{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2020/2066 Esas<br>KARAR NO: 2023/1574<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 21/01/2020<br>NUMARASI: 2017/144 E. - 2020/33 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/12/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili davacı şirketin, pazarlama sektöründe çalıştığını 27.03.2007 tarihinde başvurusu yapılarak usulünce tescil ettirilmiş olan ... dosya numaralı \"... şekil” ibareli markayı tam devir şeklinde devraldığını, hu devir işleminin 26.12.2013 tarihinde usulüne uygun olarak TPE siciline işlendiğini, ... dosya numaralı \"... ” ibareli markayı 35. Sınıfta adına tescil ettirdiğini, davalıların müvekkillerine ait markayı haksız olarak kullandığını ve haksız kazanç elde ettiklerini, davalıların işyeri adreslerinde ticari olarak kullandıklarını ve batta web sayfalarında dahi bu durumun sabit olduğunu, karşı tarafa ihtarname ile kullanımların durdurulması için ihtarname gönderildiğini ancak sonuç alınamadığını, davalıların “...” ve \"... şekil” ibareleri markaları müvekkillerinden izinsiz şekilde işyerlerinde ve markalarının tescilli olduğu \"Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetlerinde kullanmalarının iltibas yarattığını, ilgili kullanımların marka haklarına tecavüz oluşturduğunu, ayrıca bu kullanımların haksız rekabet oluşturduğunu, bu nedenle bu kullanımların önlenmesini, maddi ve manevi tazminat talep ettiklerini ve hükmün tirajı yüksek bir gazetede yayınlanmasını talep etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin kendi isim soy ismini ihtiva eden markayı, ticari bir takım kaygılar ile, o dönemler arkadaşı olan davalı yana devir ettiğini, davacı yanın ilgili markayı hiçbir şekilde kullanmadığını ve müvekkillerinin yaptığı kullanımlardan davacı yanın haberdar olduğunu, olay örgüsünün davacı tarafın iddia ettiği şekilde olsa dahi, davacının 2013 yılından beri müvekkilinin markayı kullandığını bildiğini ve ilgili kullanımların başlamasından bu yana 5 yıl geçtikten sonra davayı uzun süre sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi gereği markaya tecavüz iddiası ile dava açamayacağını, müvekkillerinin 2013 yılında ticari hayatta sıkıntılar yaşayınca kendi adı ile oluşturmuş olduğu markaya tedbir konulmaması için, tamamen davacı ile aralarındaki güven ilişkisine dayanarak davacı yana devrettiğini, davacı yan ile ticari sıkıntıları geçtikten sonra iade edilmek üzere anlaştıklarını, devir için bedelin ödenmediğini çünkü gerçek bir devir sözleşmesinin olmadığını, daha sonrasında davacı ile müvekkilleri ile arasında bazı anlaşmazlıklar çıktığını ve bu nedenle davacı yanın güven ilişkisine dayanarak kurulmuş olan bu sözleşmeyi bir kenara bıraktığını ve müvekkillerine zarar vermek gayesi içinde olduğunu, davacı tarafın hiçbir zaman bu sektörün içinde olmadığını, davaya mesnet markaları kullanmadığını ve markalara hiç yatırım yapmadığını, marka yenileme ücretini dahi müvekkilleri ...’nın eşi ...'in sigortalı çalışanı olan ...'ün kendi hesabından gönderildiğini, bunun dekontunun bulunduğunu, somut olayda sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin tüm şartlarının oluştuğunu, davacı tarafın müvekkillerinin kullanımlarını bildiğini ve sessiz kaldığını, ilgili kullanımlara icazet gösterdiğini, Yargıtay’ın bu hususla kararları olduğunu bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince; \"davalılardan  ... Org. Ve Dış Tic.Ltd. Şti’nin ticari sicil kaydı incelendiğinde odaya kayıt tarihinin 1.6.2001 tarihi olup, firma faaliyet konusunun reklam organizasyon vb.olup, davalı ...’nın şirket ortağı olup, aynı zamanda şirketi temsile yetkili kişi olduğu, kendi adının aynı zamanda ticaret unvanında yer aldığı, ticari saha içinde 2001 yılından beri var olduğu davacının ise vergi kaydı incelendiğinde mükellefiyet kaydının 7.1.2014 tarihi olup, 11.1.2014 tarihinde mükellefiyetinin terkin edildiği,kar zarar ve yıllık ödediği vergi beyanının bulunmadığı, dolayısıyla davalının  kendi isim ve soy ismini ihtiva eden markanın  ticari bir takım kaygılar ile  dava dışı bir şirkete ait yetkili tarafından  davacı yana devir edildiği,  davacı yanın markayı  kullandığının ispat edilemediği, davacının davalının  kullanımlardan  haberdar olduğu, 2013 yılından beri markanın  kullandığını bildiği ve 5 yıl geçtikten sonra tecavüz ile ilgili dava açmasının MK 2. maddesi ile bağdaşmadığı, davalıların eyleminin marka hakkını ihlal teşkil ettiğinin ispat edilemediği, somut olayda davacının maddi ve manevi olarak zarara uğradığının da ispat edilmediği gerekçeleriyle ispat edilmeyen davanın reddine, \" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin, 21.01.2020 tarihli gerekçeli kararında dava konusu markanın 2013 yılından beri kullanıldığının davacı müvekkil tarafından bilindiğini ve huzurdaki uyuşmazlığın 5 yıl geçtikten sonra dava konusu edildiğini gerekçe göstererek davayı reddettiğini, halbuki davacının markanın haksız olarak kullanıldığını öğrenir öğrenmez davalılarla sözlü olarak iletişime geçtiğini, bundan bir sonuç alamayınca Beşiktaş ...Noterliği 15.03.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnameyi gönderdiğini, bu ihtarnameye de cevap bulamayınca davalıların haksız kullanımlarını önlemek ve zararını giderebilmek için işbu davayı ikame ettiğini, nitekim dava sürecinde de davalı tarafın da müvekkilinin markasının kullanımını bildiğine ilişkin herhangi bir delili dosyaya ibraz edemediğini, kullanımların internet ortamında gerçekleştiğini ve tarafların birbirine yakın ilçelerde faaliyet göstermesinin tek başına internet ortamında gerçekleştirilen faaliyetlerin müvekkili tarafından bilindiğini ispata kabil olamadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için her somut olay kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, bilindiği üzere bir sitenin ya da bir hesabın arama motorlarında üst sıralarda çıkması için düzenli olarak paylaşım yapılması ve sitenin ya da hesabın belli bir etkileşim sayısına ulaşması gerektiğini, müvekkilinin marka kullanımının yoğunlaştığı ve artık site ve hesapların arama motorunda üst sıralara çıktığı zaman marka kullanımını fark ettiğini ve vakit kaybetmeden yukarıda izah edilen işlemleri gerçekleştirdiğini, Davacı müvekkilinin “... şekil” ibareli markayı 26.12.2013 tarihinde devralarak kendi adına tescil ettirdiğini; “...” ibareli markayı ise 29.06.2016 tarihinde kendi adına tescil ettirdiğini ve dava konusu ihlalin henüz tescillerin üzerinden 5 yıl geçmeden marka kullanımının yoğunlaştığını ve artık site ve hesaplarının arama motorunda üst sıralara çıktığı zaman fark edildiğini ve 15.03.2017’de davalılara Noter kanalıyla haksız kullanımı sona erdirmeleri için ihtar gönderildiğini, bu hususların kendilerince davanın başında yerel mahkemeye bildirildiğini, buna rağmen göz önüne bile alınmadan, eksik ve yanlış bir inceleme ile gerekçeli kararda kullanımın davacı tarafından 5 yıldan fazla süreyle bilindiği ve bunun TMK m. 2 uyarınca uygun olmadığının belirtildiğini, Davalıların davacı müvekkilinin marka hakkını ihlal ettiği aşikar olup davalı taraflarca bu hususun hiçbir zaman inkar edilmediğini, söz konusu ikrar kesin delil teşkil ediyor olup huzurdaki uyuşmazlığın çekişmeli olmaktan çıktığını, buna rağmen yerel mahkemenin bu hususu göz önüne almadan karar vermesinin tamamen hukuka aykırı olduğunu, Davalının dilekçelerinde \"dava konusu markayı 2013 yılından bu yana kullandıklarını, kullanmaya devam ettiklerini\" belirterek markayı kullandığını ikrar ettiğini, Davalıların, kullanmakta oldukları Linkedin sayfası, ... isimli instagram sayfası ve www...com adresli internet sitesi üzerinden müvekkil adına tescilli markaları kullanarak ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ...,..., ... gibi büyük markalara danışmanlık hizmeti verdiği ve dolayısıyla markaları kullanarak ticari kazanç elde ettiğinin dosyaya ibraz edilen deliller ile ispat edildiğini, her ne kadar bilirkişi heyeti raporunda ticari amaçlı kullanımı tespit etmesine rağmen web sitesindeki kullanımların davalılar tarafından yapıldığının tespit edilemediğini ifade etse de, davalıların, anılan Linkedin ve İnstagram sayfası ile web sitesinin kendileri tarafından kullanıldığı hususunu hiçbir zaman inkar etmediklerini, Uyuşmazlığa konu markanın davalılar tarafından davacının izni olmadan kullanıldığını, kullanıldığının ikrar edildiğini, dava konusu tescilli markaların davalılar tarafından iltibas yaratacak şekilde ticari amaçla kullanıldığını, bu kapsamda davacının ticari anlamda zarara uğradığını ve huzurdaki davayı ikame ederek ilgili kanunun kendisine vermiş olduğu münhasır hakları kullanmak durumunda kaldığını, Dava sürecinde yerel mahkemenin, 12.03.2019 tarihli 3. celsede taraflara ticari defter ve mali kayıtlarını ibraz etmesi için kesin süre vermiş ve 2 haftalık kesin sürede beyanda bulunulmadığı ya da adres bildirilmediği takdirde, dosyadaki mevcut delillere göre yargılamanın yürütüleceğini ihtaren bildirmiş olduğunu, bu çerçevede taraflar HMK md 219 uyarınca taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundayken ısrarla ibraz etmediklerini, ancak yerel mahkemece bu süreye uymamasına rağmen davalılara bir sonraki celse tekrar süre verildiğini, halbuki davalının kendilerine ihtaren bildirilen süre içerisinde kendilerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediğini, bu nedenle yerel mahkeme tarafından HMK md 220/3 uyarınca belgeyi ibraz etmesine karar verilen tarafın, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmemesi ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermemesi ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr etmesi ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmemesi durumunda belgenin içeriği konusunda davacı müvekkilin isteminin kabul edilmesi gerekirken hiçbir araştırma yapılmadan davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkeme tarafından HMK m. 220/3 uyarınca davacı müvekkilinin görüşü alınarak karar verilmesi gerekirken haksız bir şekilde davanın reddine karar verildiğini beyan ederek Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile, maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Davacı; \"...\"  markasını 10.062013 tarihinde devraldığını, ayrıca “...” ibareli markanın kendi adına tescilli olduğunu ve bu markaların davalı tarafından izin alınmadan aynı faaliyet alanında kullanıldığını iddia etmiş, davalı; 2013 yılında müvekkili ...'nın ticari hayatında bazı sıkıntılar yaşayınca bizzat kendi ismini taşıyan “...” olan markasına herhangi bir tedbir konulmaması için davacı ile aralarındaki güven ilişkisine bağlı olarak dava konusu markayı devrettiğini, devir sözleşmesinden kaynaklı bir bedel ödenmediğini, devrin gerçek bir devir olmadığını, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını ve markayı kullanmadığını savunmuş, Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, bu karar yukarıda belirtilen nedenlerle davacı vekilince istinaf edilmiştir. TPMK'dan celbedilen marka tescil belgeleri incelendiğinde; ... nolu ..  Şekil markasının 35. sınıf için 27.03.2007 tarihinde tescil edildiği, markanın halen davacı adına tescilli olduğu, dava dışı ... TİC, LTD ŞTİ, tarafından markanın davacı yana 10.06.2013 tarihli noter devir belgesi ile 15.000 TL karşılığında devredildiği, kuruma mülkiyet değişikliği için 10.12.2013 tarihinde marka vekili ... tarafından  başvuruda bulunulduğu ve markanın 2017 yılından itibaren yenilindiği keza ... nolu \"... \"  ibareli markanın da 35.sınıf için ilk defa  09.06.2016  tarihinde tescil edildiği, markanın halen davacı adına tescilli olduğu, tescilin 30.01.2017 tarihinde sicile kayıt edilerek 31.03.2017 tarihli resmi marka gazetesinde yayınlandığı anlaşılmıştır. Davalı yan, marka devir sözleşmesinin muvaazalı olduğunu iddia etmiş ise de, iddiasını ispat yükü altında olduğu, ancak dosyaya yansıyan delil durumu itibariyle iddiasını ispatlayamadığı gibi bizzat taraflar arasında yapılmış bir devir sözleşmesine de rastlanmadığı, sözleşmenin bedelsiz yapıldığı hususunun muvazaayı tek başına ispata yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı kabul edilmiştir. Sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı hususunda Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Ancak somut olay yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nin 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmekte olup, uygulamada genellikle bu süre beş yıl olarak yerleşmiştir. Somut olayda; davalının kendi ikrarıyla da sabit olduğu üzere kullanımına konu olan ''...'' markasının davacı yana 10.06.2013 tarihli noter devir belgesi ile devredildiği, dosyaya sunulan Beşiktaş ... Noterliği'nin 15.03.2017 tarihli ihtarnamesi ile, davalı yana ihlallerin durdurulması talebinde bulunulduğu, ihtarnamenin 03.04.2017 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, eldeki davanın ise, 21.07.2017 tarihinde açıldığı, dolayısıyla davacının marka üzerinde hak sahibi olduğu 10.06.2013 tarihinden ihtarnamenin tebliğ edildiği 03.04.2017 tarihine kadar 5 yıllık sürenin dolmadığı anlaşıldığından, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı yönündeki kabulün yerinde olmadığı, aynı şekilde kullanmama def'ine ilişkin koşulun da somut olayda sağlanamadığı kanaatine varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, tarafların iddia ve savunmaları kapsamında yargılamaya devam olunup, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuş olması yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince  esasa  münhasır  delil toplanmadan, eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olması ve ilk derece mahkemesi kararının tüm istinaf sebepleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi karşısında, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün bulunmamakla 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince davacının istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 21/01/2020 tarih, 2017/144 E. 2020/33 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine, 5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"48f1bb3da459f6c7","SID":"dec3a0f228037f7d"}}