{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2003 <br>KARAR NO: 2023/1886<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/02/2020<br>NUMARASI: 2018/434 E. - 2020/112 K. <br>DAVANIN KONUSU: Tazminat<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirket ile davalının dava dışı  ... San. Ve Tic. Ltd. Şti'nin ortakları olduğunu, söz konusu şirketin 10/02/2010 tarihinde kurulduğunu, davalı ile birlikte ...'in şirket kurucuları olduğunu, davalı dışındaki ortakların hisselerini alan müvekkili şirketin %85 oranında bir hisse ile ortaklık elde ettiğini,  hisse devrinden sonra müvekkili şirketi temsile  ... seçildiğini,  devirden önceki şirket yetkilisinin davalı olduğunu, davalıdan şirketin tüm mali kayıtlarının devrinin istendiğini,  davalının kendisine tanına yetki dışına çıkarak  şirketi yönetip borçlandırdığını,  davalının hisse  hisse devrinde esas alınan 2014 yılı Mayıs ve Haziran ayı mizanınında yazılı olan söz konusu nakit paranın iadesi ve cari alacakları teslim taleplerinin hiç birisini  yerine getirmediği gibi müvekkili tarafından davalıya yetkisinin sona erdiği bildirilmesine rağmen şirketi yönetmeye ve borçlandırmaya devam ettiğini, yetkili olduğu dönemde şirket defterlerini usulüne uygun tutmadığını, bu nedenle defterleri teslim etmediğini,  muhasebe hileleri ile aktifleri azaltmaya çalıştığını, şirketin 01/01/2014-30/06/2014 tarihleri arasındaki mizan kayıtlarına bakıldığında şirketin kasasında yaklaşık 600.000,00 TL'nin üzerinde nakit ve 200.000,00 TL üzerinde cari hesap alacağı bulunduğunu,  ancak davalının bu miktarları davacı şirkete aktarmadığını,  davalının devirden sonra belge ve defterleri teslim etmediğinden şirket zararının tam olarak tespit edilemediğini, bu nedenle uzman bilirkişilerce zararın hesaplanması gerektiğini, 17//07/2014 tarihinde müvekkili şirket tarafından  davalıya e-mail ile ''17/07/2014 tarihi itibarıyla şirketteki tüm  finansal ve mali yetkilerinin sona erdiği''nin ihtaren bildirildiğini, davalının buna uymaması ve şirket müdürünün haberi olmadan izin kullandığından iş akdinin de feshedildiğini, envanter dökümü ve  mali kayıtları hala teslim etmediğini, Çatalcadaki depoda bulunan malların sigortalı çalışanlar sayesinde sayılarak teslim alınabildiğini ancak şirket merkezinde yer alan malların resmi olarak teslimin de yapılmadığını, kendisine ait özlük dosyalarını alarak vermediğini, davalının kardeşinin şirketi ... şirketine değerinin altında mal satarak davacı şirketi zarara uğrattığını, bu şekilde müvekkilinin  zararına neden olduğunu ileri sürerek,  fazlaya dair haklarını saklı tutmak üzere şimdilik 100.000,00 TL tutarındaki alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek meblağ faiz oranıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;davacı şirketin aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, dava dışı  ... Ltd. Şti.'nin faal bir şirket olduğunu, davalı şirketin ortaklarına şahsi bir borcu bulunmadığını, bu nedenle davanın ancak  ... Ltd. Şti. tarafından müvekkiline karşı açılabileceğini,  bu sebeplerle, davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddi gerektiğini, 2003 yılında kurulan şirketin önce ... ticari unvanıyla çalıştığını, müvekkilinin çalıştığı bankadan 2004 Eylül ayında ayrılıp, 2005 yılının başından itibaren şirkette fiilen çalıştığını, müvekkilinin 2010 yılında 20.000,00 TL'ye kadarki işlemler için yetkili müdür olduğunu, kendisi ile birlikte ...'in de yetkili müdür olduğunu, bu sebeple davanın sadece müvekkiline açılıp ... açılmamasının da kasti  olduğunu,   davacının fiktif kasa açıldığı iddiasının yerinde olmadığını, resmi bilançoda var görünen 600.000,00 TL'nin esasen kasada olmadığını, bu miktarın personele resmi maaşları dışında elden ödenen ücret ve masrafları, kiraları, şirketin ticari faaliyetleri kapsamında yapılan toplantı ve sempozyum giderleri,  diyetisyen maaşları, kiralık araç  paraları, özellikle şirketin hakim ortağı ...  davacı şirkete yapılan çek girişleri şeklindeki kalemlerden kaynaklanığını ve bu şekilde göründüğünü,  davacının hisse aldığı tarihte de kasanın şimdikinden faklı olmadığını,  kendisi tacir olan davacın şirket hakkında pek ala bilgi sahibi olduğunu, gıda üzerine yoğunlaşan şirkette bu sektörde deneyimli ... ve  ... çalışmaya başladığını, bu şahısların sigortasız çalıştırıldığını, ancak sosyal güvence sağlanamadığı için şirket tarafından mecburen \" özel sağlık sigortası\" yaptırıldığını, bu işlemin de şirkete zarar verici bir yanı olmadığını,  ... şirketine malların karlı olarak satıldığını,  şirketin bu mallardan zararı olmadığını, eksik harcın 600.000,00 TL üzerinden tamamlatılması gerektiğini, kendisinin de şirketten alacaklı olduğunu,  şirkete zarar vermemekle birlikte  bir an için var olduğu kabul edilse dahi mahsup talebi olduğunu, şirketi zarara uğratmadığını, davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Dava, TTK'nun 553 - 554 - 555 ve 644/1 madde hükümleri doğrultusunda davalının şirket yöneticisi olduğu döneme ilişkin olarak, şirket ortağı sıfatıyla davacı şirket tarafından açılan tazminat davasıdır. Dava dışı ... Tic. Ltd. Şti'nin ticaret sicil dosyası getirtilmiş, şirket ana sözleşmesi getirtilmiş, taraf delilleri toplanmış, şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, uzman bilirkişi heyetinden rapor ve ek rapor alınmış; tüm deliller değerlendirilmek suretiyle hüküm oluşturulmuştur. Konusunda uzman mali müşavir, finans uzmanı ve hukukçu ( ek raporda aktüer hesap bilirkişisi - hukukçu ) bilirkişilerden oluşan heyet raporunda; davacının iddiaları doğrultusunda yapılan inceleme ile ... Tic. Ltd. Şti'ye, davalı şirket yöneticisinin zarar vermediği, dava dilekçesinde belirtilen eylemleri kasıt veya kusurlu olarak gerçekleştirilmediği, davalının eylemleri ile şirket zararının doğmadığı tespit edilmiş olup; raporda davacının iddia ettiği 2 adet can sağlığı sigorta poliçesi gereğince 14/04/2014 - 14/04/2015 tarihleri arasında 1106155 nolu poliçe bedeli olarak 4.480,88 TL, 1106151 nolu poliçe bedeli olarak 5.823,76 TL olmak üzere şirket kasasından 10.304,64 TL çıktığı ancak davalının şirketten 13.364,90 TL alacağının bulunduğu; davalı tarafından cevap dilekçesinde mahsupta talep edildiğinden, esasen davacının 3.060,26 TL alacağının kaldığını tespit ettiği görülmüştür. Bilirkişi rapor ve ek raporu mahkememizce kabule şayan bulunmuş olup, hükme de esas alınmıştır. Dava konusu edilen zarar; bilirkişi raporunda da tespit edildiği gibi, davacının doğrudan ve şahsi zararı olmayıp, iddia edilen zarar şirketin zararıdır. Bu nedenle TTK'nun 553/1 maddesi gereğince bu zararın ancak dava dışı ... Tic. Ltd. Şti'ye verilmek üzere tahsili talep edilebilir. Davacı taraf, dava dilekçesinin neticei talep kısmında \"müvekkilimin şimdilik 100.000,00 TL tutarındaki alacağının davalıdan tahsiline\" denmek suretiyle, zararın şirket kasasına konulması değil, bizzat davacıya verilmesi talep edilmiştir. Bu nedenle, talebin kabulü mümkün değildir. Kaldı ki, biran için TTK'nun 555/1 maddesinin uygulanabileceği değerlendirilse o takdirde de davalı yöneticinin şirkete verdiği bir zararın olmadığı, bilakis bir miktar şirketten alacaklı olduğu nazara alındığından bu yönden de davanın reddi gerekmiştir. Bu gerekçeler ile aşağıdaki hüküm oluşturulurken, davanın TTK'nun 644/1 maddesinin atfı nedeniyle, TTK'nun 553/1 maddesi gereğince; zarar görenin şirket olması sebebiyle tazminatın şirkete verilmesi yönünde açılmış dava olmadığından, aktif dava ehliyeti yokluğundan ret edilmesi sebebiyle; davalı aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.\"Gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş;Mahkememizce verilen iş bu karar davacı vekilince süresi içinde istinaf edilmiş, İstinaf incelemesini yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 14. Hukuk Dairesi tarafından HMK'nun 252/1.a.4 maddesi uyarınca istinaf sebepleri incelenmeksizin mahkememiz kararı kaldırılmış olup;  Mahkememizin kararının kaldırılma sebebi son duruşmamızdan önce (28/09/2017'den önce ), celse arasında 13/07/2017'de davacı şirketin İstanbul Anadolu 9. ATM'nin 2016/481 Esas - 2017/672 Karar sayılı hükmü ile iflasına karar verilmesidir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İİK'nun 194. Madde gereğince işlem yapılarak iflas kararının akıbetine göre taraf teşkili yapıldıktan sonra karar verilmek üzere dosya mahkememize iade edilmiştir. Mahkememizce iflas idaresine derhal dava dilekçesi, mahkememiz kararı ve BAM kararı tebliğ edilmiş; iflas idaresi vekaletname verdiği vekil vasıtasıyla yenilenen yargılamayı takip etmiştir. İflas idaresi ile de yazışma yapılmış olup, 29/04/2019 tarihli cevabi yazılarında müflis şirket hakkında verilen iflas kararının kesinleştiği; müflis masasının tasfiyesini İİK'nun 218. Maddesi gereğince basit tasfiye olarak gerçekleştirileceği, bu nedenle birinci ve ikinci alacaklılar toplantısının yapılmayacağı öğrenilmiştir. Davacı şirketin iflas ettiği, iflas tasfiyesinin basit tasfiye olarak yapılacağı nazara alınarak mahkememizce toplanan deliller çerçevesinde yeniden bir karar verilmesi gerekmiş olup; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılan kararın \"davanın esası incelenmeksizin\" kaldırıldığı; taraf teşkilinin kaldırma kararında işaret edildği gibi sağlandığı; davayı artık iflas idaresinin takip ettiği ancak görüşünü değiştirecek herhangi bir durumun söz konusu olmadığı; dava konusu edilen zararın hükme esas alınan bilirkişi raporunda da tespit edilduğu gibi davacının doğrudan ve şahsi bir zararı olmadığı; davacının dava dışı şirketin ortağı olduğu, dava dışı ... Tic. Ltd. Şti'nin davalı yönetici tarafından zarar ettirildiği beyan etmek suretiyle iş bu davayı açtığı ancak zarar edenin şirket olduğu, bu nedenle ancak şirkete verilmek üzere zararın tazminini talep edebileceği oysa kendisine verilmek üzere zarar talep ettiği, bu nedenle talebinin kabulünün mümkün olmadığı; zaten davalı yöneticinin şirkete verdiği bir zararında bulunmadığı bilakis şirketten alacaklı olduğu nazara alınarak, davanın yeniden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur.\" gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece yeterli inceleme yapılmadan ve bütün deliller toplanmadan bilirkişi incelemesi yapılması yönünde ara karar oluşturularak eksik bilgi ve belgelerle bilirkişi incelemesi yapıldığını, deliller toplanmadan bilirkişi raporu tanzim edildiğini,  mahkemece eksik incelemeyle tanzim edilen bu rapor esas alınarak usul ve yasaya aykırı hüküm tesis edildiğini,  hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda sıklıkla davalı tarafça ibraz edilen e-mail yazışma çıktılarına atıf yapıldığını, davalı tarafça dosyaya sunulan e-mail çıktılarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının mahkemece araştırılmadığını, e-mail yazışmalarını destekleyen başkaca delil araştırılmadığını, bilirkişi heyetince de e-mail çıktılarının doğruluğu araştırılmadan rapor tanzim edildiğini, öte yandan 29.05.2014 tarihli ara bilanço, yine 29.05.2014 tarihli gelir tabloları, davalıya  ait ücret bordroları, müvekkili şirket ile davalı arasındaki ilişkileri gösterir hesap özetleri, davalıya ait banka hesap incelemeleri, davalının kardeşine ait ... hesap dökümleri toplanmadan dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edildiğini, bu belgelerin eksikliğine rağmen bilirkişi heyetince rapor tanzimi yoluna gidildiğini, yine bilirkişi raporunda görüleceği üzere şirketin 29.02.2012 tarihli kasa bakiyesi 662.440,98.TL iken yaklaşık 1 ay sonra 31.03.2012 tarihli kasa bakiyesinin 187.673,55.TL olduğu  bilirkişi i raporunda bu husus belirtilmesine rağmen mahkemece kasa bakiyesini eksilten harcamalara ilişkin gider makbuzu, fatura ve diğer belgeler temin edilmeden dosya ek rapor için yeniden bilirkişi heyetine tevdi edildiğini, ek bilirkişi raporunda da bu belgeler incelemeden değerlendirme yapıldığını, harcamaların şirketin hangi giderlerine yapıldığının açıklığa kavuşturulmadığını,  email yazışmalarının tek başına ispata yeterli olmadığını, yazılı delil başlangıcı olduğunu, başka delillerle desteklenmediğini, davacının aktif husumetinin olmadığı tespitinin hatalı olduğunu, TTK'nın  553’üncü maddesinin ''Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla\" ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar'' hükmünü ihtiva ettiğini,  mahkeme  kararında, doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı yapılmadığını, ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışların ortakların dolayısıyla zarar görmelerine neden olduğu hususunun dikkate alınmadığını, oysa kötü yönetim sebebiyle ortakların kar payının azalması dahi ortakların dolayısıyla uğradığı zarara tipik bir örnek teşkil ettiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; ''30.06.2014 tarihli mizanda 100 kodlu kasa kaydi olarak 610.265,08 TL olarak yer almaktadır. Hisse devri 29.05.2014 tarihinde yapılmıştır. Peki şirket hisselerinin devir tarihinde davacı taraf neden dolayı kasa mevcudunu fiilen sayıp kasayı teslim almamış ve nasıl hisse devir sözleşmesini imzalamıştır’'' şeklinde bir ifade yer aldığını, bu hususların dava dilekçesinde tafsilatlı şekilde anlatılmasına rağmen bilirkişi heyeti tarafından dikkate alınmadığını, hisse devri tarihi itibariyle davalı tarafın bütün yetkilerinin sona ermesine rağmen davalı tarafın banka internet şifreleri de dâhil olmak hiçbir bilgi ve belgeyi müvekkili şirkete teslim etmediğini, bu sebeple dava dışı şirketin kasasını fiilen saymasının mümkün olmadığını, birçok kez talep edilmesine rağmen, davalının şirketin envanter dökümünü ve mali kayıtlarını şirketin yeni yetkilisine teslim etmediğini, şirketin devrinden sonra dahi davalının şirkete ait bilgi belge ve mali kayıtları teslim etmediğini, bunun yanında yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen raporlarda kasa fiilen sayılmadan kayıt mizanlarına göre hesap yapılarak bilançonun onaylandığını, fiili durum tespiti yapılamadığını, müvekkilince de  yeminli mali müşavir raporlara itimat edildiğini, bilançoda var olan tutarın kasada olup olmadığını bilmesinin müvekkilinden  beklenemeyeceğini, zira bu hususun bilinmesi için fiziki incelemelerin yapılması gerektiğini,  şirketin bilanço kayıtları ve hisse devri tarihi itibariyle şirketin fiili kasa durumu incelediğinde şirket kayıtlarında yer alan aktiflerin fiili olarak mevcut olmadığının bilirkişi raporunda da açıkça ifade edildiğini, davalının şirket yetkilisi olduğu tarih aralıklarında mizan kayıtlarına göre şirket kasasında; 31.10.2010 tarihinde 555.429,86.-TL, 31.12.2011 tarihinde 648.016,92.-TL, 31.12.2012 tarihinde 319.549,53.TL, 31.12.2013 tarihinde 595.364,01.-TL, 30.06.2014 tarihinde 600.000,00.-TL üzerinde aktif göründüğünü, yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen raporlarda kasa fiilen sayılmadan kayıt mizanlarına göre hesap yapılarak bilanço onaylandığından fiili durum tespiti yapılamadığını, davalı her ne kadar sadece 20.000,00.-TL’ye kadar yapılan işlemler için yetkili olduğunu ve kasadaki paranın şirket giderleri için harcandığını beyan etmişse de davalının günlük 20.000,00.-TL tutarında işlem yetkisi bulunduğu sicil kayıtlarında açıkça belirtilmiş olup davalının harcamalara ilişkin hiçbir yazılı belge sunamadığını, nitekim şirkete ait kayıtlarda yer alan ödenmiş sermaye ve bilanço kayıtlarında yer alan şirket aktiflerinin davalının kasti ve kusurlu eylemleri ile harcandığını, zimmete geçirildiğini, harcamanın nereye yapıldığının davalı tarafça açıklanamadığını,  buna rağmen bilirkişilerce zararın mevcut olmadığı yönünde görüş bildirildiğini, ayrıca, bilirkişilerce 6502 sayılı Kanun kapsamında faydalanılarak 31.12.2014 tarihli kasa düzeltme işlemi ile ilgili yapılan tespitin de  hatalı ve tarafsızlıktan uzak olduğunu, dir tarihinden sonra yapılan kasa düzeltme işleminin de  davalının müdür olduğu dönemde şirketin uğradığı zararı ispat ettiğini, rapordaki ''11.09.2014 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6552 sayılı kanunla borçların yapılandırılmasına ilişkin olarak şirketin 31.12.2014 tarihinde 595.364,00 TL kasa düzeltmesi yaptığı yani fiilen olmayan parayı kasadan çıkararak diğer olağan dışı giderlere kaydettiği ve sonrasında bunu kurumlar vergisi beyannamesinde kanunen kabul edilmeyen giderlere kaydettiği tespit edilmiştir. Bu işlemle şirketin 595.364,00 TL tutarın kasasında bulunmadığını kabullendiği ve kasa affından faydalanarak kasa hesabını fiili duruma getirdiği anlaşılmıştır.'' şeklindeki tespitin tarafsızlıktan uzak ve hatalı olduğunu,  31.12.2014 tarihinde yapılan kasa düzeltme işlemi devir tarihinden sonra bilanço kayıtlarıyla kasanın tutarsız olduğunun anlaşılması üzerine zorunlu olarak yapıldığını, 31.12.2014 tarihli 595.364,00 TL kasa düzeltmesi işleminin esasen kayıtlarda yer alan aktiflerin devir tarihinde kasada bulunmadığının ispatı olduğunu,  kaldı ki Bakırköy ... Noterliğinin 29/12/2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle 6552 sayılı kanun kapsamında kasa affından faydalanılsa dahi bu başvurunun davalının sorumluluğunu kaldırmadığının davalıya ihtar edildiğini, davalının kusuru olmadığı tespitinin de hatalı olduğunu, şirket kasasında bulunmadığı iddia edilen aktiflerin şirketin kayıtlarında yer almamasının şirket müdürünün kusurlu olduğunu açık bir şekilde gösterdiğini, bunun yanında şirketin zarara uğraması nedeniyle şirket yöneticileri aleyhinde ikame edilen davalarda meydana gelen zararın ispatının davacıya ait iken, kusursuz olduğunu ispatın etmek davalıya ait olduğunu, yine müvekkil şirketin hissedarı olduğu ... Tic. Ltd. Şti. hakkında şirketin iflasının önüne geçilmesi amacıyla sermaye artırılması hususunun görüşülmesi için 10.11.2014 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında davalı ... ana gündem maddesi olan sermaye artırımına iştirak etmeyeceğini ileri sürerek sermaye artırımı hususunda olumsuz oy kullandığını, bunun üzerine İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/103 D.İş sayılı dosyası ile ...Tic. Ltd. Şti.nin öz kaynaklarının belirlenmesi, şirket aktiflerinin pasiflerini karşılamaya yetip yetmediğinin tespiti, şirketin sermaye artırımına ihtiyacının bulunup bulunmadığının tespiti istenmiş olmakla uzman bilirkişi tarafından tanzim edilen raporla 31.12.2014 tarihi itibariyle kayıt değerlerine göre şirket aktifinin pasifini karşılamaya yetmediği ve şirketin borca batık durumda bulunduğunun   tespit  edildiğini, buna rağmen davalının sermaye artırımına ilişkin olağanüstü genel kurul toplantısında olumsuz oy kullanarak şirketin iflas tehlikesine göz yumarak şirket zararına hareket ettiğini, bu hususun tek başına davalının kusur ve kastını ispata yeterli olduğunu, ayrıca, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/103 Değişik İş sayılı dosyasında bilirkişinin, şirketin 2014 yılı ticari defterleri ile 31.12.2014 tarihli bilançosunu incelemiş, şirketin ödenmiş sermayesinin 500.000,00 TL olduğunu, 31.12.2014 tarihi itibariyle kaydi değerlere göre şirketin sermayesinin tamamını yitirdiğini, şirketin öz varlığının eksi (-) 1.763.375,63 TL olduğunu, diğer bir ifade ile şirketin borca batık durumda olduğunu tespit ettiğini, şirketin borca batık olduğu mahkeme kararıyla tespit edilmiş iken    yönetim kurulunun(limited şirketlerde müdürün) yükümlülüğü somutlaştırılmış ve şirketin mali durumunun iyileştirilmesine yönelik önlemleri genel kurula sunması olarak öngörüldüğünü, şirketin borca batık olmasına rağmen, davalının ara bilançoyu hazırlamaması ve durumu mahkemeye bildirmemesinin de özen yükümlülüğünün ihlali anlamına gediğini, bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını, zira raporun 15.sayfasında ... firmasına satılan malların maliyeti altında satıldığı iddiasına ilişkin olarak uzmanlıklarının olmadığının belirtildiğini,  ayrıca bilirkişi raporunda davalının kardeşinin şirketi olan ... ... dükkanına davalı tarafça cüzi bedellerle ürün satışı yapılması hakkında 30.06.2014 tarihli detay mizanda böyle bir firmadan alacak kaydına rastlanmadığı ifade edildiğini,  bu hususta ise herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadığını, ... davalı tarafça cüzi bedellerle ürün satışı yapıldığının davalı tarafın ikrarı ile sabit olduğunu, davalı tarafın 03/03/2015 tarihli cevap dilekçesinde ...’e mal satışı yapıldığına dair beyanı  dikkate alınmadan bu hususta bilgi ve belge araştırılmadan bilirkişi raporu tanzim edildiğini, eksik araştırma ve incelemeye dayalı bilirkişi raporunun hükme esas alınması mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu usule ve yasaya aykırı işbu kararının kaldırılması gerektiğini, bilirkişi heyetince tanzim edilen ve hükme esas alınan raporda 30.06.2014 tarihli mizanda 331.01.01 kodlu ortaklara borçlar hesabında davalının 13.364, 90 TL alacaklı olduğunun görüldüğünü ve bu kayda itibar edildiğini, tüm beyanlarında şirketin bilanço kayıtlarına göre hisse devri işleminin yapıldığını beyan etmelerine rağmen bilirkişi heyetince bu kayıtların gerçeği yansıtmadığı ifade edilerek bu kayıtlara itibar edilemeyeceği yönünde görüş bildirildiğini, davalının 13.364, 90 TL alacaklı olduğunun görüldüğü ve bu kayda itibar edildiği ve aksinin ispatının davacıya ait olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de bilirkişilerin hukuki değerlendirme yaptığını, bu nedenle somut uyuşmazlıkta bilirkişi heyetinin tanzim etmiş olduğu raporun kanunun açık hükmüne aykırılık teşkil ettiğini, ayrıca, birden fazla kişinin aynı zararı tazminle sorumlu olmaları halinde bunlardan her biri kusuruna ve durumun gereklerine göre zarar kendisine yükletilebildiği ölçüde bu zararlardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu, tanzim edilen bilirkişi raporunda bir yandan dosya eksik incelenerek şirketin herhangi bir zararının söz konusu olmadığı belirtilirken diğer yandan zarardan  ... de sorumlu olduğuna ilişkin tespitte bulunulmasının dahi bilirkişi raporunun kendi içinde çelişkiler barındırdığını gösterdiğini, bu bağlamda bilirkişi raporunda yer alan zararın meydana gelmesinde kusuru bulunmayan ortağa başvurulması yönündeki tespitin, TTK'nın 557.hükmüne açıkça aykırılık teşkil ettiğini,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 644/1 maddesinin atfıyla aynı yasanın 553 vd maddeleri uyarınca, davalı yöneticinin kusurlu davranışlarıyla davacının uğradığı zararların tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine  reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.TTK'nın 553. maddesine göre, yöneticilerin kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda şirketin doğrudan uğradığı zarar sebebiyle şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı zarardan sorumludurlar. Davacı, dava dışı ... Tic.Ltd. Şti.'nin %85 oranındaki hissesini ...'ten devraldığını, böylece dava dışı şirketin hakim ortağı olduğunu, davalının ise %15 oranında hissedar olduğunu, davalının, dava dışı şirketin müdürü olarak görev yaptığı dönemde şirketi zarara uğrattığını, şirketi kötü yönettiğini kusurlu davrandığını ileri sürerek, TTK'nın 644.maddesi atfıyla 553.maddesi uyarınca uğradığı zararların tazminini istemiştir. Eldeki dava, TTK'nın 553 vd. maddeleri uyarınca ve özellikle 555.maddesi uyarınca şirket ortağı tarafından  açılmış bir sorumluluk davasıdır. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davası, doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yöneticinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Yani davacı tarafın ortağı olduğu şirketin kötü yönetilmesi nedeniyle şirketin zarara uğratılması nedenine dayalı tazminat davasında, şirket yöneticisinin eylemleri nedeniyle uğranılan zarar, şirket açısından doğrudan, davacı ortak açısından ise dolaylı zarar olup, dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 555. (6762 sayılı TTK'nm 309.) maddesi hükmü gereğince hükmedilecek tazminatın şirkete verilmesinin talep edilmesi gerekmektedir. Davacı ortağın doğrudan bir zararı varsa bu zararın ortağa ödenmesi istenebilir. Bu sebeple, söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için, oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket ortağı  konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda ortakların veya alacaklıların sadece yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür. Somut olayda davacı, aynı zamanda ortak ve şirket müdürü olan davalının   hissedarı  olduğu şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek, zararının tazminini talep etmişse de;  davacının dava dilekçesi kapsamında iddia ettiği zararların dolaylı zarar niteliğinde olduğu, iddianın ileri sürülüşü ve anlatımlar itibariyle şirketin uğradığı zararların talep edildiği anlaşılmaktadır. Bu halde hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesi talep edilmelidir. Davacı tarafça iddia edilen zarar kalemlerinin doğrudan zararlar olmayıp, dolaylı zararlardır. Davacı böyle bir davayı açabilirse de hükmedilecek tazminatın kendisine değil ancak şirkete verilmesini talep edebilir. Nitekim TTK'nın 555/1. maddesine göre, davacının, şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini istemesi gerekirken dava dilekçesi sonuç ve istek  kısmına göre kendisine ödenmesini talep ettiği nazara alındığında, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşılmaktadır.  Bu nedenle  davacı vekilince, davacının aktif husumet ehliyeti olduğu yönündeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Aktif husumet ehliyeti bulunmayan davacı vekilince ileri sürülen esasa ilişkin diğer istinaf sebeplerinin de bu sebeple incelenmesine de gerek kalmamıştır. Davacı vekilinin istinaf istemi yerinde olmamakla bilikte, ilk derece mahkemesince, gerekçede, hem davacının doğrudan zararı  kendisi adına talep etmesinin mümkün olmadığı  belirtilip  hem de işin esası incelenerek davalının şirketi zarara uğratmadığı  yönünde sonuçları farklı iki gerekçeye yer verilmesi usul ve yasaya  aykırı olduğundan, resen gözetilen sebeplerle ilk derece mahkemesinin kararının ve hüküm fıkrasının düzeltilmek üzere  kaldırılarak davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine dair yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.  Açıklanan bu gerekçelerle;  davacı  vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve  353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının ve hüküm fıkrasının  resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına,  davanın, aktif  husumet yokluğu nedeniyle reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemekle birlikte HMK'nın 33, 355 ve  353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 269,85 TL  karar ve  ilam harcının    davacı tarafça peşin olarak  yatırılan  1.707,75 TL'den mahsubu ile artan 1.437,90 harcın, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacıya iadesine,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihindeki AAÜT'nin 13. maddesi uyarınca takdir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya  verilmesine,5-Davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,6-Davacı tarafından yatırılan gider avans bakiyesinin, karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,7-Davalı tarafça yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı  tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde  bırakılmasına, 9-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 23.11.2023 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"54e89aaa0f98c407","SID":"98449ef0edab7635"}}