{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1297 Esas<br>KARAR NO: 2023/1315<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 15/06/2023<br>NUMARASI: 2022/719 Esas, 2023/463 Karar<br>KARAR TARİHİ: 30/11/2023<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, murisi ...  vefatından önce davalı şirkette %20 paya sahip olduğunu, murisin vefatından sonra ki ortaklık yapısının; müvekkilinin 43 paya karşılık 43.000,00 TL, ... 22 paya karşılık 22.000,00 TL ve davalı ...'nin ise 35 paya karşılık 35.000,00 TL şeklinde olduğunu, davalı ...'nin 26/01/2009 tarihinde 20 yıl süre için şirkette müdür olarak seçildiğini, bu seçimin kanuna ve hukuka aykırı olduğunu, 10 yıl süre ile görev yapan davalı şirket müdürünün son 1 yılı aşkın süreçte hiçbir ekonomik ve ticari hamle yapmadığını, şirket müdürü olarak kanunda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, şirket yararına hiçbir katkıda bulunmadığını, müvekkilinin zararına sonuç doğuracak fiiller içinde olduğunu, davalı şirket müdürünün ihmalleri sonucu şirket faaliyetlerinin 2018 yılı sonlarından itibaren durduğunu, kamu kurumları nezdinde şirketin giderek büyüyen bir borç yükü altına girdiğini, buna ceza ve faiz gibi kalemlerin de eklendiğini, şirket çalışanların ücretleri ve tazminatları ödenmediğinden şirket aleyhine tazminat ve alacak davaları açıldığını, fakat davaların takipsiz bırakıldığını, müvekkilinin ekonomik yönden zarara uğratıldığını, bankalar ve üçüncü şahıslarla ilgili münasebetlerde şirket gayrimenkullerinin ipotek edildiğini, söz konusu borçların sağlıklı şekilde takibi ve sonuca ulaştırılması cihetine gidilmediğini, müşteri portföyü tamamıyla ihmal edilerek mevcut distribütörlüklerin kaybedildiğini, şirket müdürünün ihmal ve kasıtla yasal görevlerini yerine getirmediğini, bu nedenle şirketin zararına dolayısıyla müvekkilinin zarar ve sorumluluğuna yol açtığını, davalı şirketin, ticari faaliyetinin durmuş olması ve ekonomik fonksiyonunu yitirmiş olması sebebiyle feshi ve tasfiyesine karar verilmesini talep etme zaruretinin doğduğunu belirterek davalı şirketin feshi ve tasfiyesine, davalı ...'nin müdürlük yetkilerinin ortadan kaldırılarak belirtilen taşınmaz tapu kaydı ile ve yine belirtilen araçların trafik kayıtlarına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>CEVAP: Davalılar tarafından davaya cevap verilmemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davacı ...'ın, davalı şirket sermayesinde pay sahibi olduğu, İİK. 179. maddesi lafzı ve emsal Yargıtay 19. HD 11/12/2003 tarihli - E.8842/K.12510 sayılı ilamı uyarınca davacının, pay sahibi olduğu şirket hakkında borca batık durumda olduğu gerekçesi ile iflas davası açma konusunda yetkisinin bulunmadığı, ayrıca iflası istenen şirketin müdürüne iflas istemli davada husumet yöneltilemeyeceği gerekçeleri ile  davanın  usulden reddine karar verilmiştir.  Mahkemece kısa kararda, davanın usulden reddinin gerekçesi olarak HMK'nun 114/1-h maddesi gösterilmiş ise de, gerekçede, bu hususun yazım hatası sonucu olduğu belirtilerek resen düzeltildiği ve davanın HMK 114/1-d ve HMK 115/2 maddesi gereği usulden reddine yönelik hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemenin kısa kararında, davanın HMK'nun 114/1-h maddesi gereği usulden reddine karar verilmiş iken gerekçeli kararda bu hususun resen düzeltilerek HMK'nun 114/1-d ve 115/2 maddeleri gereği hüküm kurulduğunu, yani gerekçenin değiştirildiğini, bu durumun ise HMK ve Anayasaya aykırı olduğunu, şirketin 4 yıldan fazla süredir faaliyet göstermediğini, ilk açılan davada aktif husumet ehliyetleri kabul edilmişken ilk davanın devamı olan işbu davada aktif husumet yokluğunun gerekçe yapılmaması gerektiğini, her iki Mahkemede alınan bilirkişi raporları ile de şirketin borca batık olduğu sabit iken en yüksek hisse sahibi olan müvekkilinin hukuki yarar yokluğundan söz edilerek davanın reddine karar verilmesinin izahının olmadığını, anonim şirketler faslında düzenlenen TTK 376/3. maddesinin \"Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesi ….. tespiti halinde …. Yönetim Kurulu şirketin merkezinin bulunduğu Asliye Ticaret Mahkemesinde iflasını ister….\" hükmünü ihtiva ettiğini, limited şirketler bakımından ise sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanacağının belirtilmesi sebebiyle (TTK 636/3) her ortağın şartları varsa iflas talep edebileceğine yasal olanak sağlandığını belirterek ilk  derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, ilk açıldığı tarih itibariyle davalı şirketin fesih ve tasfiyesi ile davalı ...'nin müdürlük yetkilerinin ortadan kaldırılması talebine yönelik olup davacı vekilinin ıslah dilekçesi ile, davanın, borca batık olduğundan bahisle davalı şirketin iflasına karar verilmesi  istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.Dava ilk olarak, davalı şirketin feshi ve tasfiyesi ile davalı ...'nin müdürlük yetkilerinin ortadan kaldırılması talebi ile İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış olup davacı vekilinin 30/05/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile, bilirkişi raporuna göre davalı şirketin borca batık olduğunun sabit olduğundan bahisle davaya iflas davası olarak devam edilerek davalı şirketin iflasına karar karar verilmesini talep etmesi üzerine Mahkemenin 2019/662 Esas 2022/431 Karar sayılı kararı ile, ıslah ile iflas talebine dönüşen dava yönünden iflas davasına bakmakla görevli ihtisas Mahkemeleri olan İstanbul 1, 2 ve 3 numaralı Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesine bilirkişi tarafından sunulan 07/04/2022 tarihli raporda; dosya kapsamına alınan, davalının bağlı olduğu vergi dairesinden gelen yazılar ile diğer vesaikler nazara alındığında davalı şirketin 2018 yılından itibaren faaliyetsiz olduğunun kabulünün gerektiği, şirketin aktiflerinde 2 adet araç haricinde rayiç değeri olabilecek herhangi bir varlığın dosya kapsamına göre tespit edilemediği, davalı şirketin kaydı verilere göre 813.654,39 TL borca batık olduğu, rapor içeriğinde detaylandırıldığı üzere aktiflerinde kayıtlı olan stoklar-alacaklar ve duran varlıkların (2 adet araç haricinde) değersiz (“0”) olduğu, yine dosya kapsamında ki verilere göre rayiç değerlere göre de borca batık olmasının muhtemel olduğu bildirilmiştir. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesince aldırılan 15/02/2023 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; davalı şirketin mükellefiyetinin 31/12/2018 tarihi itibariyle re'sen terk edilmiş olduğu, 31/12/2018 sonrasına ait şirketin ticari defter ve mali verilerinin bulunmadığı, son mali verilerin dava dosyasında bulunan 01/01/2018 - 31/12/2018 dönemine ait Kurumlar Vergisi Beyannamesi ile 31/12/2018 tarihli mizan kayıtları olduğu, mükellefiyeti re'sen terkin edilen davalı şirketin gayri faal olduğu, herhangi bir çalışanının bulunmadığı, davalı şirketin 31/12/2022 tarihli rayiç değer bilançosuna göre; varlıklarının 1.722.140,55 TL, borçlarının 2.134,551,49 TL, özkaynaklarının (-) 412.410,94 TL olarak hesaplandığı ve bu kapsamda davacı şirketin borca batık durumda olduğu bildirilmiştir.6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup HMK’nın 297/2. ve 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da imkansız kılmaktadır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/3006 Esas 2022/5241 Karar Sayılı ilamı).Somut olayda, Mahkemece 15/06/2023 tarihli celsede tesis edilen kısa kararda, \"Davanın HMK 114/1-h ve HMK 115/2 maddesi gereği usulden reddine\" şeklinde karar verilmiş olup gerekçeli karar içeriğinde ise, bu hususun yazım hatası sonucu olduğu belirtilerek resen düzeltildiği ve davanın HMK 114/1-d ve HMK 115/2 maddesi gereği usulden reddine yönelik hüküm tesis edildiği anlaşılmış olup bu şekilde gerekçeli karar ve buna göre oluşturulan hüküm sonucu ile tefhim edilen kısa karar arasında HMK'nun 298/2 fıkrasına aykırı şekilde çelişki yaratıldığından tesis edilen karar usul ve yasaya uygun değildir.Açıklanan sebeplerle, hükmün kaldırılma nedeni gözetildiğinde, istinaf incelemesine tabi usulüne uygun kurulmuş bir hükmün varlığından söz edilemeyeceğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,2-İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/719 Esas, 2023/463 Karar ve 15/06/2023 tarihli kararının HMK'nun 353/1a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve  yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.6 fıkrası gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.30/11/2023\t\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1fff445fb3b581b7","SID":"0fee8ce7d8020533"}}