{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2239 <br>KARAR NO: 2023/1986<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 30/09/2021<br>NUMARASI: 2018/335 Esas - 2021/589 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) <br>Taraflar arasında görülen tazminat davasının ilk derece mahkemesice yapılan yargılaması sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 01/11/2007 tarihinde ... Bankası A.Ş. ...Vakfı  (...)'a ait taşınmaz hakkında akaryakıt istasyonu ve ticari binalarının inşaatı ile bunların işletilmesine dair bir sözleşme akdediğini, davalı ile ... arasındaki anılan sözleşmede, Bayilik Lisansının alındığı tarihten itibaren akaryakıt istasyonunda satış yapılabilmesi için  15 yıllık bir ilişki tesis edildiğinin anlaşıldığını, 2007 yılında davalı ile dava dışı ... arasında imzalanan sözleşme uyarınca sözleşmenin konusu olan edimlerin ifası için gerekli Belediye izinleri, imar düzenlemeleri ve ruhsat başvuruları ile ilgili müvekkili şirketten haricen yardım alındığını ve lejant değikliğini müvekkili şirket yetkililerinin kişisel çabaları ve desteği ile sağlandığını, akaryakıt ve LPG istasyonunun faaliyetten bulunabilmesi için hayati öneme sahip bu değişiklik, imar mevzuatı ile ilgili yasal mevzuatın bir gereği olduğunu ve gerekli ruhsatlar ve bayilik lisansları dahil olmak üzere birçok önemli belge bu değişikliğe bağlı olduğunu, davaya konu istasyonun bulunduğu bölgede ticari itibarı yüksek olan ve müşteri potansiyeli üst düzeyle bulunan müvekkili şirketin, davalı tarafından ikna edildiğini ve 2010 yılından başlamak üzere 15 yıl boyunca söz konusu istasyonda faaliyet göstereceğine inandırılarak, yine davalı tarafından müvekkilinin başkaca birçok masraf yapmasına neden olduğunu, temin edilen Gayri Sıhhi Müessese ruhsatının, davalının kusurlu olduğunu gösterir olaylar sonrasında değerini yitirmesi, işlevini kaybetmesi ve müvekkili tarafından kullanılamaz hale gelmesi, telafisi imkansız zarar kalemlerinin en başında gelmekte olduğunu, dava tarihi itibari ile piyasa değeri 4.000.000 TL'nin üzerinde olan ve akaryakıt piyasasını bilen kişilerce de son derece yüksek mali değeri olduğu kabul edilen GSM ruhsatının, davalının kusurlu hareketleri nedeniyle kullanılamaz ve devredilemez hale geldiğini, müvekkili şirketin istasyonda faaliyette bulunmaya devam ederken davalı şirketin  ... Tic. A.Ş. ile \"Özel Kira Sözleşmesi\" imzaladığını, bunun üzerine davalı tarafından, davacıya \"Bayi İşbirliği Sözleşmesi (BİS)\"i dayatıldığını ve imzalandığını, işbu sözleşme ile akaryakıt istasyonu kapsamında bulunan marketin 3.kişi olan ... tarafından işletilecek olması sebebiyle bu yeni durum karşısında tarafların hak ve yükümlülükleri belirlendiğini, davacının marketin kiraya verilmesine ilişkin bir iradesi aranmadığını veya asıl taşınmazın maliki ...'ın iradesi davalı tarafından davacı müvekkiline bildirilmediğini, bu aykırılık nedeni ile ...'ın davalıya dava açmasına neden olduğunu ancak bu davanın müvekkilinden gizlendiğini,  sonuçları son derece ağır olan ve müvekkilini de etkilemiş bulunan ve sonradan ortaya çıkan durum davalı ile ... arasındaki sözleşmede alt kiracılık ilişkisinin ... iznine bağlı olması olduğunu, davanın saklanmasının davalının kötüniyetini ortaya koyduğunu, sözleşme yükümlülüklerine aykırı şekilde hareket eden davalının faaliyetlerinin, müvekkili şirketi telafisi imkansız zararlara uğrattığını, davalının 10/04/2017 tarihinde ... tarafından davalıya açılan tahliye davasını 08/06/2017 tarihinde kabul ettiğini ve müvekkilini telafisi imkansız zarara uğrattığını, müvekkili şirket tarafından Beşiktaş ... Noterliğinin 22/08/2017 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile \"ilgili karara karşı kanun yollarına başvurması\" ve \"sözleşmenin tarafı olarak üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi\" hususlarının davalıya ihtar edildiğini,  ancak davalının yasal savunma imkanlarını kullanmadığını, istinaf yoluna başvururken sadece vekalet ücreti yönünden başvuruda bulunduğunu, 11/01/2018 tarihinde İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden tahliye kararının icrası için ... vekili tarafından icra memurları ile müvekkili şirkete gelindiğini, davalı tarafından israf yoluna başvurularak kararın henüz sonuçlanmadığını düşünen müvekkilinin hazırlıksız yakalandığını, müvekkili şirketin 10 yıla yakın süredir yoğun emek, üstün gayret sarf ederek maddi bir çok külfete katlanarak  en iyi bayiler arasına soktuğu işletmesini tahliye etmek zorunda kaldığını ve büyük uğraşlar sonucu oluşturduğu istihdamı meydana getirdiği iş potansiyelini davalının marka değerini üst düzeylere taşımak için gösterdiği çaba ile oluşan ticari ortam ve beklentisini 29/01/2018 tarihi itibari ile terk etmek zorunda kaldığını, adli merciler kanalıyla istasyonun tahliye edilmesine davalının kusuruyla neden olması, sadece müvekkili şirketi değil, istasyonda çalışan birçok kişiyi olumsuz etkilediğini, bu durumun çalışanların işlerinden olmalarına yol açtığını, davalının ... ile arasındaki davayı kabulünün sonradan öğrenilmesi ile oluşan mağduriyet nedeniyle müvekkilli şirket yetkili ...  eşi ...'ın, ... davalıya karşı açılan davayı kabul ettiğini öğrenmesinden kısa bir süre sonra, 28/08/2017 tarihinden strese bağlı olarak pıhtı atması olarak nitelendirilen rahatsızlık yaşadığını, davaya konu istasyonun devri söz konusu olduğunda piyasa değeri 4.000.000 TL'nin üzerinde olan GSM ruhsatının işlevsiz hale geldiğini, ... ile davalı şirket arasında görülen tahliye davasının, davalı şirketçe müvekkiline ihbar edilmediğini ve layıkıyla yürütülmediğini, Davalının, sözleşmenin ve diğer sözleşmelerdeki yükümlülüklerini ve ifasını kendi kusuru ile yerine getirilmeyecek hale geldiğini, Sözleşmenin ayakta kalmasına hiçbir imkan bırakmayan davalının, bu sözleşmeye dayalı olarak davacı müvekkilinin uzman bilirkişilerce hesaplanacak tüm zararlarını tazmin etmesi gerektiğini, taraflar arasındaki Sözleşmenin nitelik olarak karma bir sözleşme olduğunu, sözleşme kapsamında taraflar arasında kira ve bayilik ilişkisi olduğunu, davalının müvekkilinin davaya konu istasyonu kiraladığını, yine bu sözleşme ile aralarında kurulan bayilik ilişkisi uyarınca davalı, davacı şirkete mal tedariki ettiğini, bu ilişki uyarınca elden edilen gelir, yine bu sözleşmenin öngördüğü şekilde aralarında paylaşıldığını, davalının ağır kusurlu hareket etmesi nedeniyle sona ermeyecek zararın giderilmesi gerekmekte olduğunu, müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararların; dava tarihi itibari ile piyasa raiç değerinin 4.000.000 TL olan GSM ruhsatının kullanılamaz hale gelmesini, müvekkili şirketin 15 yıl faaliyette bulunamayacağını inandığı istasyon için gerekli yasal izinler ve belediye uygulamaları çerçevesinde katlandığı her türlü mali külfet, müvekkilinin sözleşmede öngörülen süreden önce istasyonu terk etmek zorunda kalması nedeni ile mahrum kaldığı gelir, istasyonun bulunduğu yerde Avrasya Tüneli gibi büyük çaplı bir düzenleme nedeni ile artan araç sürkilasyonu ve yükselen müşteri potansiyelinin getireceği ek gelir, müvekkilinin yaptığı yatırım maliyetleri, müvekkilinin meydana getirdiği iş potansiyeli, davalının marka değerini üst düzeye taşımak için gösterdiği çaba ile oluşan ticari ortam ve beklentisini terk etmek zorunda kalması nedeni ile oluşan zararlar olduğunu, bu zararlar için şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın avans faizi ile birlikte tahsiline, ayrıca müvekkili şirketin kişilik haklarının ve ticari itibarının onarılmayacak ve telafisi mümkün olmayacak şekilde zedelenmesi nedeni ile 1.000.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  Davacı vekili, 17/06/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini  2.134.575,93 TL'ye çıkarttıklarını belirtmiş ve ıslah harcını da yatırmıştır. Davalı vekili savunmasında özetle; taraflar arasında mülkiyeti dava dışı üçüncü bir kişiye (\"...\") ait ... ilçesi, ... Mahallesindeki taşınmaz üzerine inşa edilecek ve işletilecek akaryakıt ve otogaz istasyonuna ilişkin bir bayilik sözleşmesi ile \"protokol\" başlıklı yatırım sözleşmesi akdedildiğini, akaryakıt sektöründe bayilik sözleşmelerinin bilindiği üzere en çok beş yıllık süre için akdedilebilmekte olduğunu, bayilik sözleşmesinin beş yıldan uzun olmasının 4054 sayılı yasa ve Rekabet Kurumunun 2002/2 sayılı tebliği uyarınca mümkün olmadığını ve beş yıldan uzun süreli akaryakıt bayilik sözleşmelerinin beşinci yılın sonundan başlayarak geçersiz hale geldiğini, yasal düzenlemenin böyle olduğu bir durumda davacının müvekkili tarafından 15 yıl süre ile petrol ofisi bayisi olmaya ikna edildiğini iddia etmesinin hukuki ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, taraflar arasında akdedilmiş olan uyuşmazlığa konu bayilik sözleşmesinin 31/12/2015 yılında 5 yıllık süre için akdedildiğini, bundan önce taraflar arasında ilk bayilik sözleşmesinin 31/12/2010 tarihinde yine 5 yıl için yapıldığını,  taraflar arasında akdedilmiş bir diğer sözleşmenin protokol olarak adlandırıldığını, bu sözleşme ile davacının bayilik faaliyetini sürdüreceği, akaryakıt istasyonun inşa edilmesi ve inşaatından sonraki süreçte tarafların karşılıklı olarak üstleneceği hak ve sorumlulukların tanımlandığını, bu sözleşme ile müvekkili şirketin dava dışı ... arazisi üzerinde bir akaryakıt istasyonu inşa edilmesi için gerekli tüm mali yükümlülüğe katlanmayı üstlendiğini, müvekkilinin katlanacağı mali yükümlülüğün ayrıntılarının protokolün 1 numaralı ekinde tanımlanmış olduğunu ve istasyonun inşaat maliyetinin tümünü müvekkilinin karşıladığını, davacının bu maliyete katılmadığını, davacının istasyonun inşa edilebilmesi için gerekli izinlerin alınmasına yönelik işleri ilgili kurumlar nezdinde takip etmeyi taahhüt edip bu izinler alındığında inşa edilecek istasyonu kendisinin işletmesi halinde aylık 20.000 Amerikan Doları işleticilik bedelini müvekkiline ödemeyi taahhüt ettiğini, davacının dava dilekçesinde müvekkilinin petrol ofisinin alt kiracısı olduğunu iddia ettiğini, bu iddianın doğru olmadığını, taraflar arasında hiçbir zaman bir alt kira sözleşmesinin yazılı ya da sözlü şekilde akdedilmediğini, müvekkilinin dava dışı ...'a karşı diğer pek çok ağır yükümlülüğün yanısıra ayda 90.000 Amerikan Doları kira bedeli ödemeyi taahhüt ettiğini ve sözleşme sona erene kadar bu tutarı ödemişken davacının müvekkiline aylık 10.000 Amerikan Doları işleticilik bedeli ödediğini, davacının yaptığı ödemelere ilişkin kayıtlar incelendiğinde ödenen tutarın işleticilik bedeli olduğunun görülebileceğini, tarafların istasyonda ... işletmesine birlikte karar verdiklerini, taraflar arasında akaryakıt istasyonundaki market işletmesinin ... tarafından yapılmasının istasyona değer katacağı ve istasyonun akaryakıt  satışlarının artmasına sebep olacağının birlikte değerlendirildiğini, bu her iki taraf için de işletmeye değer katan iyiniyetli bir girişim olduğunu, müvekkili ile dava dışı ... arasındaki kira sözleşmesi hükümlerinin davacı için yabancı olmadığını, davacının dava dilekçesinde çeşitli kere müvekkil ile dava dışı kiraya veren ... arasında akdedilmiş 2007 tarihli kira sözleşmesi hükümlerine gönderme yaptığını, bu göndermelerin davacının, müvekkili ile dava dışı ... arasındaki kira sözleşmesi içeriğini bildiğinin kendi beyanı ile ikrarı olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacının kira sözleşmesi hükümlerini bildiği için  akaryakıt istasyonundaki marketin ...’a dönüşümü konusunda müvekkili ile işbirliği anlaşması yaparken, birlikte hareket ederek kira sözleşmesinin feshine sebep olunabileceğini öngörmüş olması gerektiğini, davacının o sırada müvekkili gibi düşünüp ...’ın taşınmazına değer katan bir gelişme nedeniyle akdi fesh etmeyeceğini varsaydığını ve akaryakıt istasyonunun gelirini arttıran ... dönüşümü için gerekli anlaşmaları bile isteye imzalamış olduğunu, müvekkili şirketin kiracısı olduğu istasyondaki marketin ... tarafından işletilmesi talebini ...’a yazılı olarak bildirmiş olduğunu, ancak dava dışı kiraya veren ... müvekkiline yanıt bile vermeden 10/04/2017 tarihinde kira sözleşmesine aykırı davrandığını iddia ederek, kira sözleşmesinin feshi ve tahliye talepli bir dava açtığını, müvekkil şirketin bu davaya cevap vermiş olduğunu, ...’ın marketin ...’a kiralanmasına itiraz etmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu savunmasını yaptığını, Mahkeme tarafından 02/06/2017 tarihinde, istasyonda bir keşif yapıldığını ve ...’un faaliyetinin tespit edildiğini, Davacının ... ile müvekkili şirket arasındaki anlaşmazlıktan aslında daha önce haberdar olmakla birlikte en geç yukarıda belirtilen 02/06/2017 tarihinde haberdar olduğunu inkar edemeyeceğini,  GSM'in piyasa ve devir değeri olan bir emtia olmadığını, sadece belediyeler tarafından verildiğini, bu nedenle davacının GSM'nin piyasa değerinin kaybı nedeni ile ileri sürdüğü tazminat taleplerinin her türlü hukuki gerekçeden yoksun olduğunu,  belediyenin davacının işletmesi için verdiği GSM,  bayilik sözleşmesinin erken değil daha sonraki bir tarihte sona erseydi, o gün de bugün olduğu gibi değersiz bir kağıt parçasına dönüşecek ve Kadıköy Belediyesi tarafından, hiçbir tazminat ödenmeden iptal edilecek olduğunu, davacı şirketin İstasyon Tesisi için yatırım yapmamış olduğunu, davacının dava dilekçesinde, 15 yıl faaliyette bulunacakları inancı ile istasyon için gerekli yasal izinler ve belediye uygulamaları çerçevesinde katlandığı her türlü mali külfeti ve yaptığı yatırımların maliyetini talep etmekte olduğunu, davacının müvekkili şirketin 4054 sayılı yasa, 2002/2 sayılı tebliğ ve ilgili kurul kararları uyarınca zaten mümkün olmayan 15 yıllık bir taahhüdünden değil, kendisine ait onbeş yıllık inanç - öngörü - beklentisinden,  tutarı belirsiz miktarda, yasal izin ve belediye uygulamaları ile yatırım maliyetlerinden söz etmekte olduğunu,  müvekkili şirketin istasyonun inşa ve Petrol Ofisi standartları ile Petrol Ofisi marka değerine uygun işletilebilmesi için 9.187.868 TL yatırımı tek başına yapmış olduğunu, bu yatırımın tek sebebinin kira sözleşmesi süresince, istasyonu elinde tutma hakkını elde edebilmek olduğunu,  davacının işletme süresi boyunca aralıksız olarak kar edemediğinden, hep kendi öz sermayesini tüketiyor olmaktan yakınmış olduğunu, davacının katlandığı yatırım maliyetleri olduğunu,  gerekli yasal izinler ve belediye uygulamaları çerçevesinde katlandığı külfetler olduğunu, istasyonun sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en önemli bayileri arasına soktuğu iddiaların tümüyle dayanaksız olduğunu, davacı şirketin tahliye davasından haberdar olmasına rağmen sekiz ay süreyle, olası zararını azaltmak için hiçbir önlem almamış olup istasyon tahliye edilene kadar beklemiş ve gerçekleşen tahliye sonrasında  işbu davayı açmış olduğunu,  taraflar arasındaki beş yıllık Bayilik Sözleşmesinin sona ermesine yaklaşık 2 yıl kaldığını, herhangi bir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için davacının bir zararı olduğu düşünülse dahi, davacının bayilik sözleşmesi süresinin sonuna kadar kalan bu  süre için hesaplanacak zararını değil, yalnızca makul süre için hesaplanacak olan zararını talep edebilecek olduğunu, davacının bayilik sözleşmesi süresi sonuna kadar mahrum kaldığı kârı talep etmekte olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmelerde, davacının kâr mahrumiyeti talebine hak veren bir düzenlemenin olmadığını, bu nedenlerle davacının hiçbir delile dayanmaksızın, mahrum kaldıklarını iddia ettikleri kar taleplerinin reddinin gerektiğini, davacının manevi zararının giderimine yönelik istemlerinin spekülatif olduğunu ve olayla sonuç arasında nedensellik bağı kurulmasına olanak vermediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; Davacı şirket ile davalı şirket arasında 15/07/2010 tarihli ve 31/12/2015 tarihli bayilik sözleşmesinin bulunduğu ayrıca taraflar arasında bir adet protokol ve bir adet zeyilnamenin bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde yer alan hükümler çerçevesinde, taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olduğu ve kira ilişkisi içeren karma bir sözleşme niteliği bulunmadığı, gerek çerçeve sözleşme niteliğindeki Protokol ve eki zeyilmamede davalının sözleşme süresini 15 yıl olarak kabul ve imza ettiği gerekse davacı tarafından alınan bayilik lisans sürelerinin 12 yıl olduğu dikkate alındığında, tarafların sözleşme ilişkisinin 15 yıl süreliğine kurulmuş olduğu, 15/07/2010 tarihli sözleşmenin 3.maddesinde ve 31/12/2015 tarihli sözleşmenin 38.maddesinde sözleşme süresinin 5 yıl olarak belirtilmiş olmasının, Rekabet Kurulu Tebliğinde düzenlenen süre yasağına takılmamak amacıyla yazılmış olduğu, dava konusu akaryakıt istasyonunun maliki dava dışı ... tarafından davalı aleyhine açılan tahliye davasında davalının tahliye davasını kabul ettiği, bu karar gereğince davacının dava konusu yerden tahliye edildiği, buna göre davalının dava dışı şirket ile yapmış olduğu kira sözleşmesine aykırı davranması nedeniyle tahliye davasına sebebiyet verdiği ve bunun sonucunda davacı ile arasındaki sözleşmenin de haklı neden olmadan sona ermesine sebebiyet verdiğinden davacının varsa uğramış olduğu zararlarını ve mahrum kaldığı kar kaybını talep edebileceği Mahkememizce kabul edilmiştir. Davacı mahrum kaldığı kar kaybının tazminini talep etmiştir. Kar mahrumiyeti olarak gerçek zararın talep edilmesi gerekmektedir. Kira sözleşmesinin sonunun 28/08/2025 olduğu, tahliye tarihinin 29/01/2018 olduğu, buna göre kullanılmayan gün sayısının 2.765 gün olduğu ancak Yargıtayın Yerleşik İçtihatlarında belirtildiği üzere kar mahrumiyeti için aynı bölgede aynı şartlarda yeni bayilik ilişkisi kurulabilmesi için gerekli olan makul sürenin tespit edilerek bu süre için kar mahrumiyeti tazminatı verilmesi gerektiği, bu sürenin  en fazla 6 ay olarak hesaplanması gerektiği  (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 22/11/2019 tarih ve 2018/2046 Esas - 2019/5241 Karar sayılı ilamı) anlaşıldığından davacının, bilirkişilerin buna göre hesap yaparak bugünki değere göre hesaplanan 68.449,11 TL kar mahrumiyeti talep edebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır. Davacı her ne kadar yatırımlara ilişkin yaptığı yatırım maliyetlerinin ve diğer giderlerinin tazminini talep etmiş ise de; bunlara ait fatura, makbuz, banka dekontu, havale, EFT gibi belge sunmadığından işyeri açma ve çalışma ruhsatı alabilmek için yapmış olduğu harcamaları gösteren herhangi bir belge sunmadığından ve işyeri açma ve çalışma ruhsatının davacı şirket tarafından doğrudan doğruya başkasına devir ve temliki veya satışı kabil olmayan bir resmi belge mahiyeti olduğundan davacının  maddi tazminata konu ettiği diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davacı her ne kadar davacı şirketin sözleşmenin feshinden doğan mağduriyet nedeni ile müvekkili şirket yetkilisinin eşinin kısa bir süre sonra strese bağlı olarak pıhtı atması nedeni ile rahatsızlık yaşaması ve maruz kaldığı işlemler nedeni ile ticari itibarının zedelendiği, kişilik haklarının onarılmayacak ve telafisi mümkün olmayacak şekilde zedelendiğini ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de; sadece sözleşmenin fesih nedeniyle manevi tazminat talep edilemeyeceği, davacının uğramış olduğu zararlar var ise bunları maddi tazminat olarak talep edebileceği ve davacı şirket yetkilisinin eşinin rahatsızlanması ile fesih arasında illiyet bağı bulunmadığı gibi şirket yetkilisinden ayrı tüzel kişiliği olan davacı şirketin bundan dolayı manevi tazminat talep edemeyeceği anlaşıldığından şartları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.\" gerekçesiyle;  maddi tazminat davasının kabulü ile 68.449,11 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 19.02.2018 tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, manevi tazminat davasının reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin karar gerekçesinde taraflar arasındaki sözleşmenin haklı neden olmadan sona ermesine davalının neden olduğu ve davacının uğradığı zararları ve mahrum kaldığı kâr kaybını talep hakkının bulunduğunun kabul edilmiş olmasına karşın bu gerekçe ile ters düşecek şekilde tazminat hesabının altı aylık makul süre belirlenerek yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi kurulunun bu konuda atıf yaptığı TBK'nın 640.maddesinin adi ortaklığa ilişkin olup somut olayda uygulanma kabiliyetinin bulunmadığını, çünkü taraflar arasındaki ilişkinin bayilik sözleşmesi olduğunu, müvekkilinin ne altı aylık süre içinde ne de başka bir süre içinde Koşuyolu, Kadıköy gibi gözde bir yerde yeni bir akaryakıt istasyonu açmasının imkansıza yakın olduğunu, davalının kira sözleşmesinin sona ermesine neden olması sonucu tazminat ödemek durumunda olduğunu, ilk derece mahkemesinin ve bilirkişinin altı aylık makul süre gerekçesi bakımından dayandığı Yargıtay kararında davacının bayilik veren dağıtım şirketi olduğunu, oysa somut olayda davacının bayi olup bu kararın bayi hakkında uygulanmasının mümkün olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin bir kira sözleşmesi olmadığı tespit edildiği halde makul süre esas alınarak tazminattan indirim yapılmasının isabetsiz olduğunu, İlk derece mahkemesince eksik inceleme yapıldığını, davacının yoksun kaldığı kâr hesabı yapılırken sadece davacının ticari defterlerindeki geçmiş döneme ilişkin kayıtlar esas alınarak sonuca gidildiğini, oysa pazarlama ve satışı ilgilendiren gelişmelerin de dikkate alınarak sektör bilirkişisi tarafından yeni olguların da değerlendirilmesi gerektiği, incelenen hesap dönemlerinde davaya konu akaryakıt istasyonunun kârlılığının oldukça düşük görünmesinin sebebinin o tarihlerde yakında bulunan Avrasya Tüneli inşaatı olduğunu, anılan inşaatın 2011 yılında başlayıp 2017 yılının sonlarında sona erdiğini, ancak 2018 yılında bu bölgenin çevre ve yol düzenlemesinin tamamlanarak trafiğin normale döndüğünü, inşaat dönemi içinde akaryakıt istasyonunun olduğu yerin şantiye alanından etkilendiğini, sürekli yolların kapanması ve inşaat artıklarının etkisi nedeniyle akaryakıt istasyonunda satışların düştüğünü, Avrasya Tünelinin 2018 yılından itibaren inşaatının bitmesi ile birlikte akaryakıt istasyonunun getireceği gelirin de arttığını ancak bilirkişinin bu fiili durumu hiç dikkate almadan sadece geçmiş dönem satışlarını esas alarak hesap yaptığını, bu konudaki davacı itirazlarının karşılanmadığını, yıllar içinde farklılık gösteren kârlılık oranları hesaplanırken olağanüstü dönemlerin ve fiili durumların dikkate alınması gerektiğini, davacının müspet zararının ilk derece mahkemesince bu hususlar dikkate alınmadan ve hakkaniyete aykırı olarak indirildiğini, kârlılık oranlarının çok daha yüksek olması gerektiğini, müvekkilinin tünel inşaatının olduğu dönemde zarar etmiş olmasının, tünel inşaatı bittikten sonraki dönemde kâr etmeyeceği anlamına gelmeyeceğini, tünelin bitmesi ile birlikte satış oranlarının oldukça yükseldiğini, ilk derece mahkemesinin hatalı şekilde GSM ruhsatının değerine yer vermediğini, bu konuda dosyaya uzman görüşü sunduklarını, Akaryakıt fiyatlarının 2013 yılından sözleşmenin feshedildiği 2018 yılına kadar sürekli artış gösterdiğini, sektör bilirkişisinin görüşüne başvurularak davaya konu istasyonun konumunda meydana gelen değişimlerin net satış miktarını ortalama olarak ne kadar etkileyebileceği konusunda rapor alınması gerektiğini, bu yapılmadan geçmiş dönem satış miktarlarına göre sonuca gidilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, oysa sektör bilirkişisinin heyete katılmasının sebebinin bu olduğunu, sektör bilirkişisi tarafından sahip olduğu tecrübeler ışığında inceleme yapılarak tazminat hesabı yapılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda böyle bir katkısının bulunmadığını,Tazminat hesabını etkileyecek konularda tanık dinletme taleplerinin mahkemece reddedilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, Müvekkilinin manevi zararının gerçekleştiğini, bu konudaki tanık dinletme taleplerinin reddedilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, Açıklanan bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinaf incelemesine konu kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacının tazminat talebine konu akaryakıt istasyonunu işlettiği süre boyunca zarar ettiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin emsal kararında da belirtildiği üzere bu şekilde sürekli zarar eden davacının sözleşmenin bakiye dönemi için kâr mahrumiyeti talep hakkının olmadığını, davacının sürekli zarar ettiğinin bilirkişilerce düzenlenen raporlarda tespit edildiğini, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin 5 yıl olduğunu, 5 yıldan fazla süreli sözleşme yapılmasının mevzuat gereği mümkün olmadığını, davacının davadaki taleplerine dayanak belgeleri süresi içinde sunmadığını, delillerin sunulması için HMK'nın 140/5.maddesinde öngörülen sürelere uyulmadığını, kesin süre içinde sunulmayan delillerin dikkate alınamayacağını, buna rağmen ilk derece mahkemesince tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümüyle reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, akaryakıt bayilik sözleşmesinin davalının kusurlu davranışı nedeniyle ifasının imkansız hâle gelmesi nedeniyle sona ermesi sonucu, sözleşmenin bakiye süresi için kâr mahrumiyeti ve sözleşmenin devam edeceği inancıyla yapılan giderlerin tazmini ile manevi tazminat taleplerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporlarının ve bu raporlara karşı taraf beyanlarının incelenmesinde: ilk olarak alınan 20.06.2019 tarihli heyet raporunda davacının kâr mahrumiyeti zararını talep edebileceği, davacının yaptığı yatırım masraflarını ve buna dair zarar talebini kanıtlaması gerektiği belirtilmiş ancak herhangi bir zarar hesabı yapılmamıştır. Aynı bilirkişi kurulunun düzenlediği 18.11.2019 tarihli ek raporda ise davacının 3.633,70 TL haklar  + 7.914,01 TL özel maliyetler grubunda yatırım harcamasının bulunduğu, sözleşmenin 15 yıl olup bakiye süre için davacının 2.134.575,93 TL kâr mahrumiyeti talep edebileceği, bununla birlikte davacının önceki dönem faaliyetlerinde sürekli zarar ettiği dikkate alınırsa kâr mahrumiyeti talep edemeyeceği yönünde tespitler yapıldığını ancak bu raporun hemen altında sektör bilirkişisi ... tarafından el yazısıyla \"mali bilirkişi tarafından hesaplanan ve 2025 yılına kadar devam eden kâr mahrumiyeti gelecek yıllara ait olması nedeniyle 'gelecekte elde edilebilecek kârın, hesaplanacak belirli bir iskonto oranı ile bugüne indirgenmesi gerekmektedir'. Yani bugünkü net değere (net present value) ulaşılması zorunludur\" şeklinde açıklama yazılıp altının imzalandığı; bu notun hemen altına mali müşavir bilirkişi ... tarafından \"Not: Sayın  bilirkişi raporun her aşamasında kendisi için sorun olmadığını belirtmişti. Bu kez açıklamada bulunmuştur. Sayın Mahkeme uygun bulması halinde ....oran tespitinde dikkate alınmıştır\" açıklama yazıldığı anlaşılmaktadır. Bu rapora yönelik taraf itirazları üzerine yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulmuş ve bu bilirkişi kurulundan 06.07.2020 tarihli rapor alınmıştır. Bu heyet raporunda davacının mahrum kaldığı kazançtan kaynaklanan zarar tutarının global değer veya bugünkü değer esasına göre değerlendirilmesinin hukuki yorum gerektirdiğinden mahkemeye ait olduğu, sözleşmenin 29.01.2018 - 25.08.2025 tarihleri arasında kullanılmayan 2.765 gün için davacının gelecekte gerçekleşmesi umulan global kazanç tutarının 1.978.677,55 TL olduğu, %10 oranında iskonto sonucu 1.051.454,34 TL hesaplandığı, davacının makul süre olan 6 aylık dönem için tazminat talep edebileceğinin benimsenmesi halinde ise iskontolu tutar üzerinden hesaplanan 68.449,11 TL tazminat talep edebileceği tespitlerine yer verildiği görülmektedir. Bu bilirkişi raporunda da hesaplamanın davacının geçmiş dönem satış tutarlarından hareketle yapıldığı, davacının, akaryakıt istasyonunun yakınında yapılan Avrasya Tünel inşaatının etkileri bakımından herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği, kâr mahrumiyetine konu dönem için alandaki fiili durumun ve bunun satış  tutarlarına etkisinin sektör bilirkişisi tarafından değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Bu rapora karşı taraf vekillerinin itirazları üzerine aynı bilirkişi kurulu 03.03.2021 tarihli ek raporunu düzenlemiş olup bu raporun bir buçuk sayfadan ibaret inceleme ve gerekçe bölümünde taraf itirazlarının gerekçeli bir şekilde karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili ilk rapordan itibaren sürekli olarak bilirkişi raporlarına karşı itirazlarda bulunmuş ve itirazında, sözleşmeye konu akaryakıt istasyonunun yakınında yapılan Avrasya Tünel inşaatının müvekkilinin faaliyette bulunduğu 2011-2018 yılları arasında satışları düşürdüğünü, 2018 yılından sonra tünelin tamamlanmış olması nedeniyle satışların arttığını ve artmaya devam ettiğini, bu fiili durumun satış miktarlarını etkilediğini ve bunun sektör bilirkişi tarafından dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini ileri sürmüş ancak sektör bilirkişisi tarafından bu konuda denetime elverişli bir değerlendirme yapılmamıştır. Avrasya Tüneli inşaatının davacı tarafından işletilen petrol istasyonunun satışlarını azaltıp azaltmadığı, inşaatın bitiminden sonra satışların artma potansiyeli taşıyıp taşımadığı dikkate alınarak sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönemde muhtemel ve potansiyel satış miktarlarının denetlenebilir bir şekilde ortaya konularak bakiye dönem için kâr kaybı hesabı yapılması gerekirken bilirkişi kurulunca bu konudaki itirazları değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ilk derece mahkemesince davacının kâr mahrumiyetinden kaynaklanan tazminat talebi bakımından 6 aylık makul süre esas alınarak ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin emsal içtihadına atıf yapılarak tazminatta indirim yapıldığı anlaşılmaktadır. Oysa kararda bahsi geçen Yargıtay içtihadı bayilik veren dağıtım şirketinin tazminat talep ettiği bir davaya ilişkindir. Yargıtay'ın bu konudaki yerleşik içtihadı, davacının bayilik veren dağıtım şirketi olduğu durumlarda, bayilik sözleşmesinin bayi tarafından feshi halinde dağıtım şirketinin aynı bölgede yeniden bayilik verebileceği makul süre hesabı yapılarak bu süre için tazminat hesabı yapılması gerektiği kabul edilmekte ise de sözleşmenin dağıtım şirketinin kusuru ile sona ermesi halinde bayi tarafından açılan tazminat davaları bakımından durumun farklı değerlendirilmesi gerekir. Elbette bayi, sözleşmenin sona ermesi üzerine zararı azaltıcı önlemleri almalıdır. Ancak bayinin aynı bölgede yeni bir bayilik almasının mümkün olup olmadığının somut olayın özelliklerine, bayinin ekonomik durumuna ve bölgede akaryakıt bayiliği açacak saha bulunup bulunmamasına vb.gibi  pek çok faktöre göre değerlendirilmesi gerekir. İlk derece mahkemesince, davacının bayilik veren dağıtıcı değil, bayi konumunda olduğu ve aynı bölgede yeniden bir istasyon açmasının mümkün olup olmadığı, böyle bir davranışın kendisinden beklenmesinin makul olup olmadığı hiç değerlendirilmeden 6 aylık makul süre belirlenmek suretiyle ve bunun gerekçeleri ortaya konulmadan davanın sonuçlandırılması da usule aykırı olmuştur. Mahkemece iki ayrı heyetten alınan raporların birbirlerinden farklı olması karşısında, üçüncü bir rapor alınmadan ya da raporlar arasındaki çelişkinin nasıl aşıldığı gerekçeli olarak ortaya konulmadan karar verilmesi de usule aykırı olmuştur. Diğer taraftan davacı vekilinin dava dilekçesinde tanık deliline dayandığı, buna karşın ilk derece mahkemesince ön incelemenin tamamlanması üzerine kurulan ara kararında HMK'nın 140/5.maddesi uyarınca belgelerin ibrazının emredildiği ancak tanık konusunda bir değerlendirme yapılmadığı ve bilirkişi incelemesi kararı verildiği, davacı vekilinin 10.06.2021 tarihli duruşmada manevi tazminat talebi bakımından tanık dinletme talebini dile getirdiği, aynı talebini son celsede dile getirdiği ancak karşı tarafın muvafakatinin bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddedildiği anlaşılmaktadır. Oysa dosyadaki maddi vakıalara ilişkin iddiaların ispatı bakımından tanık dinletilmesi mümkün olup karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince tanıkların dinlenmesi talebinin reddine ilişkin gerekçe de usule aykırı olmuştur. İlk derece mahkemesince davacının sözleşmenin bakiye dönemi için kâr mahrumiyeti talebi bakımından istasyonun bulunduğu mahaldeki fiili durum dikkate alınarak ve özellikle Avrasya Tüneli inşaatının petrol ürünü satışına etkileri sektör bilirkişi tarafından değerlendirilerek tazminat hesabı yapılması, davacının bunun dışında maddi tazminat talepleri bakımından talep hakkının bulunup bulunmadığının denetlenebilir bir şekilde ortaya konulması, miktarı ispat edilemeyen zararlar bakımından TBK'nın 114/2 atfıyla 50/2.maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı üzerinde de durularak bir sonuca gidilmesi, bu eksikliklerin giderilmesi bakımından içinde sektör bilirkişisinin de yer aldığı yeni bir heyetten rapor alınması suretiyle sonuca gidilmesi gerekir. Manevi tazminat talebi bakımından ise davacının tanık dinletme talebinin karşı tarafın muvafakatine bağlı olmadığı dikkate alınarak işlem yapılmalıdır. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 07.12.2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e1470010397542e7","SID":"2d72cc5fb1b24f4e"}}