{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/1788 <br>KARAR NO: 2023/1843<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/07/2020<br>NUMARASI: 2018/532 E. - 2020/327 K. <br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında  düzenlenen 17.11.2008 tarihli Bayilik Sözleşmesi ile 12.08.2009 tarihli Ek Sözleşmenin beş yıl süreli olduğunu, sözleşmelerin süresinin 17.11.2013 tarihinde dolacağını,  ancak davalının sözleşmeye aykırı davranışları ve  alım taahhüdüne uymaması nedeni ile müvekkilince keşide edilen Beyoğlu ... Noterliğinin 13.08.2010 tarihli ihtarı ile sözleşmelerin haklı nedenle feshedildiğini, cevabi ihtarda cezai şart ve kar mahrumiyetinin kabul edilmediğini, taraflar arasında  LPG alanında bir çalışma bulunmadan verilen taahhüttün hukuki ve ticari teamül yönünden geçersiz olduğunun bildirildiğini, oysa taraflar arasındaki sözleme ilişkisinin 11.07.2008 tarihinde başladığını, tonaj taahhüdünün ise 8 ay sonra yapılan ek sözleşme ile kabul edildiğini, davalının geçerli bir sözleme ile belirlenen tonaj taahhüdüne aykırı davrandığını, taraflar arasındaki sözleşmelerin haklı nedenle feshedilmesi edeni ile, müvekkilinin 17.11.2008 tarihli sözleşmenin 29. maddesi gereğince kar kaybı alacağı ve 12.08.2009 tarihli  ek sözleşmenin 4. ve 7. maddeleri gereğince  cezai şart alacağı bulunduğunu, bu alacağın tahsili amacıyla İstanbul 37. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/5 Esas sayılı dosyası ile açılan davanın reddine karar verildiğini, müvekkilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 05.02.2013 tarih ve 2012/14158 E. ve 2013/2181 K. sayılı kararı ile kararın bozulduğunu, yeniden yapılan yargılama sonucu İstanbul 37. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.03.2014 tarih ve 2014/5 E. ve 2014/26 K. sayılı kararı ile talebin kabul edildiğini ve davalının temyiz talebinin reddedilerek kararın kesinleştiğini, bu kararla sözleşmenin sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği ve müvekkilinin cezai şart ile kar kaybı alacağı bulunduğunun belirlendiğini ileri sürerek, ek sözleşmedeki tonaj taahhüdüne aykırılıktan kaynaklanan cezai şart nedeniyle 51.700,80 USD'nin Türk Lirası karşılığının, fesih tarihi olan 13.08.2010 tarihinden itibaren döviz cinsi alacağa uygulanacak faiziyle birlikte tahsiline, kar kaybından kaynaklanan 33.146,43 TL alacağın ise 13.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; sözleşmenin feshinden 8 yıl sonra açılan ek davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, 2010 yılında feshedilen sözleşme için 8 yıl sonra cezai şart ve kar mahrumiyeti talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu ve  davacının hakkını kötüye kullandığını, talep edilen 51.700,80 USD cezai şart ve 33.146,43 TL kar mahrumiyetinin, ödenmesinin müvekkillinin mahvına sebep olacağını, davaya dayanak raporda 38.146,43 TL kar mahrumiyeti talep edebileceğinin belirtilmesine rağmen kar mahrumiyeti hesabının hatalı olduğunu, yeni bayilik açmak için makul süre için kar mahrumiyeti hesabının yapılma gerektiğini ve bu sürenin 3 ay olduğunu, davacının 2011 yılında Tüplü LPG faaliyetini ... A.Ş.'ye devrettiğini, davacının 2011 yılı itibariyle Tüplü LPG bayilik faaliyetinde bulunmadığını, bu sebeble de davacının kar mahrumiyeti ve tonaj taahhüdünden dolayı cezai şart talep etmesinin hukuka, sektörel uygulamalara ve sözleşmeye aykırı olduğunu savunarak, davanın zamanaşımı ve esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... davalının 17/11/2008 tarihli sözleşmesinde yer alan asgari alım taahhüdüne uyulmadığı, bunun üzerine akdedilen 12/08/2009 tarihli ek sözleşmede davalının asgari alım taahhüdünde indirim yapıldığı, ancak; bu taahhüde de davalıca uyulmamış ve davacı tarafından 13/08/2010 tarihinde sözleşme feshedilmiş ve bu feshin haklı bir fesih olduğuna mahkememizce karar verilmiş ve 17/11/2008 tarihli sözleşmenin 29. Maddesine göre davacının kar mahrumiyeti ve cezai şart alacağı hesaplanmış olup, cezai şart alacağının davalının iktisaden mahvına sebebiyet vermesi halinde cezai şartın tenkisinin mümkün bulunduğu, davalı tarafından ticari defterlerinin ve bilanço içerikleri esas alınarak 52.795,20 USD cezai şartın davalının iktisaden mahvına sebebiyet vereceğine kanaat edilerek, takdiren cezai şart miktarında ¾ oranında indirim yapılmış  ve 37. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 04.03.2014 tarihli, 2014/5 E. ve 2014/26 K. Sayılı dosyasında hüküm altına alınan cezai şart miktarının mahsubu ile, davacının 10.698,80 USD cezai şart alacağının olduğuna ve taleple bağlılık ilkesi gereğince mahkememizce alınan bilirkişi raporundaki hesaplamanın da taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olduğu görülerek, davacının davalıdan 33.146, 43 TL kar mahrumiyeti talep edebileceğine...\" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.698,80 USD'nin 20.08.2010 tarihinden itibaren Devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduatauyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, cezai şartın fazlaya ilişkin kısmının tenkis kapsamında reddine, 33.146,43 TL'nin 20.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin feshinden 8 yıl sonra açılan ek davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, taraflar arasında Rekabet Kurumu kararları ve tebliğleri kapsamında 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi yapıldığını ve sözleşmenin 2010 yılında tek yanlı olarak feshedildiğini, davacının İstanbul 37. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/5 sayılı dosyasında 2014 yılında karar verildiğini, 2010 yılında feshedilen sözleşme için 8 yıl sonra cezai şart ve kar mahrumiyeti talep etmesi hukuka aykırı olup TMK'nın 2. maddesi çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiğini; Davacı şirketin  2011 yılında Tüplü LPG faaliyetini ... A.Ş.'ye devir ettiğini, bu tarihten sonra LPG bayilik faaliyetinde bulunmadığından davacının kar mahrumiyeti ve tonaj taahhüdünden dolayı cezai şart talep etmesinin hukuka, sektörel uygulamalara ve sözleşmeye aykırı olduğunu, davacının tüplü LPG işini bırakması sonucu olarak müvekkil ile davacı arasında imzalanmış olan bayilik sözleşmesin de son bulacağından, davacının kar kaybından söz edilemeyeceğinden kar mahrumiyeti talebinin hukuka aykırı olduğunu; Kararın gerekçesinde,  \"davalının 17.11.2018 tarihli sözleşmesinde yer alan asgari alım taahhüdüne uymadığı, bunun üzerine akdedilen 12.08.2009 tarihli ek sözleşmede davalının asgari alım taahhüdünde indirim yapıldığı ancak bu taahhüde de davalıca uyulmamış olduğundan davacı tarafından 13.08.2010 tarihinde sözleşme feshedilmiş ve bu feshin haklı bir fesih  olduğu mahkememizce karar verilmiş \" denmesine rağmen, 12.08.2009 tarihli ek sözleşmede davalının tonajının düşük olduğu, yeterli tonajı sağlayamadığı bu nedenle yeni tonaj taahhüdünde bulunduğu hususunun yer almadığını, bu ek sözleşmenin davalıya yapılacak kredi ödemesi, tonaj miktarı ve teminatlarının oluşturduğunu, ek sözleşme ile bayilik sözleşmesinde hesaplanan bu taahhüdün nasıl ve hangi şartlara göre hazırlandığı belli olmadığını, tonaj hükmünün tek taraflı olarak müvekkiline dayatıldığını, hükmün fahiş ve piyasa gerçekleri ile bağdaşmadığını, yıllık 270 ton alımın fahiş olduğunu ve bu hükmün TMK'nın 2.maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, 2.08.2009 tarihli Ek sözleşmenin 4. maddesinde yer alan “270 ton Lpg taahhüdünün” genel işlem şartı niteliğinde olduğunu,  Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar  verilmesini istemiştir. Davacı  vekili, katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalının zamanaşımı itirazının yasal bir dayanağı bulunmadığını, TBK'nın 146. maddesi  ayarınca talebin 10 yıllık zamanışımına tabi olduğunu, ek davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığını, ilk davanın kesinleşmesinin beklenmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmadığını, bayilik ilişkisinin 17.11.2008 tarihli sözleşme ile başladığını,  tonaj taahhüdünün ise  9 ay sonra yapılan ek sözleşme ile kararlaştırıldığını, bu nedenle taahhüdün geçersiliğine ilişkin savunmaların yerinde  olmadığını, davalının tonaj taahhütlerine aykırı davranması nedeniyle sözleşmelerin haklı nedenle feshedildiğini, bu nedenle 17.11.2008 tarihli sözleşmenin 29. maddesi gereğince kar kaybı alacağının ve 12.08.2009 tarihli ek sözleşmenin 4. ve 7. maddeleri gereğince de cezai şart alacağının tahsili için açılan davada İstanbul 37. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/5 E. sayılı dosyasından yapılan yargılama sonucunda 04.03.2014 tarihinde verilen 2014/5 E. ve 2014/26 K. sayılı karar ile davanın kabulüne karar verildiğini, bu hükmün Yargıtay 19. Hukuk Dairesince onandığını, bu nedenle davacının, taraflar arasındaki sözleşmeleri haklı nedenle feshettiğini ve davalının sözleşmeye aykırı davranışları sebebiyle müvekkilinin cezai şart ile kar kaybına hak kazandığının kesinleştiğini, ilk davada saklı tutulan haklar için eldeki davanın açıldığını, ilk dosyadaki raporda bayilik sözleşmesinin 29. maddesi gereğince toplam 38.146,43 TL kar kaybı alacağının bulunduğunun belirlendiğini, ilk davada bu miktarın 5.000 TL'sine hükmedildiğini, kalan 33.146,43 TL kar kaybının bu davada istenildiğini; Ek sözleşmenin 4 ve 6.maddelerinde davalı bayinin sözleşmede belirtilen tonaj taahhüdü bulunduğunu, sözleşmenin ihlali üzerine davacının haklı nedenle feshi üzerine ve sözleşmenin fesih tarihine kadar taahhüt edilen miktarda ürün alınmadığını, sözleşme başlangıç tarihinden fesih tarihine kadar olan alımları dikkate alındığında, 17.11.2008 ile 31.07.2010 tarihleri arasında sadece 334,45 ton LPG alımı yapıldığı bu tarihten sonra ise alım yapılmadığının belirlendiğini, raporda toplam 54.200,80 USD cezai şart alacağın bulunduğunun belirlendiğini, ilk kararda 2.500- USD cezai şart alacağına hükmedilmesi karşısında bakiye 51.700,80 USD cezai şart alacağının  tahsili için dava açıldığını; İmzalanan sözleşme hükümlerinin davalı tarafından da kabul edildiğini, davalının tacir olması nedeniyle cezai şartın tenkisini talep etmesinin mümkün olmadığını, TTK'nın 24. maddesinde tenkis talep edilemeyeceğinin açıkça belirlendiğini, davalının ticari defterlerinin usulsüz olması nedeniyle aleyhine delil oluşturacağını, bu nedenle cezai şart alacağının tenkisine karar verilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca yapılan tenkis miktarının fahiş olduğunu, cezai şartı neredeyse ortadan kaldıran tenkisin hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay kararında belirtildiği üzere, alacaklının yararlarının hesabında, borçlunun ifa etmeme yüzünden sağlayacağı kazançların da göz ardı edilmemesi gerektiğini, aşırılığın belirlenmesinde, ceza koşulunun borcun yerine getirilmesi için borçlu üzerinde manevi bir baskı yaptığının gözetilmesi gerektiğini ve böyle bir baskının ortadan kalkmasına yol açacak şekilde indirimden de kaçınmalısı gerektiğinin belirlendiğini, ek sözleşmede yer alan tonaj taahhüdüne aykırılıktan kaynaklanan cezai şart borcundan dolayı borçlu olunan 51.700,80 USD alacağın tahsiline karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE  Dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart ve kar mahrumiyeti alacağın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, taraf vekillerince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 11.07.20008 tarihinde düzenlenen bayilik sözleşmesi ile bayilik ilişkisi başlamış olup, 12.08.2009 tarihinde düzenlenen ek sözleşme ile alınacak LPG yönünden asgari alım taahhüdü getirilmiştir. Bayilik sözleşmesi ile davalı, davacı şirketin Gaziantep bayiliğini alarak davacıdan temin ettiği ... marka ürünleri kendi nam ve hesabına satmayı taahhüt etmiştir. Sözleşmenin süresi 5 yıl olup sözleşme süresinden önce davacı tarafından eksik ürün alınması nedeniyle haklı nedenle feshedilmiştir. Sözleşmenin 29.maddesinde bayinin sözleşme hükümlerine aykırı davranması halinde davacının herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebileceği kabul edilmiştir. Maddede haklı nedenle fesih halinde cezai şart belirlenmiş olup, ayrıca kâr ve kazanç kayıplarının da ödeneceği kabul edilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen 12.08.2009 tarihli ek sözleşmenin 4. maddesinde 11.07.2008 tarihli bayilik sözleşmesinde belirtilen süre ile bayilik yapılacağı ve bu süre içerisinde davacıdan başka herhangi bir borç talep edilemeyeceği, özel bir vade ile LPG istenmeyeceği ve her yıl 270 ton LPG alınacağı taahhüt edilmiştir. Sözleşmenin 6. maddesinde ise 4. maddedeki miktarda ürünün alınacağı, alınmaması halinde eksik ton başına 400 USD + KDV cezai şart ödeneceği kabul edilmiştir. Davacı tarafından keşide edilen 13.08.2010 tarihli ihtarla, asgari alım taahhüdüne uyulmaması nedeniyle sözleşme feshedilerek cezai şart ve kâr mahrumiyeti tazminatının ödenmesi talep edilmiştir. Davalı tarafından gönderilen 20.08.2010 tarihli cevabi ihtarla cezai şart ve kâr mahrumiyeti talebi kabul edilmeyerek tonaj taahhüdü konulu protokolün sözleşmeye, piyasa koşullarına ve rekabet hukukuna aykırı olduğu savunulmuştur.İhtar sonrası davacı tarafından 07.09.2020 tarihinde İstanbul 37. Asliye Ticaret Mahkemesinde (başlangıçta 11. Asliye Ticaretin 2010/567 Esas) cezai şart ve kâr mahrumiyeti talepli dava açılmıştır. Mahkemece bu dosyada yargılama yapılarak bilirkişi raporu alınmış ve davanın reddine karar verilmiştir. Davacının temyiz talebi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 05.02.2013 tarihli ve 2012/14158 Esas - 2013/2181 Karar sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk derece mahkemesince bozmaya uyularak bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davacının cezai şart ve kâr mahrumiyeti alacağı bulunduğu kabul edilerek 2.500,00 USD cezai şart ve 5.000,00 TL kâr mahrumiyetinin kabulüne karar verilmiş ve bu karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Dava bayilik sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkin olduğundan, TBK'nın 146. maddesi (BK'nın125.maddesi)'ne göre 10 yıllık genel zaman aşımı süresine tabi olup, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 13.06.2018 tarihinde açılan davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmıştır. Hukuki yarar bir dava şartı olup yargılamaya ilişkin her türlü iş ve işlemde tarafların hukuki yararının bulunması gerekir. Hukukumuzda gerek HUMK döneminde gerekse HMK döneminde kısmi dava açılmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bir alacağın özellikle iki kısma ayrılarak kısmi dava veya belirsiz alacak davası şeklinde açılması başlı başına hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez. Bir talebin bu şekilde iki farklı dava ile ileri sürülmesinde davacının hukuki yararı bulunmaktadır. Hakkın kötüye kullanılması niteliğinde çok kez dava açıldığı somut olayda kabul edilemeyeceğinden bu yönlere ilişkin davalının istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında daha önce görülen davadaki deliller, Yargıtay bozma ilamı, bozma sonrası verilen karar ve onama ilamı dikkat alındığında; 11.07.2008 tarihli asgari alım taahhüdüne uyulmaması sonrası 12.08.2009 tarihinde düzenlenen ek sözleşme ile asgari alım taahhüdünde indirime gidilmiş, buna rağmen asgari alım taahhüdüne uyulmaması nedeniyle 13.08.2010 tarihinde sözleşmenin davacı tarafından haklı nedenle feshedildiği anlaşılmıştır. Sonradan yapılan ek sözleşme ile alım taahhüdünün düşürülmesi ve bir süre davalının sözleşmeye uymasının beklenmesi davacı açsından TMK'nın 2. maddesinde ön görülen iyi niyet kurallarına aykırı bir davranış olarak değerlendirilemez. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin genel işlem koşulu içermediği, sözleşme ve ek sözleşmedeki asgari alım tutarının müzakere ile belirlendiği, ek sözleşmede alım tutarının azaltıldığı ve tacir olan davalının sözleşmenin düzenlendiği tarih de dikkate alınarak genel işlem koşulu  nedeniyle geçersizlik hükümlerine dayanamayacağı anlaşılmıştır. Bu durumda taraflarca düzenlenen sözleşmedeki asgari alım tutarına uyulmamış olmaması nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin kabul edilmesi yerindedir. Tacir olan tarafların bayilik sözleşmesinden sonra düzenledikleri ek sözleşme ile asgari alım miktarı belirlenmiş olup, sözleşmelerin irade fesadı ile imzalandığı iddia ve ispat edilmediği gibi sözleşmelerin TBK'nın 27.maddesine göre hükümsüz olduğu da iddia ve ispat edilmemiştir.Mahkemece haklı fesih nedeniyle davacının uğramış olduğu kâr kaybının hesaplanmasında yeni bir bayilik verilmesi için lazım gelen sürenin belirlenerek bir aylık kâr mahrumiyetinin önceki davada hükmedilen kısmının mahsubu ile bakiye kısmının, ihtarla oluşan temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi yerinde olup bu yöne ilişkin davalı istinafı da yerinde görülmemiştir. Cezai şart alacağına ilişkin tarafların istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde; ilk derece mahkemesince davalının ticari defterlerinde yapılan inceleme sonucu Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden alınan 08.08.2019 tarihli raporda, davalının defterlerinin zayi olmasına rağmen vergi dairesine beyan edilen beyannamelere göre davacının öz kaynaklarının 2013 yılı itibariyle 486.570,92 TL olduğu, talep edilen cezai şartın Türk Lirası karşılığının ise 235.972,79 TL olması nedeniyle cezai şartın tahsil edilmesi halinde şirketin öz kaynaklarının kaydı değerler üzerinden yitireceği belirlenmiştir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 21.04.2016 tarih ve  2015/15912 Esas, 2016/7011 Karar sayılı ilamı ile bir çok ilamında belirtildiği üzere, cezai şartın tenkis edilmemesinin bir tacirin ekonomik olarak mahvına sebep olması halinde ve talep üzerine mahkemece cezai şartın hakkaniyete uygun bir seviyeye indirilebileceği kabul edilmiştir. Bu ilkeye göre ilk derece mahkemesince davalının defteri üzerinde yapılan incelemeye göre cezai şartın olduğu gibi tahsil edilmesi halinde davalının öz kaynaklarını kaydi olarak kaybedeceği ve fesih nedeniyle uğranılan zararın da tazmin edildiği dikkate alındığında mahkemece yapılan tenkis oranının taraflar arasındaki sözleşme dengesi ve hakkaniyete uygun olduğu kabul edilmiştir. Mahkemece tenkis nedeniyle indirim yapılmasından dolayı yargılama giderleri davalı üzerinde bırakılmış olup yapılan uygulamanın yerleşik Yargıtay uygulamalarına da uygun olduğu anlaşılmakla, taraf vekillerinin tüm istinaf taleplerinin yerinde olmadığından, istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca, esastan reddine karar verilmesi gerektiğinden aşağıdaki karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; bakiye 215,45 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; bakiye 309,23 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin masrafların kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,6-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.16.11.2023</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5ae178ba990a09ec","SID":"d948d2e1a1550c3b"}}