{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/2214 <br>KARAR NO: 2023/1268<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/09/2020<br>NUMARASI: 2019/501 Esas - 2020/592 Karar <br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/11/2023<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ticari ilişkisine bağlı olarak davalı borçlu şirketin kur farkından dolayı bakiye borcu bulunmakta olduğunu, borcunu ödemediğini, davalı aleyhine Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ödeme emri tebliğ edilmek suretiyle ilamsız icra takibine başlandığını ve borçlu şirketin icra takibine itirazda bulunarak icra takibinin durdurulduğunu, müvekkili şirketin davalı şirketi ile olan ticari ilişkilerinden dolayı 118.130,96 TL teslim edilen mal teslim bedeli alacağı ve tahakkuk etmiş 16.420,20 TL yasal faizi ile birlikte 134.551,16 TL alacağı olduğunun muhasebe kayıtlarından ve cari hesap cetvelinden anlaşıldığını, davalı şirketin yetkilileri ile defalarca görüşülerek borcun ödenmesi istenmesine rağmen borcun ödenmediğini, davalının borcunu ödememek için haksız olarak itirazda bulunmuş olduğundan itirazın iptali davası açmak zaruretinin hasıl olduğunu beyanla borçlunun haksız itirazının iptaline ve takibin devamına, %40 icra inkar tazminatı ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacı taraf ile herhangi bir ticari ilişkisi mevcut olmadığını, davacı tarafın tüm bu işlemlere tevessül etme ana sebebinin ... San. Ve Tic. Ltd. Şti'den olan alacağını müvekkili firmadan tahsil etme çabasından kaynaklandığını, davacı tarafın hiçbir ticari ilişki olmamasına rağmen kötü niyetle bir fatura düzenlendiğini ve söz konusu faturaya ait irsaliyenin müvekkili şirket çalışanına hileli yollarla teslim edildiğini, bunun şaibeli olduğunu, söz konusu irsaliyenin hiçbir zaman muhasebe bölümüne verilmediğini beyan ederek açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına  karar verilmesini talep  etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Mahkememizce tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, davacı ve davalı şirketin ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. HMK 222 madde gereğince ;mahkeme ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.Kanuni şartlara uygun olarak tutulan ticari defter ve kayıtların sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabulü gerekmektedir.Zira kanuni şartlara uygun tutulduğu anlaşılan tarafın ticari defter ve kayıtları ancak  karşı tarafın kanuna uygun tutulduğu anlaşılan ticari defter ve kayıtlarının incelenmek suretiyle hükümden düşürülebilir. Davacı ve davalının usulüne uygun ve alacağın kaynağını oluşturan kayıtları içeren ticari defterlerinin lehlerine kati delil teşkil ettiği, dava ve icra takibine konu olan borcun 05/10/2018 tarihli 8049 mt kumaş satımına ilişkin olduğu, 04/10/2018 tarihli sevk irsaliyesinde ... ismi ve imzasının bulunduğu, davalının icra takibine davacı ile aralarında herhangi bir ticari ilişki olmadığından borcu bulunmadığından bahisle itiraz ettiği, takip dayanağı olan 05/10/2018 tarihli ve 118.130,96 TL bedelli faturanın davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmasına rağmen davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, ayrıca davalı tarafından dava konusu faturanın ilgili vergi dairesine bildirimde bulunulmadığı, davalı taraf cevap dilekçesinde sevk irsaliyesinin adı geçen kişi tarafından teslim alınmasının şaibeli olduğunu, irsaliyenin hiçbir zaman muhasebe bölümüne verilmediğini, müvekkilinin irsaliye ve faturadan çok sonra haberi olduğunu belirtmiş ise de 04/10/2018 tarihli sevk irsaliyesinde ismi ve imzası bulunan ...'nin o dönemde davalı şirkette çalıştığı, zaten davalının da aksi yönde bir iddiasının bulunmadığı, davalı şirket çalışanı olan adı geçen kişi tarafından sevk irsaliyesinin imzalandığının anlaşılmasına göre fatura konusu malların davalı tarafa teslim edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, çünkü davalı tarafın irsaliye ve faturadan çok sonra haberi olduğu iddiası karşısında iade faturası düzenleyerek ticari defter ve kayıtlarına işlemediği gibi faturayı davacı şirkete iade etme bakımından da herhangi bir işlem yapmadığı anlaşılmakla böylelikle icra takibine konu alacağın davacı tarafın usulüne uygun tutulmuş ticari defter ve kayıtları ile ispatlandığı, hüküm vermeye elverişli olduğu değerlendirilen bilirkişi tarafından sunulan rapor da dikkate alınarak davanın kabulü ile, davalının Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında yaptığı itirazının iptaline, takibin asıl alacak olan 118.130,96 TL üzerinden devamına, takip öncesinde takip dayanağı fatura sebebiyle davalının temerrüde düşürüldüğüne ilişkin dosya kapsamında bir delilin bulunmaması sebebiyle işlemiş faize ilişkin talebin reddine, alacak likit olmakla icra inkar tazminatına ilişkin talebin kabulüne\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafça icra takibinin dayanağı belge olarak 04/10/2018 tanzim tarihli ... numaralı sevk irsaliyesi ve 05/10/2018 tanzim tarihli ... numaralı faturanın sunulduğunu, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere müvekkili şirketin defter ve belgeleri incelendiğinde söz konusu faturaya rastlanılmadığını, yine müvekkili firmanın faturada belirtilen 4 ton kumaşı kesinlikle teslim almadığını, müvekkili şirketle davacı şirket arasında daha önce geçmişte herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığını, davacı tarafın iki şirket arasında ticari ilişki bulunduğunu iddia etse de dava süresince bu iddiasını ispatlayacak herhangi bir bilgi veya belgenin sunamadığını, dava konusu somut olayda davaya konu faturanın davacı ile davalı şirket arasında daha önce yapılmış bir ticari satış, hizmet gibi bir anlaşmaya kesinlikle dayanmadığını, böyle bir anlaşma veya sözleşmenin bulunmadığını, Borçlar Kanunu sözleşme serbestisini ön gördüğünü ve taşınır satış sözleşmesi için bir şekil şartı öngörülmediğini, ancak buna rağmen taraflar arasında sözlü bir anlaşma dahi bulunmadığını, yerel mahkemedeki yargılama boyunca davaya konu kumaş satışının dayandığı bir anlaşmanın bulunduğuna dair davacı tarafından en ufak bir delil bile sunulmadığını, çünkü böyle bir anlaşmanın bulunmadığını, hayatın ve ticaretin olağan akışına göre depoya teslim edilen bir irsaliyenin depo görevlisine teslim edilmesi gerektiğini, depoda çalışan ve kumaşları teslim almakla görevli birçok işçi olmasına rağmen irsaliyeyi 3 kat yukarıdaki santral operatörüne teslim etmenin zaten olayın başından beri bir kurgu olduğunun ana göstergesi olduğunu, dolayısıyla müvekkili şirketin irsaliyeden haberinin olamadığını, davacı şirketin posta aracılığıyla faturayı göndermesiyle ancak müvekkili şirketin böyle bir durumdan haberi olduğunu, müvekkilinin böyle bir ürün siparişi vermediği ve böyle bir malı kesinlikle teslim almadığından dolayı faturayı ve irsaliyeyi ticari defterlerine işleyemediğini, ticari hayatın içinde olan herkesin bileceği gibi iade faturası düzenlenip ticari defterlere kaydedilebilmesi için öncelikle asıl faturanın defterlere kaydedilmesi gerektiğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmadığı ve istinafa cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır. <br>GEREKÇE: Dava; ticari satım nedeniyle düzenlenen fatura alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı  vekilince yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davacının takibe dayanak fatura konusu malların davalıya teslim edilip  edilmediği noktasındadır. Davacı alacaklı  tarafından, davalı hakkında, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile \"05/10/2018 tarihli  118.130,96 TL tutarlı fatura\" açıklamasıyla ve takip talebine fatura sureti de eklenerek 118.130,96 TL  fatura, 16.420,20 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 134.551,16 TL alacağın tahsili istemiyle takip başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve süreside işbu  itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı).  Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Somut uyuşmazlıkta; davalı tarafça davaya verilen cevap dilekçesinin 6. Maddesinde  \".. Davacı taraf, hiç bir ticari ilişki olmamasına rağmen kötü niyetle bir fatura düzenlemiş ve söz konusu faturaya ait irsaliyeyi müvekkil şirket çalışanına hileli yollarla teslim etmiştir. Söz konusu faturaya ait irsaliyenin müvekkil şirket çalışanı tarafından teslim alınması da şaibelidir. Söz konusu irsaliye hiçbir zaman muhasebe bölümüne verilmemiştir. Müvekkilin söz konusu irsaliyeden ve faturadan çok sonra haberi olmuştur..\" şeklindeki beyanı ile dava konusu faturaya ilişkin sevk irsaliyesinin davalı çalışanına teslim edildiği, davalının aynı zamanda faturadan haber olduğu anlaşılmaktadır. Davalı taraf kendisine uluşan irsaliye ve faturayı ticari defterlerine kaydetmemiş olmakla birlikte TTK 21/2 maddesinde düzenlenen süre içinde faturaya bir itiraz da etmemiştir. Mahkemece taraf ticari defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde her iki tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve sahibi lehine delil olma vasfına olduğu, takibe dayanak faturanın davacı ticari defterlerini kaydedildiği, davacı ticari defterlerine göre fatura miktarı kadar alacağın bulunduğu, faturanın davalı ticari defterlerine kaydedilmediği ve  BA  formlarında faturaya ilişkin bildirimin yapılmadığı belirlenmiştir. Dosyada toplanan tüm bu deliler ile davacının fatura konusu malları davalıya teslim ettiği, sevk irsaliyesi ve faturanın davalı muhasebesine ulaşmadığı iddiasının davalı ticaret şirketinin iç işleyişiyle ilgili bir husus olduğu, davacının fatura miktarı kadar alacağının bulunduğu hususunun ispatlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Menkullere ilişkin satım sözleşmesinin herhangi bir şekil şartına bağlı olmadığı, davalı tarafın fatura konusu malları teslim aldığı hususu mahkemece kabul edilmesi karşısında taraflar arasında bir satım sözleşmenin kurulmuş olduğu kabul edilerek asıl alacak yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.  HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 8.069,52 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 2.017,38 TL nispi harcın mahsubu ile bakiye 6.052,14‬ TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.20/11/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ca46cec049ff7a2b","SID":"7a7e97ce93597d66"}}