{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1306 Esas<br>KARAR NO\t: 2023/1988 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t: 2019/62 Esas - 2021/311 Karar <br>TARİH: 15/04/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 14/12/2023<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesi ile,  eski unvanı ... Anonim Şirketi olan yeni unvanı ... Ticaret A.Ş. olan müvekkiline İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen 17/01/2017 tarih ve 2017/198 D.iş sayılı karar ile TMSF'nin kayyım olarak atandığını, davalı ile akdedilen Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi gereği tanzim olunan 05/10/2018 vade tarihli 717.592, 90 TL tutarındaki faturaya ilişkin olarak davalı tarafından 507.910,57 TL kısmi ödeme yapıldığını, ödenmeyen 209.682,33 TL ve gecikme faizine ilişkin olarak 18/01/2019 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine, davalı tarafın itiraz ettiğini, 08/06/2012 tarihinde akdedilen Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesine göre müvekkil şirket davalı tarafa elektrik enerjisi satmayı, davalı taraf ise iş bu elektrik enerjisini satın alarak bedelini ödemeyi taahhüt ettiğini, taraflar arasında imzalan sözleşmenin ek protokoller ile 31/12/2018 tarihine kadar uzatıldığını, müvekkil şirketi mevcut haliyle ağır zararlara uğratan 08/06/2012 tarihli Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi'nin 18/07/2018 tarihinde müvekkil tarafından fesih edilmek durumunda kaldığını, birim fiyatlardaki artışlar ve ekonomik bozulmalar sebebiyle sözleşmenin fesih edilmesinin söz konusu sözleşme kapsamında da haklı sebep teşkil ettiğini, müvekkil şirketin söz konusu sözleşme uyarınca tanzim etmiş olduğu 05/10/2018 vade tarihli 717.592,90 TL tutarındaki faturadan kesinti yaptığını 17/12/2018 tarihinde yalnızca 507.910,57 TL tutarındaki kısmını ödediğini, aralarındaki sözleşme uyarınca, müvekkil tarafından davalıya elektrik satışı gerçekleştirildiğini ve buna binaen fatura tanzim edildiğini ancak davalı tarafından satın alınan elektriğe karşılık tanzim edelin işbu faturanın kısmi olarak ödendiğini, davalı tarafın 22/11/2018 tarihli kesinti bildirimine cevaben müvekkil şirket tarafından, Kadıköy ... Noterliği'nin 03/01/2019 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini, müvekkil şirket tarafından tanzim olunan 15/10/2018 vade tarihli faturanın ödenmeyen 209.682,33 TL tutarındaki kısmı ve vade tarihinden itibaren işleyen 34.922,85 TL tutarındaki gecikme faizi ile birlikte toplamda 244.605,18 TL Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesinden doğan fatura kaynaklı bakiye borcun ödenmesinin talep edildiğini, davalı taraftan olumlu bir yanıt alınamadığını, borçlunun haksız olan itirazının iptali ile takibin devamına, likit olan alacağa haksız olarak itiraz eden davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödenmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacı ile davalı müvekkil arasında 08/06/2012 tarihinde Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi akdedildiğini, davacının davalı müvekkile elektrik satmayı taahhüt ettiğini, davacı ile davalı müvekkili arasında 08.06.2012 tarihinde Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesinin akdedilmiş olduğunu, işbu Sözleşme süresinin taraflarca imzalanan Ek Protokol ile 31.12.2018 tarihine kadar uzatılmış olduğunu, elektrik tedarik maliyetinde yaşanan olumsuzluklar gereğince sözleşmenin sürdürülemez hale geldiğini, bu nedenle sözleşmenin davacı tarafından 18/07/2018 tarihinde feshedildiğini, davalı müvekkilinin kazanç kaybı bakımından, Taraflar arasındaki Sözleşme ve ödemelere ilişkin hususların incelendiğinde, müvekkilinin TEDAŞ Orta Gerilim Sanayi Perakende kayıp kaçak hariç tek zamanlı birim fiyat üzerinden uygulanacak olan %0,05 iskonto oranından ve fatura tarihini takip eden ayın 5’inci gününe kadar olan 60 günlük vadeden faydalanmakta olduğunun açık olduğunu,  davacının haklı neden olmaksızın ve süresinden önce feshi sonucunda, müvekkilinin, yeni bir tedarikçi şirket ile anlaşma yapmak zorunda kalmış olduğunu, müvekkilinin, davacı ile arasındaki Sözleşmenin feshi sonrasında, yeni tedarikçi olarak ... A.Ş. ile anlaşmak zorunda kaldığını, müvekkilinin yeni tedarikçi ile yapılan anlaşmada, hem iskonto hakkını kaybetmiş hem de davacı ile arasındaki 60 gün olan uzun vade yerine yalnızca 5 günlük vade ile faturaların ödenmesi mecburiyetinin doğmuş olduğunu, bu durumda, müvekkilinin 01.08.2018 tarihinden Sözleşme sonu olan 31.12.2018 tarihine kadar olan 5 aylık dönem bakımından, hem iskontodan hem de uzun vade avantajına dayalı faiz gelirinden mahrum kalmış olduğunu,  davalı müvekkilinin söz konusu 5 aylık süre için, geçmiş dönem tüketimleri esas alınarak ortalama aylık tüketim miktarı üzerinden hesaplanan iskonto tutarı ile birlikte yeni tedarikçinin ödeme vadesi fatura tarihinden itibaren 5 gün olduğu için, 5 aylık fatura tutarına ilişkin 60 günlük faiz tutarı toplamının, müvekkilinin zararını teşkil etmekte olduğunu, müvekkilinin iskonto oranına ilişkin iskontoya dayalı zararının 1.759,38 TL ve vade tarihi nedeniyle oluşan zararının ise 175.937,51 TL olmak üzere toplam zararının, 177.696,89 TL + KDV karşılığı 209.682,33 TL olduğunu, davalı müvekkilinin, davacının haksız ve süresinden önce feshi gereğince uğradığı zararı davacının alacağından takas ve mahsup etmesinin hukuka uygun olduğunu, 209.682,33 TL alacağına ilişkin iade faturası keşide etmek suretiyle söz konusu alacağını davacının 717.592,89 TL olan alacağından mahsup ederek, 539.896,00 TL. davacıya ödemiş olduğunu, ödeme emrinde, davacı tarafça fatura tarihinden takip tarihine kadar faiz işleterek işlemiş faizin alacağa ilave edilmek suretiyle talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının fatura bakiye alacağı 209.682,33 TL alacağına ilişkin olarak icra takibi öncesinde davalıyı temerrüde düşürmemiş olması gereğince takip tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep edebileceğinin sabit olduğunu, davacı tarafından başlatılan icra takibinin kötü niyetli olduğunu belirterek; müvekkilinin, davacının haksız olduğunu belirttiği feshi gereğince doğan zararına konu alacağını, davacının alacağından mahsup etmesi gereğince müvekkilinin davacı tarafça başlatılan icra takibine konu borcu olmadığı sabit olduğu halde, davacının davalıdan alacak talebinde bulunmasının, haksız ve kötü niyetli olduğunu, be nedenle mahkemece davacı aleyhine % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını belirterek haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine ve vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 15/04/2021 tarih 2019/62 Esas 2021/311 Karar sayılı kararında;\"....Tüm dosya kapsamından; tarafların arasında bulunan elektrik enerjisi satış sözleşmesinden dolayı davacının davalıdan 244.126,79 TL elektrik enerji bedeli alacağı bulunduğu, sözleşmenin haksız feshedilmesi nedeniyle davalının vade farkından dolayı 164.934,16 TL mahrum kalınan karı ve 16.313,03 TL yararlanamadığı iskonto bedeli olduğu, davacının alacağından bu miktarların mahsup edilmesi gerektiği, mahsup işlemi yapıldıktan sonra davacının 62.878,97 TL alacağı kaldığı, bu miktar yönünden davalının icra takibine itirazının haksız olduğu, alacağın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması nedeniyle alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesi gerektiği, alacağın likit ve belirlenebilir olması nedeniyle kabulüne karar verilen alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminatına hükmetmek gerektiği sonuç ve  vicdani kanaatine(Ay. m.138) varılarak davanın kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir...\"gerekçesi ile, 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,2-Davalı/takip borçlusunun, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazının 62.878,97 TL yönünden İPTALİNE, kabulüne karar verilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz uygulanmasına,<br>3-Kabulüne karar verilen alacağın %20 'si oranında  icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,4-Fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, yerel mahkeme kararının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu,Müvekkili şirket tarafından, davalı ile akdedilen Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi gereği tanzim olunan 05.10.2018 vade tarihli 717.592,90 TL tutarındaki faturaya ilişkin olarak davalı tarafından 507.910,57 TL kısmi ödeme yapıldığını, ödenmeyen 209.682,33 TL ve gecikme faizine ilişkin olarak başlatılan icra takibine, davalı tarafından itiraz edildiğini ve işbu davanın açıldığını,Takip konusu alacağın muaccel hale gelmiş ve sözleşmesel dayanağı ile tedariği hususunda hiçbir ihtilaf bulunmayan, kesin bir alacak olduğunu,  davalı tarafından dava konusu borcun bulunmadığını, davalı şirketin sözleşmenin feshi sebebiyle zarara uğradığı ve ilgili zararın takas ve mahsup edildiğinin iddia edildiğini, Taraflar arasında imzalanan sözleşme; piyasa koşullarında ortaya çıkan ticari ve finansal olumsuzluklar sebebiyle elektrik tedarik maliyetlerinde öngörülemez şekilde ciddi artışların olması ve işbu artışların satış fiyatına yansıtılamaması neticesinde müvekkili şirket nezdinde yaşanan ağır kayıplar sonucu objektif olarak sürdürülemez hale geldiğini, bu aşamada, sözleşmenin iki taraf açısından da ticari kayıplar verilmeyecek şekilde mevcut koşullara uyarlanarak devam ettirilme ya da fesih edilmesi hususunda uzlaşmaya gidilmesi için davalı şirket ile defalarca görüşme talep edilmesine rağmen olumlu yanıt alınamadığını, sözleşmenin makul koşullarla devam edilmesine ilişkin taleplerin de yanıtsız kaldığından; müvekkili şirketi mevcut haliyle ağır zararlara uğratan 08.06.2012 tarihli Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi 18.07.2018 tarihinde müvekkili tarafından fesih edilmek durumunda kalındığını, birim fiyatlardaki artışlar ve ekonomik bozulmalar sebebiyle sözleşmenin fesih edilmesi, söz konusu sözleşme kapsamında da haklı sebep teşkil ettiğini, <br>Davalı şirket tarafından müvekkili şirkete gönderilen 22.11.2018 tarihli ihbarnameyle yapılmış olan muğlak ve gerekçesiz zarar hesabı ile faturadan kaynaklı borcun kısmi şekilde ifa edilmesi, sözleşmeye ve kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiğini, zira öncelikli olan husus, borçlar kanununun en temel kuralı olan, sözleşmeden doğan borcun/yükümlülüğün yerine getirilmesi olduğunu,  Davalı tarafın, müvekkili şirketin haklı neden olmaksızın sözleşmeyi feshettiği iddiasıyla 05.10.2018 vade tarihli faturayı ödemeden kaçınma ve yine davalı tarafından hiçbir mesnedi olmaksızın hesaplanan zarar kalemini keyfi olarak fatura borcundan kesinti yapma hakkı mevzuat uyarınca bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte sözleşmenin haklı neden olmaksızın feshedildiği varsayımında bile davalı taraf öncelikle faturadan kaynaklanan borcunu ödemeli ve sonrasında genel mahkemeler nezdinde zararın varlığını tespit ettirilmesi gerektiğini,  yerel mahkeme tahkikatı ise bu yönde oldukça yetersiz bir inceleme ihtiva etmekte, dosya mündericatında bu yönde bir tespite yeterli delil ile kayıtlar yer almadığını,  Yerel mahkeme, sözleşmenin fesih ve takas mahsup talebinin  haklılığı bakımından yeterli incelemeyi yapmadığını, davanın konusu doğrudan bu husus olmadığı için gerekli delilleri toplamadığını ancak buna rağmen müvekkili şirket aleyhine kısmen karar tesis ettiğini, Bilindiği gibi TBK m.139 hükmü gereği yapılacak olan takas mahsup işlemlerinde, takas edilecek alacaklar aynı nitelikte, aynı türden olmalı ve takasa konu alacak muaccel olması gerektiğini  ancak davalı tarafça takas edildiği ifade olunan alacak, sözleşmenin feshinden doğan zarar yani tazminat alacağı olduğunu, tazminat alacağının, mal/hizmet bedeli içeren vadesi geçmiş fatura alacağından tamamen farklı bir alacak kalemi olduğunu, mahkeme tarafından tespiti yapılarak kesinleşmedikçe alacağın varlığından söz edilemeyeceğini ve bunun doğal sonucu olarak muaccel bir alacak bulunmadığını,Söz konusu durumda zararın varlığı da tek başına müvekkili şirketi sorumlu tutmak için yeterli olmayacağı için zararda herhangi bir kusur varsa bu kusurun ilgili mevzuat uyarınca tespit edilmesi gerektiğini, davalının, sözleşmenin haklı neden olmaksızın feshedildiği iddiasının kabulü mümkün olmayıp, bu noktada önem arz eden husus müvekkili tarafından davalı şirkete tedarik edilen elektriğe dair fatura bedelinin davalı tarafından kesinti yapılmak suretiyle kısmi şekilde ödenmesi gerektiğini, yerel mahkemenin ilk derece tahkikatında usule ve uygulamaya uygun  şekilde zarar ve kusur tespiti yapılmamış olup, münferiden bu konuya özgü bir tahkikat gerçekleştirilmeden alınan kararın mesnetsiz olduğunu,  Müvekkili şirket tarafından, davalı şirkete tedarik edilmiş elektrik bedeline dair tanzim edilen 15.10.2018 tarihli faturanın tüm bakiye kısmının, davalı tarafından sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilerek ödenmesi gerektiğini, tüm bu sebeplerle İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile başlatılan takibe yapılan haksız ve kötü niyetli itirazın iptali ile takibin devamına ve borçlunun takip konusu alacağın %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, aksi yönde tesis edilen kararın hukuka ve usule aykırı olduğunu, Tahkikat aşamasında ilk olarak alınan ve hükme konu olan 16.09.2020 tarihli Bilirkişi Kurulu Raporu bütünüyle isabetsiz ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin dava konusu fatura alacağının usulüne uygun tutulan ticari defter ve kayıtlarda  yer aldığı ve işbu nedenle huzurdaki davanın ikame edilmesinin hukuka uygunluğu ve haklılığı söz konusu raporda yer alan incelemelerle bir kez daha ispatlandığını, Taraflar arasında imzalanan sözleşme, ek protokoller ile 31.12.2018 tarihine kadar uzatıldığını ancak sürdürülemez hale geldiğini, işbu husus bilirkişi raporunda incelenmediğini, yalnızca müvekkili şirketin sözleşmeyi tek taraflı fesih etmesinin haklı bir nedene dayanmadığını, hiçbir yasal gerekçe gösterilmeden, değerlendirildiğini, müvekkili şirket tarafından, sözleşmenin iki taraf açısından da ticari kayıplar verilmeyecek şekilde mevcut koşullara uyarlanarak devam ettirilme ya da fesih edilmesi hususunda uzlaşmaya gidilmesi için davalı şirket ile defalarca görüşme talep edildiğini ancak olumlu yanıt alınamadığını, sözleşmenin makul koşullarla devam edilmesine ilişkin taleplerin de yanıtsız kaldığından; müvekkili şirketi mevcut haliyle ağır zararlara uğratan 08.06.2012 tarihli Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi 18.07.2018 tarihinde müvekkili tarafından fesih edilmek durumunda kalındığını, birim fiyatlardaki artışlar ve ekonomik bozulmalar sebebiyle sözleşmenin fesih edilmesi, söz konusu sözleşme kapsamında da haklı sebep teşkil ettiğini, Yerel mahkeme, ilk bilirkişi raporunda yer alan ve oldukça isabetsiz olan işbu hukuki yoruma bağlı kalarak, usul hukukuna aykırı bir şekilde meseleyi münferiden değerlendirmediğini, gerçekten sözleşmenin devam ettirilmesinin müvekkili şirket bakımından ağır sonuçlara sebebiyet vermesi nedeniyle mümkün olmaması ve ticari bakımdan elektrik satışı yapan müvekkili şirketin müşteri kaybına neden olacak olsa dahi son çare olarak gördüğü sözleşmeyi fesih yoluna başvurmak durumunda kalması gibi hususların incelenmemesi açıkça mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğunu, Söz konusu mali nedenlerin sözleşmenin feshine dair düzenlenen madde 13 hükümlerine girip girmediği dahi yeterli bir biçimde araştırılmaksızın yalnızca söz konusu madde kapsamında sayılan nedenlerden olmadığı belirtilerek oluşturulan feshin haklı nedene dayanmadığı kanaatinin hükme esas alınamayacağını, Davalı tarafça iddia edilen ve mahkeme tarafından kabul göre bir zararın varlığından tek başına müvekkili şirketi sorumlu tutmak için, öncelikle ortaya çıkan zararda herhangi bir kusur varsa bu kusurun ilgili mevzuat uyarınca tespit edilmesi gerektiğini,Hükme konu olan 29.01.2021 tarihli Bilirkişi Heyeti Ek Raporu da isabetsiz yorumlar ve hesaplamalar olduğunu, ek raporda, kök rapora dair itirazlarımız dikkate alınmaksızın ve açıkça yalnızca davalı itirazlarının değerlendirildiği hususunun ifade edildiği görülmüş olup, rapor içeriğinde yanlı olduğu açıkça ifade edilen hesaplamaların hükme esas alınması hukuka aykırı olduğunu,  TBK M.139 hükmü gereği yapılacak olan takas mahsup işlemlerinde, mahsup edilecek alacaklar aynı nitelikte, aynı türden olmalı ve takasa konu alacak muaccel olması gerektiğini ancak davalı tarafça takas edildiği ifade olunan alacak, sözleşmenin feshinden doğan zarar yani tazminat alacağı olduğunu, tazminat alacağının, mal/hizmet bedeli içeren vadesi geçmiş fatura alacağından tamamen farklı bir alacak kalemi olduğu, mahkeme tarafından tespiti yapılarak kesinleşmedikçe alacağın varlığından söz edilemeyeceği ve bunun doğal sonucu olarak ortada muaccel bir alacak bulunmadığının sabit olduğunu,  Hükme konu olan ek raporda davalı tarafça sunulan fatura bedelleri üzerinden yeniden hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olup, takas mahsup talebine dair itirazların baki kalmak ve kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla davalı tarafça sunulan faturaların hesaplamaya esas alınmasının  mümkün olmadığını, ortada gerçek bir zarar varlığının dahi ispatlanamadığı davada, davalı şirket tarafından haricen sunulduğu ifade edilen faturalar üzerinden hesaplama yapılması ve hesaplamaların hükme esas teşkil etmesinin hatalı olduğunu, davalının tüketim miktarına göre yapılan hesaplama ile fatura bedelleri üzerinden yapılan hesaplama arasında fark olması da bu durumun en açık ispatı niteliğinde olduğunu,  Alacak ve zarar gibi iddiaların ispat yöntemleri ve vasıtaları biribirinden tamamen farklı olup, bunlara dair talepler yine birbirinden farklı yargılamaların konusu olabildiğini, zira belgeyle ispat olunabilen alacak iddiası ile ancak kusurun ve hukuka aykırılığın varlığı gibi esasların tespiti ile mümkün olan zarar olgusunun ispatı, bütünüyle farklı tahkikatlar gerektirdiğini bu sebeple, karşı dava dahi açılmaksızın, aynı davada öne sürülen takas mahsup talebinin kabulü, yalnızca aynı neviden alacak kalemlerinin, aynı ispat vasıtalarıyla değerlendirilebilmesi halinde mümkün olacağını, İleri sürerek davanın kabulüne, davalının taleplerinin tümden reddine, likit olan alacağa haksız olarak itiraz eden davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ İLE, davalı müvekkili bakımından davacı ile aralarındaki sözleşme  ve uygulama kapsamında vade süresinin 65 gün olduğu halde mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda vade süresinin 55 gün olarak esas alınması nedeniyle davalı müvekkilin vade süresinden kaynaklanan zararının hatalı hesaplandığını,Faturanın 10 gün önce tebliğ edilmesi taraflar bakımından mutabık kalınan temerrüt ve vade süresini değiştirmeyecek olup her halükarda vade süresinin taraflarca da anlaşıldığı şekilde 65 gün olduğu ve dolayısıyla davalı müvekkilinin davacının sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeni ile uğradığı zarar kapsamında dava dışı enerji şirketi ile yaptığı yeni sözleşmede yararlanamayacağı vade süresinin 65 gün olarak kabul edilmesi ve davalı müvekkilinin zararının buna göre  hesaplanması gerektiğinin sabit olduğunu, davalı müvekkilin, davacının sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeni ile uğradığı zarar kapsamında hesaplama yapılırken davalı müvekkilinin dava dışı enerji şirketi ile yaptığı yeni sözleşmede yararlanamayacağı vade süresi 65 gün olarak kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden kararın bu yönü ile kaldırılması gerektiğini, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu alacak bakımından takip öncesi faiz hesaplanması hukuka aykırı olduğu gibi kabulü halinde dahi hesaplama yapılırken öncelikle davalının uğradığı zararın davacının alacağından mahsup edilmesi ve işbu bakiye tutar davacı alacağı olmakla söz konusu bu tutara faiz işletilmesi gerektiği sabit olduğundan rapordaki hesaplamanın hukuka aykırılık teşkil ettiğini,Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda davacı lehine takip öncesi faiz hesaplanmış olmasının hukuka aykırı olduğu gibi yapılan hesaplamanın da hatalı olup hukuka aykırı olduğunu, Davacı, faturaya dayalı bakiye alacağı bakımından davalıyı icra takibi ile temerrüde düşürmüş olmakla takip tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep edebileceğini, davacı lehine takip öncesi faiz hesaplanmasının yerinde olmadığını, Davacının takip öncesi faiz talep edebileceğinin kabul edilmesi halinde dahi, sözleşmenin feshi ve davalı müvekkilinin takas ihtarnamesi uyarınca davalı müvekkili alacağının da muaccel olduğu gözetildiğinde öncelikle davacının takip tarihi itibarıyla alacaklı olduğu tutarın tespit edilmesi gerektiğinden ilgili fatura tutarından davalı müvekkilinin uğradığı zararın mahsup edilmesi sonucu davacının alacağının tespit edilmesi ve işbu tutara faiz işletilmesi gerektiğini, Davalının uğradığı zarar olarak hesaplanan 181.247,82 TL'nin davacının takip tarihi itibarıyla alacaklı olduğu belirtilen asıl alacak tutarı 209.682,33 TL'den mahsup edilerek bakiye 28.434,51 TL'ye faiz işletilmesi gerekirken davacının takip tarihi itibarıyla alacaklı olduğu kabul edilen 209.682,33 TL'ye faiz işletilmesi ve işbu işlemiş faiz 34.444,46 TL'nin ilave edilmesi sonucu 244.126,79 TL'lik tutardan davalının uğradığı zararın mahsup edilmesi faize faiz uygulanmasını getirmekle hukuka aykırı olduğunu,Davacının takip öncesi işlemiş faizi talep edebileceğinin kabulü halinde dahi davalı müvekkilinin uğradığı zarara konu alacağı da muaccel olmakla davacının alacağından mahsup edilmesi ve işbu asıl alacak tutarına faiz uygulanmasının mümkün olabileceğini, kök raporda davacının alacağı 209.682,33 TL bakımından işlemiş faiz 28.105,95 TL olarak hesaplandığı halde hükme esas teşkil eden ek raporda işbu alacak tutarı bakımından işlemiş faizin 34.444,46 TL olarak hesaplanmasının da hatalı bulunduğunu, Raporda davalı müvekkilinin mahsup edebileceği  zarar tutarı hatalı hesaplanmış olmakla buna bağlı olarak bakiye alacak tutarı hatalı hesaplandığı gibi davalı müvekkilinin zararından kaynaklanan alacağı da sözleşmenin feshi ve davalının ihtarnamesi uyarınca muaccel olduğundan, işbu davalı müvekkili alacağının davacı alacağından mahsubu sağlandıktan sonra faiz işletilmesi gerekirken işleşmiş faizi de içeren toplam tutardan mahsup edilmesi alacağın daha yüksek hesaplanmasına ve ayrıca takip sonrası da faiz işleyecek olmakla faize faiz uygulanmasına sebebiyet vermekle hukuka aykırı olduğunu, Dava konusu alacağın yargılamayı gerektirdiği ve belirlenebilir olmadığı gözetildiğinde davalı müvekkil aleyhine inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka ve emsal yargıtay kararlarına aykırılık teşkil ettiğini, Dava konusu alacak bakımından davalı müvekkilinin mahsup edebileceği zararının Mahkemece bilirkişi kök ve ek raporu alınmak suretiyle hesaplanmasına ilişkin unsurlar ve yapılan hesaplamaların niteliği gözetildiğinde davacının talep edebileceği alacağının yargılamayı gerektirdiği ve belirlenebilir olmadığının sabit olduğunu, yargılama sonucunda davacının takibe konu alacağından davalının zararından kaynaklı alacağının mahsup edilmesi sonrasında ancak 62.878,97 TL talep edebileceğine hükmedildiğini, Emsal Yargıtay kararlarında, \"alacak tartışmalı ise ve yargılamayı gerektirmesi halinde icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği, zira likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını  tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerektiği\" belirtildiğini, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/7406 E. 2016/8728 K. sayılı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/2979 E 2020/5856 K. Sayılı ve 14.12.2020 tarihli kararları)Davada yerel mahkemece bilirkişi raporu ve itiraz üzerinde alınan ek raporda yapılan hesaplama sonucunda davalının zararı ve buna bağlı olarak davacının talep edebileceği alacak tespit edilmiş olmakla alacağın belirlenebilir olmadığı sabit olduğundan davalı aleyhine inkar tazminatına hükmedilmesi hukuka ve emsal Yargıtay kararlarına aykırı olmakla kararın kaldırılması gerektiğini,  İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye fatura alacağı ve gecikme faizinden kaynaklı alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne  karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Somut olayda, davacı ile davalı arasında 08.06.2012 tarihinde Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi akdedildiği, işbu Sözleşme ile davacının davalı şirkete elektrik satmayı taahhüt ettiği, taraflar arasında 08/06/2012 tarihinde imzalanmış olan Elektrik Enerjisi Satış Sözleşmesi'nin Ek Protokoller ile uzatılmış olduğu ve sözleşme süresi en son taraflarca imzalanan 27.03.2018 tarihli Ek Protokol ile 31.12.2018 tarihine kadar uzatıldığı, davacı tarafından davalı muhataba gönderilen 18/07/2018 tariih ve B.18/0395 Sayılı Sözleşme Fesih Bildirimi konulu yazı ile;''  Sözleşmenin başından bugüne kadarki süre de  elektrik tedarik maliyetlerinde büyük oranda artış olduğu ve bu artışların fiyatlara yansıtılamadığı, bu maliyet artışlarının basiretli tacir olarak önceden öngörülmesi veya önlem alınmasının mümkün olmadığından zararın arttığı ve Sözleşme'nin sürdürülemez olduğundan bahisle Sözleşme'yi feshettiğini ve 01/08/2018 tarihinden itibaren sona erdiğinin,'' ihtaren bildirildiği, davalı tarafından davacıya 13/12/2018 tarih ve 209.682,33 TL. Miktarlı iade e faturası düzenlenip gönderildiği, davacı tarafından davalı muhataba Kadıköy 16 Noterliğinden gönderilen 03/01/2019 tarih ve ... yevmiye nolu fatura bedelinin ödenmeyen kısmı ve gecikme faizi konulu ihtarname ile;'' ödenmeyen ve muaccel olan 209.682,33 TL.'lik bakiye fatura alacağı ile vade tarihinden itibaren işlemiş olan 34.922,85 TL. Tutarlı gecikme faiziyle birlikte toplam 244.605,18 TL. Nin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde ödenmesininin,'' ihtaren davalıya bildirildiği, ihtarnamede belirtilen alacak kalemlerinin davalı tarafça ödenmemesi üzerine davacı tarafından davalı aleyhine bakiye fatura alacağı ve gecikme faizinden kaynaklı 244.605,18 TL. alacağın tahsili talebiyle davaya konu icra takibinin başlatıldığı, davalı tarafça başlatılan icra takibine itiraz edilmesi üzerine eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığı; taraflar arasındaki sözleşmenin haklı olarak feshedilip feshedilmediği, sözleşmenin feshi nedeniyle davalı tarafın bir kısım sözleşmesel  haklarını kaybedip kaybetmediği ve zararının oluşup oluşmadığı, eğer zarar oluşmuş ise bunları davacı alacağından mahsup edip edemeyeceği ve faiz noktasında olduğu şeklinde tesbit edilmiş, uyuşmazlık doğrultusunda taraf delilleri toplanıp tarafların ticari defter ve kayıtları incelenmek suretiyle mali müşavir, elektrik mühendisi, hukukçu bilirkişilerden oluşan heyetten kök ve ek rapor alınmak suretiyle ek rapordaki tesbitler doğrultusunda istinafa konu kararın verildiği anlaşılmıştır. Davalı vekili istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü hususları mahkemece hükme esas alınan ek bilirkişi heyet raporuna karşı verdiği itirazlarını içerir beyan dilekçesinde de ileri sürüp; ''... Bilirkişi raporunun sonuç \"A\" bölümünde de belirtildiği üzere davalı Müvekkil'in vade süresinin 65 gün olduğunun anlaşıldığı; ancak faturanın 10 gün önce tebliğ edilmesi sonucu vade farkının 55 gün olarak kabul edilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle bu bakımdan kök raporda değişiklik yapılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, faturanın 10 gün önce tebliğ edilmesi temerrüt ve vade süresini değiştirmeyecek olup her halükarda vade süresinin Taraflarca da anlaşıldığı şekilde 65 gün olduğu ve dolayısıyla davalı Müvekkil'in davacının sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeni ile uğradığı zarar kapsamında dava dışı şirket ile yaptığı sözleşmede yararlanamayacağı vade süresinin 65 gün olarak kabul edilmesi ve buna göre hesaplama yapılması gerektiği sabittir. Bu durumda bilirkişi raporundaki zarar hesaplaması hatalı olmakla birlikte kabulü halinde dahi davalının uğradığı zarar olan 181.247,82 TL'nin davacının takip tarihi itibarıyla alacaklı olduğu belirtilen asıl alacak tutarı 209.682,33 TL'den mahsup edilerek bakiye 28.434,51 TL'ye faiz işletilmesi gerekirken davacının takip tarihi itibarıyla alacaklı olduğu kabul edilen 209.682,33 TL'ye faiz işletilmesi ve işbu işlemiş faiz 34.444,46 TL'nin ilave edilmesi sonucu 244.126,79 TL'lik tutardan davalının uğradığı zararın mahsup edilmesi faize faiz uygulanmasını getirmekle hukuka aykırı olduğu şüphesizdir. Davacının takip öncesi işlemiş faizi talep edebileceğinin kabulü halinde dahi davalı Müvekkil'in uğradığı zararın davacının alacağından mahsup edilmesi ve işbu asıl alacak tutarına faiz uygulanması mümkün olabilecektir. Ayrıca itiraz etmek gerekir ki, kök raporda davacının alacağı 209.682,33 TL bakımından işlemiş faiz 28.105,95 TL olarak hesaplandığı halde ek raporda işbu alacak tutarı bakımından işlemiş faizin 34.444,46 TL olarak hesaplanması da hatalı ve çelişkilidir. Öncelikle yukarıda belirttiğimiz hususlar gereğince davalı Müvekkil'in borcu bulunmadığından kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte; davacının ödeme emrinde, fatura konusu bakiye alacak 209.682,33 TL tutarına, vade tarihinden itibaren faiz işletilerek 34.922,85 TL faiz tutarının ilave edilmesi sonucu 244.605,18 TL asıl alacak olarak ödeme emrinde gösterilmesi ve bu tutara tekrar faiz işletilmesi hukuken mümkün değildir...,'' şeklinde beyanda bulunup rapora itiraz ettiği, mahkemece 15/04/2021 tarihli duruşmanın ara kararı uyarınca davalı tarafın yeni rapor ve ek rapor alınmasına ilişkin taleplerinin rapora itirazların değerlendirilmesi mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle reddine karar verildiği halde mahkemece verilen karar gerekçesinde bu itirazların tartışılıp değerlendirilmemesi yerinde görülmemiştir.6100 sayılı HMK’nın 297 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HMK' nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır.HMK.nın (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a6 maddesinde; \"Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.\" hali, kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir. Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği davacı vekilinin istinaf sebepleri değerlendirilmemiştir. Açıklanan nedenlerle, kararın kaldırılma sebebine göre davacı vekilinin istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davalı vekilinin istinaf başvurusunun  kabulü ile,  ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve yukarıdaki tesbitler doğrultusunda dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/04/2021 tarih ve 2019/62 Esas - 2021/311 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,   2- Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği davacı vekilinin istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde iadesine, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/12/2023 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br><br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a857b9ae1d01a622","SID":"d11a76e7dbd14001"}}