{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No:<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 13/12/2023<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>KARAR TARİHİ\t: 16/02/2023<br>NUMARASI\t:  Esas  Karar <br><br>DAVACILAR \t :1- <br>\t  2-<br>VEKİLİ\t: Av. <br>DAVALILAR \t: 1-<br>VEKİLİ\t: Av. <br>\t 2-<br>VEKİLİ\t:Av.<br>\t 3-<br>VEKİLLERİ\t: Av. <br>\tAv.<br>\t: 4- <br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 13/12/2023<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:13/12/2023<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...'un sevk ve idaresinde olan ... çekici plakalı ... dorse plakalı tırın müvekkillerinin içinde bulunduğu ve ...'in sürücü olduğu .... plakalı araca 13/05/2016 günü saat 12:45 sıralarında Yazır Mah. Elmalı Hamdi Hoca Caddesini takiben Yeni İstanbul Yolu üzerine çıktığı sırada  çarpması nedeniyle ölümlü ve yaralamalı kaza meydana geldiğini, kaza neticesinde .... plakalı araç içerisinde bulunan müvekkillerinden ... .'ın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesin'de bir hafta yoğun bakımda kaldığını, yoğun bakımdan çıktıktan sonra bir hafta kadar daha hastanede kaldığını, ...’un kaburgalarının karaciğerine battığını, iç kanama tehlikesi geçirdiğini, kaza tarihinden bu yana, kaburgalarında (sırt kısmında) halen ağrılarının devam ettiğini, bunun yanı sıra kaşının üzerinin yarıldığını ve birçok dikiş atıldığını, kaşında halen izinin durduğunu ve sabit eser kaldığını, kaşında bulunan izlerin giderilmesi için estetik operasyon geçirmesi gerektiğini, sabit eserin giderilip giderilmeyeceğinin ameliyattan sonra anlaşılacağını, davacı ...'ın ise kaza neticesinde kalça kemiğinin kuyruk sokumu kemiğinde çatlak oluştuğunu, kaburgasından akciğerine batma olduğunu, iki ay boyunca hiç kalkamadığını, yatalak olduğunu ve bakıma muhtaç hale geldiğini, hastaneye ambulansla gidip gelebildiğini, uzun süre ayakta duramadığını ve iş yapamadığını, bu nedenlerle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; müvekkili ...için 1.700,00-TL İş göremezlik, 300,00-TL tedavi giderleri olmak üzere toplam 2.000,00-TL maddi tazminat ile müvekkili ... için 2.500,00-TL iş göremezlik, 500,00-TL tedavi gideri, 1.000,00-TL bakım gideri olmak üzere toplam 4.000,00-TL maddi tazminat olmak üzere toplam 6.000,00-TL maddi tazminatın sigorta şirketleri yönünden limit dahilinde olmak üzere olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak müvekkillerine ödenmesini, müvekkillerinin duyduğu acı ve ızdırap nereniyle ...için 30.000,00-TL ... için 40.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 70.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizleriyle birlikte davalı sürücü ... ve davalı araç sahibi .... A.Ş.'den tahsili ile müvekkillerine ödenmesini, öncelikle ... plakalı çekici ve ... dorse plakalı tırın trafik kayıtlarına, davalı .... A.Ş'ye ait taşınmazların tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep  ve dava etmiş, duruşmada da bu beyanlarını tekrar etmiştir.<br>Davalı taraflara usulüne uygun olarak davetiye tebliğ edilmiş, davalı ... Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacılar vekilinin dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat alacağını fazlaya ilişkin hakları saklı kalma kaydıyla  toplam 76.000.00-TL belirsiz  alacak davası olarak iş bu davayı açtığını, davacılar vekilinin netice ve talep bölümünde bütün alacak ve kalemlerini belirlediğini, davacının açıkça dava dilekçesinde  alacak miktarını tam ve açık olarak belirlemiş olmasına rağmen ortada belirsiz alacak davasını gerektiren bir durumun söz konusu olmadığını, davacı tarafların hukuksal yararının bulunmadığını, müvekkili şirketin adresinin E-5 Üzeri Haramidere Mevkii Esenyurt-İstanbul olduğunu, işbu davayı bakmakta Konya mahkemelerinin yetkisiz olduğunu, öncelikle sigortacılarının ... Sigorta’ya karşı tüm yasal ve tazminat hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkili şirket araçlarının İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi ile ... Sigorta A. Ş. tarafından 12.02.2016-12.02.2017 tarihleri arası ....nolu sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, bu nedenle davanın ... Sigorta A.Ş.'ye ihbar edilmesini, davaya konu olayda davalı sürücü ...'un kusurlu olduğu iddiasını kabul etmediklerini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla 13.05.2016 tarihli kaza tutanağı incelendiği takdirde kazaya karışan araçlardan .... plakalı araçta kaza anında sürücü dahil 8 kişinin seyahat ettiğinin tespit edileceğini, binek otolarda seyahat edebilecek azami yolcu sayısının sürücü dahil 5 kişi olduğunu, kusur yönüyle İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesin'den kusur raporu aldırılmasını, müvekkili şirket sürücüsünün bu kazada herhangi bir kusurunun olmadığını, davanın haksız fiil sonucu oluşan zararın tazmini olduğundan istenebilecek faizin yasal faiz olduğunu,  davacılar vekili tarafından talep edilen ticari faizi kabul etmediklerini, davacıların bu kaza nedeniyle SGK'dan herhangi bir tazminat alıp almadığının araştırılması gerektiğini, maddi tazminat talepleri için bilinen veya belirlenen bir ücret yok ise asgari ücretin baz alınması gerektiğini, davacılar vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini, müvekkili şirketin uluslar arası kara, hava ve deniz taşımacılığı yapan, bünyesinde çok sayıda presonel ve araç bulunan, köklü ve kurumsal bir ticari şirket olduğunu, bu nedenlerle haksız ve dayanaksız davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı taraflara usulüne uygun olarak davetiye tebliğ edilmiş, davalı...Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu konu mezkur olayın gerçekleşmesine sebebiyet verdiği iddia olunan .... plaka sayılı araç müvekkili şirket tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalandığını, ancak aracın söz konusu poliçe teminatı altına alındığını ve teminatın tamamen ve otomatik olarak ödeneceği anlamına gelmediğini, müvekkili şirketin, 2918 sayılı kanuna göre, işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitleri dahilinde teminle mükellef olduğunu, işletenin sorumluluğunun bulunmadığı hallerde, müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedilmesinin mümkün olmayacağını, davaya konu kazada tarafların kusur durumunun tespitinin gerektiğini, davacıların, kazadan önce ne kadar gelirinin olduğunu ve buna dayalı olarak ne kadar kazanç kaybına uğradığını somut bulgularla ispatlamasının gerektiğini, farazi yöntemlerle hareket edilerek hesaplanacak olan tazminat miktarlarının usul ve yasalara aykırı olacağını, davacılar iş göremezlik oranlarının tespitinin Adli Tıp Kurumunca yapılması gerektiğini, SGK tarafından davacılara yapılmış olan ödeme ve masrafların sorularak bu hususta ödeme yapılmış ise bu masrafların tazminat taleplerinden düşülmesi gerektiğini, müvekkili sigorta şirketlerinin tedavi masraflarını ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, bu nedenlerle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan davanın reddini, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı taraflara usulüne uygun olarak davetiye tebliğ edilmiş, davalı ... Sigorta A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından ... numaralı 29/04/2016 ile 29/04/2017 vade tarihli Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Poliçesi ile sigortalı bulunan .... plaka sayılı aracın karıştığı 13.05.2016 tarihli trafik kazasında yaralanan davacılar tarafından sürekli maluliyet iddiası ile tazminat talep edildiğini, davacı tarafların müvekkili şirkete 10.11.2016 tarihinde başvuruda bulunduğunu, müvekkili şirket nezdinde ...no.lu hasar dosyası açıldığını,  davacıların sürekli sakatlığa uğrayıp uğramadığı, uğramış ise sakatlık oranını gösterir bir rapor ile kusur durumunu gösterir rapor sunulmadığından tazminat hesaplaması yapılmadığını, eksik belgelerin 11.11/2016 tarihli yazı ile davacılar vekiline bildirildiğini, davacılar tarafından eksik belgeler ile maluliyet raporlarının tamamlanmadığını, Karayolları ZMSS poliçesi genel şartları gereğince müvekkili şirketin sigortalısının kusur oranına göre ve maksimum poliçe teminatı kadar sorumlu olduğunu, bunun için öncelikle davaya konu kaza hadisesine karışan tarafların kusur dağılımlarının tespitinin gerektiğini, davacıların iş gücünde kazanma yoksunluğuna ilişkin tazminat miktarının belirlenmesinde ancak “Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu” tarafından düzenlenecek olan maluliyet raporu esas alınarak bir sonuca varılabileceğini, tedavi sürecindeki bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğunu, müvekkili şirketin bu açıdan herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \" Mahkememizce yapılan yargılama ve değerlendirmede; Davacılar vekilince davalılar aleyhine açılan işbu davada, davacıların içinde yolcu olarak bulunduğu, dava dışı ....'in sevk ve idaresindeki diğer davalı .... sigorta tarafından sigortalanan .... plakalı araç ile davalılardan ...' un sevk ve idaresindeki  ... Plakalı diğer davalı şirkete ait ve diğer davalı ...sigorta tarafından sigortalanan tırın çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacıların yaralanması nedeniyle davalılardan maddi ve manevi tazminat talep edilmiş olup, alınan raporlar ve dosya münderecatına göre hem maddi hem de manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne ilişkin olarak; <br>Davacının davasının talep arttırım dilekçeside nazara alınmak suretiyle KISMEN KABULÜ İLE;<br>Davacı ... için 7.954,14-TL geçici iş göremezlik tazminatı, 3.294,00-TL bakıcı gideri ve 5.000,00-TL tedavi gideri olmak üzere toplam 16.248,14-TL tazminatın davalı sigorta şirketlerinin sorumluluğu poliçe limiti ile sınırlı olmak kayıt ve şartı ile ... Sigorta AŞ bakımından temerrüt tarihi olan 23/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, .... Sigorta AŞ bakımından temerrüt tarihi olan 22/11/2016 tarihinden, diğer davalılar bakımından ise kaza tarihi olan 13/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile iş bu davacıya verilmesine, <br>Davacı ... . (....) için 7.805,94-TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 4.000,00-TL tedavi gideri olmak üzere toplam 11.805,94-TL tazminatın davalı sigorta şirketlerinin sorumluluğu poliçe limiti ile sınırlı olmak kayıt ve şartı ile ... Sigorta AŞ bakımından temerrüt tarihi olan 23/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, .... Sigorta AŞ bakımından temerrüt tarihi olan 22/11/2016 tarihinden, diğer davalılar bakımından ise kaza tarihi olan 13/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile iş bu davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, <br>Davacıların manevi tazminat taleplerinin KISMEN KABULÜ İLE; <br>Davacı ... için; 10.000,00-TL manevi tazminat ve ... .(...) için 8.000,00-TL manevi tazminatın  kaza tarihi olan 13/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Ticaret AŞ'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile iş bu davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, \" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliğine göre hüküm tesis etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, hesaplamaya dayanak alınan maluliyet raporunun hatalı olup yönetmeliğe uygun hesabın yapılmadığını, yerel mahkemenin manevi tazminat yönünden vermiş olduğu kararın hakkaniyete aykırı olduğunu, uygulanan faiz türü, uygulandığı tarih ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti hesaplamalarında da hata olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davalarının kabulüne karar verilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı .... Tic. A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat alacağı olan fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalma kaydıyla toplam 76.000 TL belirsiz alacak davası olarak işbu davayı açtığını, davacı tarafın netice ve talep bölümünde ise bütün alacak kalemlerini belirlemiş olup davacının açıkça dava dilekçesinde alacak mikterini tam ve açık olarak belirlemiş olması karşısında ortada belirsiz alacak davasını gerektiren bir durumun söz konusu olmadığını, davanın hukuki yarar yokluğundan ve dava şartları oluşmadığından dolayı davanın reddinin gerektiğini, zamanaşımı itirazlarının olduğunu, yerel mahkemenin gerekçeli kararına esas teşkil eden bilirkişi raporuna karşı itirazlarının gereğince değerlendirilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tazminat hesaplamasında progresif rant yöntemi uygulanmış olup işbu yöntemin son derece hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, tedavi giderleri SGK tarafından karşılanmış olmasına rağmen tedavi sırasında yapılan zorunlu harcamaların ... ve ....'ın tedavi masraflarına ve giderlerine ilişkin dosyaya sunulan hiçbir fiş ve faturanın mevcut olmadığını, davacının maluliyetinin bulunmaması sebebiyle davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/02/2023 tarih .. Esas ... Karar sayılı kararının bozulmasına, yargılama neticesine kadar icranın tehirine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı ... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil şirkete sigortalı aracın, karıştığı 13.05.2016 tarihli trafik kazası neticesinde,  yolcu konumunda bulunan davacının malul kaldığı iddiası ile maddi tazminat talepli işbu davanın ikame edildiğini, kazaya sebebiyet vererek, davacının malul kalmasına neden olduğu iddia edilen,.... Plakalı aracın müvekkili ... SİGORTA A.Ş. nezdinde İMMS POLİÇESİ ile sigortalı olduğunu, huzurdaki davanın müvekkil şirket bakımından reddine karar verilmesi gerekirken hesaplanan tazminattan sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, ihtiyari mali mesuliyet teminatının kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan trafik sigortası teminatının üstü zararlar için devreye gireceğini, kararın sadece...Sigorta A.Ş yönünden kurulması gerekirken, müvekkil şirketin sorumlu tutulmasının hukuk ve yasaya aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve hukukun ilkeleri gözetilmeksizin, eksik inceleme ile karşı taraf haksız tazminat taleplerini kabul eden Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin vermiş olduğu 16/02/2023 tarihli .. esas ve .. Karar sayılı kararının yasaya aykırı olup , yeniden incelenerek müvekkil şirket lehine bozulmasına, hüküm kesinleşinceye kadar icranın ertelenmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava trafik kazası nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup mahkemece verilen karar  davacılar, davalı .... Sigorta ve davalı ....A.Ş tarafından istinaf edilmiştir.<br>-Davalı.... ve ....yönünden, maddi tazminatın kesinlik sınırının altında kaldığına dair; <br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun \"İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar\" başlığı altında düzenlenen 341. Maddesinde;  \"İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. <br>    (2) Miktar veya değeri 2023 için 17.830 geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. <br>    (3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.<br>    (4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü 2023 için 17.830 Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz\" denilmektedir. <br> Mahkemece hükmedilen toplam maddi tazminat miktarına göre,  alacağın tamamı nazara alındığında kabul edilen maddi tazminat miktarın HMK'nın 341/2. maddesi gereğince, karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı altına kaldığından, kabul edilen maddi tazminat miktar açısından davalılar yönünden de karar kesin olduğundan,  kararın kesin olması halinde ilk derece mahkemesince bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 tarih 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararının kıyasen uygulanması yoluyla Dairemizce de karar verilebileceğinden, HMK nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda davalıların istinaf başvuru dilekçesinin maddi tazminat yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>- Davalı ....'nın, zamanaşımı itirazı yönünden yapılan incelemede; <br>Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).<br>Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 72 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar\" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, \"dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir\" hükmüne yer verilmiştir.<br>Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü  hallerde,  tazminat   davasının   daha  önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.  <br>Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015gün, 2014/17-27,2015/1530 sayılı  kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).<br>Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 13.05.2016 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacılar yaralanmıştır. Yaralanmayla sonuçlanan sözkonusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Buna göre eylem için(TCK 89/1) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde   öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu  dikkate alındığında, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple buna yönelik itirazlar yerinde değildir. <br>-Kamu düzeni ve istinaf sebepleri yönünden, davacıların maluliyet ve aktüer hesaplamasına yönelik yapılan incelemede; <br>             AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>           Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>          Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>           Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>            Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>           Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>          Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>               Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>             AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>               Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>              Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>                 Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>                Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br>              Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları.<br>                  Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>                   Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine  uygun olarak mahkeme hükme esas alınan çelişkileri de gideren Adli Tıp Üst Kurulu'ndan, maddi ve hukuki vakılara uygun, doğru yönetmelik hükümleri esas alınarak davaya konu kaza nedeniyle  belirlenen maluliyet oranının hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, buna göre davacıların sürekli maluliyetinin bulunmaması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı hususunda yaşam tablosunun uygulanmasına da gerek kalmadığından, buna göre karar verilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir.<br>-Davacılar ve davalı .... ..'nın, manevi tazminata yönelik itirazlarında; <br>6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.  <br>Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.<br>Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. <br>Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalının fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, oluşan geçici maluliyet durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacılar için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre uygun olduğu görüldüğünden, buna yönelik davacılar itirazının reddine  karar verilmiştir.<br>Davacılar ve davalı ...'nın, faiz, faiz başlangıcı, yargılama gideri ve vekalet ücretlerine  yönelik itirazlarında; <br>Bu hususlara  yönelik istinaf eden tarafların, bu konudaki soyut, gerekçesiz ve genel mahiyetteki itirazlarında, anılan hususlar yönünden mahkemenin kararında bir isabetsizlik bulunmamak, kabul-ret durumuna ve karar tarihhindeki AAÜT'ne göre yargılama giderlerinin ve vekalet ücretlerinin belirlenmesinde, temerrüt ve kaza tarihine göre faizlerin belirlenmesinde herhangi bir hata olmamakla, itirazlarının reddi gerekmiştir. <br>Bu halde, kamu düzeni ve istinaf sebepleri çerçevesinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ile kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına; dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davacılar vekilinin, davalı ....şirketinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalılar ... Sigorta A.Ş ve ...Tic. A.Ş için maddi tazminata yönelik kabul edilen istinafa konu edilen alacak miktarlarına göre karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı altına kaldığından, kabul edilen miktar açısından davalılar yönünden de karar kesin olduğundan, HMK nın 352.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda davalılar ... Sigorta A.Ş ve ....Tic. A.Ş  vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin USULDEN REDDİNE,<br>2-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacılar ve davalı ... Ve Tic. A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,<br>3-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde ... Sigorta A.Ş 'ye iadesine,<br>4-Davacılar tarafından alınması gereken 269,85'er TL harçtan peşin alınan 179,90'ar TL harcın mahsubu ile bakiye 89,95'er TL harcın davacılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>5-Davalı ... Tic. A.Ş istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 3.145,95 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 786,48 TL'nin mahsubu ile bakiye 2.359,47 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>6-Taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dair, tarafların yokluğunda HMK nun 361.maddesi gereğince kararın davacılar yönünden taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, davalılar yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.13/12/2023<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br> e-imzalı<br><br>Katip<br><br>e-imzalı <br> <br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3253b3fe51a10cea","SID":"46ede06dd2d8f077"}}