{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/352 Esas<br>KARAR NO: 2023/1828<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/04/2021<br>NUMARASI: 2021/69E, 2021/66K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 07/12/2023<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ <br>DAVA:  Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin Çin Cumhuriyeti (Tayvan) Ticari Marka Kaydı ile 01 Aralık 2004 tarih ve ... tescil numaralı ... markasının maliki olup markayı daha eski tarihlerden bu yana ihdas eden ve kullanan kişi olduğunu, davalı tarafın, müvekkili şirketin eski distribütörü olan ... Ltd. Şti'nin ortağı olduğunu, bu süreçte müvekkili ile her türlü iş ve işlemi davalının yaptığını, dolayısıyla müvekkilinin marka hakkını ve içeriğini bildiğini, davalı tarafın bu dönemde müvekkilinin haberi, izni-muvafakati olmaksızın kötüniyetli şekilde müvekkilinin markasının birebir aynısını mal/hizmet sınıflarında TPMK nezdinde kendi adına tescil ettirdiğini, sözleşme ile müvekkilinin markasını kullanma hakkı davalıya verilmişse de hiçbir şekilde marka devri ya da markayı tescil etme hakkı tanınmadığını, müvekkilinin dava konusu markanın eskiye dayalı gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkilinin başka bir distribütör ile çalışmaya başladığını, davalının bu distribütöre karşı haksız marka tesciline dayanıp müvekkilinin markasını kullanarak mal satışını engellemeye çalıştığını, müvekkili ile davalı arasında yapılan son resmi sözleşmenin 2014 tarihli olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının da markası ile birebir aynı olup, davalı tarafın usul ve yasaya aykırı tescilinin müvekkilinin ticaret unvanına da tecavüz teşkil ettiğini, davalının distribütörlük sözleşmesini mahkemeyi yanıltıcı şekilde yorumladığını, lisans sahibi olma ve marka sahibi olma kavramlarını karıştırdığını, bu nedenle davalı taraf adına tescilli ... nolu \"...\" markasının gerçek hak sahibi olan müvekkili şirkete devrini, bu kabul edilmezse kötüniyetli olarak tescil edilmiş ve müvekkilinin markasının birebir aynısı olan dava konusu markanın tescil edildiği tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini, maddi ve manevi tazminat olarak şimdilik 5.000,00 TL'ye hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.-Davacı vekili 14/02/2020 tarihli celsede tazminat taleplerinin 3.000,00 TL'sinin maddi, 2.000,00 TL'sinin manevi tazminat olarak açıklamıştır.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile, müvekkilinin ortağı olduğu, yöneticiliğini de yaptığı eski aile şirketi olan ... Ltd. Şti'nin, davacının ürünlerini 2002 yılından beri Türkiye, Türki Cumhuriyetler, birçok Avrupa ülkesinde münhasır yetkili distribütör olarak satın alıp pazarladığını, buna dair değişik dönemlerde davacı ile yapılmış olan sözleşmelerin halen yürürlükte olduğunu, davacı iddiasının aksine müvekkilinin distiribütörlüğünün halen devam ettiğini ve özellikle Türkiye pazarında tek yetkili distribütör olduğunu, davacı ile imzalanan sözleşmelerin içeriğinden dava konusu markanın müvekkili adına tescilinde davacının bilgisi, onayı ve hatta desteğinin olduğunun görüleceğini, davacının, dava konusu markanın müvekkili adına tescilli olduğunu bildiğini, müvekkilinin bu markaya Türkiye'de marka imajını kazandırdığını, markaya ilişkin tüm hakların müvekkiline ait olduğunu kabul ettiğini, davacının, müvekkilinin tescilinden sonra, \"Müvekkili Dr. ... Türkiye'de ... Tescilli Markanın Sahibi ve Tek Kullanım Yetkilisi\" olduğunu,  ... ticari markasını ve ... makinelerinin resimlerini web sitelerinden, reklamlarından, kataloglarından kaldırılmasını uyarı yazıları ile (yeni çalışmaya başladığını söylediği ... firması da dahil) muhtelif firmalara gönderdiğini, yazının bir örneğini de müvekkiline bilgi amaçlı gönderdiğini, müvekkilinin yetkilisi olduğu şirketler ile münhasır yetkili satıcılık sözleşmelerinin halen yürürlükte olduğunu, davacının Kasım 2017'de dava dışı ... ile müvekkili ile olan sözleşmeleri alenen ihlal eden münhasır satıcılık sözleşmesini yaptığını, davacının müvekkilinin ...'a karşı açılan maddi ve manevi tazminat davası üzerine de kötüniyetle huzurdaki davayı açtığını, davacının bahsettiği yurtdışı tescilinin müvekkilinin tescilinden daha sonra olduğunu, markanın müvekkili tarafından iyiniyetle tescil ettirildiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI: \"....Somut olayda gerek sözleşme hükümleri, gerekse davacının 3.kişilere gönderdiği yazılar, tarafların iradelerinin inhisari lisans sözleşmesi yönünde gerçekleştiği; bu sözleşmenin nitelik ve anlamına ise davacının yazılarının uyumlu ve uygun olduğu, anlaşılmaktadır. Davacının, davalı ya da dava dışı ... firmasının \"... markası üzerinde Türkiye'deki sahibi ve yetkilisi\" olduğu yönündeki 3.kişilere göndermiş olduğu yazı ve uyarılardan hukuki olarak iradenin inhisari lisans olduğu yönünde bir sonuç çıkarılabilirse de, davalının bu markayı kendisi adına tescil ettirmesine muvafakat yönünde bir sonuç çıkarmak, inhisari lisans veren marka sahipleri aleyhine hatalı ve hakkaniyetli olmayan neticeler doğurur. Tarafların her ikisi de tüccardır ve sözleşmelerinde açıkça tescil hak ve yetkisinin yer almaması, iradelerinin bu yönde olmadığın da göstergesidir. Davalının, davacının yurtdışı tescilinin kendi tescilinden 2 sene sonra olduğu, ülkesellik ilkesi gereği üstün hakka sahip olmadığı iddiasının ise dosyada bulunan Ekonomi Bakanlığı Fikri Mülkiyet Müdürlüğünce verilen Çin Cumhuriyeti (Tayvan) Ticari Marka Tescil kaydının noter tercümesi örneğine göre söz konusu markanın 01/12/2004 tarihinden itibaren koruma altında olduğunun tespiti ile davacının aynı ticaret unvanı ile faaliyetlerini sürdürerek davalı ile sözleşmeler yapması karşısında doğru olmadığı, davacının \"...\" markası üzerinde gerçek hak sahibi olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda, 2004 yılından beri uluslararası alanda davacı yanca kullanılıp tescil olunan davacı markasının davalı yanca yapılan sözleşmeler ile bilindiği, haberdar olunduğu, taraflar arasında açık veya örtülü bir rıza veya anlaşma olmaksızın davalının bu markayı kendi adına tescilinin, kötüniyetli bir tescil olduğu ve hak düşürücü bir sürenin söz konusu olamayacağı, davacının, ticari temsilci sıfatındaki davalının haklı neden olmadan tescili dolayısıyla markanın kendisine devri talebinin kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı taraf terditli olan devir veya hükümsüzlük davası yanında maddi ve manevi tazminat talebinde de bulunmuşsa da; tazminatın koşulları için haksız fiil, zarar, illiyet bağı ve kusurun gerekli olduğu, davalının tescil ettirdiği markasını, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri dışında kullandığına ilişkin bir delilin dosyaya sunulmadığı, dosyanın tümüne göre, davalının yalnızca tek satıcılık sözleşmesi doğrultusunda ve bu sözleşme çerçevesinde davacı yanca üretilen ve markayı ihtiva eden ürünlerin pazarlamasını ve servis hizmetlerini gerçekleştirdiği, bunun haricinde markasal bir kullanımının bulunmadığı, tazminat için yasal koşulların oluşmadığı anlaşıldığından bu yöndeki taleplerin reddine karar verilmiştir \"şeklindeki gerekçe ile neticeten 1-Davacının davalıya ait ... tescil numaralı markanın devri talebinin KABULÜ ile; -Söz konusu markanın tescilinin davacıya DEVRİNE, -Davacının koşulları oluşmayan maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF İSTEMLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;müvekkiline ait ... tescil numaralı markanın tescilinin davacıya devrine ilişkin talebin kabulünün yerinde olmadığını, davacının 3. Kişilere gönderdiği cevap dilekçesine ek:5 olarak ekli \"uyarı\" başlıklı yazısında;  müvvekkili \"..DR. .. TÜRKİYE'DE ...  TESCİLLİ MARKANIN SAHİBİ VE TEK KULLANIM YETKİLİSİ,\" olduğunu,  ... ticari markasını ve ... makinelerinin resimlerini web sitelerinden, reklamlarından, kataloglarından kaldırılmasını istediği, 01.09.2013 tarihli \"Resmi Uyarı İlanı\" başlıklı bu yazıyı, \"...\" firmalarına gönderdiğinin açık olduğunu, bu yazıdan, davacının müvekkilin tescili bilmediği istemediği yorumu çıkarılamayacağını, Davacının, 01.09.2013 tarihli \"Resmi Uyarı Yazısı\" başlıklı yazı ile müvekkilinin hak sahipliğini ikrar ettiğini, bu durumun açık olup aksi yönde yorumlanamayacağını  Cevap dilekçesi ek:1'de 4. Madde de açıkça \"... iş bu sözleşme ile KENDİ MARKASI veya herhangi bir marka adı herhangi bir başka üçüncü taraf üzerinden herhangi bir makine satmamayı ve ihraç etmemeyi kabul eder.\" Hükmü  bulunduğunu,  davacının, KENDİ MARKASI adı altında satış yapmayacağına dair taahhüdü olduğunu,   markanın Türkiye'de tanıtan ve marka yapan kişinin müvekkili olduğunu, bunun karşı tarafça kabul edildiğini ispatlandığını, sözleşmelerin birinci maddesinde ve diğer kısımlarında herhangi bir marka isminden bahsetmeksizin, sadece davacının ürettiği ürünlerin satışı, pazarlaması v.s. İşlemlerinin müvekkil şirketİ tarafından yerine getirileceğinden bahsedildiğini, sözleşmelerde marka sahibi olduğuna dair herhangi bir ibare olmadığını, Müvekkilinin markayı tescil ettirdiği 26.06.2012 tarihinden sonra yapılan ve cevap dilekçesine ek:2 ve 3'de yer alan sözleşmelerde, sözleşmenin 1. Maddesinde doğrudan \"... ve /veya ... MARKA İSİMLERİ ile üretilen ve ihraç edilen\" ürünlerin satış, pazarlama, reklam v.s. İşlemlerinin müvekkilinin sahibi olduğu şirket tarafından yerine getirileceğinden bahsettiğini, yani tescil sonrasında sözleşmeye dava konusu markanın ismi işlendiğini, Davacının, dava konusu markanın Türkiye'de müvekkil adına tescilli olduğunu bildiğini müvekkilinin bu markaya Türkiye'de marka imajını kazandırdığını kabul ettiğini, markaya ilişkin tüm hakların müvekkile ait olduğunu kabul ettiğini,Müvekkilinin ortağı ve yönetici olduğu şirket aracılığı ile davacı ile 2002 yılından beridir Türkiye pazarında ticaret yaptığını, davacının kendi ülkesindeki tescili 2004 yılında olduğunu,  yasal olarak müvekkilinin distiribütörlüğünün halen devam ettiğini, Mahkemenin \"inhisari lisans sözleşmesi\" şeklindeki yorumunun hatalı olduğunu, Lisansın söz konusu olabilmesi için öncelikte Türkiye'deki tescil hakkının davacıda olması gerektiğini, Çin Cumhuriyeti (Tayvan) Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmayan, uluslar arası anlamda devlet statüsü de olmayan bir ülke olduğunu, Türkiye'de hiçbir diplomatik temsilciliği olmadığı gibi, Türkiye'nin de bu ülkede hiçbir diplomatik temsilciliği de olmadığını,   marka ve diğer sinai haklara ilişkin hiçbir uluslar arası anlaşmanın tarafı olmadığını, Bu ülkedeki marka tescilleri yönünden Türkiye'yi bağlayan hiçbir anlaşma veya uluslararası hukuki yükümlülük olmadığını,  Türk Patent Enstitüsü nezdinde yapılan ulusal tescilin üzerinde tutulamayacağını,  davanın reddi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davacı vekili katılma yolu ile istinaf  ve davalının istinafa cevap dilekçesinde; Davalı tarafın müvekkiline ait ... markasının kötü niyetli olarak aynı mal ve hizmet sınıflarında tescil ettirdiğinden, bu tescilin kötü niyetli olduğunun tespitine ve markanın gerçek hak sahibi olan müvekkile devrine  dair verilen karar aynen kabul edilmesi gerektiğini, Tazminat taleplerinin reddi kararını katılma yolu ile istinaf ettiklerini, kötü niyetli tescil neticesinde müvekkilinin tazminata hak kazandığını, Tescilin 6769  sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU madde 6/9 ve 25  uyarınca hükümsüz kılınmaya mahkum olup müvekkilin tazminata da hak kazandığını, Kötü niyetli tescil talep eden, markanın kalitesini kendi mal ve hizmetlerinde kullanmayı hedefleyeceğini, Bu durumun markanın itibarından haksız şekilde faydalanılması anlamına geldiğini, bilirkişi raporunda haklılığın ispat edildiğini ancak bilirkişinin Maddi Tazminat hesabı yapamadığını tazminatın TBK madde 50. 51. uyarınca  Mahkemenin takdirinde olduğunu beyan ettiğini, belirterek tazminat açısından katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunduklarını beyan etmiştir.<br>İNCELEME Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen yazı cevabına göre dava konusu; ... numaralı \"...\" ibareli marka 07,35,37 sınıflarda  26.06.2012 Tarihli başvuru tarihine rağmen 07.10.2013 tarihinde davalı adına tescil edilmiştir. Dava tarihi 26.02.2018'dir. Davalı delil olarak 20.02.2008 tarihli 4 yıl süreli, 11.11.2009 tarihli 3 yıl sremi, 12.03.2014 Tarihli 2 yıl süreli, 01.10.2016 tarihli 3 yıl süreli sözleşme suretlerini sunmuş olup ekteki \"resmi uyarı ilanı\" başlıklı 01.09.2013 tarihli dava dışı 5 şirkete hitaben  yazılan yazı içeriğinde ... LTD ŞTİ'nin Türkiye yetkili satıcısı olduğunu bildirmek isteriz. ... ve ... marka isimleri altındaki tüm modeller içeren tüm modeller dahil olmak üzere ... Ltd tarafından üretilen tüm makineleri Türkiye'de satma pazarlama ve servis vermeye  tek yetkili satıcıdır. Türkiye'deki makinelerin garanti süresince ve sonrasında tüm montaj ve sonraki servis işlemleri ... tarafından yapılacaktır. DR. ...  Türkiye'de ... tescilli markasının sahibi ve tek kullanım yetkilisidir. Bu nedenle herhangi bir makine satın alma parça almak ve ... marka makineler için servis almak istiyorsanız lütfen ... Dr. ... başvurunuz. Türkiye'nin belirli bölgelerine alt bayilik verme yetkisine sahiptir.\" şeklinde yazılıdır.  Dosyada marka vekili bilirkişi ... ise; \"İngilizce metinde tescilli (registered) ibaresinin yer almadığını, metindeki cümlenin Türkçe'ye \"Dr. ..., ... markasının Türkiye'de /Türkiye'deki sahibi ve yetkilisidir\" şeklinde çevrilebileceğini, markanın bu tarihte henüz davalı adına da tescilli olmayıp 08.10.2013'te tescil edildiğini, sonraki tarihli 06.03.2014 Tarihli resmi uyarı ve ilan yazısında (8marka davalı adına tescil edildikten sonraki taarihli yazıda)9 Osman Baydaaş'ın markanın Türkiye2de marka sahibi olduğuna dair bir ibare olmadığı, her  iki lanın da davacının ... Ve ... markası ile ürettiği makineler ile ilgili davalının Türkiye de tek yetkili ve satıcı olduğunun yer aldığı , markanın davacı unvanında da  yer aldığı, Paaris Sözl 8.maddesi gereğince ticaret unvan n tescilsiz de olsa  Türkiye de korunmasının öngörüldüğü, davacının gerçek hak sahibi olduğunu,  davacının davalı markasının koruma tarihinden önceye ait markasal kullanımlarının mevcut olmadığını,  dosyadan tespit edilebilenlerin, davacının 2004 yılında ... unvanı ile söz konusu ibareden oluşan markayı Çin Cumhuriyetinde marka kaydı ile koruma altına aldırdığı, dava dışı ... şirketi ile 2008 ve 2009 tarihli sözleşmeleri de bu ibareli unvanı ile imzaladığı, ayrıca davalının kendisi, ortağı olduğu, yöneticiliğini de yaptığı dava dışı ... Ltd. Şti.'nin davacının ürünlerini 2002 yılından beridir Türkiye'yi kapsar şekilde münhasır yetkili distribütör olarak satın alıp pazarladığının belirtildiğini, tüm bu tarihlerde dava konusu markanın davalı adına tescil edilmiş olmadığını, davacı şirketin, davalıya ait ... tescil nolu  ... markasının koruma tarihi (26.06.2012) öncesinde ... tanıtıcı işareti/markası üzerinde gerçek (üstün) hak sahibi olduğu, davalı markası ticari temsilci (davalı) tarafından haklı bir neden olmadan tescil ettirilen marka olarak kabul edilerek, markasının davacıya devrine ya da tescilli olduğu tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne karar verme hususunda takdirin mahkemeye ait olduğu\" hususlarında görüş bildirmiştir. SMM bilirkişi raporunda; \"davacı şirketin yurtdışı menşeili olduğundan ve işyeri adresi yurtdışında bulunduğundan ticari defterleri üzerinde inceleme yapılamadığı, davalı vekilinin de 07/01/2021 tarihli e-mail ile \"Davalının Amerika'da bulunduğunu ve orada öğretim üyesi olarak işe başladığını, kendi adına ticareti ve vergi kaydı olmadığını, davacı firmanın Tayvan'dan gönderildiği malların satışının davalının sahibi olduğu ... şirketi üzerinden yapılmış olduğunu, davalının Amerika'ya gitmeden önce şirketini de Türkiye'de birilerine sattığını, tüm bilgi ve belgelerin satın alanlarda olduğunu ama onlara ulaşma imkanı olmadığını\" bildirmiş olması nedeniyle davalı taraf ile ilgili ticari defterler incelenememiş ve maddi tazminat hesabı yapılamamış olduğundan, davacının davalıdan talep edebileceği maddi tazminat miktarının TBK md.50 ve 51 çerçevesinde belirlenmesinin takdirinin mahkemeye ait olduğu\" hususlarında görüş bildirmiştir.<br>GEREKÇE Davacı, ... markasının yurt dışında tescilli olup marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalının ise eski distribütörü olan şirketin yetkilisi olduğunu, marka tescilinde kötüniyetli olduğunu iddia ederek markanın davacıya devrini, terditli olarak davalı markasının hükümsüzlüğünü ve maddi manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili ile katılma yolu ile davacı vekili yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı istinafında marka tescilinin davacının bilgisi dahilinde gerçekleştiğini ileri sürmüş ise de; marka vekili bilirkişi raporunda davalının sunduğu 01.09.2013 Tarihli İngilizce metinde registered (tescilli) ibaresinin yer almadığını, metindeki cümlenin Türkçe'ye \"Dr. ... , ... markasının Türkiye'de/Türkiye'deki sahibi ve yetkilisidir\" şeklinde çevrilebileceğini belirterek markanın bu tarihte henüz davalı adına da tescilli olmadığı, markanın 08.10.2013'te tescil edildiği, davacı yanca tescilden sonra gönderilen yazıların hiçbirinde bu yönde bir ibare olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme içeriklerinde de ... markasının davalıya aidiyetinin kabulüne dair herhangi bir ibare olmadığı davacının marka tesciline muvafakati olduğundan söz edilemeyeceği yerinde olarak belirlenmiş olmakla  dosyadaki somut delil durumuna göre davalı istinafı yerinde görülmemiş ve mahkemece davalının tescilde kötüniyetli olduğu gerekçesi ile markanın davacıya devrine karar verilmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir.Davacı vekili katılma yolu ile istinaf yoluna başvurmuş ise de; kötüniyetli tescil nedeni ile maddi manevi tazminat koşullarının oluştuğu ispatlanamadığından mahkemece tazminat istemlerinin reddine karar verilmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir.Açıklanan nedenle taraf vekillerinin istinaf istemlerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf isteminin ve davacı vekilinin katılma yolu ile istinaf isteminin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 269,85-TL harçtan, peşin alınan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, -Alınması gereken 269,85-TL harçtan, peşin alınan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.07/12/2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1c0da2aa7bf62957","SID":"91af6c04745ee5fe"}}