{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T. C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/222 <br>KARAR NO: 2023/2205<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 12/12/2022<br>NUMARASI: 2021/50 Esas 2022/976 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat<br>DAVA TARİHİ: 19.01.2021<br>İSTİNAF KARARININ <br>VERİLDİĞİ TARİH: 14.12.2023<br>YAZILDIĞI TARİH: 14.12.2023<br>Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/50 Esas 2022/976 Karar sayılı kararı davalılar ... AŞ vekili,  ...  AŞ vekili ve  ... AŞ vekili tarafından istinaf incelemesi için dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜP GÖRÜŞÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 19/12/2017 tarihinde  ...  İli,  ... İlçesi,  ... Mahallesi,  ...  Cadde ile  ... Cadde arasında  ... plakalı araç ile  ...  plakalı araç arasında meydana gelen trafik kazasında  müvekkili  ... 'in  ... plakalı araçta yolcu konumunda iken yaralandığını ve kendisinde maluliyet oluştuğunu, kaza tutanağında her iki araç sürücüsüne kusur izafe edildiğini, müvekkilinin zararına ilişkin her iki sigorta şirketinin bir miktar ödeme yaptığını, bunun yetersiz olduğunu, müvekkilinin kazada yaralandığını, hastaneye götürülerek tedavi altına alındığını, yaklaşık 11-12 ay yatakta tedavi gördüğünü, sürekli nitelikte maluliyet oluştuğunu,  ... plakalı aracın davalı  ... A.Ş. tarafından,  ...  plakalı aracın ise  ...  A.Ş. tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalandığını,  ...  plakalı araçta kaza tarihinde işleten sıfatının davalı  ...  Ltd. Şti.'nde olduğunu, maddi zarardan her üç davalının, manevi zarardan davalı  ...  Ltd. Şti.'nin müvekkiline karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, müvekkilinin uğradığı maddi zarar için davalılara başvurulduğunu,  ... A.Ş'nin 10.000,00-TL civarında kısmi ödeme yaptığını, diğer davalı  ...  A.Ş.'nin ise dava açıldıktan sonra ödeme yapılacağını ifade ettiğini, maddi zarar açısından her iki sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin yetersiz olması ve araç maliki olan diğer davalı şirketinin de müvekkilinin uğramış olduğu maddi ve manevi zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olması sebebiyle davalı sigorta şirketlerine verilen ibraname/feragatnameyi kabul etmediklerini, KTK'nun 111/2. maddesi gereğince ibraname ve feragatnamelerin iptaline karar verilmesini, müvekkilinde kazadan dolayı kalıcı maluliyet oluşması sebebiyle geçici/sürekli iş göremezlik ve tedavi giderleri zararı oluşması sebebiyle her üç davalının eksik ödenen maddi zarar yönünden müştereken ve müteselsilen sorumluluğu bulunduğunu beyanla, KTK'nun 111/2. maddesi gereğince davalı  ...  AŞ'ne verilen ibraname/feragatnamenin iptalini ve yapılan ödemelerin makbuz niteliğinde olduğu göz önünde bulundurularak mahkemece tespit edilecek toplam tazminat bedelinden mahsup edilmesini, davalın kabulü ile müvekkilinin geçici ve sürekli iş göremezlik zararına karşılık şimdilik 100,00-TL'nin davalı araç maliki olan ... Ltd. Şti. yönünden kaza tarihinden itibaren, davalı sigorta şirketi yönünden ise başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü sonu itibariyle işleyecek ticarı faiz niteliğindeki avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesini, müvekkilinin tedavi gideri zararına karşılık şimdilik 100,00-TL'nin davalı araç maliki olan  ...  Ltd. Şti. yönünden kaza tarihinden itbbaren, davalı sigorta şirketi yönünden ise başvuru tarihinden itbbaren 8 iş günü sonu itibariyle işleyecek ticari faiz niteliğindeki avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesini: müvekkilinin kaza sebebiyle uğramış olduğu manevi zarara karşılık 20.000,00-TL manevi tazminatını davafi araç maliki olan  ...  Ltd. Şti. yönünden kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz niteliğindeki avans faizi ile birlikte davalıdan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesini; yargılama giderleri ile vekafet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı  ...  A.Ş. vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerektiğini, davacı tarafından dava öncesi müvekkiline usulüne uygun başvuru yapılmadığından kanunda öngörülen başvuru şartının gerçekleşmediğini, davanın usulden reddi gerektiğini, ... plakalı aracın müvekkili şirkete 29/03/2017 - 2018 tarihleri arasında  ... no'lu ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, bu poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalılarının kusuru oranında olmak üzere, ölüm/sakatlık halinde her biri için ayrı ayrı azami 330.000,00-TL ile sınırlı olduğunu, manevi tazminatın poliçe teminatı kapsamında olmadığını, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/24 Esas sayılı dosyası ile davacı tarafla müvekkili arasında sulh protokolü ve ibraname imzalandığını, davacının dava konusu taleplerinden feragat ettiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, geçici iş göremezlik ve tedavi gideri zararından müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, geçici iş göremezlik tazminatı tedavi teminatı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, sürekli sakatlık tazminatı belirlenirken vergilendirilmiş gelir yoksa asgari ücretin baz alınmasını, 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMMS Genel Şartlar ve eki olan TRH 2010 Tablosu uygulanmasını, davacı yana SGK tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığı veya gelir bağlanıp bağlanılmadığının tespiti için ilgili SGK İl Müdürlüğü'ne müzekkere yazılması gerektiğini, kaza esnasında davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı konusunun araştırılması gerektiği belirtilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilinin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirkete davacı tarafından yapılmış başvurunun usulüne uygun olmadığını, müvekkili şirket tarafından davacı tarafa ödeme yapılmakla ibraname imzalandığını, dava konusu taleplerin zaman aşımına uğradığını, müvekkili şirketin sigortalısının dava konusu kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını; davacının maluliyeti ile kaza arasındaki illiyet bağının tespitinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere maluliyetten dolayı zarar hesabı için bilirkişinin aktüer sicile kayıtlı olması gerektiğini, geçici maluliyet kaynaklı maddi tazminat ve tedavi masrafları bakımından müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının veya yapılmış ise hangi koldan ödeme yapıldığının araştırlmasını, söz konusu ödemelerin tazminat hesabı yapılması halinde hesaplamadan düşürülmesinin gerektiğini, davacının müterafik kusurunun olup olmadığının tespiti gerektiğini, davacı tarafın manevi tazminat taleplerinin poliçe teminatı kapsamında olmadığından reddinin gerektiğini, müvekkilinden dava tarihinden önceki bir tarihten itibaren faiz istenemeyeceğini, uzlaşma sağlanıp sağlanmadığının tespitinin gerektiğini beyanla kaza ile maluliyet arasında illiyet bağı bulunmadığından davanın reddini, Adli Tıp Kurumu'ndan kusura ilişkin rapor alınmasını, SGK'na müzekkere yazılarak davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmasını, Adli Tıp Kurumu'ndan maluliyet raporu alınmasını, ceza dosyasının celbini, tazminat raporunun Hazine'ye kayıtlı aktüer aracılığı ile yaptırılmasını, davacının müterafik kusurunun tazminattan indirilmesini, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı  ...  Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, maluliyet raporu ve hastane raporlarının usul ve yasaya aykırı olarak tanzim edildiğini, ceza mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun sonucunun beklenmesini, müvekkili şirketin maddi tazminattan sorumluğunun bulunmadığını, talep edilen manevi tazminat miktarını kabul etmediklerini, sonuç olarak davanın zaman aşımı ve sair usuli itirazlar mukabilinde usulden reddini, davacının davasının esastan reddini, mahkeme aksi kanaatte ise dosyada Adli Tıp Kurumu'ndan kusuruna ilişkin rapor alınmasına ve dosyanın aktüer bilirkişi tarafından incelemesi neticesi davacı istemlerinin reddini, her halükarda yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmilini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;<br>1-Davacının maddi tazminat davasının kabulü ile davacının davalı  ...  A.Ş. ve davalı ...  A.Ş.'ne verdiği ibranamelerin iptaline, 3.649,59-TL geçici iş göremezlik zararı, 5.000,00-TL SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararı ve 212.390,50-TL bakiye sürekli iş göremezlik zararı olmak üzere toplam 221.040,09-TL maddi tazminatın davalı  ...  A.Ş. ( ...  Ltd. Şti.'nin bu şirket ile birleşmesinden dolayı)'nin kaza tarihi olan 19/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte sorumlu olması, davalı  ...  A.Ş.'nin temerrüt tarihi olan 14/12/2018 tarihinden itibaren ve davalı  ...  A.Ş.'nin temerrüt tarihi olan 30/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ve geçici iş göremezlik ve tedavi giderleri zararlarının ZMMS poliçesinin sağlık/tedavi gideri teminatından, bakiye sürekli iş göremezlik zararının ise ZMMS poliçesinin sakatlık/ölüm teminatından karşılanması ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,<br>2-Davacının manevi tazminat davasının kabulü ile 20.000,00-TL manevi tazminatın trafik kaza tarihi olan 19/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı  ... A.Ş. ( ...  Ltd. Şti.'nin bu şirket ile birleşmesinden dolayı)'nden alınarak davacıya verilmesine dair karar verildiği görülmüştür.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavalı  ...  AŞ vekili tarafından süresi içinde verilen istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerekmekte iken aleyhe hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacı tarafından işbu dava ikame edilmeden önce Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/24 Esas 2019/72 Karar sayılı dosya ile aynı gerekçe ile müvekkil şirket aleyhine dava açıldığını, yargılama esnasında tarafların sulh olduğu, eş zamanlı olarak davanın arabuluculuk yoluna başvurulmadan açıldığı için usulden reddedildiğini ve kesinleştiğini, dava öncesinde yapılan ödeme ile davacının tüm zararının karşılandığını, taraflar arasında imzalanan geçerli ibranamenin üzerinden hak düşürücü süre olan 2 yıldan fazla zaman geçtiğini, davacıların zararının ödeme tarihindeki verilere göre rapor alınması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı yanın maluliyet artışı da söz konusu olmadığını, davacının % 8 oranında sürekli iş göremez kaldığı yönündeki değerlendirmenin kabul edilemez olduğunu, geçici iş göremezlik zararının poliçe kapsamında olmayıp, müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, SGK tarafından geçici iş göremezlik tazminatının ödendiğini, yapılan tedavi giderlerinin ispatlanması gerektiğini, sigorta şirketi sigortalının kusuru oranında sorumlu olduğunu, davayı kabul gelmemekle birlikte kararda % 100 kusur oranı üzerinden hüküm kurulmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının kaza anında hatır için taşındığından lehine hesaplanacak tazminattan indirim yapılması gerektiğini, davacının araç sürücüsünün alkollü olduğunu bile bile araçta seyahat ederek kendini tehlikeye attığını, TRH 2010 tablosundaki yaşam olasılıklarına göre hesaplama yapılması gerektiğini, progresif rant sisteminin kullanılmasının hatalı olduğunu, 1,8 teknik faize göre hesaplama yapılması gerektiğini, temerrüt tarihinden itibaren avans faizi işletilmesinin haksız olduğunu bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf kanun yoluna başvurduğu görülmüştür.Davalı ...  AŞ vekili tarafından süresi içinde verilen istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bilirkişi raporunda zamanaşımı itirazlarının dikkate alınmadan değerlendirme yapıldığını, bilirkişi raporunda hatır taşıması nedeniyle zarar miktarında indirim yapılmadan hesaplama yapıldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte hatır taşıması hususunun gözetilmeden hesaplanan tazminat tutarının yeniden hesaplanması gerektiğini, müvekkili şirketin maddi tazminattan sorumluluğu bulunmadığını, davacının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceği maluliyet raporunda belirtilen % 8 oranı için talep edilen manevi tazminatın fahiş nitelikte olup iyi niyet ilkesiyle bağdaşmadığını, maluliyeti olduğunu iddia eden davacının müterafik kusuru bulunup bulunmadığının tespit edilmeden zarar hesabı yapılmış olmasının hatalı olduğunu, dosyada mübrez kusur raporu ile de sabit olduğu üzere davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı hususunun belirsiz olduğunu bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf kanun yoluna başvurduğu görülmüştür.Davalı ...  AŞ vekili tarafından süresi içinde verilen istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, müvekkili şirket tarafından davacı tarafa ödeme yapılmış olmakla ibraname imzalandığını, işbu ibranameye rağmen davacının kötü niyetli olmakla davanın müvekkili şirket yönünden reddi gerektiğini, bilirkişi tarafından yapılan tazminat hesabında TRH 2010 Yaşam Tablosu ile % 1,8 teknik faiz oranı esas alınması gerekirken başkaca teknik hesaplama yöntemleri ile rapor tanzim edilmesinin bilirkişi raporunun hatalı olmasına sebebiyet verdiğini, bilirkişi raporunda hatır taşıması nedeniyle zarar miktarında indirim yapılmadan hesaplama yapıldığını, kabul anlamına gelmemekle hatır taşıması hususunun gözetilmeden hesaplanan tazminat tutarının yeniden hesaplanması gerektiğini, geçici maluliyetten kaynaklı maddi tazminat talepleri ve tedavi masrafları bakımından müvekkil şirketin herhangi bir sorumluluğu kalmadığını, davacının maluliyeti ile kaza arasında illiyet bağının ATK tarafından tespit edilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle maluliyetten dolayı zarar hesabı için seçilecek bilirkişinin aktüerler siciline kayıtlı kişilerden olması gerektiğini, mahkemece kusur tespitine ilişkin hüküm kurmaya elverişli bir rapor alınmadan davacının konu kazada müterafik kusuru bulunup bulunmadığı tespit edilmeden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan kusur oranının fahiş olduğunu, SGK tarafından davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı hususu araştırılmadan zarar hesabı yapılmış olmasının hatalı olduğunu, SGK'nca yapılan ödemelerin zarar hesabından mahsup edilmesi gerektiğini, mahkemece temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf kanun yoluna başvurduğu görülmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, trafik kazasından kaynaklı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 54.maddesi gereği cismani zarardan doğan, geçici ve sürekli işgöremezlik tazminatı ve tedavi giderlerinden oluşan maddi tazminat  ve aynı kanunun 56/1.maddesi gereği manevi tazminat istemine ilişkindir.<br>Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/12/2022 tarih, 2021/50 Esas, 2022/976 Karar sayılı kararı ile davacı tarafça açılmış olan trafik kazasından kaynaklı maddi tazminat ve manevi tazminat  davasının kabulüne karar verilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı süresi içerisinde davalı  ... AŞ vekili, ...  AŞ vekili ve  ...  AŞ vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi HMK 355. maddesi gereğince ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılmıştır.Duruşma açılmasını gerektiren sebepler bulunmadığından HMK'nın 353 ve 355 maddeleri gereğince inceleme ve müzakereler dosya üzerinden yürütülmüştür.Uyuşmazlığın davacı ile ... plaka sayılı aracın ZMMS'i davalı ...  arasında düzenlenmiş olan tarihsiz “Sulh Protokolü, İbraname, Feragatname ve Makbuz” başlıklı belgenin ve yine davacı ile  ... plaka sayılı aracın ZMMS'i davalı  ...  Aş.(...  Aş.) arasında düzenlenmiş olan 30/04/2019 tarihli \"İbraname, Feragat beyanı ve Sulh Anlaşması\" başlıklı belgenin ibraname sayılıp sayılmayacağı, ibraname sayılır ise düzenlenmesinden itibaren 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılmış olup olmamasında toplanmaktadır.2918 sayılı KTK'nın 111. maddesine göre; “Bu kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.” Kanunun bu hükmünden yaralanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Kanunda belirtilen iki yıllık süre hak düşürücü süre olup, mahkemece re’sen dikkate alınmalıdır.<br>Yukarıda anlatılanlar ışığında ... Aş. ile davacı arasında düzenlenmiş olan  “Sulh Protokolü, İbraname, Feragatname ve Makbuz” başlıklı belgenin ve yine davalı ...  Aş.(... Aş.) arasında düzenlenmiş olan 30/04/2019 tarihli \"İbraname, Feragat beyanı ve Sulh Anlaşması\" başlıklı belgenin ibraname sayılması halinde, belgenin düzenlenmiş olduğu  tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra ibraname geçerli hale gelecek ve iptali istenemeyecektir. Eğer ibranamenin düzenlenmesinden itibaren iki yıl geçirilmeksizin, ibranamede düzenlenen tazminat kalemleri yönünden  dava açıldığı takdirde, 2918 sayılı KTK'nın 111.maddesi gereğince ibranamenin yetersiz olduğu ya da hesap edilen tazminat ile ibranamede kararlaştırılan bedel arasında fahiş fark olduğu takdirde, ibraname geçersiz sayılacak, ibraname gereğince davacı tarafa ödenen bedeller rapor tarihi itibariyle güncellenerek, hesaplanan tazminattan mahsup edilecektir.Somut olayda, davacı ile davalı ...  AŞ arasında “Sulh Protokolü, İbraname, Feragatname ve Makbuz” başlıklı olarak düzenlenmiş belgenin tarihi belirli olmamakla birlikte bu ibranamenin Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/24 Esas 2019/72 Karar sayılı dosyasına 07/02/2019 tarihinde bildirilmiş olduğu, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/24 Esas 2019/72 Karar sayılı davacı tarafça işgücü kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklı olarak açılan davanın 18/01/2019 tarihinde açıldığı, davanın arabuluculuk şartı sağlanmadan açılmış olması nedeniyle 05/02/2019 tarihinde usulden reddine karar verildiği ve davalı sigorta tarafından davacıya 19/02/2019 tarihinde 40.000-TL asıl ve 4.740-TL dava vekalet ücreti olmak üzere toplam 44.740-TL'nin ödenmiş hususu değerlendirildiğinde, ibranamenin düzenlenmesinden itibaren iki yıl geçirilmeden eldeki davanın açıldığı; yine davalı ...  AŞ ( ... AŞ) arasında 30/04/2019 tarihli \"İbraname, Feragat beyanı ve Sulh Anlaşması\"başlıklı belgenin düzenlenmesinden itibaren iki yıl geçmeden eldeki davanın açıldığı; aktüerye bilirkişisi tarafından davalı ...  AŞ tarafından 19/02/2019 tarihinde yapılan 40.000-TL ve davalı  ... AŞ tarafından 30/04/2019 tarihinde yapılan 15.000-TL olmak üzere toplam 55.000-TL ödeme karşısında (bu ödemelerin davalı sigortaların tedavi ve geçici işgöremezlik tazminatlarından sorumlu olmadıklarına yönelik savunmada bulunmalarından dolayı davacıya yapılan ödemelerin sürekli işgöremezlik tazminatına ilişkin olduğu kabul edilmek suretiyle), ödeme tarihi itibariyle davacıya ödenmesi gereken sürekli işgöremezlik tazminatının 106.601,36 TL olduğu hesaplanmış olmakla, davacıya davalı sigortacalarca yapılan ödemelerle, ödenmesi gereken sürekli işgöremezlik tazminatı arasında fahiş farkın olduğunun anlaşıldığı ve bu sebeple davacıya sigortalarca yapılmış olan ödemelerin rapor tarihi itibariyle güncellenerek, hesaplanan tazminattan mahsup edildiği; davacı ile davalı sigortalar arasında yapılan sözleşmelerin, HMK'nın 313-314 ve 315. maddelerinde düzenlenen davaya son veren taraf işlemlerinden sulh niteliğinde olduğu, tarafların bu protokolü yapmış olmasıyla hakkın özünden feragat etmediği, hakkın özünün saklı tutulduğu, 2918 sayılı KTK'nın 111. maddesinin de bu mantıkla düzenlenmiş olduğu kanaatine varılmış olmakla ibraname düzenlenmiş olmakla davadan feragat edildiğinin çıkarılmaması gerektiği anlaşılmakla; davalı sigorta vekillerinin iki yıllık hakdüşürücü sürenin geçirilmiş olduğu, ibraname ile davacı tarafın hakkın özünden feragat etmiş olduğu dolayısıyla tarafları bağlayan maddi anlamda kesin hüküm olduğu, bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerektiği, yine davacıya yapılan ödemelerin güncellenerek hesaplanan tazminattan mahsup edilmediği yönündeki istinaflarının yerinde olmadığı görülmüştür.Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.Maluliyete ilişkin alınacak raporların, haksız fiil; 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal  Sigorta  Sağlık  İşlemleri Tüzüğüne, 11/10/2008  ila 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne, 01/09/2013 tarihinden itibaren Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği'ne, 01/06/2015 tarihinden sonra ise Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri, yaralananın çocuk olması halinde ise 20/02/2019 tarihinde yürürlüğe giren Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre maluliyetin tespiti gerekmektedir.Somut olayda, ilk derece mahkemesince, usulüne uygun teşekkül ettirilmiş olan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'nın 27/08/2021 tarihli “Özürlülük  Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik”  kapsamında alınmış olan rapor,  mevzuata uygun kuruluşlardan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata uygun yönetmelik gereğince alınmış olmakla birlikte, davacıda meydana gelen maluliyetin trafik kazasından kaynaklandığı anlaşılmakla; davalı sigorta vekillerinin maluliyet raporuna ve davacının maluliyet oranında artış olmadığı gerekçesiyle, davacıya sigortalarca yapılan ödemelerden fazla tazminata hükmedilmemesi gerektiği yönündeki  istinaflarının yerinde olmadığı görülmüştür.(Borçlar Kanunu 44. madde) öngörülen sebepler, daha çok zarar görenle ilgilidir. \"Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı\" yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır.Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52. md.) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve trafik mevzuatı uyarınca sürücü ve yolcuların araçların kullanılması sırasında koruyucu tertibatları kullanması zorunludur. Araçlarla gerek sürücü gerekse de yolcu olarak seyir halinde iken zorunlu olan koruyucu ekipmanların kullanılmaması zararın doğmasına veya artmasına sebebiyet veren etkenlerdendir. Özellikle de motorsiklet gibi bir araçla seyir halinde iken mevzuata göre sürücülerin ve yolcuların takmak zorunda olduğu koruma başlığı (kask) hayati öneme sahiptir. Bu nedenle müteveffa yolcunun kaza anında kasksız olduğunun anlaşılması halinde müterafik kusuru bulunduğundan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesi gereğince tazminattan indirim yapılıp yapılmaması hususu değerlendirilmelidir.Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK’nın 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.Somut olayda, dosya içerisindeki belge ve bilgilerden, ...  plaka sayılı otomobildi yolcu olarak bulunan davacının nizamlara aykırı ve kendi can emniyetini tehlikeye atacak şekilde emniyet kemeri takmadan yolculuk yaptığı, trafik kazası neticesinde gövde bölgesinden ve bacak kısmından yaralandığı, Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre davacının emniyet kemeri takmaması neticesinde davacının araçtan fırladığına ilişkin dosyaya sunulmuş herhangi bir delilin olmadığı, ayrıca davacının kaza sırasında ... plaka sayılı aracın arka kısmındaki koltukta rahatsız olması ve hastaneye gitmek üzere araca binmiş olması nedeniyle emniyet kemerinin takılmasının mümkün olmadığı, emniyet kemerinin takılmamasının  zararın oluşmasına ya da artmasına sebebiyet vermediği, yine  ...  plaka sayılı aracın sürücüsü ... 'ın alkollü olduğu hususunda dosyaya yansımış herhangi bir bilgi ve belge olmadığı anlaşılmakla, davalılar vekillerinin istinaflarının yerinde olmadığı görülmüştür.Hatır taşıması bir kimseyi ücretsiz olarak bir karşılık almadan ve bir yararı bulunmadan taşıma halidir. Yani hatır için taşımada taşımanın karşılıksız olması veya alınan karşılığın önemsiz olması gerekir. Taşıma, işletenin veya sürücünün değil taşınanın yararına olmalıdır.Hatır için taşıma ve aracın hatır için verilmesinde işletenin sorumluluğunun genel hükümlere tabi tutulmuş olması nedeniyle her olayda hâkim işinin özelliğini göz önünde tutarak işleteni tamamen sorumluluktan kurtarabileceği gibi, tazminattan indirim de yapabilir. Hatır taşıması hakim tarafından re’sen gözetilemez. Bu nedenle hatır taşımacılığını işletenin, sürücünün ve işletenin sorumluluğunu üstlenen sigorta şirketinin ileri sürmesi gerekir. Hatır taşıması olduğunu ispat yükü iddia edene ait olup, bu taşımanın bir hatır için yapıldığını veya aracın hatır amaçlı olarak verildiğini ispat etmekle yükümlüdür.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden dava dışı ... plaka sayılı otomobil sürücüsü  ... 'ın sanık olarak, dava dışı ... plaka sayılı otobüs sürücüsü ... 'in ise katılan/sanık olarak yargılandığı Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2018/613 Esas 2018/956 Karar sayılı dosyadaki beyanlarından, davacının  davalı ...  AŞ'nin işçisi olduğu, kaza günü ise işyerinde rahatsızlanması neticesinde davalı şirkete ait ... plaka sayılı otomobil ile hastaneye götürülürken trafik kazasının meydana gelmiş olduğu ve bu kapsamda taşımanın karşılıksız olmadığı ve hatır taşıması bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ... AŞ'nin ve davalı ... AŞ vekilinin hatır indirimi yapılmadığı yönündeki istinaflarının bu gerekçeyle; davalı ...  AŞ'nin hatır indirimi yapılmadığı hususundaki istinafının davacının ...  plaka sayılı araç içerisindeki yolcu olması ve davalı sigortanın  ... plaka sayılı aracın değil, ...  plaka sayılı aracın ZMMS'i olması nedeniyle hatır indirimi defi hakkının olmadığı gerekçesiyle hatır indirimi yapılması yönündeki istinafının yerinde olmadığı görülmüştür.6098 sayılı TBK'nın 54. maddesinde çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile kazanç kaybı, bedensel zararlar kapsamında sayılmış olup, geçici iş görmezlik zararlarının da bu kapsamda olmasına, sürücü ve işletenin, zarar görenin geçici iş görmezlik zararlarından sorumlu olması nedeniyle, aracın sigortalı olması halinde 2918 Sayılı Yasanın 90. maddesi gereğince, sigortanın sorumluluğu da TBK hükümlerine göre belirleneceğinden ve geçici iş göremezlik zararları da 2918 Sayılı Kanunun 92. maddesinde sigorta teminatı dışında tutulmadığından, davacının geçici iş göremezlik tazminatını, davalı sigorta şirketinden talep edebilmesine, her ne kadar davalı tarafından ZMSS yeni genel şartları ve 6111 Sayılı Yasa ile değişiklik yapılan 2918 Sayılı Yasanın 98. maddesi gereğince geçici iş görmezlik zararlarının ve SGK tarafından karşılanmayan dolayılı tedavi giderlerinin tedavi giderleri kapsamında olduğundan bahisle, SGK'nın sorumluluğunda olduğu iddia edilmiş ise de, genel şartlara atıf yapan kanuni düzenleme Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiği gibi, geçici iş göremezlik zararı ve SGK.tarafından karşılanmayan tedavi giderlerinin(fatura edilemeyen), SGK. tarafından karşılanması gereken tedavi gideri olmayıp, 2918 Sayılı Yasanın 98. maddesinde geçici iş göremezlik zararlarının ve SGK. Tarafından karşılanmayan tedavi giderlerinin SGK'nın sorumluluğunda olduğuna ilişkin düzenlemenin de yer almamasına göre mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşılmış olup, davalı sigorta vekillerinin bu yöndeki istinaflarının yerinde olmadığı görülmüştür.Somut olayda, mahkemece, aktüerya bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişi ...  Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi bilirkişi listesinde aktüerya bilirkişisi olanlar arasından seçilmiş olduğundan, davalı  ...  AŞ vekilinin, mahkemece hükme esas alınan bilirkişinin aktüerya raporu düzenleme hususunda yetkin olmadığına yönelik istinafının yerinde olmadığı görülmüştür.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden 19/12/2017 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle davacıya SGK'nın 05/02/2021 tarihli yazısından 12.566,91 TL geçici işgöremezlik ödeneği ödemesinin yapıldığının mahkemeye bildirilmiş ve aktüerya bilirkişi tarafından davacı için hesaplanan 16.216,50 TL geçici işgöremezlik tazminatından bu bedelin mahsup edildiği ve mahkemece bakiye geçici işgöremezlik tazminatı olarak 3.649,59 TL'ye hükmedilmiş olmakla, SGK tarafından ödenmiş olan bedelin hesaplanan tazminatta dikkate alındığı anlaşılmış olup, davalı  ...  Aş. vekilinin SGK.tarafından davacıya yapılmış olan ödemelerin mahsup edilmediği yönündeki istinafının yerinde olmadığı görülmüştür.01/06/2015 tarihinden önce meydana gelmiş olan trafik kazalarında cismani zarar ve destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında Yargıtayca PMF - 1931 yaşam tablosu esas alınıyor ve %10 artırım %10 iskonto yöntemiyle zarar görenlerin tazminat alacağı hesaplanıyordu. 01/06/2015 tarihinde yeni Genel Şartların yürürlüğe girmesiyle birlikte, 01/06/2015 tarihinden sonra meydana gelen ve 01/06/2015 tarihinden sonra düzenlenmiş olan poliçelerde PMF 1931 yaşam tablosu ve %10 artırım %10 iskonto yönteminden vazgeçilerek poliçelerin eki niteliğindeki genel şartlar gereğince tazminat hesabında TRH - 2010 yaşam tablosu ve 1,8 Teknik Faiz yöntemi kullanılmaya başlanıldı. Anayasa Mahkemesi’nin 17/07/2020 tarih 2019/40 Esas 2020/40 Karar sayılı kararıyla 2918 sayılı KTK’nın 90. ve 92. maddelerinde “genel şartlara” atıf yapan cümlelerin iptaline karar verilmiş ve bu karar 09/10/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasıyla birlikte, Yargıtay 17. Hukuk Dairesince zarar görenlerin cismani zarar ve destekten yoksun kalma tazminatı alacağının hesaplanmasında TRH 2010 ve %10 artırım %10 iskonto yöntemi benimsenmiş olup  TRH 2010 yaşam tablosunun uygulamasından vazgeçilmemiştir.  (Yargıtay 17.HD.’nin 2019/5206 E. 2020/8874 K. 22/12/2020 tarihli ilamı)Somut olayda, trafik kazası 19/12/2017 tarihinde gerçekleşmiş olup, davacının sürekli işgöremezlik tazminatının  aktüerya bilirkişisi tarafından muhtemel bakiye ömrün TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenip, davacının bilinen son gelirinin her yıl için %10 artırım %10 iskonto edilmesi yöntemi esas alınmak suretiyle hesaplanmış olması ve ilk derece mahkemesince bu bilirkişi raporunun hükme esas alınması suretiyle karar verilmiş olması isabetli olmuş olup, davalı sigorta vekillerinin TRH 2010 yaşam tablosu ve 1,8 teknik faiz uygulanmak suretiyle sürekli iş göremezlik tazminatının hesaplanması gerektiği yönündeki istinafının yerinde olmadığı görülmüştür.Trafik kazası neticesinde zarar meydana gelmesi halinde, zarar görene karşı, aracın sürücüsü kusur sorumluluğu gereğince, aracın işleteni kusursuz sorumluluk gereğince, ZMMS ve İhtiyari Mali Mesuliyet (İMMS) sigorta şirketi ise poliçeden kaynaklı sözleşme sorumluluğu gereğince müteselsilen sorumlu olacaktır. Araç sürücüsü, işleteni, ZMMS ve İMMS arasındaki dava arkadaşlığı zorunlu dava arkadaşlığı olmayıp, ihtiyari dava arkadaşlığı olduğundan, zarar gören, tahsil kabiliyeti en güçlü sorumluya karşı dava ve icra takibi yoluna başvurabileceği gibi sorumluların tamamına karşı da dava ve icra takibi yoluna başvurabilecektir. Zarar görenin, sigortaya başvurma mecburiyeti olmayıp, zararını sürücü ve işletenden talep etme hakkı mevcuttur.Davanın dayanağı olay trafik kazası olup, KTK'nın 88. maddesi gereğince \"Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” Yani işletilen bir aracın neden olduğu kaza sonucu araç sürücüsü, işleten ve sigorta şirketi ve varsa başka sorumlular müteselsilen sorumludur. Müteselsil sorumluluk \"dış ilişkide\" TBK 61. maddesinde; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.”  şeklinde düzenlenmiştir.Buna göre, araç işletenin sorumluluğunun dayanağı 2918 sayılı KTK'nın 85. maddesi, zorunlu mali sorumluluk sigortasının sorumluluğu aynı kanunun 91. maddesi sürücünün sorumluluğu TBK'nın 49. maddesi ve ev başkanın sorumluğu ise TMK'nın 369. maddesidir.Müteselsil sorumlular arasındaki ilişki ise aynı zarardan çeşitli nedenlerden dolayı sorumlu olma halidir. Zarar gören, zarar miktarının tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların tamamından, dilerse yalnız birinden isteyebilecek, talebini, isterse tüm sorumlulara karşı bir arada tek dava ile isterse ayrı ayrı açacağı davalar ile ileri sürebilecektir.Somut olayda, trafik kazası neticesinde zarar gören davacı ...  plaka sayılı aracın içerisinde yolcu olup, trafik kazasının meydana gelmesinde sürüş kurallarına ilişkin etkin bir kusuru olmadığı gibi zararın artmasına sebebiyet vermiş olan herhangi bir müterafik kusurları da olmadığından, trafik kazası nedeniyle oluşan zararlarının tamamını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesi ve 163. maddesi uyarınca, trafik kazasına sebebiyet vermiş olan  ...  plaka sayılı ve ...  plaka sayılı aracın işleteni, sürücüsü ve ZMMS'inin her birisinden, bir kaçından yada yalnızca birisinden talep edebilir, zarar gören davacı bu hususta seçimlik hakka sahip olup, davacıya kusur oranından ya da sorumluluğundan daha fazla ödeme yapan davalı müteselsil ilişkide 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 62. ve 167. maddesi uyarınca şartları varsa rücu edebilecektir. Bu durumda, trafik kazasının meydana gelmesinde kusuru olmayan davacının bilirkişi tarafından tespit edilen maddi tazminatının tamamından müteselsil sorumluluk gereğince, her iki aracın işleteni, sürücüsü ve ZMMS'i, ZMMS'nin poliçe limitini aşan durumlarda varsa İMMS'i davacıya karşı birlikte sorumlu olup, davacı tarafça bunlardan birisine, bir kaçına ya da tamamına karşı dava ve icra takibi yapmakta seçimlik hakka sahip olduğu kanaatine varılmış olmakla, davalı ...  Aş. vekilinin, ... plaka sayılı aracın sürücüsünün kusuru oranında tazminattan sorumlu olduğu, tazminatın tamamından sorumlu olmadığı  yönündeki istinafının yerinde olmadığı görülmüştür. Dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72/1 maddesine göre de zamanaşımı süresi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yıldır.   Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu \"eksik bir borç\" haline dönüştürür ve \"alacağın dava edilebilme özelliği\"ni ortadan kaldırır.Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.6098 Sayılı TBK 154. Maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir.Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, \"Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.\" kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)6098 sayılı TBK'nın 49. maddesi maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde haksız fiilden zarar görenin, bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir. Aynı doğrultuda, 2918 sayılı KTK'nın 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddenin özellikle 2. fıkrasında \"dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa\" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3. kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir.Görüldüğü gibi, TBK'nın 72. ve 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı ve miktarları yönünden birbirine paraleldir.2918 sayılı Kanunun anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 5.6.2015 gün 2014/17-2198 2015/1495 sayılı kararı ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.)2918 sayılı KTK'nın “Zamanaşımı” başlıklı 109. maddesi;“...Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.<br>Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur.Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.” hükmünü içermektedir.Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; trafik kazası neticesinde ceza davası açıldığı ve yapılan yargılama neticesinde dava dışı ... plaka sayılı araç sürücüsü  ...  ile  ... plaka sayılı araç sürücüsü   ... 'in cezalandırılmasına karar verildiği, yapılan eylemin aynı zamanda suç teşkil etmesi nedeniyle zamanaşamı süresinin 19/12/2017 tarihinden itibaren sekiz yıl olduğu, davacı tarafça davanın zamanaşımı süresi içerisinde 19/01/2019 tarihinde açılmış olduğu anlaşılmakla, davalı  ... AŞ vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı görülmüştür.Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, manevi zarar; mutlak  hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan  kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze  uğrayan kişi, uğradığı manevi  zarara  karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü  mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)Somut olayda, taraflar arasında yaşanan olayın oluş şekli, olay tarihi, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü ile yukarıda ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın uygun olduğu kanaatine varılmış olmakla, davalı ...  AŞ vekilinin manevi tazminata hükmedilmemesi gerektiği yönündeki istinafının yerinde olmadığı  görülmüştür.Trafik kazasına dayalı alacak, trafik kazasının meydana gelmiş olduğu tarih itibariyle muaccel olur. Ancak trafik kazasında düzenlediği poliçe nedeniyle sorumluluğu olan sigorta açısından sorumluluk haksız fiil sorumluluğu olmadığından, poliçeye dayalı alacak yönünden sigortaya başvuru tarihinden itibaren 8 işgünü geçtikten sonra alacak muaccel hale gelecek, başvuru yapılmaması ya da başvuru yapılmasına rağmen birtakım belgelerin sigortaya temin edilerek verilmemiş olması sonucunda dava açılması halinde ise sigorta açısından dava tarihi itibariyle alacak muaccel hale gelecek ve faiz bu muaccel tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.Somut olayda, trafik kazasından doğan alacağın kaza tarihi itibariyle muaccel olduğu ve davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmış ve sigorta şirketlerine dava açılmadan önce davacı tarafça usulune uygun başvuru yapılmış olduğu hususu dikkate alınmak suretiyle, alacağa davalı işleten ...  AŞ yönünden kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesi, davalı sigorta şirketi ...  AŞ için temerrüt tarihi olan 14/12/2018 tarihinden itibaren, davalı  ... AŞ. için temerrüt tarihi olan 30/04/2019 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi doğru görülmüş olup, davalı...  AŞ ve ...  AŞ vekillerinin dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği yönündeki istinaflarının yerinde olmadığı görülmüştür.Sigortanın davalı olması otomatik olarak trafik kazasını ticari iş haline getirmeyecek olup, trafik kazasına karışan aracın ticari olup olmadığına bakılacak, aracın ticari olması halinde alacağa ticari avans faiz oranları, aracın ticari olmaması halinde ise alacağa yasal faiz oranları uygulanacaktır. İşletilecek faiz türünün tespitinde, zarara neden olan aracın trafik kaydı ve kaza tarihindeki gerçek kullanım amacının değerlendirilmesi, bu değerlendirme neticesinde aracın kullanım amacının hususi olması durumunda yasal faize, ticari olması ve avans faizi talebi bulunması halinde avans faizine hükmedilmesi gerekmektedir.Somut olayda, trafik kazasının meydana gelmesine sebebiyet veren  ... plaka sayılı aracın otobüs olup ticari olması,  ...  plaka sayılı aracın davalı  ...  AŞ'ye ait  otomobil olduğu anlaşılmakla birlikte; dosya kapsamından aracın ticari amaçla kullanıldığı anlaşıldığından, mahkemece ticari avans faize hükmedilmesi isabetli olup, davalı ... AŞ vekilinin ve davalı ... AŞ vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı görülmüştür.<br>Yukarıda izah edilen sebeplerle ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı anlaşılmakla, davalılar  ... AŞ vekilinin,  ...  AŞ vekilinin ve  ...  AŞ vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;<br>1-) Davalılar  ...  AŞ,  ...  AŞ ve ...  AŞ'nin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, <br>2-) a) İstinaf başvurusu nedeniyle maddi tazminat davası yönünden alınması gereken 15.099,24 TL istinaf karar harcından davalılar tarafından başvuru sırasında peşin yatırılan 11.324,43 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 3.754,81 TL istinaf karar  harcının istinaf eden davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>b) İstinaf başvurusu nedeniyle manevi tazminat davası yönünden alınması gereken 1.366,20 TL istinaf karar harcından davalı ...  AŞ tarafından başvuru sırasında peşin yatırılan 341,55 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 1.024,65 TL istinaf karar  harcının istinaf eden davalı ...  AŞ'den alınarak Hazineye irat kaydına,<br>3-) İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>4-) İstinaf kanun yoluna başvuran davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına,<br>5-) İstinaf yargılaması bakımından istinaf kanun yoluna başvuran davalılar tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının HMK'nun 333. maddesi, Yönetmeliğin 207/1. maddesi ve HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi hükümleri uyarınca yatırana iadesine,<br>Dair, tarafların yokluğunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davalılar  ...  AŞ ve ...  AŞ yönünden kesin, davalı ... AŞ yönünden 6100 sayılı HMK md. 361/1 uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay  nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 14/12/2023<br>\t\t\t\t<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"979707bdfdc2cb5d","SID":"5d82f3b66fb2b9f3"}}