğu, ayrıca perdenin kaldırılması suretiyle sorumluluk hallerinden bir tanesinin somut olayda varit olduğu; bunun dava dışı borçlu şirketin sermaye yetersizliği olgusu olduğu, 2010, 2011 ve 2012 yılında dava dışı ... Ltd Şti olarak çalışılan bazı Müşterilerle kod kullapılarak 2015 yılında da dayalı ... A.Ş. olarak çalışılmaya devam edildiğinin tespit edilmiş oyduğu belirtilmiştir. Davacı vekili ek bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde, ek rapor ile sübut bulan davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini, asıl rapora yapmış oldukları itirazlar üzerine ek rapor hazırlandığını, ek raporda söz konusu hususların tespit edildiğini belirtmiştir. Davalı ... AŞ vekili, ek bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde, 2 farklı firma arasında aynı cari kodun kullanılmadığını, farklı birçok müşterinin bulunduğunu, gümrük müşavirliğinin  ancak tüzel kişiliğe ortak olarak ortaklık sıfatıyla sürdürebildiğini, ...'in borcunun kefalet borcu olduğunu, davacı şirket arasında ticari ilişkinin bulunmadığını, gümrük mevzuatını bilen bilirkişiye ihtiyaç bulunduğunu, perdenin aralanmasının öğretide ve uygulamada kabul gören bir sistem olmadığını, perdenin aralanması teorisinin her durumda her şirkette uygulanmayacağını, 2 farklı şirket arasında uygulanmasının teoriye aykırı olduğunu, çapraz perdenin aralanması teorisi şartlarının bulunmadığını, raporlarda müvekkili ile borçlu firma arasında özdeşlik bulunmadığının tespit edildiğini, ekonomik anlamda tek işletme kişiliğini oluşturmadığını, borcun sebebinin kefalet olup kötü niyetli olunduğunu ispatlar bir kazanım olmadığını, ek raporun kendi içerisinde çeliştiğini, davacının  BDDK tarafından Türkiye'de faaliyetinin yasaklandığını, teminat taleplerinin bulunduğunu, MÖHUK kapsamında teminat gösterme yükümlülüğün bir itiraz olmayıp resen dikkate alınması gerektiğini belirtilerek, yeni oluşturulacak bilirkişi heyetine dosyanın gönderilmesini ve heyet içerisinde gümrük mevzuatını bilen bir bilirkişi bulundurulmasını belirtmiştir. Mahkemece yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için özdeşlik ve hem de sermaye yetersizliği yoksunluğu koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.  Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda büyük ve derin bir kesişme olmalıdır.  Bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmalıdır.  Yine iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması koşulları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/19-94 Esas, 2020/358 Karar ve 01.07.2020 tarihli ilamı ile; \" ... 13.  Dava, alacağın varlığının tespiti ve tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması suretiyle tahsili istemine ilişkindir. 14. Genel anlamıyla borç; bir kişinin, diğerine karşı bir edimi yerine getirme, bir şey verme, bir şey yapma veya yapmama yükümlülüğü altına sokan hukuki bağ anlamına gelmektedir. Borçlunun sorumluluğu ilkesi gereğince; bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlu borcunu ifa etmediği takdirde, alacaklı, Devlet zoruyla alacağını veya alacağının yerine geçecek olan bir miktar parayı elde edebilecektir. Borç ilişkisi ise daha geniş bir anlam olan; taraflar arasındaki çeşitli borçların kaynağını oluşturan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir (Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2018, s. 3 vd.; Reisoğlu, S: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2004, s. 33 vd.; Eren, F: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2018, s. 21vd.).  15. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “dürüst davranma” başlıklı 2. maddesine göre; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Aynı Kanun’un “iyiniyet” başlığını taşıyan 3. maddesinde; Kanun’un iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, aslolanın iyiniyetin varlığı olduğu belirtilmiş; ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı da açıkça vurgulanmıştır. TMK’nın 5. maddesinde ise; TMK ve Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı kuralı getirilmiştir. 16.  Borçlar hukuku ile ticaret hukuku ve TMK arasındaki ilişki uyuşmazlığın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 1. maddesinde düzenlenmiştir. Aynı kural, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) “ticari hükümler” başlıklı 1. maddesinde de daha sade bir dil kullanılarak yer almıştır: Madde aynen; “(1) Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu Kanundaki hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler, ticari hükümlerdir. (2) Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir.” şeklindedir. 17. Hukukumuzda kişiler; gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları ise tüzel kişilik kazanamaz (TMK m. 47). Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m. 48) ve kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar (TMK m 49). 18. Türk hukuku ticaret ortaklıklarında sınırlı sayı ilkesini kabul etmiştir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe haiz olup kanuni istisnalar haricinde TMK’nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler (6762 sayılı TTK m. 137, 6102 sayılı TTK  m. 125). Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere ortaklık malvarlığının sahibi, aktif ve pasif malvarlığına sahip olan kişi tüzel kişidir (Poroy, R/ Tekinalp, Ü/Çamoğlu, E: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105).  19. Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar (TMKm. 50). 20.  TMK’nın 50. maddesinde kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı ise yine 6762 sayılı TTK’nın 1/2 ve 138.  maddelerinde (6102 sayılı TTK’nın 1 ve 126. maddeleri) hüküm altına alınmıştır. 6762 sayılı TTK’daki 138. maddenin dili güncelleştirilerek alınan 6102 sayılı TTK’nın 126. maddesinde“Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.”  kuralına yer verilmiştir. 21. O hâlde tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi denilmektedir [Antalya, G: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası  Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s.143 vd.)]. Ayrılık ilkesi gereği tüzel kişilik; tüzel kişiliği meydana getirenler ile üçüncü kişiler arasına sanki bir perde olarak çekilmektedir. Üçüncü kişiler muhatap oldukları tüzel kişilik bir perde olarak kullanıldığında, perdenin arkasındaki üye ya da ortaklara ulaşamamaktadır [Ulusoy, E.: Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma Amacıyla Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası  Ticaret Hukuku Sempozyumu   (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 352 vd). Ancak tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak olarak her durum ve koşulda  uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenilmesi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alanlar gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır [Sağlam, İ:  Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir BakışTüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası  Ticaret Hukuku Sempozyumu ( Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 154 vd.)]. 22.  Eş söyleyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ve  sermaye şirketlerinde ortakların sınırlı sorumlu olması gibi sonuçlar, ancak TMK 2. madde çerçevesinde kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. \"İyiniyet kurallarına riayet edilmemesi, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması (abus de la personnalite morale) hâllerinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya delinmesi (liftingpiercing of theveil) veya yok sayılması (disregard of thecorporateent-tiy) ve tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Özel hukuk alanında çok geniş bir uygulaması olan tüzel kişiliğin yok sayılması, bu topluluklara yasalarla kişilik tanımanın amaçlarıyla ters düşen uygulamalar dolayısıyla ortaya çıkmıştır (Battal, A.:Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları Ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, Ekim 1998, C24, s 659 vd.). 23. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik dikkate alınmadan, mevcut kişiliğin arkasına saklanan kimsenin borçtan sorumlu tutulması veya çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanmasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından, tüzel kişinin kişiliğine ve mal varlığına ilişkin ayrılık ilkesinin uygulanmaması ve onun hukuki bağımsızlığının bir nevi dikkate alınmayıp onun bertaraf edilmesini anlayabiliriz. Bu kavram hukukumuzda ve yabancı hukuklarda düzenlenmemiş olup; mahkemeler hukuku (caselaw) ve öğreti ile özellikle de bankacılık sektörü ve sermaye piyasasındaki yolsuzlukların önlenmesi gayesiyle ortaya çıkmıştır. Türk Hukukuna ise ilk defa 1963 yılında giren tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi öğretide kimi zaman tülün kaldırılması, tüzel kişilik perdesinin aralanması, örtünün delinmesi ya da ışıldak gibi değişik terimlerle ifade edilmiştir (Antalya –s. 152; Poroy/ Tekinalp/Çamoğlu-s.106; Çamoğlu, E.: Ticaret Ortaklıkları Bakımından Perdenin Kaldırılması Kuramı ve  Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C.32, S.2, Haziran 2016; Memiş, T./ Öztek, S: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması (Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası  Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 197 vd.) Akıncı, Ş: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.27, S.3, 2019, s.652 vd.; Yüksel, K.: Şirketler Hukukunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Örtünün Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası  Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı),  İstanbul,2008,263 vd. ). 24. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuralı yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Kanun, Çek Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda ise bazen perdenin kaldırılması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. 25. Yargıtay içtihatlarında benimsenerek öğretide de vurgulandığı gibi; malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu kurala ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir kural olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Aksi hâlde tüzel kişilere tanınmış olan mal ayrılığı güvencesinin zedenlemesi durumuyla karşı karşıya kalınılabilir. Belirtmekte yarar vardır ki, mahkeme kararıyla kaldırılmasına hükmedilen şey tüzel kişilik değil, tüzel kişiliğin perdesidir (Akıncı, s. 661; Çamoğlu, s. 12; Antalya, s.152;  Tekinalp, G./Tekinalp, Ü.: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1995, s.395 vd.; Poroy/ Tekinalp/ Çamoğlu s. 107 vd.). 26. Tüzel kişi ile ortaklarının faaliyet alanlarının ve malvarlıklarının iç içe geçmesi birbirine karışması, bir şirketin ticari defterlerinin ya da ticari sır kabul edilen belgelerinin diğer şirkete ait iş yerinde bulunması, ikisinde de aynı ticari defterlerin kullanılması ve ortak hesap yapılması (tek merkezden idare edilmesi), ortaklığın faaliyet konusunu sürdürebilmesi için yeterli sermayesi bulunmadığı hâlde alacaklıları ya da üçüncü kişileri zarara uğratmak niyetiyle bilinçli olarak faaliyet göstermeye devam edilmesi, şirket ortaklarının kendi kişisel malvarlıkları ile şirketin malvarlığı özdeş-tekmiş gibi hareket etmeleri, şirketlerin ya da ortağın üçüncü kişileri aldatacak şekilde kendi kişilikleri ile tüzel kişiliğin aynı olduğu izlenimini vermeleri,  bu kapsamda birbirlerinin tanıtımlarını yapmaları,  aynı tüzel kişilikmiş gibi anlaşılacak benzer isimleri ve logoları kullanmaları,  yani dışarıya karşı tek bir tüzel kişilikmiş gibi intiba yaratmaları, şirketlerin aynı konuda faaliyet göstermeleri ve (tek başına bu hususa dayanılmamak koşuluyla) hâkim ortaklarının ya da yöneticilerinin aynı kişiler olması, tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılacak şekilde art niyetli davranışlarla zararlandırıcı faaliyetlerde bulunulması, işlemlerin diğer tarafınca sözleşmelerin kiminle yapıldığı dahi anlaşılamayacak şekilde karışıklığa yol açılması, şirketin kendi çıkarları gözetilmeksizin yürütülmesi veya yalnızca ve bilinçli olarak açıkça hâkim ortak korunacak şekilde diğerleri zarara uğrayacak şekilde işlemler yapılması hâlleri gösterilebilir. 27. Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. İlkinde doğrudan perde kaldırılarak arkadaki kişi ya da ana ortaklık sorumlu tutulmaktadır. İkincisinde ise; ana ortaklığın borcu ya da yükümlülüğü için yavru ortağın ya da pay sahibinin sorumlu tutulması anlaşılmaktadır. Öğretide şüphe ile yaklaşılması gerektiği belirtilen üçüncü türde ise borçlu ya da yükümlü kişi perdenin arkasına sığınmak yerine bizzat kendisi perdenin kaldırılmasını talep etmektedir. Somut uyuşmazlığımız bakımından tartışılması gereken dördüncü hâlde ise sadece ana ve yavru ortaklık değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş ortaklıklar arasında perdenin çapraz olarak kaldırılması durumu söz konusu olmaktadır (Tekinalp/Tekinalp, s.399) 28. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli)  olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmiş idi. Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, esas (ana) şirket ile bağlı şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş iseler de bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş,  s:209).29. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da  kaynağı TMK’nın 2. maddesinde  yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak  değerlendirilebilir. 30. Öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları yukarıdaki şekilde olmakla birlikte konunun aydınlanması için dosya kapsamında yer alan ve esasen her iki bilirkişi raporunda aynı şekilde özetlenen maddi vakıaların yeniden gözden geçirilmesinde fayda bulunmaktadır. Açıklamalarına yer verilmiştir. Somut olayda , dava dışı borçlu şirket gerek  yabancı mahkeme karar tarihinde, gerekse de  de yabancı mahkeme kararının tenfiz aşamasında davalı şirket ile faaliyet alanları aynıdır. Yukarıda yer verildiği üzere, davacı alacaklının icra takibi başlatıp haciz işlemi gerçekleştirmesinden  sonra dava dışı borçlu şirket ticaret unvanını değiştirmiştir. Haciz tutanağında  imzalanan beyanlara göre ,dava dışı borçlu şirket adresine haciz için gidildiğinde davalı şirketin söz konusu adreste faaliyette bulunduğu, 2015 yılının başından beri hizmet verdiği, ayrıca her iki şirket yetkilisininde dava dışı ... olduğu anlaşılmakla birlikte dava dışı borçlu şirket ile davacı şirket arasında ticari alışverişin mevcut olduğu görülmektedir. Bu nedenle, YHGK'nun belirlediği diğer  kıstaslar kapsamında, tüzel kişilik perdesinin varlığı ile talebin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer taraftan, davalı vekili tarafından dava dışı şirketin sorumluluğunu gerektiren mahkeme ilamına konu alacakta borçlu şirketin kefil olduğunu, asıl borçlu şirketin ise iflas ettiğini, davacı şirket tarafından iflas masasına alacak talebinin bildirildiği ve davacının sebepsiz zenginleşeceği iddiasında bulunulmuştur. Davacı alacağının nedeni yabancı mahkeme kararıdır. 5718 sayılı MÖHUK'ın 50.maddesinde tenfiz kararı başlığı ile yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de  icra olunabilmesinin yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olduğu belirtilmiştir. Aynı yasanın 59.maddesinde ise kesin hüküm kesin delil etkisi başlığı ile yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği belirtilmiştir.Davacı alacaklı alacağın tahsili amacı ile borçlu şirkete karşı başlatmış olduğu takibin sonuçsuz kalması ve alacağını tahsil edememesi üzerine is bu davayı açmıştır. Bu kapsamda kesinleşmiş bir ilamın mevcudiyeti nedeniyle davalı vekilinin dava dışı iflas etmiş olan şirket masasına yönelik olarak davacı alacağının yazdırıldığı ve davacının sebepsiz zenginleştiği iddiaları yerinde görülmemiştir. Dava dışı borçlu  şirketin ,yabancı mahkeme kararına  konu borcunun kefalete ilişkin olduğunun kabulü halinde, kefil ödediği bedeli asıl borçlu şirketten şartların mevcudiyeti halinde talep edebilecektir.  TBK 596.maddede kefilin rücu hakkı düzenlenmiştir. Açıklanan nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı ...  AŞ  vekilinin  istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı ...  AŞ tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 22.733,45 TL istinaf nispi karar harcının bu davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı ...  AŞ tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.11.2023 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b1b5e8d59f453181","SID":"f19a48296e8b3e75"}}