{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2023/1997 <br>KARAR NO: 2023/2035 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 04/02/2020 <br>DOSYA NUMARASI: 2017/852 Esas - 2020/109 Karar <br>DAVA: Zayi Belgesi Verilmesi <br>KARAR TARİHİ: 21/12/2023 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 18/07/2017 tarihinde sel felaketi gerçekleştiğini, müvekkili olan şirketin ticari defterlerinin saklanmasında gerekli dikkat, özen ve ihtimamı göstermesine rağmen, öngörülemeyen ve önlenemeyen su baskını sonucu ticari defterlerinin kullanılamaz hale geldiğini, buna ilişkin tespiti içeren yangın raporu ve su baskını bilgi formunun dilekçe ekinde sunulduğunu, müvekkili olan şirketin basiretli bir tacirden beklenilen özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini, müvekkili olan şirketin belge, fatura ve klasörlerinin zayii olduğunu ekte bildirilen yangın raporunun onay tarihi olan 21/07/2017 tarihinde öğrenebildiğini, çünkü oluşan ziyanın mahiyetinin ancak bu tarihte tespit edilebildiğini, öğrenme ile kastedilen ise ziyanın kapsamının tam olarak bilinebilmesi olduğunu, zayi olduğu belirlenen muhasebe evrakları, klasör, fatura, servis formları, vergiye esas belgeler ve dosyaların kullanılamaz hale geldiğini, kullanılamaz hale gelen bu belgelerin zayi olduğunu kanıtlayan zayi belgesi verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 04/02/2020 tarih ve 2017/852 Esas - 2020/109 Karar sayılı kararı ile;  \" Dava; Hukuki niteliği itibariyle davacı şirkete ait muhasebe evrakları, fatura, servis formları, vergiye esas belgelerin zayi olması sebebiyle açılan TTK 82/7. Maddesi uyarınca zayi belgesi verilmesi isteminden ibarettir.  Zayi belgesi verilmesi, TTK'nın 82/7. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesi: \"Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir.\" hükmünü haizdir. Davacı tarafça dosyaya sunulan 20/07/2017 tarihli yangın raporu ve 19/07/2017 tarihli su baskını bilgi formuna göre davacı şirketin de içinde bulunduğu toplam 7 adreste su baskını meydana geldiği ve su baskını sonrası bir takım zararlar meydana geldiği açıktır. Kanun hükmü uyarınca öncelikle davanın 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığını tartışmak gerekmektedir. Görüldüğü gibi hasar 19/07/2017 tarihinde meydana gelmiş olup, davacının hasarı bu tarihte öğrendiği kabul edilirse en geç 03/08/2017 günü eldeki davayı açması gerekmekte iken dava açılma tarihi itibariyle bu süre geçmiştir. Davacı vekilinin öğrendiğini beyan ettiği tarih ise raporun onaylanma tarihi olan 21/07/2017 olup, hasarı bu tarihte öğrendiğinin kabulü halinde dava 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmış sayılmaktadır. Hak düşürücü sürenin başlangıç tarihini; ziyaın kesin olarak öğrenildiği tarihten itibaren başlatmak gerektiğinden dava konusu hasarın meydana geldiği tarih ile öğrenildiği tarih arasında zıyaın kesin olarak öğrenilmesi yönünden makul süre olmakla davanın süresinde açıldığı kanaatine varılmıştır. Nitekim benzer mahiyette Yargıtay 11. HD'nin  2016/246 E. 2017/4755 K. Sayılı ilamı mevcuttur.  Öte yandan zayii belgesi verilmesi davaları sonuçları itibariyle sadece davacı taraf yönünden değil, davada taraf olmayan kimseler bakımından da sonuç doğuran dava türlerindendir. Bu tür davalarda zayi olgusunun inandırıcı delillerle ispatı gerekmektedir. Çavuşbaşı Grup Amirliği Su Baskını Bilgi Formu incelendiğinde; davacı tarafın adresine gidildiğinde olayda meydana gelen zararlar başlığında: \" Ofis dahilinde televizyon, klima, ses sistemleri, ve koltuklar ıslanmak suretiyle zarar görmüştür. \" şeklinde tutanak mevcut olup, davacının saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgelerin zayi olduğuna ilişkin tutanakta hiçbir kayıt yoktur. Davacı tarafça da Mahkememizce verilen kesin süreye rağmen, dava konusu belgelerin olay tarihinde zayi olduğuna ilişkin hiçbir tutanak, fotoğraf , başkaca delil sunulamamıştır. İş yerinde su baskının olması  davacının saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgelerin zayi olduğu olgusunu tek başına ispata elverişli değildir. Açıklanan sebeplerle tüm dosya kapsamına göre davacının zayi iddiasını ispatlayamadığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \" gerekçeleri ile;\" 1-Davanın esastan REDDİNE, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi huzurunda görülmekte olan yargılamada, 04.02.2020 tarihinde dosyanın karara çıktığını ve davanın reddedildiğini, mahkeme tarafından gerekçede; \".. Çavuşbaşı Grup Amirliği Su Baskını Bilgi Formu incelendiğinde; davacı tarafın adresine gidildiğinde olayda meydana gelen zararlar başlığında: \" Ofis dahilinde televizyon, klima, ses sistemleri, ve koltuklar ıslanmak suretiyle zarar görmüştür. \" şeklinde tutanak mevcut olup, davacının saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgelerin zayi olduğuna ilişkin tutanakta hiçbir kayıt yoktur. Davacı tarafça da Mahkememizce verilen kesin süreye rağmen, dava konusu belgelerin olay tarihinde zayi olduğuna ilişkin hiçbir tutanak, fotoğraf , başkaca delil sunulamamıştır. İş yerinde su baskının olması  davacının saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgelerin zayi olduğu olgusunu tek başına ispata elverişli değildir. Açıklanan sebeplerle tüm dosya kapsamına göre davacının zayi iddiasını ispatlayamadığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmiş..\"  şeklinde açıklamada bulunulduğunu,  İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen bu kararın hatalı olduğunu, kararın bozulması gerektiğini, şöyle ki; Yerel mahkeme her ne kadar davanın ispatı yönünden başkaca bir delil sunulamadığını belirtmiş ise de; yargılama sırasında dosyaya sunulan belgelerin son derece kesin ve ispat için yeterli olduğunu,  Yargılama sırasında bilirkişi incelemesi yapıldığını ve bilirkişi tarafından su baskını bilgi formunda, zayi olduğu belirtilen belgelerin adının bulunmaması nedeniyle talebin yerinde olmadığı yönünde tespitte bulunulduğunu, mahkemenin de bu tespit nedeniyle davanın ispat edilemediğine kanaat getirerek davayı reddettiğini, oysa bilirkişi raporunun bu yönü ile hatalı olduğunu, Meydana gelen olay nedeniyle itfaiye tarafından tutulan su baskını bilgi formunun, ilk etapta tespiti yapılabilen, daireye giriş anında bakılınca fark edilen hususlara ilişkin tespit olduğunu, zayi olduğu fark edilen evrakların, zayi olduğunun fark edilmesinin zaman aldığını, bu yüzden ilk itfaiye raporunda bu belgelerin adının yazmadığını,  Meydana gelen olay sonrasında, dairedeki su komple tahliye edildikten ve dolaplara bakıldıktan sonra, işbu belgelerin zayi olduğunun fark edildiğini, bu nedenle itfaiye memurunun su baskını bilgi formunda bu belgeleri belirtmemiş olmasının, belgelerin zayi olmadığı sonucunu doğurmayacağını, bilirkişinin bu konuda hukuki bir görüşte bulunduğunu ve ne yazık ki mahkemenin de bu görüşten etkilenmiş olduğunu, zayi belgesi talep edilen bu belgelerin su baskını bilgi formunda olup olmamasının başka bir konu olduğunu,  Yerel Mahkemenin dava konusu evrakların zayi olduğunun fark edilmesi tarihinin 21.07.2017 olduğunu kabul etmiş olmasına rağmen sonrasında bu hususa ilişkin başka delil olmadığını belirttiğini, oysa olayın ilk meydana geldiği anda, taşınmazdaki bütün noktaların tam ve doğru olarak tespitinin yapılması ve bilgi formuna eklenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu nedenle su baskını bilgi formunda tek tek bütün evrakların yazmamasının, zayi talebinin yerinde olmadığı sonucunu doğurmayacağını, Mahkemenin su baskını bilgi formunda, zayi olunan evrakların yazmadığını, ayrıca bu hususta fotoğraf vs başka bir delil olmadığını belirttiğini, bu yüzden davanın ispatlanamadığından bahisle davayı reddettiğini, oysa mahkemenin kendi gerekçeli kararında bu durumun o an fark edilemeyeceğini belirttiğini, İtfaiye tarafından raporun ilk tutulduğu tarihte, dava konusu evrakların zayi olup olmadığının zaten müvekkil şirketçe tespit edilemediğini, bu durumun dava dilekçesinde de belirtildiğini, sonradan yapılan tespitlerde dava konusu evrakların zayi olduğunun fark edilerek işbu davanın açıldığını,  Yerel Mahkemenin, hak düşürücü süreyi değerlendirirken, su baskınının meydana geldiği tarihi değil de, evrakların zayi olduğunu öğrendikleri tarih olan 21.07.2017 tarihinin başlangıç tarihi olduğunu tespit ettiğini, yani mahkemenin müvekkil şirket tarafından evrakların zayi olduğunun öğrenildiği tarihi 21.07.2017 olarak kabul ettiğini, ancak ayın mahkemenin davayı reddederken 19.07.2017 tarihli itfaiye raporunda evrakların adının yazmadığını, bu nedenle davanın ispatlanamadığını belirttiğini, mahkeme kararının kendi içerisinde çelişkili olduğunu,  Müvekkil şirketçe, dava konusu evrakların zayi olduğunun 21.07.2017' de fark edildiğini, mahkeme tarafından öğrenilme tarihinin de bu tarih olarak kabul edilmiş olduğunu, evrakların zayi olduğu 21.07.2017 de öğrenilmişse; 19.07.2021 tarihindeki itfaiye raporunda bu evrakların yazmamasının normal bir durum olduğunu, Dava konusu evrakların zayi olduğu 21.07.2017 tarihinde tespit edildiğinden; müvekkil şirkette böyle bir su baskını olduğu dosyadaki itfaiye raporundan da görüldüğünden, davadaki taleplerinin ispat edildiğini, Dosya içerisindeki bilirkişi raporunda; -Şirket adresinin su baskınına uğrayan yer olduğu, -Eyüp 6. Noterliği tarafından gönderilen yazıda defterlerin ilgili noterlik tarafından yapıldığı, -İstanbul Matbaa şirketinden gelen cevapta, zayi olduğu beyan edilen faturaların ilgili matbaa tarafından basıldığı, -Beykoz Vergi Dairesi tarafından gelen cevapta, şirket adına herhangi bir vergi inceleme raporu bulunmadığı, -Beykoz SGK tarafından verilen cevapta, kuruma eksik prim yatırıldığına dair herhangi bir belgeye rastlanmadığı, -Beykoz Vergi Dairesi tarafından gelen cevapta, İstanbul Matbaa tarafından basılan faturaların kayıtlarda göründüğü hususlarının tespit edilmiş olduğunu, Bu halde, davanın ispat edilemediği yönündeki kararın hatalı olduğunu,  Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sırasında toplanan tüm delillerin, iddialarını ispatlar mahiyette olduğunu, zayi olduğunu beyan ettikleri defter ve faturalara ilişkin gelen cevabi yazıların, belgelerin gerçekliğini ortaya koymuş olduğunu, bu halde davanınispatlanması nedeniyle davanın kabulü gerekirken; yerel mahkeme tarafından davanın reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini beyanla; Açıklanan nedenlerle; - İstinaf başvurularının kabulüne, - İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 04/02/2020 tarih ve 2017/852 E - 2020/109 K sayılı kararının kaldırılarak, kurulacak yeni hükümde davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:  HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nun 82/7 fıkrası kapsamında zayi belgesi verilmesi talebine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. TTK'nın ticari defter ve belgelerin saklanması ve ibrasına yönelik 82/1. maddesinde tacirin saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgelerin neler olduğu sayılmıştır. Buna göre; tacir ticari defterlerini, envanterleri, açılış bilançolarını, ara bilançolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, topluluk finansal tablolarını ve yıllık faaliyet raporlarını ve bu belgelerin anlaşılabilirliğini kolaylaştıracak çalışma talimatları ile diğer organizasyon belgelerini, alınan ticari mektupları, gönderilen ticari mektupların suretlerini, TTK'nın 64 üncü maddesinin 1 inci fıkrasına göre yapılan kayıtların dayandığı belgeleri,sınıflandırılmış bir şekilde saklamakla yükümlüdür. Aynı maddenin 2 inci fıkrasında; ticari mektupların, bir ticari işe ilişkin tüm yazışmalar olduğu hüküm altına alınmıştır.  TTK'nın 64/1 fıkrasına göre tacir;  ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.  TTK'nın 82/5 fıkrasında; aynı maddenin birinci fıkrasının a ve d bentlerinde öngörülen belgelerin saklanma süresi on yıldır.  TTK'nın 82/7 fıkrasında; bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgelerin; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğraması halinde, tacirin zıyaı öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebileceği, bu davanın hasımsız açılacağı, mahkemenin gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebileceği, düzenlenmiştir.  Somut davada; davacı vekili, şirketin merkezinde bulunan defter ve belgelerinin sel felaketi sırasında su baskını sebebiyle zayi olduğu iddia etmiş ve delil olarak 20/07/2017 tarihli İtfaiye müdürlüğü tarafından tutulan raporu göstermiştir. Mahkemece gerekçesinde de isabetli olarak belirtildiği üzere söz konusu raporda davacının adresinde ofis dahilinde televizyon, klima, ses sistemleri, ve koltuklar ıslanmak suretiyle zarar gördüğü tespit edilmiş, ancak davacının saklamakla yükümlü olduğu ve dava dilekçesinde belirtilen defter ve belgelerin zayi olduğuna ilişkin tutanağa herhangi bir şerh düşülmemiştir. Davacı vekili, itfaiye görevlileri tarafından ilk etapta tespiti yapılan eşyaların raporda belirtildiğini, dava konusu belgelerin ise sonradan kendileri tarafından zayi olduğunun tespitini ve bu sebeple raporda belirtilmediğini iddia etmiştir. Ancak dava dilekçesinde belirtilen dava konusu evrakların ıslanmış olması halinde ilk etapta bakılarak zayi olduğu tespit edilebilecek nitelikte evraklar olup, söz konusu evrakların ıslanmak suretiyle zayi olması halinde itfaiye görevlileri tarafından da raporda belirtilecek hususlardandır. Bunun yanında Mahkemece verilen süreye rağmen ve istinaf aşamasında da davacı tarafından söz konusu evrakların ıslanmak suretiyle zayi olduğunun kendileri tarafından ne şekilde, ne zaman tespit edildiğine ve zayi olan evraklara ilişkin herhangi bir tutanak ve fotoğraf dosyaya sunulmamıştır. Davacı tarafından dava konusu evrakların sel baskını sırasında zayi olduğu iddiası geçerli deliller ile ispat edilemediğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun  6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince tarafa tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/12/2023 tarihinde HMK'nın 362/1-ç maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6c194ca74b36d456","SID":"8bbaff252c666794"}}