{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/862 <br>KARAR NO: 2023/1497<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 30/12/2021<br>NUMARASI: 2015/255 E. - 2021/1249 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)|Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/11/2023<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Tarafların İddia ve Savunmaları:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduğunu, dahiliye ve iç hastalıkları alanında ihtisas yaptığını, İngiltere 'de herbalizm - beslenme-homeopaty çalışmaları olduğunu, bu çalışmalara bağlı olarak bitkisel gıda takviyesi alanında çok sayıda marka ve patent sahibi olan bir tıp doktoru olduğunu, davalının genel başkanı bulunduğu ...'nin resmi sitesine göre Yüksek İslam Enstitüsü 'nü bitirdiğini, halen Bakü Devlet Üniversitesi 'nde doktorasını yaparak profesör unvanı aldığını, siyasetçi, eğitimci, iş adamı ve yazar olduğunu, müvekkilinin  ... ile birlikte geliştirdiği gıda takviyesi ürünleri önce Ankara 'da fason üretildiğini, 08/04/2011 tarihinde Kayseri Ticaret Siciline ... San.ve Tic. Ltd. Şti. Unvanı ile tescil edildiğini, daha sonra 10/01/2012 tarihinde ... San. Ve Tic. Ltd. Şti. Unvanını alan firmanın kendi tesisini kurması ile üretimi Kayseri 'ye naklettiğini,  ... şirketinin ürettiği ürünler ... San. Ltd. Şti. Tarafından ... Ltd. Şti. 'ne satıldığını, bu şirket tarafından piyasaya verildiğini, ürünlere Sağlık Bakanlığı 'nın reklam yasağı getirmesi, dağıtımda çıkan sorunlar, piyasada engellenmeye ve çok sayıda rastlanan taklit sahte ürünler son dönemde satışları da olumsuz etkilenmesine karşılık ... 2013 yılının sonlarında satışların düşmesini kendisine verilen ürünlerin niteliğinin bozulmasından kaynaklandığını iddia ettiğini, buna bağlı olarak ... ve ... şirketlerinden iddia ettiği zararın karşılanmasının istendiğini, bunun için kalite bozukluğunu ileri sürülen ürünlerin iadesi ile fazlasıyla yeni ürünün ... şirketine teslim edildiğini, ancak zararı bahane eden ... şirketi  ... ve ... şirketlerinin hissedarlarından ek tazminat isteminde ısrarlı olduğunu, ... şirketinin iddia edilen zararlarının tazmini için 2014 yılı başında baskı arttırıldığını, ... ve ... şirketlerinin hissedarlarını ve yakınlarını kişisel olarak borçlandıran açık senetlere imza attırıldığını, bu kapsamda istemleri dışında davacı ve eşine çok sayıda imzalatılan senetlerin toplam miktarı tam olarak bilinemediğini, müvekkilinin yaşadığı olumsuz koşullar içinde senetleri imzalamak zorunda kaldığını, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü 'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile müvekkili aleyhine takip talebinde bulunulduğunu, ancak anlatıldığı üzere müvekkilinin güç durumu nedeniyle bu senetlerin imzalandığını, daha sonra müvekkilinin darp edildiğini, İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne taraflar arasında 2014/229 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, bu nedenle Bakırköy ... İcra Müdürlüğü 'nün takip dosyası, müvekkilinin serbest irade ürünü olmayışı ve darba uğraması nedeniyle baskıyla imzalandığını, takibe konu senetlerin iptali ile müvekkilinden tahsil edilen 632.000,00 TL nakit ve altının davalıdan yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>ASIL DAVADA; Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının harca esas değer olarak eksik beyanda bulunduğunu ve yalnızca istirdat talep ettiği miktar ile ilgili olarak rakam belirttiğini, menfi tespit davasına ilişkin olarak harca esas değer göstermediğini, iptalini talep ettiği takibin takip miktarının 6.287.260,28 TL olduğundan bu rakam üzerinden harcın tamamlanması gerektiğini, davacının maddi durumunun iyi olduğundan adli yardım talebinin reddinin gerektiğini, dava konusu takip ile ilgili davacının evine hacze gidildiğinde davacının \" geliş nedeni anlatıldı, anladım, biliyorum, borcu kabul ediyorum\" şeklinde beyan verdiğini, İİK madde 8/3'de İcra ve iflas dairelerinin tutanakları hilafı sabit oluncaya kadar muteberdir hükmü olduğunu, bu hüküm gereği resmi belgede kayda geçen beyan ile davacının borcu kabul ettiğinin sabit olduğunu, takipten ve hacizden yaklaşık 8 ay sonra bu davanın açılmış olmasının davacının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, bonoların düzenlenmesinden sonra adına kayıtlı varlıkları yakınlarına devrederek borçtan kurtulduğunu düşünen davacının, açtıkları tasarrufun iptali davalarından sonra kaçırmış olduğu malları da kaybedeceğini anlayınca iş bu menfi tespit davasının açıldığını, senetlerin bedelsizliği başlığı altıda ileri sürülen iddiaların gerçekleri çarpıtmaya yönelik olduğunu, bonolardaki yazıların senet borçlusu tarafından yazılma zorunluluğunun olmadığını, bu sebeple iddiaların hukuken kıymetinin bulunmadığını, bono düzenlenirken çoğu zaman yapıldığı gibi adres kısmının sonradan düzenlenmek üzere boş bırakılarak bunun sonradan tamamlanmış olmasının senedin sıhhatini etkilemeyeceğini, önemli olan hususun takibe konulduğu sırada senedin esaslı unsurlarının mevcut olması olduğunu,  takibe konulacağı zaman senedin üzerine borçlunun o sırada oturduğu adresin yazılmasından daha doğal bir şey olamayacağını, davacı tarafın senetlerin bedellerine ilişkin iddialarının  gerçek olmadığını, davacının aldığı paralara karşılık bonoları imzalayarak verdiğini,  şimdi ise ödemekten kaçındığını, davacının vekaletname vererek bir kısım taşınmazları ve aracı devrettiği ile ilgili hususların ise dava konusu senetler ve takip ile alakalı olmadığını, dolayısıyla buna yönelik iddiaların bu dosyada dinlenemeyeceğini, bonoların düzenlendiği tarih başlığı altında ileri sürülen hususlarda gelince müvekkilinin davalının ödeme tarihi olan 30/01/2014 ve 27/02/2014 tarihlerinde senetleri ödememesi üzerine iyi niyetle bir süre beklendiğini ve oyalandığını anlayınca da icra takibi başlattığını, davacı vekilinin davacının 07/03/2014 tarihinde darp edilmesi ile ilgili hususu dava dilekçesine almasının yersiz olduğunu, darp olayı ile müvekkilinin ilişkilendirilmesinin düşünülemeyeceğini, tapu devirlerinden sonra olan bir olayın baskı amaçlı kullanıldığını iddia etmek de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafın baskı ile ilgili iddialarının gerçek olmadığını, davacının senetlerin 4 Şubat 2014 tarihinde imzalatıldığını ve kendisinin de 7 Mart 2014 tarihinde darp edildiğini iddia ettiğini, davacının iddilarına itibar edildiği takdirde \" senetlerin verilmesinden yaklaşık 1 ay sonra senetleri almak için darp ettiler\" gibi bir durum ortaya çıktığını, ve yine darp edildiğini iddia ettiği 7 Mart 2014 tarihinden yaklaşık 1 ay önce 5-7 Şubat 2014 tarihlerinde bir kısım gayrimenkullerin takip ve dava dışı (ekte örneği sunulan) diğer bonoya bağlı borcuna mahsuben müvekkilinin davacıya satışı için Av. ... vekalet verdiğini, borçlunun uhdesinde olan bir kısım varlıkların müvekkili davalıya verilmesinden ve yine senetlerin davacı tarafından imzalanıp müvekkili davalıya teslim edilmesinden yaklaşık bir ay sonra vuku bulduğu iddia edilen darp olayının senetlerin imzalanması yada varlıkların devri ile ilgisinin olmasının olanaksız olduğunu, davacı vekilinin  gerçeği çarpıtarak 'gerçekte bir borç karşılığı düzenlenmeyen, bedelsiz olan bu bonoların... ve yine bu bonoların ...'nın zararlarına karşılık olduğu iddiasının gerçekle alakasının olmadığını,  devri yapılan taşınmazların ise dava konusu bono ve takiplerle ilgisi olamayan devirler olduğunu, davacı tarafın ısrarla bunların sanki icra dosyasına karşılıkmış gibi göstermeye çalışmasının gerçek dışı olduğunu, taşınmaz devri suretiyle yapıldığını iddia ettiği tahsilatların hiçbirisinin, dava konusu ve iptali istenen icra takibi ile alakası olmadığından dosyaya beyanının da mümkün olmadığını, davacı tarafın, bu taşınmazların bedelinin icra dosyası ile ilgili olduğunu iddia etmesinin aslında takip konusu borcun ikrarı anlamına geldiğini, davacı tarafın 'ikrar' iddiasının mahkemeyi etkilemek yönünde gerçek dışı bir çarpıtma olduğunu, söz konusu dosyaya verilen cevapta açıkça \"ayrıca bir kısım taşınmazları da müvekkile satmıştır” ifadesi olduğunu, yani 'ayrıca' diyerek bu taşınmazlar dava konusu bonoların dışına çıkarılmış olduğunu, taşınmazların satış tarihleri ve bedelleri konusunda somut bilgi verilmediği iddiası hususunda, taşınmazların satış tarihi ve bedellerinin konusunun da dava konusu senetlerle ilgisi olmadığı için bu konuda bir izaha gerek duyulmadığını, ... ve Av. ... ve  ... ile ilgili iddiaları da dava konularıyla alakalı olmadığını, davacı tarafın müvekkilinin icraya koyduğu ve koymadığı senetler ile ilgili bedelsizlik iddiasının doğru olmadığı gibi aynı zamanda tutarsız olduğunu, davacı tarafın tablo halinde sunduğu devirler ve ödemeler konusunun davaları ile ilgisinin olmadığını tekrar zikrettikten sonra, bu konuda müvekkilinin 15/11/2013 ve 15/12/2013 vade tarihli iki adet senet, alacağına karşılık bu devirlerin yapıldığını ve bu senetlerin de borçlu ...'a iade edildiğini söylediğini, Harçlar Kanunu 32. maddesinde de yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı hüküm altına alındığından davacıya harcı ikmal etmesi için kesin süre verilmesine, senede karşı senetle ispat kuralına tamamen aykırı nitelikteki gerçek dışı soyut, haksız ve hukuki mesnetten yoksun, birden fazla çelişki içeren davanın reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>BİRLEŞEN DAVADA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin çocuk doktoru olduğunu, davalılardan ... 'ın aynı unvana sahip olduğunu, diğer davalıların da  ... ile birlikte hareket eden insanlar olduğunu, bu nedenle Ankara ... İcra Müdürlüğü 'nün ... Esas sayılı takip dosyasından dolayı müvekkilinin eşinin darba uğraması, senetlerin kendisiyle birlikte iradeleri sakatlanarak imzalatılması nedeniyle 1.277.398,00 TL 'den dolayı verilen senetlerin iptaline, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>BİRLEŞEN DAVADA; Davalılar ... vekili Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacının harca esas değer olarak eksik beyanda bulunduğunu, davacının sadece istirdat talep ettiği miktarla ilgili rakam belirttiğini, menfi tespit davasına ilişkin olarak ise harca esas değer göstermediğini, iptalini talep ettiği takibin takip miktarının 6.287.260,28 TL olduğunu,  bu rakam üzerinden harcın tamamlanması gerektiğini, davacının uzman doktor olduğundan adli yardım talebinin reddinin gerektiğini, dava konusu takip ile ilgili davacıya ait eve hacze gidildiğinde davacının icra memuru huzurunda icra dosyasında borcu kabul ettiğini, bir itirazının olmadığını beyan ettiğini,  İİK madde 8/3'te İcra ve iflas dairelerinin tutanakları hilafı sabit oluncaya kadar muteberdir hükmü olduğunu, davacının borcu kabul ettiğini, takipten ve hacizden yaklaşık 10 ay sonra bu davanın açılmış olmasının davacının kötü niyetini ortaya koyduğunu, davacı aleyhine İcra takibinin başlatıldığı sıralarda İstanbul Zeytinburnu'nda bir, Ankara Keçiören'de bir adet gayrimenkulünün banka ipoteği tesis edilmek sureti ile 3.kişilere satarak devrettiğini, davacının eşi ... da 4 adet gayrimenkulü, kızı ve kardeşine devrettiğini, o devirlerin iptali için tasarrufun iptali davaları açıldığını, davacının ve eşinin bu tutumlarının kötü niyetli olduğunu, davacının \"senetlerin davalılar tarafından doldurulması ve bedelsizliği, bonoların düzenlenmesinde davalı  ... işlevi, bonoların düzenleme tarihinin gerçek dışı olması\" başlıkları altıda ileri sürdüğü iddialar gerçekleri çarpıtmaya yönelik olduğunu, bonolardaki yazıların senet borçlusu tarafından yazılma zorunluluğu olmadığını, buna yönelik iddiaların hukuken kıymeti bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde, boş senede imza attığını, miktar da dahil olmak üzere içeriğinin tamamının sonradan davalı  ... tarafından doldurulduğunu iddia ederken, aynı kısımda ifade ettiği ve dilekçenin ekinde delil olarak sunduğu ...'na ait olduğunu iddia ettiği beyanda ise ...'ın 6.000.000,00 TL bedelli senet imzaladığının yazıldığını, davacının kendi beyanının kendi sunduğu delil ile çeliştiğini, senetlerin düzenleme tarihinin 15/08/2011 tarihi değil de 04/02/2014 tarihi olduğu iddiasına yönelik yapılan ikametgah vurgusunun da anlamsız olduğunu, bono düzenlenirken çoğu zaman yapıldığı gibi adres kısmı sonradan düzenlenmek üzere boş bırakılmış olabileceğini, bunun sonradan tamamlanmış olması senedin sıhhatini etkilemeyeceğini, önemli olanın takibe konulduğu sırada senedin esaslı unsurlarının mevcut olması olduğunu, takibe konulacağı zaman senedin üzerine borçlunun o sırada oturduğu adresin yazılmasından daha doğal bir şey olamayacağını, davacının eşi tarafından keşide edilen, menkul ve gayrimenkul devirleri sonucunda alacaklıdan alınan senet fotokopilerinde de adres kısmının boş, diğer bölümlerin ise yazılı olduğunun görüleceğini, davacı tarafından keşide edilen davaya konu senedi de benzer şekilde düzenlendiğini, davacı ve eşinin aynı ödeme ile bir çok borcu kapattığını iddia ettiğini, bunun davacının ve eşinin ödeme yapmadan borçtan kurtulma gayreti içinde olduklarını gösterdiğini,  ... tarafından açılan menfi tespit davasında söz konusu devirlerin takip dışı bonolara karşılık olduğu ifade edilmiş ve iade edilen senet fotokopilerin dosyaya sunulduğunu, dava dilekçesinde liste halinde sunulan ve ... verildiği ifade edilen menkul ve gayrimenkuller devirlerine karşılık iki adet bononun borçluya iade edildiğini, müvekkili  davalı ...'ın davacılardan alacağının çok daha fazla olduğunu, senetlerin bir kısmını henüz takibe koymadığını, müvekkil davalı ...'ın davaya konu takipler için 100.000.00 TL civarında masraf yaptığını ancak bu dosyalarda halen herhangi bir tahsilat yapamadığını, davacının menkul ve gayrimenkul devirlerini baskı altında yaptığı iddiası da gerçek dışı olduğunu, dava dilekçesinin 6.sayfasında belirtilen vekalet ve devir tarihleri incelendiğinde, 5 Şubat 2014 tarihinde devir yetkisi veren vekaletnamelerin çıkarıldığı ancak devirlerin 05.03.2014 ve 19.03.2014 tarihlerinde yani vekaletnamenin çıkarılmasından yaklaşık 1,5 ay sonra yapıldığını, bir an için davacının devre ilişkin vekaletnameleri baskı altında Notere giderek çıkardığı düşülse dahi, aradan 1,5 ay geçmesine rağmen, Noter huzurunda tek taraflı irade beyanı ile azledip yetkiyi geri alma imkanı varken vekil olarak görevlendirdiği Av. ... azletmemesi davacının devirler konusundaki rızasını ve kararlılığını gösterdiğini,  söz konusu tapu devirlerine ilişkin belgeler incelendiğinde davalı avukat  ... işleri nedeniyle İstanbul'a gidememesi üzerine davacı  ..., ...'nun kardeşi  ...   adına çıkardığı vekaletname ile davalı ...'a 03.04.2014 tarihinde bir devir yaptığının görüleceğini, bu durumun da davacının bu devirleri rızası ile borcuna karşılık olarak yaptığını gösterdiğini, Av.  ... ve Av. ..., devirlerin yapıldığı tarihlerde ve sonrasında epeyce bir süre davacının eşi  ... avukatlığını yürüttüğünü, devirlerin yapıldığı tarihlerde ve sonrasında avukatlık ilişkisinin devam ediyor olması hiçbir baskının olmadığını, güven ve rıza içersinde bu devirlerin borçlarına karşılık yapıldığını gösterdiğini, izah edilen nedenlerle öncelikle Harçlar Kanunu 32. maddesinde de yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı hüküm altına alındığından davacıya harcı ikmal etmesi için kesin süre verilmesine, ...  ve ...  yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, senede karşı senetle ispat kuralına tamamen aykırı nitelikteki gerçek dışı soyut, haksız ve hukuki mesnetten yoksun, birden fazla çelişki içeren davanın reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi Kararı:Mahkemece; asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.<br>İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davacılar vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;  ... şirketi ...,2009 yılında az bir sermaye (50.000-TL) ile kurulduğunu, ve kurulduğu tarihten itibaren karlı bir şirket olduğunu, alacak ve ticari ilişkiden kaynaklandığı ileri sürülen bonoları içeren taraflar arasında herhangi bir anlaşma olmadığını, davalıların yargılamalar sürecinde ifade ettikleri  20 milyon Dolar  ve 30 milyon Türk Lirası borç verdiklerine  ilişkin 2010 yılı ve diğer yıllarda ...'ın  hesaplarında  bu boyutlarla kıyaslanabilecek, bu miktarlara yaklaşabilecek bir para hareketinin olmadığı da ortaya çıktığını, davalının banka hesaplarındaki kayıtlar, davalının verdiğini iddia ettiği borç miktarlarını (elden dahi) verecek parasal bir derinliğe/güce sahip olmadığını, senetlerin gerçekte tümüyle bedelsiz-karşılıksız bulunduğunu ortaya koyduğunu, MASAK raporu ile davalılara ait  ... Ltd.Şti.’nin  ...’dan devir aldığı ... Ltd.Şti. hisseleri ve markalar için hiçbir bedel ödemediğini,  MASAK Raporu’nun 57-58 sayfalarında yer alan bilgiler, davalı  ...’ın perde gerisinde sahibi olduğu ... Ltd.Şti.’nin, ...’dan devir aldığını, bir bedel ödemediğini, ...’a veya ticari ilişkide bulunduğu ... LTD.ŞTİ.’ne bayileri aracılığıyla dağıtımını gerçekleştirdiği ‘ürün’ bedellerini de ödemediğini, hiçbir bedel ödenmeden davacılardan alınan mal varlıkları bulunduğunu, MASAK raporu, davalıların,  ... ve ailesine ait tüm malvarlıklarının ellerinden alınmasına ilişkin, taşınmazların devrine ilişkin sicil kayıtları dışında  davalıların alacak iddiasında bulundukları oldukça yüksek miktarlı senetlerde dahil hiçbir işlemin kayıtlarda yer almadığını, davalıların banka hesaplarının yargılama konusu senetlerin miktarını olağan gösterebilecek parasal harekete mevcuda sahip bulunmadığını ortaya koyduğunu, Mahkeme'nin gerekçesi, ... davalılara ait ... Şirketi'nin Genel Müdürü'nün yönlendirmesi ile  ..., önce arkadaşları ile birlikte ofisine giderek tehdit ettiğini, devamında ise darp ettiğini ortaya koyduğunu, ...  ve   ... birbirlerini tanımadığını, aralarında hiç bir ilişki ve irtibat bulunmadığını,  darp nedeniyle mahkumiyeti kesinleşen sanık davalıya ait şirkette çalıştığını, davacılarla hiçbir ilişkisi  bulunmadığını,  davalılar bu yargılamada 'istirdat' talebine konu edilen ve yaklaşık değerleri dava dilekçesinde 5.878.970,00-TL olarak açıklanan malvarlığı karşılığı  ... toplam  6.000.000-TL'lık iki adet senedi iade ettiklerini ileri sürdüğünü, yargılama sürecinde sanıklar ...  kendilerinden mal kaçırdığı iddiası ile bu tasarrufları yaptığını ileri sürmüş iseler de, gerek  ..., gerekse eşi ... ve kızı   ..., sanıkların tehdit ve zorlamaları sonucu ... devrettikleri gayrımenkul ve malvarlığının alım kayıtları,  ... ve ailesinin bu malvarlığını 2012-2013 yıllarında edindiğini gösterdiğini,  Ankara ... İc.Müd. ...-E. dosyası  ile hakkında iki adet senetten dolayı takip yapılan  ..., takibe konu senetlerin düzenlendiği gösterilen 15.08.2011 tarihinde Ankara’daki işyerinde çalıştığı, Kamu Hastaneleri-İdari ve Mali Hizmetler Müdürlüğü’nün yazısı ile ortada olduğunu, bir doktor olarak kamuda çalışan  ... davalılarla hiç bir ticari veya bir başka işi bulunmadığı gibi, senet imzalaması için neden de bulunmadığını, imzaladığı ileri sürülen senet asılları ortadan yok olduğunu,  doktor olarak kamuda çalışan ...'ın davalılarla hiçi bir ticari veya bir başka işi bulunmadığı gibi, senet imzalaması için neden de bulunmadığı,  ileri sürülen senet asılları ortadan yok olduğunu, bu sebeplerle yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu  belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İstinafa Cevap:Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle  ... ve .... yağma suçlamasından hem de evrakta sahtecilik suçlamasından sanıkların beraat ettiğini, davacılar vekilinin verdiği 13.04.2022 tarihli istinaf başvuru dilekçesinde belirtilen hususların hukuki dayanağı olmadığını, ceza yargılamasını ilgilendiren bu iddialar, kesinleşmiş mahkeme kararı nedeniyle işbu dosyada dikkate alınamayacağını, bu sebeplerle davacılar tarafın istinaf taleplerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek istinaf taleplerinin reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...  vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilin murisi ... yargılandığı ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılamaya atıf yaparak bir takım iddialarda bulunduğunu, müvekkilin murisi ...  yargılanmış olduğu ceza dosyasından muris ... hakkında beraat kararı verilmiş olduğunu belirtmek gerektiğini,  murisin hakkında verilmiş bir beraat kararı mevcut olduğunu, ceza yargılaması sırasındaki hususları ileri sürmeleri kararın kesinleşmesini sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, yerel mahkeme tarafından verilen karara ilişkin gerekçe incelendiğinde davacıların bu iddialarının da değerlendirildiği görüleceğini, bu sebeplerle davacıların istinaf başvuru taleplerine ilişkin gerekçe yerinde olmadığından istinaf başvurusunun bu açıdan reddi gerektiğini, yargılama konusu senetlere ilişkin borç, davacı ...  tarafından Bakırköy ... İcra Müdürlüğü 'nün ... Esas sayılı takip dosyasından yapılan fiili haciz sırasında kabul edildiğini, davacı tarafından ispat yükünün müvekkilinde içinde bulunduğu davalı tarafta olduğunu iddia etmesi de yerinde olmadığnı, yerel mahkeme kararında da bahsi geçtiği üzere borçlu bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukukî ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukukî ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşdüğünü,  davacıların icra dosyasına ilişkin bir takım ödeme yaptıklarına ilişkin iddialarına yönelik olarak davacılar ve muris arasındaki senetler dosyaya sunularak davacıların yaptıklarını ancak icra dosyasına yansıtılmadığını iddia ettikleri ödemelere ilişkin inceleme yapıldığını, Sonuç itibari ile yerel mahkeme tarafından da söz konusu tahsilatların dava konusu icra takiplerine ilişkin olmadığını, davacılar tarafın istinaf taleplerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek istinaf taleplerinin reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Gerekçe ve Sonuç: HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava ve birleşen dava ,  İİK 72. Maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit ve yapılan ödemelerin istirdadı  istemine ilişkindir. Davacı vekili,  davacının ... ile birlikte geliştirdiği gıda takviyesi ürünlerini  kurdukları ... Şti. nezdinde ürettiklerini bu ürünlerin  ... Şti. tarafından  ...Şti. 'ne satıldığını, bu şirket tarafından piyasaya verildiğini, çeşitli nedenlerle ürünlerin satışlarının düştüğünü, bu nedenle  ... şirketinin ... ve ... şirketlerinden  zararın karşılanması   için 2014 yılı başında baskıyı  arttırdığını, ... ve ... şirketlerinin hissedarlarını ve yakınlarına açık senetlere imza attırıldığını, bu kapsamda istemleri dışında davacı ve eşine istemleri dışında çok sayıda  senet  imzalatılmak zorunda bırakıldığını, senetlerin serbest irade ürünü olmayışı ve darba uğraması nedeniyle baskıyla imzalandığını, senetlerin bedelsiz olduğunu, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü 'nün ... Esas sayılı takip dosyasından  takibe konu senetlerin iptali ile müvekkilinden tahsil edilen 632.000,00 TL nakit ve altının davalıdan yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini beyan etmiş, birleşen dosyada da aynı şekilde asıl davacının eşi olan birleşen davacının senetleri baskı ile imzalamak zorunda kaldığı ve senetlerin bedelsiz olduğu belirtilerek  Ankara .... İcra Müdürlüğü 'nün ... Esas sayılı takip dosyasından  senetlerin iptaline, borçlu olmadığının tespitine, yapılan ödeme ve taşınmaz devirleri nedeniyle istirdad karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl dava konusu  Bakırköy .... İcra Müdürlüğü 'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, alacaklının bir kısım davalılar murisi ..., borçlunun asıl davacı ... olduğu, takip dayanağı 10.04.2011 tanzim  ve 30.01.2014 vade tarihli 3.000.000,00 TL bedelli ve   10.04..2011 tanzim  ve 27.02.2014 vade tarihli 3.000.000,00 TL bedelli     iki adet bonoya istinaden 19.03.2014  tarihinde kambiyo senetlerine özgü takip başlatıldığı , Birleşen dava konusu  Ankara ... İcra Müdürlüğü 'nün ... Esas sayılı takip dosyasında,  alacaklının bir kısım davalılar murisi ..., borçlunun birleşen  davacı  ... olduğu, takip dayanağı 15.08.2011 tanzim  ve 30.08.2013 vade tarihli 3.000.000,00 TL bedelli ve   15.08.2011 tanzim  ve 30.12.2013 vade tarihli 3.000.000,00 TL bedelli   iki adet bonoya istinaden 17.03.2014 tarihinde kambiyo senetlerine özgü takip başlatıldığı görülmektedir. Dava ve birleşen dava  takip konusu senetlerin baskı sonucu serbest iradeyle imzalanmadığı  iddiası yönünden irade fesadı  nedeniyle  hükümsüzlük  mutlak def'ine , senetlerin bedelsiz  olduğu iddiası yönünden ise  şahsi defi'ye   dayalı olarak  açılmıştır.Tüm hukuki işlemlerde olduğu gibi kambiyo ilişkisinin hukuken geçerli olarak doğduğunu kabul etmek için tarafların karşılıklı iradeleri ile meydana gelmiş olması şarttır. Senedin düzenlenmesinde iradenin oluşumu ve beyanı aşamasında , iradenin özgür bir biçimde oluşmadığı veya gerçek iradeye uygun şekilde açıklanmadığı iddiasında  sözleşme yapan taraf  TBK 'nın 39. Maddesinde düzenlenen hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmiş ise bu iddiasını  her türlü delil ile ispatlayabilir.   İrade bozukluğu halleri  Türk Borçlar Kanunu'nun  30 ila 39. maddeleri arasında “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir. İkrah (korkutma) , bir kimsenin başka surette yapmayacak olduğu bir hukuksal işlemi bir kötülüğün kendisinin veya yakınlarının başına gelebileceğini görerek korkmak suretiyle cebir altında yapması halidir. Mahkemece bekletici mesele yapılan , taraflar arasındaki davaya konu olaylarla ilgili ceza yargılaması Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/362 Esas -  2019/489 Karar sayılı dosyası ile yapılmıştır. Yapılan yargılama sonunda, senedin yağması suçundan beraat, açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suretiyle resmi belgede sahtecilik suçundan sanıklar ... ve ... hakkında mahkumiyet hükmü tesis edilmiş, kararın istinafı üzerine İstanbul BAM 9.Ceza Dairesinin 2020/526 - 2020/849  sayılı kararı ile resmi belgede sahtecilik suçu yönünden kurulan mahkumiyet hükmü kaldırılarak sanıkların beraatine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesini 2020/2088- 2021/12970 sayılı kararı ile, sanıklardan ... vefatı nedeniyle  hakkında açılan davanın düşme kararı verilmek üzere bozulması gerektiği dışında  kurulan hükümler onanmak suretiyle 02.07.2021  tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşen ceza yargılaması sonucu tespit edilen maddi olay ;  \"  katılanların belli bir süre sanıklardan  ... lideri olduğu topluluk içerisinde yer aldıkları, katılan  ... Limited Şirketini 2009 yılında kurduğu, sanık ...  Limited Şirketi isimli şirketinin de 2009 yılında kurulduğu, taraflar arasında katılan ...  geliştirdiği bitkisel ilacın dağıtımının ve pazarlanmasının sanıklardan ...  ve yakınlarına ait ... isimli firma tarafından gerçekleştirildiği, bu yönde 2011 yılında tarafların anlaşma sağladıkları ve bu şekilde maddi kazanımları iyi giderken 2011 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan bir işlem sonucu taraflar arasında kalite düşmesi nedeniyle ihtilaf doğduğu ve bu tarihten sonra kazançların düşmeye başlaması nedeniyle 04/02/2014 tarihinde katılanlar ..., sanıklar ... katılımları ile bu hususlar konuşulmak üzere toplantı yapıldığı, bu toplantıda sanıkların iddiaya göre tehdit ederek katılan ... ve ...  10 adet senet alındığı, bu 10 adet senedin boş olarak alındığının belirtildiği, ayrıca borçlara karşılık taşınmazların sanık  ... devri hususunda da katılanlara sanık  ... vekalet verilmesi şeklinde söylendiğ, bu aşamada belirtilmesi gereken husus sanık ... ve diğer sanıkların beyanları ile toplantıya katılan ve katılanın şirketinde pazarlamacı olan ... ve yine muhasebeci olup daha sonra ayrılan ... beyanları uyarınca toplantıda herhangi bir tehdit edici eylem ve zorlama unsurlarının bulunmadığı, kaldı ki toplantı esnasında veya sonrasında katılanlara bir senet imzalatılmadığının belirtildiği, tanık olarak dinlenen ...'nun beyanlarında da belirtildiği gibi bu suça konu senetlerin 2011 yılında katılan tarafın  ... borç aldıkları ve bu borcun 24.000.000 TL olduğunu belirttiği, bu borca karşılık da Ankara'daki bürosunda katılan ... tarafından senet imzalanarak üstü de o tarihte kendisinin avukatı olan Av. ...'in bu senetlerin üstüne düzenleyerek akabinde tanık ... vasıtasıyla ve kendisininde kargo ile Trabzon'da ... gönderdiği ve bu kişi tarafından da sanık ...  ulaştırıldığı, bu şekildeki tanık beyanının sanık  ... senetlerin 2011 yılında alındığına dair savunması ile yine sanık ...  2011 yılında katılanın avukatı olması nedeniyle Ankara'daki bürolarında katılanlar tarafından imzalanıp üstünün kendisi tarafından doldurulmak suretiyle yine sanık ...  savunmalarında 30.000.000 TL olduğunu belirttikleri borca karşılık olarak 10 adet 3.000.000 TL bedelli olarak doldurulduğu iddialarını doğruladığı, katılanların kendilerinden senet alındığını iddia ettikleri tarihte sanık Av.  ... katılan ...  vekili olduğu ve vekillik sıfatının olaydan sonra yaklaşık 6 ay daha devam ettiği, senetlerin alındığı iddia edilen toplantının ertesi günü katılanların kendi rızaları ile yanlarında sanık ... olmaksızın notere giderek sanık ... bir takım taşınmazların sanık ... devri için vekaletname verdikleri, sanık  ... vekaletnameyi aldıktan hemen sonra devirleri gerçekleştirmediği, yaklaşık 1,5 ay beklediği, daha sonra Mart ayı içerisinde bir kısım devirlerin gerçekleştiği, bundan sonra katılanların imzaladıkları senetler nedeniyle katılanlar aleyhine icra takibi yapıldığı, savcılık makamı tarafından soruşturma açılmadan önce katılan  ... herhangi bir şikayet beyanının bulunmadığı, katılanların sanıklar tarafından maruz bırakıldıkları iddia edilen eylemler nedeniyle olaydan uzunca sayılabilecek bir süre sonra şikayette bulunmaları sanık ...'ın katılanlar üzerindeki gerek manevi gerekse de korkutucu nüfuzu ile açıklanabilir ise de şikayet dilekçelerinden önceki süreçte taraflar arasında gerek katılanlar tarafından gerekse de sanıklar tarafından açılmış, hukuk mahkemelerinde görülen bir takım hukuk davalarının başladığı, bu hukuki uyuşmazlıkların tarihleri dikkate alındığında katılanların sanıkların eylemlerine yönelik şikayet dilekçesi verdikleri tarihten çok daha önce direnç oluşturabilme veya gerekli hukuki yollara başvurabilme imkanlarının bulunduğunun kabulünün gerekeceği, ayrıca katılan ...'ın hazırlık aşamasında verdiği 30/12/2014 tarihli şikayet dilekçesinde ...'ın dini lider olması nedeni ile saygı duyduklarını ve tehditler nedeni ile istediklerini yapmaya mecbur hissettiklerini, önceleri dini liderlerinin kendilerini imtihan ettiğini, kendisine olan bağlılıklarını ölçtüğünü düşündüklerini beyan ettiği, böylece katılanın hazırlık aşamasındaki bu beyanından, sanıkların eyleminin yağma suçunun unsuru oluşturacak derecede bir tehdit veya cebir boyutuna ulaşmadığı,  dosya kapsamında senetlerin katılanlar tarafından 04/02/2014 tarihinde zorla alındığına ilişkin beyanlarından öte mürekkep yaşı tespitinin de daha sonraki tarihte icraya konulan senetlerin 19/03/2014 tarihinde icra müdürlüğünde olduğu göz önünde bulundurulduğunda düzenleme ve imzalama tarihlerinin bilirkişinin düzenlediği mürekkep yaşı tarihlerine uymadığı dolayısıyla bilirkişi raporunun bu anlamda gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığı, kaldı ki icraya konulan senetlerle ilgili olarak Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında haciz tutanağında katılan ... borcu kabul ettiğinin anlaşıldığı ve bu tarihten sonra taraflar arasındaki hukuki ilişkilerin sanık  ... tarafından tasarrufun iptali davası açılmasından sonra katılanlar tarafından menfi tespit davaları ile 21/10/2014 tarihinde katılan ... babası ..., 30/12/2014 tarihinde katılan  ... tarafından suç duyurularında bulunulduğunun anlaşıldığı, ayrıca Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/255 esas sayılı dosyasında katılanların açtığı menfi tespit davalarının birleştirildiği ve halen devam ettiğinin anlaşıldığı, tüm bu süreçler gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesi tarafından yağma suçundan verilen beraat kararında da belirtilen gerekçelerin içeriğinde de ayrıntılı belirtildiği üzere suça konu senetlerin katılandan kendi beyanlarına göre 2014 tarihinde zorla alındığı, sanık  ... tarafından ise tanık beyanları ve dosya kapsamına uygun düşen deliller muvacehesinde 2011 yılında alındığının belirtildiği, bu husus taraflar arasında ihtilaflı olsa da dosya kapsamında bir hukuki ilişki olan borç ilişkisi kapsamında alındığı, katılan tarafından imzalandığında sorun bulunmadığı, imzaların katılan tarafa ait olduğu...\" şeklinde tespit edilmiştir. Borçlar Kanunu 74. maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır. Ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacaktır. Dosya kapsamına göre, kesinleşen ceza yargılaması ile de tespit edildiği üzere, tarafların davalı ...'ın liderliğini yaptığı topluluk mensubu oldukları, davalının borç para verdiği ve   gıda takviyesi işine birlikte girdikleri, verilen paraya karşılık senet düzenlendiği, davacının fabrika kurduğu, tanıtım için yoğu reklam ve televizyon programları yaptığı, bu şekilde yüksek satış rakamlarına ulaştıkları, Sağlık Bakanlığınca alınan kararlar ve çeşitli sebeplerle satışların düştüğü, bu aşamadan sonra taraflar arasındaki ticari ilişkinin bozulduğu senet bedellerinin ödenmemesi nedeniyle toplantı yapıldığı, toplantıda davacılara baskı, tehdit ve cebir uygulanmadığı, senetlerin hukuki ilişki kapsamında doğan borç ilişkisi nedeniyle verildiği, Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında 11.04.2014 tarihli  haciz tutanağında asıl davacı  ... borcu kabul ettiği, davalı tarafından tasarrufun iptali davası açılması sonrasında iradelerinin sakatlandığına dair birleşen davacı tarafından  şikayette bulunulduğu, asıl davacının bu kapsamda 31/07/2015 tarihinde  kolluk tarafından ifadesine başvurulana kadar kendisi tarafından şikayette bulunmadığı dikkate alındığında tespit edilen ve sabit olan maddi vakıaya göre, davacıların iradelerinin fesada uğratıldığı iddiasının yöntemince ispatlanamadığı, bu nedenlerle uyuşmazlık konusu senetlerin irade bozukluğu sebebiyle hükümsüz sayılmalarının mümkün olmadığı  anlaşılmaktadır. Kambiyo senetleri temel hukukî ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içerir. Bu kapsamda  bono; ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir.  Bonodaki “malen”, “nakden” gibi ifadeler, senedin ihdas ve  borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik bedel kaydı olup, keşideci ve lehtar arasındaki iç ilişkide ispat yükü konusunda önem taşıyacağından, senedin kambiyo vasfına etkili değildir.Bu nedenle de bono düzenlenirken temel ilişkinin kaynağına yönelik “bedelin malen-nakden ya da teminat olarak alındığına” ilişkin ibarelerin senede yazılması zorunlu değildir. Bonodaki \"nakden\" ibaresi nakit verildiğine karine teşkil eder. Bu karinenin aksi yazılı belge ile kanıtlanabilir. Senetlerin imzalı ve boş olarak verildiği, senetteki yazı ve rakamların davacının o dönemdeki avukatı olan ... tarafından doldurulmuş olması, tanzim tarihinin doğru olmadığı, senetlerin karşılığında para alınmadığı,  borcun elden ve taşınmaz ve araç devriyle ödendiği ancak takip dosyasına bildirilmediği iddialarına  gelince; asıl davacının  haciz tutanağında yer alan  borcu kabul ettiğine dayalı beyanı mahkeme dışı ikrar niteliğinde olup resmi belge olan haciz tutanağı ile ispatlı olduğundan bu ikrar davacıyı bağlar.  Bunun dışında bononun TTK 680.maddesi (6762 s. TTK m. 592 .) uyarınca açığa senet şeklinde  düzenlenmesi mümkündür. Bu nedenle senedin diğer unsurlarının sonradan doldurulmuş olması senedin doğrudan hükümsüzlüğü sonucunu doğurmaz. Senedin işleme konulmadan önce zorunlu unsurlarının tamamlanabilmesi mümkündür. Dava konusu senetlerin  davacı keşideciler  tarafından imzalanıp bir kısım yerleri boş bırakılarak davalı alacaklıya verildiği, boş bırakılan yerlerin sonradan anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu yolundaki iddianın davacı tarafından yazılı (kesin)  delille kanıtlanması gerekmektedir. Bu kapsamda yazılı bir delil ibraz edilmediği iddianın ispatlanmış olmadığı , öte yandan, bonoda tanzim tarihinin bulunması zorunlu unsur olmakla birlikte bu tarihin gerçeğe uygun olması zorunluluğu yoktur. Gerçekte tanzim edildiği tarihten önceki  veya sonraki bir tarihi içeren bono da geçerlidir.  Tamamen doldurulmamış bononun tedavüle çıkarken anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yine yazılı belge ile kanıtlanmadığı sürece, bono üzerinde yazılı vade, tanzim gibi tarihleri gerçekliğini ve varlığını koruyacaktır. Yine bedelsizlik ve ödeme iddiasının da yazılı delil ile ispatlanması gerekli olup,  davacı tarafın devredilen taşınmazlar ve elden ödemelerin icra dosyasına beyan edilmediği iddiasına ilişkin, taraflar arasında borç ilişkisi olduğu ve takip konusu dışında başkaca bonoların verildiği tarafların kabulünde olup, davacıların yaptıkları ödemelerin uyuşmazlık konusu takip konusu senetlerden kaynaklı borca karşılık olup olmadığı noktasında icra dosyaları ile irtibatlandırılmadığı ve başkaca yazılı delil bulunmadığı gözetildiğinde bu iddialarını  yazılı delil ile ispatlayamadıkları anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava konusu bonoların davacılar tarafından düzenlenerek davalıya verildiği, davacıların imzayı inkar etmedikleri, bonoların karşılıksız  olduğuna ve anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiğine, bono karşılığının nakden alınmadığına  dair iddiaların yazılı delil ile ispat edilemediği, davanın reddi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı  davacılar  vekilinin  istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davacılar  vekilinin  İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine temyiz yasa yolu açık  olmak üzere karar verilmesi gerektiği kanaati ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun  Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/12/2021 tarih ve 2015/255 E. 2021/1249 K. sayılı kararına karşı davacılar vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 161,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 108,45-TL  harcın davacılardan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacılar tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 30/11/2023 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7233449e83bd6ccd","SID":"2a61bee91d76cc81"}}