{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2020/1906 <br>KARAR NO: 2023/1419<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 26/12/2019<br>NUMARASI: 2018/286 E. - 2019/358 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/11/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin \"...\" ibareli markalarının 2009 yılından beri tescilli olduğunu, \"...\" markasını çeşitli şekillerde geliştirdiğini, yaygınlaştırdığını ve seri markalar oluşturduğunu, davalı yan tarafından yapılan \"...\" ibareli marka başvurusunun, müvekkil markası ile benzer olduğunu, aynı sınıf emtiaları kapsadığını, bu durumun davalı lehine haksız yarar sağlayacağını, müvekkili markaları ile dava konusu markanın ayırt edilemeyecek kadar benzer olduklarını, dava konusu ürünlerin ucuz ürünler olduğunu, müvekkili markasının 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesine göre tanınmış olduğunu, yemek servisi, catering gibi hizmetler veren davalının hangi sebeple çikolata, bisküvi mal grubunda böyle bir markayı tescil ettirmek istediğinin anlaşılamadığını, müvekkiline ait bir diğer marka olan \"...\" ibaresi dolayısıyla \"...\" denilince tüketicinin aklına direkt müvekkilinin geldiğini, dava konusu başvurunun kötü niyetli bir başvuru olduğunu, davalının ticaret unvanında yer alan \"...\" ibaresini, müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil edecek şekilde kullandığını, bu nedenle anılan ibarenin unvandan terkininin gerektiğini belirterek, açıklanan bu sebeplerden dolayı YİDK kararının iptaline, davalının \"...\" markasının tescil edilmiş olması halinde hükümsüzlüğüne, davalının ticaret sicilinden\"...\" ibaresinin terkinine karar verilmesini talep  ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; karşılaştırılan markaların üç harften oluştuklarını, kısa ibareler olduklarını, bu nedenle yapılan her ilavenin işaretler arasında önemli farklılıklar oluşturabileceğini, sözcüklerin ilk harflerinde yer alan farklılıkların yeterli olduğunu, bu nedenle ilgili tüketicinin markalar arasındaki farklılıkları algılayabileceğini, markaların bir bütün olarak bıraktıkları etkide bir benzerliğin bulunmadığını, markalar arasında belirleyici fark yaratan harflerin \"...\" ve \"...\" harfleri olduklarını, markalar arasında işitsel benzerlik olması tek başına markalar arasında karşılaştırma sonucunu doğurmayacağını, davacının markasının tanınmış olmadığını, müvekkilinin ticaret unvanının terkini talebinin esastan haksız ve dayanaksız olduğunu, belirterek  davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  İlk Derece Mahkemesince; \"Bu yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında, davacıya ait marka tescil kayıtları, davalıya ait ticaret sicil kaydı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı ile;  davacının \"...\" esas unsurlu markaları ile davalının tescil başvurusunda bulunduğu ve ticaret unvanında kullandığı \"...\" ibaresinin ilk harflerinin farklı olduğu, markalarda genellikle ilk harflere vurgu yapıldığından tüketicinin aklında daha çok bu kısmın yer edindiği, davacının \"...\" markası ile davalının ticaret unvanında yer alan \"...\" ibaresinin bu nedenle benzer olmadığı, kaldı ki \"...\" ve \"...\" ibarelerinin benzer olduğu düşünülse bile; davalının ticaret unvanının 29/09/2010  tarihinde tescil edilmiş olduğu, davacı tarafça tecavüze son verilmesi için işbu davanın 29/09/2017 tarihinde açılmış olup, 7 yıl boyunca tescilli ticaret unvanına ses çıkarmayarak hak kaybına uğradığı, davalı şirketin tescil tarihine göre uzun süre sessiz kalınarak daha sonra dava açılmasının TMK'nun 2. maddeye göre korunamayacağı anlaşılmakla,\" davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işbu dosya hakkında görevlendirilen bilirkişinin tasarım hakkında ihtisas sahibi olmaması nedeniyle yaptığı görsel benzerlik incelemesinin hükme esas alınamayacağını, hükme esas alınan raporda gıda mühendisine yer verilmemesinin kararı açık ve net bir şekilde hukuka aykırı kıldığını, ortalama tüketicinin bakış açısını değerlendirmesi gereken pazarlamacı bilirkişinin hükme esas alınan bilirkişi raporunda yer almadığını, mahkemece verilen kararda dava konusu markaların ilk harflerinin farklı olması sebebiyle benzer olmadıkları ifade edilse de bu tespitin yerinde olmadığını, Yargıtay kararlarına göre sadece baş harf değişikliği ve büyük-küçük harf yazım karakterinin iltibası önlemeye yeterli olmadığını, benzerliği ortadan kaldırmak için markaların birbirinden çok daha farklılaşması gerektiğini, mahkemece sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğuna ilişkin yapılan tespitin hukuka aykırı olduğunu, en çok kullanılan arama motoru Google'da yapılan araştırma sonucu ilk 10 sekmede davalı şirkete ait internet sitesine rastlanmadığını, müvekkil şirketin toplum nezdinde maruf ve herkes tarafından bilinen bir şirket olduğunu, müvekkilin işlerinin yoğunluğu arasında kendisinden küçük ölçekli olan davalı şirketten haberdar olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkil davalının söz konusu ibareyi markasal olarak kullandığını davalı şirketin yaptığı marka başvurusuyla öğrendiğini, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçelerin haksız olduğunu, davacının tasarımcı ve pazarlamacı bilirkişi tarafından inceleme yapılmamasına itiraz ettiyse de davacının bu yersiz iddiasının esasa bir etkisi bulunmadığını, müvekkil markası ile davacı markasının görsel olarak birbirinden farklı olduğunu, davacının hükme esas alınan bilirkişi raporunda gıda mühendisine yer verilmemesine itiraz etse de müvekkil markası ile davacı markaları arasında mal ve hizmetler dahilinde benzerlik bulunmadığını, müvekkilin ... başvuru numaralı markası ile davacı markaları arasında ayırt edilemeyecek derecede bir benzerlik bulunmadığını, markaların bütün olarak bıraktığı etki bakımından farklı olduğunu, davacının sicilden terkin talebini \"...\" ibareli markalarına dayandırdığını ve müvekkilin \"...\" markasının hükümsüzlüğünü talep ettiğini, davacının sırf üç heceli iki markaya ait olduğu için Yargıtay 11. H.D.'nin 206/12753 E 2007/15189 K.sayılı içtihadını taleplerinin haklılığını kanıtlamak için emsal göstermeye çalıştığını ancak bu içtihadın huzurdaki ihtilafa emsal olmadığını, davacının markalar arasındaki vurgu noktasının \"...\" harflerinde olduğu iddiasının dil bilgisi kurallarına aykırı olduğunu, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Ankara 1. FSHHM'nin 19.04.2018 gün, 2018/142 E. 2018/111 K. sayılı kararı ile davalı vekilinin ticaret unvanı terkini talebi yönünden dosyanın tefrikine ve ticaret unvanı terkini talebi yönünden mahkemenin yetkisizliğine, İstanbul Anadolu FSHHM'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Davanın konusu; davalının ticaret unvanında yer alan \"...\" ibaresinin davacı adına tescilli \"...\" markası ile benzer olduğu iddiasıyla açılan ticaret unvanının terkinidir. TPMK kayıtlarına göre; ... numaralı \"...\" markasının 15/06/2009 tarihinde 05, 29, 30 ve 32. sınıflarda, ... numaralı \"...+Şekil\" markasının 01/01/2013 tarihinde 30. sınıfta, ... numaralı \"...+Şekil\" markasının 12/12/2012 tarihinde 30. sınıfta, ... numaralı \"...+Şekil\" markasının 06/01/2012 tarihinde 30. sınıfta, ... numaralı \" ...+Şekil\" markasının 26/05/2014 tarihinde 30. sınıfta ve ... numaralı \" ...+Şekil\" markasının 20/06/2016 tarihinde 30. sınıfta davacı adına tescil edildiği görülmüştür. Davalıya ait ticaret sicil kaydı incelendiğinde; davalı şirketin ticaret sicile tescil tarihinin 29/09/2010 olduğu, eski unvanının ... Limited Şirketi olduğu, faaliyet alanının restaurant işletmeciliği ve benzeri hizmetler olduğu tespit eidlmiştir. 26/06/2019 tarihli marka vekili tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; \"dava konusu ... sayılı \"...\" markası için 30. sınıfta \"Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozlan. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububattan (tahd) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf çavdar, pirinç. Pekmez\" emtiaları için 10.03.2016 tarihinde başvuru yapıldığı, başvurunun 28.03.2016 tarihinde 249 nolu yayın Bülteni ve 30.11.2017 tarihinde 450 nolu tescil bülteninde yayınlandığı, 18.10.2017 tarihinde tescil edildiği, marka haklarının davalı ... Servis Anonim Şirketi'ne ait, markanın tescilli ve işler durumda olduğu;  dava konusu markanın \"...\" şeklinde olup yeşil, turuncu ve pembe renkli, birbiri içine geçmiş üç dörtgen, her bir dörtgen içinde, \"...\", \"...\" ve \"...\" harfleri yer alacak şekilde oluşturulmuş bir marka olduğu,  davacı tarafın  markalarının ise \"...\" gibi muhtelif şekiller olduğunu, dava konusu markaya benzer olan davacı markalarında esas unsur \"...\" ibaresi olup, bu ibarenin her markada aynı tutularak etrafına şekil ve ibare farklılığı ile markalar yaratıldığı;  buna göre üç harften oluşan her iki taraf markasında da esas unsuru oluşturan ibarelerin ikinci ve üçüncü sıralarında yer alan \"...\" ve \"..\" harfleri ortak olmakla birlikte, işaretler arasında sair unsurların hiçbiri yönünden benzerlik bulunmadığı, görsel anlamda taraf markalarının tamamen farklı olduğu,  dava konusu davalıya ait ... sayılı \"...\" markası ile davacı yanın \"...\" ibareli markaları arasında benzerlik ve iltibas yaratmadığı\" belirtilmiştir. 6769 sayılı SMK'nun 29. maddede marka hakkına tecavüz sayılan bilgiler düzenlenmiş olup, marka sahibinin izni olmaksızın markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek olarak düzenlenmiştir. Ankara 1. FSHHM'nin 2017/340 E. 2019/109 K. sayılı kararının istinaf edilmesi neticesinde Ankara BAM 20. Hukuk Dairesi 17.05.2021 gün, 2020/439 E. 2021/676 K. sayılı ilamı ile; \"Hukuk Genel Kurulu’nun 02.11.2011 gün 2011/11–567E.- 2011/676K, 14.11.2012 gün 2012/11–417 E.- 2012/791K., 14.01.2015 gün 2013/11-1316E.- 2015/34K., 01.04.2015 gün  2013/11-1572 E.- 2015/1133 K., 12.04.2017 gün  2017/11-74E.- 2017/728K.  ve 11.HD 30/06/2014 gün  2014/6427 E-  2014/12462K. sayılı ilamlarında da benimsendiği üzere, mahkemece gerektiğinde hükmün eki niteliğinde kroki ve şekillere, kararın ekinde yer verilebilir ise de, hükmün gerekçe kısmında, HMK.'nın \"Hükmün Kapsamı\" başlıklı 297. maddesi ve Anayasa'nın 141. maddesi hükümlerine uygun düşmeyecek biçimde şekillere yer verilmesi, davadan davalar doğmasına, tarafların yeniden uyuşmazlığa düşmelerine, infazda tereddüde neden olunmasına yol açabilecektir. Renk, boyut ve diğer özelliklerinden yoksun bir şekilde markaların ve tasarımların gerekçeli karara eksik yansıtılmaları yanıltıcı sonuçlara neden olabilecektir. Somut uyuşmazlıkta da mahkeme kararının gerekçe kısmında dava konusu markalara ilişkin görünümlere yer verilmiş olması 6100 sayılı  HMK’nın 297. maddesine uygun bulunmadığından,\" gerekçesiyle hükmün kaldırılmasına karar verilmiştir.  Davacı tarafından istinaf dilekçesinde bilirkişinin tasarım hakkında ihtisas sahibi olmaması nedeniyle yapmış olduğu görsel benzerlik incelemelerinin hükme esas alınmaması, gıda mühendisine yer verilmemesi, pazarlamacı bilirkişinin raporda yer almaması yönündeki istinaf sebepleri incelendiğinde raporu hazırlayan bilirkişinin marka vekili olduğu, bilirkişi raporunda karşılaştırmaların detaylı olarak yapıldığı, raporun hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli olduğu anlaşıldığından davacının bu istinaf sebebine itibar edilmemiştir. Somut olayda;  davacının \"...\" esas unsurlu markaları ile davalının tescil başvurusunda bulunduğu ve ticaret unvanında kullandığı \"...\" ibaresinin ilk harflerinin farklı olduğu, markalarda genellikle ilk harflere vurgu yapıldığından tüketicinin aklında daha çok bu kısmın yer edindiği, davacının \"...\" markası ile davalının ticaret unvanında yer alan \"...\" ibaresinin bu nedenle benzer olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca mahkemece \"...\" ve \"...\" ibarelerinin benzer olduğu düşünülse bile; davalının ticaret unvanının 29/09/2010  tarihinde tescil edilmiş olduğu, davacı tarafça tecavüze son verilmesi için işbu davanın 29/09/2017 tarihinde açılmış olup, 7 yıl boyunca tescilli ticaret unvanına ses çıkarmayarak dava açma hakkını yitirdiği, davalı şirketin tescil tarihine göre uzun süre sessiz kalınarak daha sonra dava açılmasının TMK'nun 2. maddeye göre korunamayacağı gerekçesiyle de, davanın reddine karar verilmesi hukuken yerindedir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun  İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 26/12/2019 tarih ve 2018/286 E., 2019/358 K. sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf  başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45‬ TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 23/11/2023\t\t\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6219ac6fed7f54cc","SID":"813f989c85009333"}}