{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1998 <br>KARAR NO: 2023/1987<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİH: 26.06.2020<br>NUMARASI: 2019/570 Esas - 2020/207 Karar <br>DAVA: İtirazın İptali <br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine dair verilen hükme karşı, davacı vekili  tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın Bostancı şubesi nezdinde  dava dışı ...Tic. Ltd. Şti. ve ... Ltd. Şti. ile 06/05/1998 tarihinde kredi sözleşmesi imzalandığını, davalıların bu sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine borçlulara Kadıköy ... Noterliğinin 11/05/1999 tarihli .. yevmiye numaralı ihtarnamesi gönderilerek borcun ödenmesinin talep edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili amacıyla önce Kartal ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, daha sonra davalılara tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra yeniden İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden takibe geçildiğini, davalıların itirazları üzerine takibin durdurulduğunu, davalıların haksız itirazlarının iptali ile takibin devamına, % 20 oranında icra inkar tazminatı ile yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılara usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen davaya cevap vermedikleri anlaşılmıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesine göre, TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar, ancak bu ek süre TBK'de öngörülen süreden daha uzun olamaz.6101 sayılı Kanunun 6. maddesine göre, bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'de öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.  Bu sürenin hak düşürücü süre mi olduğu, yoksa kefaletten kaynaklanan talep hakkının, süreye bağlı bir hak  mı olduğu hususu tartışmalı ise de her iki halde de sonucun değişmeyeceği, zira kefaletteki 10 yıllık sürenin, hak düşürücü süre olduğu kabul edildiğinde  6101 sayılı Kanunun 5. maddesinin doğrudan, süreye bağlı hak olduğunun kabulü halinde ise aynı kanunun 6. maddesi yollamasıyla dolaylı olarak uygulanması gerektiği açıktır.  TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle kefaletin TBK'nin 598/3. maddesi gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Kanunun 5. maddesi ile tanınan ek sürenin de 01/07/2013 tarihi itibariyle dolduğu, itirazın iptali davasına dayanak takibin 01/07/2013 tarihinden çok sonra (26/01/2017 tarihinde) başlatıldığı anlaşılmakla, davalı kefiller hakkında dava konusu cebri takibin başlatıldığı tarih itibariyle hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu, kanunla verilen ek süre de geçtikten çok sonra takip başlatıldığı anlaşılmakla, aşağıdaki şekilde davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Nitekim İstanbul BAM 13. HD'nin 2018/566 E-2019/331 K sayılı, 16.HD'nin 2017/4394 E 2020/751 K sayılı  kararları, Yargıtay 19.HD'nin 2016/5079 E 2017/462 K sayılı içtihadı da aynı yöndedir... \" gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Genel alacak zamanaşımı süresinin 10 yıl iken, fon alacağı haline dönüşmüş olan bu alacak için 5020 Sayılı Yasanın 27.maddesi ile mülga 4389  sayılı Yasaya eklenen ek madde 3 ile zamanaşımı süresi 20 yıla uzatıldığını, yine 5411 Sayılı Kanunun 141.maddesinde de bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunun belirlendiğini, Yine 5411 sayılı Kanun'un geçici 16.maddesi ile bu kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda fon lehine getirilen hükümler makable şamil olduğu hükmü getirildiğini, geçici madde 16'da yer alan ''...zamanaşımı...'' sözcüğünün, Anayasa Mahkemesi'nin 12.09.2014 tarih ve 29117 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 04.06.2014 tarih, 2014/85 E. Ve 2014/103 K. Sayılı kararı ile iptal edilmiş ''zamanaşımı'' sözcüğü ile uygulama alanı kalmayan ''ve'' sözcüğünün de iptaline karar verildiğini, 04.02.2011 tarihinde 27836 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü ve zamanaşımı süresi dolmuş olacağı hükmü düzenlendiğini,  Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararı ve anılan düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde dava konusu alacağın 10 yıllık zamanaşımı süresinin 10 yıllık süre sonunda dolacağı, ancak henüz 10 yıllık süre dolmadan mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihli, 25328 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı Yasanın 27. Maddesi ile eklenen Ek 3. Madde ile getirilen değişiklikler sonucu zamanaşımı süresinin 20 yıla uzatıldığı, 20 yıllık süre dolmadan icra takibi yapılmış olması karşısında ilk derece mahkemesinin alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu durumun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 2017/5600 E.ve 2019/259 K. Sayılı kararı ile de hüküm altına alındığını, yine ,  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2006/12-110 E. 2006/122 K. 05.04.2006 tarihli kararı ile  konusu aynı olan bir başka davada Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkeme kararını bozduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2006/12-110 E. 2006/122 K. 05.04.2006 tarihli kararını ekte sunduklarını, Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında da istikrar bulduğu  üzere müvekkili şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na(FON) tanınan hak ve alacakla ilgili hak ve yetkileri kullanmaya haiz olduğunu, bu görüş doktrinde de kabul edildiğini, buna ilişkin bilgileri de ekte sunduklarını,  Bankacılık Kanunu'nda Fon'a tanınan yetkilerin, mevduat sahiplerinden devralınan alacakları bir önce tahsil etmek, banka tasfiyelerini sekteye uğratmadan neticelendirmek ve bu suretle kamu yararını gözetmek amacıyla sevk edildiğini, nitekim Kanunun 145. maddesinin gerekçesinde de ''fonun sermaye sağlamak suretiyle hissedar olarak katılabileceği şirkete de bir takım istisna ve muafiyetler tanınarak, alacakların takip ve tahsilinin kolaylaştırılması amaçlandığı'' belirtildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE  Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredinin, kredi kefillerinden tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yöneltilen itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, davada uygulanması gereken hak düşürücü sürenin ne olması gerektiği 818 sayılı BK'nın yürürlük tarihinde iken gerçekleştirilen genel kredi sözleşmesinden doğan alacakla ilgili olarak kefilin sorumluluğunun hangi süreye tabi olacağı,  5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda düzenlenen sürenin uygulanmasının gerekip  gerektiği, davalı yararına verilen vekalet  ücreti ile mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dava konusu kredinin 06.05.1998 tarihli sözleşme uyarınca kullandırıldığı, 11.05.1999 tarihli Kadıköy .... Noterliğinin ... Y. sayılı ihtarı ile kat edildiği,  kefalet sözleşmesinde herhangi bir süre sınırlaması bulunduğunun iddia ve ileri sürülmediği, kefaletin süresiz verildiği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesinde, “Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.\" hükmünün düzenlendiği, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5.maddesinde ise \"Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur\" düzenlemesi yer almaktadır.Yargıtay 11. HD'nin  2020/7503 E- 2022/4265  K sayılı, 31/05/2022 tarihli emsal karar içeriğinde de belirtildiği üzere;   Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden daha uzun olamaz. Kefaletteki on yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kredi sözleşme  ve  kefaletnamenin 1998  tarihli olduğu ihtilafsız olduğundan, TBK'nın  yürürlük tarihi olan 01/07/2012 tarihi itibariyle on yıllık süre dolmuş olup, davacının anılan kefaletnameye dayalı olarak bir yıllık ek süre içinde takipte bulunma hakkı 01/07/2013 tarihinde dolmuştur. Bu tarihten sonra bu belgeye dayalı olarak kefile başvurması mümkün değildir. Davacı tarafından davalılara  karşı başlatılan icra takip tarihi olan 24/01/2017 günü itibariyle Yasa'da belirlenen bir yıllık ek süre dolmuş olup kefalet kendiliğinden sona ermiştir. Bu nedenle, davalı kefillerin kefaletten dolayı bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair kurulan hüküm isabetli olup davacı vekilinin aksi yöndeki nedenlere dayalı istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine, 2-Davacı taraf harçtan muaf olmakla bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın  kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 07.12.2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e0857599460c008f","SID":"f8a71750b2bb257b"}}